658
Hey'et‑i Vekileye ve Milletvekilleri Riyâsetine Cüz'î, Fakat Ehemmiyetli Bir Ma'ruzâtımdır
Otuz seneden beri hayat‑ı siyâsiyeden çekildiğim hâlde, bu sırada bir defaya mahsûs olarak, vatanî ve millî ve âsâyişî bir mes'eleyi beyân ediyorum. Şöyle ki:
Çok emârelerle kat'î kanâatimiz geldi ki; anarşilik hesabına bana ve bu Emirdağı kasabasına ve dolayısıyla bu vatana bir sû‑i kasd var ki, bir habbeyi kubbeler ve bir sinek kanadı kadar ehemmiyeti olmayan bir hâdiseyi dağ gibi gösterip, sükûnete muhtaç olan bu vatanda beni bahâne edip, anarşilik hesabına ve bir ecnebî plânıyla bize, yani bîçâre vatandaşlarımızı i'dâm‑ı ebedîden ve şübehât‑ı uhreviyeden kurtarmağa çalışan Nur Şâkirdlerine, bütün bütün kanunsuz ve keyfî hücum edildi. Pek zâhir bir garaz ile evhâm yüzünden, baruta ateş atmak gibi, bu vatana ve âsâyişe beni bahâne edip sû‑i kasd edildi. Şöyle ki:
Üç mahkeme, yirmi senelik mektûblarımı ve kitaplarımı ve hâllerimi inceden inceye tedkikten sonra, bize ve kitaplarıma berâet verdiği hâlde ve üç seneden beri te'lifâtı terkettiğim ve haftada ancak bir mektûb yazabildiğim ve mecbur olmadan herbiri bir gün nöbetle zarûrî hizmetimi yapan üç‑dört terzi çırağından başka kimseyi kabûl etmediğim hâlde ve serbestiyet verildiği ve memleketime gitmediğim hâlde, hiç ömrümde görmediğim bir tarzda ve resmî bir sûrette beni hiddete getirip bir hâdise çıkarmak için, tahkîr ve ihanet kasdıyla, kanunsuz ve garazla, beni taharrî ile kapımın kilidini kırıp, Kur'ânımı ve Arabî levhalarımı evrak‑ı muzırra gibi alıp götürmekle beraber, adliyenin mühim bir memuru, resmen buradaki memurlara âmirâne demiş ki: “Said’i iki jandarma ile teşhîr sûretinde çıkarıp, zorla başına şapka giydirip, öylece ifâdeye getirmeliydiniz. Hem ona yanaşanları tutunuz.” diye, ehemmiyetli bir mecliste ve ayn‑ı hakikat olan ifâdemi okudukları vakit söylemiş. Bunda şek ve şübhe kalmadı ki; beni tahkîr ve ihanet edip, hiddete getirip, âsâyişi bozmak garazı takib ediliyor.
659
Cenâb‑ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki, binler haysiyet ve şerefimi bu vatandaki bîçârelerin istirahatine ve onlardan belâların def'ine fedâ etmek için bana bir hâlet‑i rûhiyeyi ihsân eylemiş ki; ben de, onların yaptığı ve niyetinde bulundukları tahkîrat ve ihanetlere karşı tahammüle karar vermişim. Bu milletin âsâyişine, hususan masûm çocukların ve muhterem ihtiyarların ve bîçâre hastaların ve fakirlerin dünyevî istirahatlerine ve uhrevî saâdetlerine binler hayatımı ve binler şerefimi fedâ etmeye hazırım…
İşte, sinek kanadını dağ gibi yaptıklarının bir emâresi şu ki; benim gibi gurbette, hasta, ihtiyar, zaîf, tek başına bulunan bir adam için, on gün zarfında beş defa Afyon Vâlisi ve Emniyet Müdürü ve iki defa Afyon Müddeiumumîsi benim için buraya gelmesi ve iki günde, herbir günde beş tayyare benim gezdiğim yerlerde beni nezâret altına alması ve beş polis hafiyesinin burada bana tarassud edenlere ilâve edilip, ahvâlimi tecessüs etmek için gönderilmesi ve postahânelere, bana ait mektûbların müsâderesi için resmen emir verilmesi gösteriyor ki, Şeyh Said ve Menemen hâdisesinin on misli bir hâdiseyi evhâmla düşünmüşler. Habbeyi kubbe söylemişler ki, böyle bir vaziyet alıyorlar! Benim eski hayatımı zannedip, ihanetle hiddete gelecek tahmin etmişler. Bil'akis aldandılar.
Biz, bütün kuvvetimizle anarşiliğe bir Sedd‑i Zülkarneyn gibi bir Sedd‑i Kur'ânî te'sisine çalışıyoruz. Bize ilişenler, anarşilik ve belki komünistliğe zemin ihzar ediyorlar.
Evet, eğer eski hayatım gibi, izzet‑i ilmiyeyi muhâfaza etmek için hiçbir hakareti kabûl etmemek olsaydı ve vazife‑i hakîkiyesi, sırf âhiret ve ölümün i'dâm‑ı ebedîsinden Müslümanları kurtarmak vazifesi olmasaydı ve bana ilişenler gibi sırf dünyaya ve menfî siyasete çalışmak olsaydı, on Menemen, on Şeyh Said hâdisesi gibi bir hâdiseye, o anarşilik hesabına çalışanlar sebebiyet vereceklerdi.
660
Hem, üç mahkeme ve yirmi senede kaç vilâyetin zâbıtaları, kıyafetime kanunca ilişmedikleri ve mâzûriyetim ve inzivama binâen, tebdil‑i kıyafetime hiçbir ihtar olmadığı hâlde, böyle keyfî, kanunsuz, cebren ahâli içinde başıma şapkayı giydirmeye çalışmak, kırk seneden beri bu vatanda, hususan îmân‑ı tahkîkî dersinde kardeşâne alâkadar olan yüz binler adam, pek büyük bir heyecan içinde zemini hiddete getirip, emsâlsiz ağlamağa vesile olacaktı.
Zâten ecnebî parmağıyla, güyâ hakkımda teveccüh‑ü âmmeyi kırmak fikriyle, damarlarıma dokunacak kanunsuz muâmelelerin mezkûr maksad için yapıldığına, çok emârelerle kat'î kanâatimiz geldi. Fakat Cenâb‑ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki; benim gibi kabir kapısında, alâkasız, dünyadan usanmış, hürmetten, teveccüh‑ü âmmeden kaçmış ve şân ü şeref ve hodfürûşluk gibi riyâkârlıklara hiçbir meyli kalmamış bir vaziyette iken, bunların bana karşı kanunsuz ihanetlerinin hiçbir ehemmiyeti kalmadı; Cenâb‑ı Hakk’a havâle ediyorum. Bana lüzumsuz evhâm yüzünden eziyet edenlerin yakında ölümle i'dâm‑ı ebediyeye giriftâr olacaklarını düşünüp, hakikaten acıyorum.
Yâ Rabbî, onların îmânını Risale‑i Nurla kurtar! İ'dâm‑ı ebedîden, sırr‑ı Kur'ân’la terhis tezkeresine çevir! Ben de onlara hakkımı helâl ediyorum!‥
Said Nursî
661
Üstad’ın Mâhiyetini Ta'rif Eden Ayn‑ı Hakikat Bir İfâde
Bediüzzaman Said Nursî’nin ders ve irşadıyla hakikate ulaşan ve Nur hizmetinde çok kıymetdâr ve yüksek hizmetleri sebkat eden kahraman ve hàlis bir talebenin, Üstad’ın mâhiyetini ta'rif eden ayn‑ı hakikat bir ifâdesidir.
Bu günde, mele‑i a'lânın arzda medâr‑ı sürûru.
Bu günde, sekene‑i arzın mele‑i a'lâda medâr‑ı iftiharı.
Bu günde, Habîbullâh’ın medâr‑ı nazarı.
Bu günde, Müslümanlığın sertâcı.
.
Bu günde, hak tarîklerin şahı,
Bu günde, hakikatlerin imâmı,
Hem bu günde, Mahbûb‑u Hudâ,
Hem bu günde, allâme‑i asır.
.
Hem bu günde, zulmetin nuru,
Hem bütün günlerde serdar‑ı hidayet,
Hem Molla Saidi'n‑Nursî,
Hem Bediüzzamanü'l‑Fahrü'd-devrânî…
Husrev
662
Merhum Hasan Feyzi’nin Risale‑i Nur Hakkındaki Manzûmesi
﴿﷽﴾
﴿وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ﴾ Âyetinin Veraset‑i Ahmediye (A.S.M.) cihetinde, mânâ‑yı işârî noktasında, bu asırda O Rahmeten li'l‑âlemîn’in bir âyinesi ve hakikat‑i Kur'âniyenin bir hakîki tefsiri olan Risale‑i Nur, o küllî rahmetin bir cilvesi, bir nümûnesi olmasından; Hakikat‑i Muhammediye’nin (A.S.M.) bir kısım evsâfı, mânâ‑yı mecâzî ile cüz'î bir vârisine verilebilir diye, bu parlak kasideye ilişmedim. Yalnız hakikat‑i Ahmediye (A.S.M.) âyinesinin farkına işâreten bazı kelimeler ilâve edildi.
Said Nursî
Huzur bulur bugün seninle âlem;
Ey bu asırda Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
Sürûr bulur bugün seninle âdem,
Ey bir Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Bu hasta gönüller çoktan perîşan;
Varsa sende eğer Lokman’dan nişan;
Bir şifâ sun, gel ey mahbûb‑u zîşan,
Ey cilve‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Gelmez mi sonu bu uzun hecenin,
Geçmez mi gamı bu yaslı gecenin,
Zâri arttı, sabrı bitti nicenin,
Ey cilve‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
663
Fahr‑i Âlem, Arş’tan bu yere indi;
Şah‑ı Velâyet gelip Düldül’e bindi;
Zülfikàr’a bugün artık “Nur” dendi,
Ey bu zamanda Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
……………………………
.
Dertlere dermansın, mahbûb‑u cansın;
Hem câmiü'l‑Esmâ ve'l-Kur'ân’sın;
Hem de Nur‑u Hak’tan bize ihsânsın,
Ey bir Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Bu âlemde madde değil, bir özsün;
Her zerreden bakan bütün bir gözsün;
Kâinâtı hayran eden bütün bir yüzsün,
Ey misâl‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
………………………………………………
.
Çünkü sensin bu asırda Rahmeten li'l‑âlemîn’in cilvesi.
Çünkü sensin şimdi Şefîu'l‑müznibîn’in vârisi.
Ağisna yâ Gıyâse'l‑müstağîsîn, bir duâsı,
Ey şu'le‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Şifâ bulsun şimdi biraz yaramız,
Revâc bulsun geçmez olan paramız;
Saç nurunu, aka dönsün karamız,
Ey ziyâ‑yı Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
……………………………………
.
Meylimiz yok yalancı bir dünyaya,
Son verdik biz bid'alara, riyâya;
Kapılmayız öyle kuru hülyaya,
Ey bir hakikat‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
664
Yok bizde cem'iyet kurma hülyası,
Yok başka bir yola gitme sevdâsı;
Olduk, ancak nurun dertli şeydâsı,
Ey dertlilere Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
………………………………………
.
Geçmişiz hep medihlerden senâdan,
Yüz çevirdik servetlerden gınâdan;
Nur isteriz, geçmeden bu fenâdan,
Ey bu asırda Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
………………………………………
.
Âşıkların, arşa çıkan feryâdı,
Ağlatıyor o pâk rûhlu ecdâdı;
Allah için eyle bize imdâdı,
Ey muhtaçlara Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Gökler saldı belâ, yer verdi belâ,
Sarstı âfâkı bir acı vâveylâ,
Rahmet et âleme ey Nur‑u mevlâ!
Ey cilve‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Bir yanda sel var, bir yanda kan akar,
Bu belâ ateşi âlemi yakar;
Ağlayan bu beşer hep sana bakar,
Ey nümûne‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Çevrildi ateşle bu koca dünya,
Bir Cehennem gibi kaynadı deryâ!
Yetiş imdâda ey şah‑ı evliyâ!
Ey bu zamanda Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
………………………………………
.
Zındıkaya, küfre karşı saldırdın,
Gönüllerden kederleri kaldırdın,
Bizi nurun deryâsına daldırdın,
Ey bîçârelere Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
665
Kaldıramaz sana asla kimse el,
Bağlıyoruz bizler sana candan bel;
Dünyalara sensin ümîd ve emel,
Ey ziyâ‑yı Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Sen ordu kurmazsın erle, uşakla,
Savaşmazsın öyle, topla, bıçakla;
Nurunla şu asrı tutup kucakla,
Ey şimdi Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Bitsin de, bu korkunç tûfân‑ı şedîd,
Açılsın yepyeni bir devr‑i mes'ûd;
Onsekizbin âlem eylesin hep îd,
Ey ehl‑i Kur'ân’a Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Geliyor şu karşıdan gerçi bir zulmet,
Fakat sensin bugün atâ‑yı rahmet,
Boğacaksın onu nurunla elbet,
Ey bir Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Kızıl ejder yuvamıza girmesin,
Zehirli eli yakamıza ermesin;
Karşı durup nurun fırsat vermesin,
Ey seyf‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Kara duman üstümüzden dağılsın,
Kızıl alev sönüp âlem ayılsın,
Bu zaferin haşre kadar anılsın,
Ey Zülfikàr‑ı Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
O soydandır nice canlar yakanlar;
O soydandır evler barklar yıkanlar,
O soydandır sana kinle bakanlar,
Ey hüccet‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
666
Masûmların kanlarını içerler!
Ebû Cehl’i, Nemrudları geçerler,
Ölümlerden ölümleri seçerler,
Ey şimdi bir Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Bir mikrop ki, ciğerleri dişliyor,
Kanımızla kendisini besliyor;
Temiz yurdu telvîs edip pisliyor,
Ey bir eczâhâne‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Gâzilerin, fâtihlerin konağı,
Seyyidlerin, serverlerin otağı,
Bu vatandır, şehîdlerin yatağı;
Ey cilve‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
O şehîdlerin, ala dönmüş kefeni;
Miskler kokar, güle benzer bedeni,
Öper melekler de nurlu na'şını,
Ey cilve‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Kur'ân diyor; ölmemiştir, diridir‥
Herbirisi, Hakk’ın arslan eridir!
Türbeleri yürekleri titretir,
Ey âyine‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Armağansın çünkü asîl millete,
Düşmeyelim bir gün bile zillete,
Götür bizi şânlı büyük devlete,
Ey misâl‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Eyleyeler nurun ile hep savlet,
Zaferlerle şânlar bulur bu millet,
Şarka, garba ziyâ salsın bu devlet,
Ey bizlere Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
667
Nurdan kanadın, hem sağlam kolun var,
Nurdan senin Hakka giden yolun var.
Kabûl et bir kemter Feyzi kulun var,
Ey bu asırda Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Üstadım, Efendim Hazretleri!
﴿وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ﴾ âyetinin nurlarından, nurun sâyesinde alabildiğim bir zerreyi bu şekilde yazdım ve huzur‑u irfanınıza sundum. Kabûlünü ricâ eder, selâmlarımızı sunar ve mübârek ellerinizden öperiz.
Bîçâre TalebenizHasan Feyzi (Rahmetullâhi aleyhi ebeden dâima)
668
Merhum Hasan Feyzi, Nurlardan Aldığı Hakikat Dersini, Nurlara İşâret Ederek Güzel Tanzim Etmiş
Merhum Hasan Feyzi, nurlardan aldığı hakikat dersini, nurlara işâret ederek güzel tanzim etmiş. Lâhikaya girsin.
Said Nursî
Güzel oku! Her zerrede coşkun birer mânâ var,
Derd ehline bu mânâda canlar sunan edâ var.