608
Sûreten görüşmediğimizden merak etmeyiniz. Bizler ma'nen her zaman görüşüyoruz
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim ve Hapis Arkadaşlarım!
Evvelâ: Sûreten görüşmediğimizden merak etmeyiniz. Bizler ma'nen her zaman görüşüyoruz. Benim ehemmiyetsiz şahsıma bedel Nurdan elinize geçen hangi risaleyi okusanız veya dinleseniz benim âdi şahsım yerine Kur'ânın bir hàdimi haysiyetiyle beni o risale içerisinde görüp sohbet edersiniz. Zâten ben de sizinle bütün duâlarımda ve yazılarınızda ve alâkanızda hayâlimde görüşüyorum ve bir dâirede beraber bulunmamızdan her vakit görüşüyoruz gibidir.
Sâniyen: Bu yeni Medrese‑i Yûsufiye’deki Risale‑i Nurun yeni talebelerine deriz: Kuvvetli hüccetlerle hattâ ehl‑i vukûfu da teslîme mecbur eden İşârât‑ı Kur'âniye ile “Nurun sâdık şâkirdleri îmân ile kabre girecekler.”
“Hem şirket‑i maneviye-i Nuriyenin feyziyle herbir şâkird derecesine göre umum kardeşlerinin manevî kazançlarına ve duâlarına hissedar olur. Güyâ âdeta binler dil ile istiğfar eder, ibâdet eder.”
Bu iki fâide ve netice, bu acîb zamanda bütün zahmetleri, sıkıntıları hiçe indirir; pek çok ucuz olarak o iki kıymetdâr kârları sâdık müşterilerine verir.
Said Nursî
Afyon Müdafaanâmesinin Hem Bize, Hem Bu Nurlara, Hem Bu Memlekete, Hem Âlem‑i İslâma Alâkadar Ehemmiyetli Hakikatleri Var
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Afyon müdafaanâmesinin hem bize, hem bu Nurlara, hem bu memlekete, hem Âlem‑i İslâma alâkadar ehemmiyetli hakikatleri var.
Her hâlde bunu yeni hurûfla beş‑on nüsha çıkarmak lâzımdır, tâ Ankara makàmâtına gönderilsin. Bizi tahliye ve tecziye etseler de hiç ehemmiyeti yok. Şimdi vazifemiz; o müdafaâttaki hakikatleri hem hükûmete, hem adliyelere, hem millete bildirmektir. Belki de kader‑i İlâhî bizi bu dershâneye sevketmesinin bir hikmeti de budur.
Mümkün olduğu kadar çabuk makine ile çıksın. Bizi bugün tahliye etseler, biz yine onu bu makàmâta vermeğe mecburuz. Sizi aldatıp te'hir edilmesin, artık yeter! Aynı mes'ele için onbeş senede üç defa bu eşedd‑i zulüm ve bahâneler ve emsâlsiz işkencelere karşı son müdafaamız olsun.
609
Mâdem kanunen kendimizi müdafaa etmek için sâbık mahkemelerde makineyi bize vermişler, burada o hakkımızı bizden hiçbir kanunla men'edemezler. Eğer resmen çare bulmadınız ise, hariçten bizim avukat herşeyden evvel bunun – makine ile – beş nüshasını çıkarsın, hem sıhhatine çok dikkat edilsin.
Said Nursî
Bu Hapsi Bir Mübârek Dershâneye Çeviriniz
Azîz Yeni Kardeşlerim ve Eski Mahpuslar!
Benim kat'î kanâatim gelmiş ki, buraya girmemizin inâyet‑i İlâhiye cihetinde bir ehemmiyetli sebebi sizsiniz. Yani sizi, Nurlar tesellîleriyle ve îmânın hakikatleriyle sizi bu hapis musîbetinin sıkıntılarından ve dünyevî çok zararlarından ve boşu boşuna gam ve hüzün ile giden hayatınızı fâidesizlikten bâd‑i hevâ zâyi' olmasından ve dünyanızın ağlaması gibi âhiretinizi ağlamaktan kurtarıp tam bir tesellî size vermektir.
Mâdem hakikat budur, elbette siz dahi Denizli mahpusları ve Nur talebeleri gibi birbirinize karşı kardeş olmanız lâzımdır. Görüyorsunuz ki, bir bıçak içinize girmemek ve birbirinize tecâvüz etmemek için dışarıdan gelen bütün eşyanız ve yemek ve ekmeğinizi ve çorbanızı karıştırıyorlar. Size sadâkatle hizmet eden gardiyanlar çok zahmet çekiyorlar. Hem siz beraber teneffüse çıkmıyorsunuz, güyâ canavar ve vahşî gibi birbirinize saldıracaksınız.
İşte şimdi sizin gibi fıtrî kahramanlık damarını taşıyan yeni arkadaşlar, bu zamanda manevî büyük bir kahramanlık ile hey'et‑i idareye deyiniz ki: “Değil elimize bıçak, belki mavzer ve rovelver verilse, hem emir de verilse; biz bu bîçâre ve bizim gibi musîbet‑zede arkadaşlarımıza dokunmayacağız. Eskide yüz düşmanlık ve adâvetimiz dahi olsa da, onları helâl edip hatırlarını kırmamağa çalışacağımıza Kur'ânın ve îmânın ve uhuvvet‑i İslâmiye’nin ve maslahatımızın emriyle ve irşadıyla karar verdik.” diyerek bu hapsi bir mübârek dershâneye çeviriniz.
Nur talebelerinin Medrese‑i Yûsufiyede ictimâ'larının Bir Hikmeti
610
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Ehl‑i dünya bir siyasette ve bir san'atta ve bir vazifede, ya bir hayat‑ı ictimâiyeye ait bir hizmette ve hususî bir nev'i ticârette bulunan herbir tâifenin bir nev'i kongrede toplanması ve müzâkeresi gibi; îmân‑ı tahkîkî hizmet‑i kudsiyesinde bulunan Nur talebeleri dahi kader‑i İlâhiye’nin emriyle ve inâyet‑i Rabbâniye’nin tensibi ve sevkiyle bu Medrese‑i Yûsufiye kongresine gelmesinde inşâallâh pek çok kıymetdâr manevî fâide ve ehemmiyetli neticeler ihsân edilecek ve Nurun erkânları herbiri bir elif gibi tek başına bir yerde bir kıymeti varsa, bir elif üç elifle omuz omuza gelip hâlen görüşse bin yüzonbir olması gibi, bu ictimâ'da kıymeti ve inşâallâh kudsî hizmeti ve sevâbı bin olur‥ o elif elfün olur.
Şimdi Vaziyetimiz Şaka Kaldırmıyor
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bugün benim pencerelerimi mıhlamalarının sebebi, mahpuslarla murâfaa ve selâmlaşmamaktır. Zâhirde başka bahâne gösterdiler. Hiç merak etmeyiniz. Bil'akis benim ehemmiyetsiz şahsım ile meşgul olup Nurlara ve talebelerine çok sıkıntı vermediklerinden, beni cidden ve kalben onların şahsî ihanetler ve işkencelerle tâzib etmeleri, Nurların ve sizlerin bedeline olduğu ve bir derece Nurlara ilişmemeleri cihetinde memnunum ve sabır içinde şükrederim, merak etmiyorum. Siz dahi hiç müteessir olmayınız. Gizli düşmanlarımız memurların nazar‑ı dikkatini şahsıma çevirmesinden, Nurların ve talebelerinin selâmet ve maslahatları noktasında bir inâyet ve bir hayır var diye kanâatim var.
Bazı kardeşlerimiz hiddet edip dokunaklı konuşmasınlar, hem ihtiyatla hareket etsinler ve telâş etmesinler, hem herkese bu mes'eleden bahis açmasınlar. Çünkü, sâfdil kardeşlerimiz ve ihtiyata daha alışmayan yeni kardeşlerimizin sözlerinden mânâ çıkaran câsuslar bulunur. Habbeyi kubbe yapar, ihbar edebilir. Şimdi vaziyetimiz şaka kaldırmıyor.
611
Bununla beraber hiç endişe etmeyiniz. Biz inâyet‑i İlâhiye altındayız ve bütün meşakkatlere karşı kemâl‑i sabırla belki şükür ile mukàbele etmeğe azmetmişiz. Bir dirhem zahmet, bir batman rahmet ve sevâbı netice verdiğinden şükür etmeğe mükellefiz.
Said Nursî
Bütün Vazife‑i Müdafaâtı Nur Erkânlarına Bırakmağa Kalben Mecbur Oldum
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
İki ehemmiyetli sebeb ve bir kuvvetli ihtara binâen ben bütün vazife‑i müdafaâtı buraya gelen ve gelecek Nur erkânlarına bırakmağa kalben mecbur oldum. Hususan [ H, R, T, F, S ] (❋)
Birinci Sebeb: Ben hem sorgu dâiresinde, hem çok emârelerden kat'î bildim ki, bana karşı ellerinden geldiği kadar müşkülât yapmağa ve fikren onlara galebe etmemden kaçmağa çalışıyorlar ve resmen de onlara iş'âr var. Güyâ ben, konuşsam, mahkemeleri ilzam edecek derecede ve diplomatları susturacak bir iktidar‑ı ilmî ve siyâsî göstereceğim diye benim konuşmama bahânelerle mâni oluyorlar. Hattâ sorguda bir suâle karşı dedim: “Tahattur edemiyorum.” O hâkim taaccüb ve hayretle dedi: “Senin gibi fevkalâde acîb zekâvet ve ilim sâhibi nasıl unutur?”
Onlar Risale‑i Nurun hàrika yüksekliklerini ve ilmî tahkîkatını benim fikrimden zannedip dehşet almışlar. Beni konuşturmak istemiyorlar. Hem güyâ benim ile kim görüşse birden Nurun fedâkâr bir talebesi olur. Onun için beni görüştürmüyorlar. Hattâ Diyânet Reisi dahi demiş: “Kim Onunla görüşse, Ona kapılır‥ câzibesi kuvvetlidir.”
612
Demek şimdi işimi de sizlere bırakmağa maslahatımız iktiza ediyor. Ve yanınızdaki yeni ve eski müdafaâtlarım benim bedelime sizin meşveretinize iştirâk eder, o kâfîdir.
İkinci Sebeb: Başka vakte bırakıldı. Amma ihtar‑ı manevînin kısa bir işâreti şudur: Bana yirmibeş sene siyaseti ve gazeteleri ve sâir çok fânî şeyleri terkettiren ve onlarla meşguliyeti men'eden gayet kuvvetli bir vazife‑i uhreviye ve te'sirli bir hâlet‑i rûhiye benim bu mes'elenin teferruâtıyla iştigâl etmeme kat'iyyen mâni oluyorlar. Sizler, bazen arasıra iki da'vâ vekilinizle meşveretle benim vazifemi dahi görürsünüz.
Nur Şâkirdlerinin Hàsları, Bu Vazifeni Her Vakit Yapıyorlar
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Şimdi namazda bir hâtıra kalbe geldi ki; kardeşlerin, ziyâde hüsn‑ü zanlarına binâen, senden maddî ve manevî ders ve yardım ve himmet bekliyorlar. Sen nasıl dünya işlerinde hàsları tevkîl ettin, erkânların meşveretlerine bıraktın ve isabet ettin. Aynen öyle de; uhrevî ve Kur'ânî ve îmânî ve ilmî işlerinde dahi Risale‑i Nuru ve şâkirdlerinin şahs‑ı manevîlerini tevkîl eyle; o hàlis, muhlis hàsların şahs‑ı manevîleri senden çok mükemmel o vazifeni kendi vazifeleriyle beraber yaparlar. Hem dâima da şimdiye kadar yapıyorlar. Meselâ, seninle görüşen muvakkat bir dirhem ders ve nasihat alsa, Risale‑i Nurdan, bir cüz'ünden yüz dirhem ders alabilir. Hem senin yerinde ondan nasihat alır, sohbet eder.
Hem Nur şâkirdlerinin hàsları, bu vazifeni her vakit yapıyorlar. Ve inşâallâh pek yüksek bir makamda bulunan ve duâsı makbûl olan onların şahs‑ı manevîleri, dâimî beraberlerinde bir üstad ve yardımcıdır diye rûhuma hem tesellî, hem müjde, hem istirahat verdi.
Bu İki Gün Zarfında İki Küçük Patlak Tesâdüfe Benzemiyor
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bu iki gün zarfında iki küçük patlak, zâhirî hiçbir sebeb yokken acîb, mânidâr bir tarzda olması tesâdüfe benzemiyor.
613
Birincisi: Koğuşumda muhkem demirden olan soba birden kuvvetli tabanca gibi ses verip aşağısındaki kalın ve metîn demiri bomba gibi patladı, iki parça oldu. Terzi Hamdi korktu, bizi hayret içinde bıraktı. Hâlbuki çok defa kışta taş kömürü ile kızgın kırmızılaştığı hâlde tahammül ediyordu.
İkincisi: İkinci gün Feyzilerin koğuşunda hiçbir sebeb yokken birden su testisi üstünde duran bardak acîb sûrette parça parça oldu.
Hâtıra geliyor ki; inşâallâh bize zarar dokunmadan, aleyhimizdeki dehşetli bombaları Ankara’nın altı makàmâtına gönderilen müdafaât nüshaları patlattırdılar, bize zarar vermeden aleyhimize ateşlenen ve kızışan hiddet sobası iki parça oldu. Hem ihtimal var ki; mübârek soba, benim teessürâtımı ve tazarruâtımı dinleyen tek ve menfaatli arkadaşım bana haber veriyor ki: “Bu zindân ve hapishâneden gideceksin, bana ihtiyaç kalmadı…”
Sizin Hesabınıza Bir Telâş, Bir Hüzün Bana Geldi
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bugün manevî bir ihtar ile sizin hesabınıza bir telâş, bir hüzün bana geldi. Çabuk çıkmak isteyen ve derd‑i maîşet için endişe eden kardeşlerimizin hakikaten beni müteellim ve mahzûn ettiği aynı dakikada bir mübârek hâtıra ile bir hakikat ve bir müjde kalbe geldi ki:
Beş günden sonra çok mübârek ve çok sevâblı ibâdet ayları olan şühûr‑u selâse gelecekler. Her hasenenin sevâbı başka vakitte on ise, Receb‑i Şerîfte yüzden geçer, Şâbân‑ı Muazzamda üçyüzden ziyâde ve Ramazan‑ı Mübârekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle‑i Kadir’de otuzbine çıkar. Bu pek çok uhrevî fâideleri kazandıran ticâret‑i uhreviyenin bir kudsî pazarı ve ehl‑i hakikat ve ibâdet için mümtâz bir meşheri ve üç ayda seksen sene bir ömrü ehl‑i îmâna te'min eden şühûr‑u selâseyi böyle bire on kâr veren Medrese‑i Yûsufiye’de geçirmek, elbette büyük bir kârdır. Ne kadar zahmet çekilse ayn‑ı rahmettir.
614
İbâdet cihetinde böyle olduğu gibi, Nur hizmeti dahi nisbeten – kemiyet değilse de keyfiyet itibariyle – bire beştir. Çünkü bu misâfirhânede mütemâdiyen giren ve çıkanlar, Nurun derslerinin intişarına bir vâsıtadır. Bazen bir adamın ihlâsı, yirmi adam kadar fâide verir. Hem Nurun, sırr‑ı ihlâsı; siyasetkârâne kahramanlık damarını taşıyan, Nurun tesellîlerine pek çok muhtaç bulunan mahpus bîçâreler içinde intişarı için bir parça zahmet ve sıkıntı olsa da, ehemmiyeti yok.
Derd‑i maîşet ciheti ise: Zâten bu üç ay âhiret pazarı olmasından herbiriniz çok şâkirdlerin bedeline, hattâ bazınız bin adamın yerinde buraya girdiğinden, elbette sizin haricî işlerinize yardımları olur diye tamamıyla ferâhlandım ve bayrama kadar burada bulunmak büyük bir ni'mettir bildim.
Said Nursî
Bütün Hücumları, Şahsımı Çürütmek ve Nurun Fütûhâtına Bulantı Vermektir
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Receb‑i şerîfinizi ve yarınki Leyle‑i Regâibinizi rûh u canımızla tebrik ederiz.
Sâniyen: Me'yûs olmayınız, hem merak ve telâş etmeyiniz, inâyet‑i Rabbâniye inşâallâh imdâdımıza yetişir. Bu üç aydan beri aleyhimizde ihzar edilen bomba patladı. Benim sobam ve Feyzilerin su bardağı ve Husrev’in iki su bardaklarının verdikleri haber doğru çıktı. Fakat dehşetli değil, hafif oldu. İnşâallâh o ateş tamamen sönecek. Bütün hücumları, şahsımı çürütmek ve Nurun fütûhâtına bulantı vermektir.
Emirdağı’ndaki ma'lûm münâfıktan daha muzır ve gizli zındıkların elinde âlet bir adam ve bid'atkâr bir yarım hoca ile beraber, bütün kuvvetleriyle bize vurmaya çalıştıkları darbe, yirmiden bire inmiş. İnşâallâh o bir dahi, bizi mecrûh ve yaralı etmeyecek ve düşündükleri ve kasdettikleri bizi birbirinden ve Nurlardan kaçırmak plânları dahi akîm kalacak.
615
Bu mübârek ayların hürmetine ve pek çok sevâb kazandırmalarına i'timâden sabır ve tahammül içinde şükür ve tevekkül etmek ve مَنْ اٰمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ düsturuna teslîm olmak elzemdir, vazifemizdir.
Said Nursî
Başbakanlığa, Adliye Bakanlığına, Dâhiliye Bakanlığına(❋)
Hürriyet ilânını, Birinci Harb‑i Umumî’yi, mütâreke zamanlarını, Millî Hükûmetin ilk teşekkülünü ve Cumhûriyet zamanını birden derkeden bütün hükûmet ricâli, beni pek iyi tanırlar. Bununla beraber, müsâadenizle hayatıma bir sinema şeridi gibi sizinle beraber göz gezdirelim.
Bitlis Vilâyetine tâbi Nurs Köyünde doğan ben; talebe hayatımda rastgelen âlimlerle mücâdele ederek, ilmî münâkaşalarla karşıma çıkanları inâyet‑i İlâhiye ile mağlûb ede ede İstanbul’a kadar geldim. İstanbul’da bu âfetli şöhret içinde mücâdele ederek nihâyet rakìblerimin ifsadâtıyla merhum Sultan Hamîd’in emriyle tımarhâneye kadar sürüklendim. Hürriyet ilânıyla ve Otuzbir Mart Vak'ası’ndaki hizmetlerimle İttihâd ve Terakkî Hükûmeti’nin nazar‑ı dikkatini celbettim. Câmiü'l‑Ezher gibi “Medresetü'z‑Zehrâ” nâmında bir İslâm üniversitesinin Van’da açılması teklifi ile karşılaştım. Hattâ temelini attım.
Birinci harbin patlamasıyla talebelerimi başıma toplayarak gönüllü alay kumandanı olarak harbe iştirâk ettim. Kafkas cebhesinde, Bitlis’te esir düştüm. Esâretten kurtularak İstanbul’a geldim. Dâru'l‑Hikmeti'l-İslâmiye’ye âzâ oldum. Mütâreke zamanında, istilâ kuvvetlerine karşı bütün mevcûdiyetimle İstanbul’da çalıştım. Millî hükûmetin gâlibiyeti üzerine, yaptığım hizmetler Ankara hükûmetince takdir edilerek Van’da üniversite açmak teklifi tekrarlandı.
616
Buraya kadar geçen hayatım bir vatan‑perverlik hâli idi. Siyaset yoluyla dine hizmet hissini taşıyordum. Fakat bu ândan itibaren dünyadan tamamen yüz çevirdim ve kendi ıstılahıma göre “Eski Said”i gömdüm. Büsbütün âhiret ehli “Yeni Said” olarak dünyadan elimi çektim. Tam bir inziva ile bir zaman İstanbul’un Yûşâ Tepesi’ne çekildim.
Daha sonra doğduğum yer olan Bitlis ve Van tarafına giderek mağaralara kapandım. Rûhî ve vicdânî hazzımla baş başa kaldım. اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ وَالسِّيَاسَةِ yani, “Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım” düsturuyla kendi rûhî âlemime daldım. Ve Kur'ân‑ı Azîmü'ş-Şân’ın tedkik ve mütâlaasıyla vakit geçirerek “Yeni Said” olarak yaşamağa başladım.
Fakat kaderin cilveleri, beni menfî olarak muhtelif yerlerde bulundurdu. Bu esnâda Kur'ân‑ı Kerîm’in feyzinden kalbime doğan füyûzâtı yanımdaki kimselere yazdırarak bir takım risaleler vücûda geldi. Bu risalelerin hey'et‑i mecmuasına “Risale‑i Nur” ismini verdim. Hakikaten Kur'ânın nuruna istinâd edildiği için, bu isim vicdânımdan doğmuş. Bunun ilhâm‑ı İlâhî olduğuna bütün îmânımla kàni'im ve bunları istinsah edenlere “Bârekallâh” dedim. Çünkü, îmân nurunu başkalarından esirgemeye imkân yoktu.
Bu risalelerim bir takım îmân sâhibleri tarafından birbirinden alınarak istinsah edildi. Bana böyle bir kanâat verdi ki, Müslümanların zedelenen îmânlarını takviye için bir sevk‑i İlâhîdir. Bu sevk‑i İlâhîye hiçbir sâhib‑i îmân mâni olamayacağı gibi teşvike de dinen mecbur bulunduğumu hissettim. Zâten bugüne kadar yüzotuzu bulan bu risaleler tamamen âhiret ve îmân bahislerine ait olup, siyasetten ve dünyadan kasdî olarak bahsetmez.
617
Buna rağmen bir takım fırsat düşkünlerinin de iştigâl mevzûu oldu. Üzerinde tedkîkàt yapılarak Eskişehir, Kastamonu, Denizli’de tevkîf edildim; muhâkemeler oldu. Neticede hakikat tecellî etti, adâlet yerini buldu. Fakat bu düşkünler bir türlü usanmadılar. Bu defa da beni tevkîf ederek Afyon’a getirmişlerdir. Mevkufum, isticvâb altındayım. Bana şunları isnâd ediyorlar.
1. Sen siyâsî bir cem'iyet kurmuşsun.
2. Sen rejime aykırı fikirler neşrediyorsun.
3. Siyâsî bir gaye peşindesin.
Bunların esbâb‑ı mûcibe ve delilleri de, risalelerimin iki‑üçünden on‑onbeş cümleleridir.
Sayın Bakan! Napolyon’un dediği gibi, “Bana te'vili kàbil olmayan bir cümle getiriniz, sizi onunla i'dâm edeyim.” Beşerin ağzından çıkan hangi cümle vardır ki, te'villerle cürüm ve suç teşkil etmesin. Bilhassa benim gibi yetmişbeş yaşına varmış ve bütün dünya hayatından elini çekmiş, sırf âhiret hayatına hasr‑ı hayat etmiş bir adamın yazıları elbette serbest olacaktır. Hüsn‑ü niyete makrûn olduğu için pervâsız olacaktır. Bunları tedkikle altında cürüm aramak insafsızlıktır. Başka bir şey değildir.
Binâenaleyh, bu yüzotuz risalemden hiçbirisinde dünya işini alâkalandıran bir maksad yoktur. Hepsi Kur'ân nurundan iktibas edilen âhiret ve îmâna taalluk eder. Ne siyâsî ve ne de dünyevî hiçbir gaye ve maksad yoktur. Nitekim hangi mahkeme işe başlamış ise, aynı kanâatle berâet kararını vermiştir. Binâenaleyh, lüzumsuz mahkemeleri işgal etmek ve masûm îmân sâhiblerini işlerinden güçlerinden alıkoymak, vatan ve millet nâmına yazıktır.
Eski Said bütün hayatını vatan ve milletin saâdeti uğrunda sarfetmişken, bütün bütün dünyadan el çekmiş, yetmişbeş yaşına gelmiş Yeni Said, nasıl olur da siyasetle iştigâl eder. Buna tamamen siz de kàni'siniz.
618
Bir tek Gayem vardır: O da; mezara yaklaştığım bu zamanda, İslâm memleketi olan bu vatanda bolşevik baykuşlarının seslerini işitiyoruz. Bu ses Âlem‑i İslâmın îmân esâslarını zedeliyor. Halkı, bilhassa gençleri îmânsız yaparak kendisine bağlıyor. Ben bütün mevcûdiyetimle bunlarla mücâdele ederek gençleri ve Müslümanları îmâna dâvet ediyorum. Bu îmânsız kitleye karşı mücâdele ediyorum. Bu mücâhedem ile inşâallâh Allah huzuruna girmek istiyorum, bütün fa'âliyetim budur. Beni bu gayemden alıkoyanlar da, korkarım ki bolşevikler olsun! Bu îmân düşmanlarına karşı mücâhede açan dindar kuvvetlerle el ele vermek, benim için mukaddes bir gayedir. Beni serbest bırakınız. El birliğiyle, komünistlikle zehirlenen gençlerin ıslahına ve memleketin îmânına, Allah’ın birliğine hizmet edeyim.
MevkufSaid Nursî
En Te'sirli Çare, Birbirine Tesellî ve Ferâh Vermek ve Kuvve‑i Maneviyesini Takviye Etmek
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bu dünyada, hususan bu zamanda, hususan musîbete düşenlere ve bilhassa Nur şâkirdlerindeki dehşetli sıkıntılara ve me'yûsiyetlere karşı en te'sirli çare, birbirine tesellî ve ferâh vermek ve kuvve‑i maneviyesini takviye etmek ve fedâkâr hakîki kardeş gibi birbirinin gam ve hüzün ve sıkıntılarına merhem sürmek ve tam şefkatle kederli kalbini okşamaktır. Mâbeynimizdeki hakîki ve uhrevî uhuvvet, gücenmek ve tarafgirlik kaldırmaz.
Mâdem ben size bütün kuvvetimle i'timâd edip bel bağlamışım ve sizin için, değil yalnız istirahatimi ve haysiyetimi ve şerefimi, belki sevinçle rûhumu da fedâ etmeğe karar verdiğimi bilirsiniz‥ belki de görüyorsunuz. Hattâ kasemle te'min ederim ki: Sekiz gündür Nurun iki rüknü zâhirî birbirine nazlanmak ve tesellî yerine hüzün vermek olan ehemmiyetsiz hâdisenin, bu sırada benim kalbime verdiği azâb cihetiyle, “Eyvâh! Eyvâh! El‑amân, El‑amân! Yâ Erhamürrâhimîn medet! Bizi muhâfaza eyle, bizi cin ve insî şeytanların şerrinden kurtar, kardeşlerimin kalblerini birbirine tam sadâkat ve muhabbet ve uhuvvet ve şefkatle doldur.” diye hem rûhum, hem kalbim, hem aklım feryâd edip ağladılar.
619
Ey demir gibi sarsılmaz kardeşlerim! Bana yardım ediniz. Mes'elemiz çok nâziktir. Ben sizlere çok güveniyordum ki, bütün vazifelerimi şahs‑ı manevînize bırakmıştım. Siz de, bütün kuvvetinizle benim imdâdıma koşmanız lâzım geliyor.
Gerçi hâdise pek cüz'î ve geçici ve küçük idi. Fakat saatimizin zenbereğine ve gözümüzün hadekasına gelen bir saç, bir zerrecik dahi incitir. Ve bu noktada ehemmiyetlidir ki, maddî üç patlak ve manevî üç müşâhedeler tam tamına haber verdiler.
Said Nursî
En Kuvvetli Nokta‑i İstinâdımız Olan Hakîki Tesânüd ve Birbirinin Kusuruna Bakmamak
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Sobamın ve Feyzilerin ve Sabri ve Husrev’in iki su bardakları parça parça olması, dehşetli bir musîbet geldiğini haber vermiştiler. Evet, bizim en kuvvetli nokta‑i istinâdımız olan hakîki tesânüd ve birbirinin kusuruna bakmamak ve Husrev gibi Nur kahramanından – benim yerimde ve Nurun şahs‑ı manevîsinin çok ehemmiyetli bir mümessili olmasından – hiçbir cihetle gücenmemek elzemdir.
Ben kaç gündür dehşetli bir sıkıntı ve me'yûsiyet hissettiğimden “Düşmanlarımız bizi mağlûb edecek bir çare bulmuşlar.” diye çok telâş ederdim. Hem sobam, hem hayâlî ayn‑ı hakikat müşâhedem doğru haber vermişler.
Sakın, sakın, sakın!‥ Çabuk bu şimdiye kadar demir gibi kuvvetli tesânüdünüzü tamir ediniz. Vallâhi bu hâdisenin bizim hapse girmemizden daha ziyâde Kur'ân ve îmân hizmetimize – hususan bu sırada – zarar vermek ihtimali kavîdir.
Said Nursî
620
Leyle‑i Mi'râc İkinci Bir Leyle-i Kadir Hükmündedir
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Leyle‑i Mi'râc, ikinci bir Leyle‑i Kadir hükmündedir. Bu gece mümkün oldukça çalışmakla kazanç birden bine çıkar. Şirket‑i maneviye sırrıyla, inşâallâh herbiriniz kırkbin dil ile tesbih eden bazı melekler gibi, kırkbin lisân ile bu kıymetdâr gecede ve sevâbı çok bu çilehânede ibâdet ve duâlar edeceksiniz ve hakkımızda gelen fırtınada binden bir zarar olmamasına mukâbil, bu gecedeki ibâdet ile şükredersiniz. Hem sizin tam ihtiyatınızı tebrik ile beraber, hakkımızda inâyet‑i Rabbâniye pek zâhir bir sûrette tecellî ettiğini tebşîr ederiz.
Said Nursî
Nurun Dersleri Vâsıtasıyla, Geçen Musîbet Yüzden Bire İndi
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Sizin Leyle‑i Mi'râcınızı bütün rûh u canımla tebrik ederim.
Sâniyen: Yirmi seneden beri bir da'vâmız ki, âsâyişe mümkün olduğu kadar Nur şâkirdleri dokunmuyorlar. Ve bize hücum edenlere, en başta emniyeti ve âsâyişi bozmak da'vâlarına bir emâre ve da'vâmızı cerhetmeğe bahâne olması kuvvetle muhtemel bulunan bu hapis hâdisesi, inâyet‑i İlâhiye ile hàrika bir tarzda, sizin sadâkat ve ihlâsınızın bir kerâmeti olarak yüzde bire indi. Kubbe habbe edildi. Yoksa, hakkımızda habbeyi kubbe yapanlar bundan istifade edip aleyhimizdeki iftiralarını çoklara inandıracaklardı…
Sâlisen: Beni merak etmeyiniz. Sizinle bir binada bulunmam, her zahmetimi ve sıkıntımı hiçe indirir. Zâten burada toplanmamızın çok cihetlerle ehemmiyeti var. Ve hizmet‑i îmâniyeye fâideleri çoktur. Hattâ bu defa, tetimme‑i i'tirâzdaki ehemmiyetli bazı hakikatler o altı makàmâta gidip, tam dikkatlerini celbedip hükmünü bir derece onlarda icra etmesi bütün sıkıntılarımızı hiçe indirdi.
Râbian: Mümkün olduğu kadar Nurlarla meşguliyet; hem sıkıntıları izâle eder, hem beş nev'i ibâdet sayılabilir.
621
Hâmisen: Nurun dersleri vâsıtasıyla, geçen musîbet yüzden bire indi. Yoksa, zemin ve zamanın nezâketi cihetiyle, baruta ateş atmak hükmünde o tek habbe kubbeler olacaktı. Hattâ resmî bir kısım memurlar demişler ki, “Nur dersini dinleyenler karışmadılar.” Eğer umum dersini dinleseydi, hiçbir şey olmazdı. Siz mümkün olduğu kadar ikiliğe meydân vermeyiniz. Hapis sıkıntısına başkası ilâve olmasın. Mahpuslar dahi Nurcular gibi kardeş olsunlar, birbirinden küsmesinler.
Said Nursî
Lem'a‑i İhlâsın Düsturlarını ve Hakîki İhlâsın Sırrını Mâbeynimizde ve Birbirimize Karşı İsti'mâl Etmek
Azîz, Sıddık, Muhlis Kardeşlerim!
Bizler imkân dâiresinde bütün kuvvetimizle Lem'a‑i İhlâsın düsturlarını ve hakîki ihlâsın sırrını mâbeynimizde ve birbirimize karşı isti'mâl etmek, vücûb derecesine gelmiş.
Kat'î haber aldım ki, üç aydan beri buradaki hàs kardeşleri birbirine karşı meşreb veya fikir ihtilâfıyla bir soğukluk vermek için üç adam ta'yin edilmiş. Hem metîn Nurcuları usandırmakla sarsmak ve nâzik ve tahammülsüzleri evhâmlandırmak ve Hizmet‑i Nuriyeden vazgeçirmek için sebebsiz, mahkememizi uzatıyorlar.
Sakın sakın!‥ Şimdiye kadar mâbeyninizdeki fedâkârâne uhuvvet ve samîmâne muhabbet sarsılmasın. Bir zerre kadar olsa bile, bize büyük zarar olur. Çünkü pek az bir sarsıntı, Denizli’de (………) gibi hocaları yabânîleştirdi.
Bizler birbirimize – lüzum olsa – rûhumuzu fedâ etmeğe, Hizmet‑i Kur'âniye ve îmâniyemiz iktiza ettiği hâlde, sıkıntıdan veya başka şeylerden gelen titizlikle hakîki fedâkârlar birbirine karşı küsmeğe değil, belki kemâl‑i mahviyet ve tevâzu' ve teslîmiyetle kusuru kendine alır, muhabbetini, samîmiyetini ziyâdeleştirmeğe çalışır. Yoksa habbe kubbe olup tamir edilmeyecek bir zarar verebilir. Sizin ferâsetinize havâle edip kısa kesiyorum.
Said Nursî
Birbirine Küsmemek ve Kardeş Olup Barışmak Lâzım ve Elzemdir
622
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Ehemmiyetli bir manevî ihtara binâen size şimdilik bir‑iki vazife‑i Nuriye var ki, bütün kuvvetinizle bu üçüncü Medrese‑i Yûsufiye’de musîbet‑zede bîçâre mahpuslar içinde ikilik ve garazkârâne tarafgirlik düşmemek için Nur dersleriyle çalışmaktır. Çünkü, ihtilâftan ve garaz ve kin ve inâddan istifadeye çalışan perde altında dehşetli müfsidler var.
Mâdem bu hapis arkadaşlarımız, çoğu lüzum olsa vatanına ve milletine ve ahbabına fedâkârâne rûhunu fedâ ettiren kahramanlık damarını taşıyorlar. Elbette o civanmerdler, inâdını ve garazını ve adâvetini, milletin selâmeti ve bu hapis istirahati ve perde altında anarşiliğe çabalayan bolşevizmi aşılayanların ifsadlarından kurtulmak için, hiç menfaati bulunmayan ve bu fırtınalı zamanda zararı çok olan adâvetini ve inâdını fedâ etmeleri lâzımdır. Yoksa bu zamanda – baruta ateş atmak gibi – hem yüz bîçâre mahpuslara, hem Nurun masûm talebelerine, hem bu Afyon memleketine; ehemmiyetli zahmetlere, sarsıntılara, belki memlekete giren ecnebî komitesi parmaklarının ilişmesine bir vesile olur.
Mâdem bizler onların hatırları için kader‑i İlâhî ile buraya girdik ve bir kısmımız onların saâdeti ve manevî rahatları için buradan çıkmak istemiyoruz ve istirahatimizi onlar için fedâ edip her sıkıntıya sabır ve tahammül ediyoruz; elbette o yeni kardeşlerimiz dahi Denizli mahpusları gibi, kardeşliğimiz hatırı için, Şâbân ve Ramazan hürmetine birbirine küsmemek ve kardeş olup barışmak lâzım ve elzemdir. Zâten biz ve ben, onları Nur talebeleri dâiresinde biliriz ve duâlarımıza girmişler.
Said Nursî
Umumun Nazar‑ı Dikkatini Nur Hakikatlerine Celbetmek Lâzımdır
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: اَلْخَيْرُ ف۪يمَا اخْتَارَهُ اللّٰهُ sırrıyla, inşâallâh mahkememizin te'hirinde ve tahliye olan kardeşlerimizin yine mahkeme gününde burada bulunmalarında büyük hayırlar var.
623
Evet, Risale‑i Nurun mes'elesi; Âlem‑i İslâmda, hususan bu memlekette küllî bir ehemmiyeti bulunduğundan böyle heyecanlı toplamalar ile umumun nazar‑ı dikkatini Nur hakikatlerine celbetmek lâzımdır ki, ümîdimizin ve ihtiyatımızın ve gizlememizin ve muârızların küçültmelerinin fevkınde ve ihtiyarımızın haricinde böyle şa'şaa ile Risale‑i Nur kendi derslerini dost ve düşmana âşikâren veriyor. En mahrem sırlarını en nâmahremlere çekinmeyerek gösteriyor.
Mâdem hakikat budur, biz küçücük sıkıntılarımızı “kinin” gibi bir acı ilâç bilip sabır ve şükretmeliyiz, “Yâ hû bu da geçer” demeliyiz.
Sâniyen: Bu Medrese‑i Yûsufiye’nin nâzırına yazdım: Ben Rusya’da esir iken, en evvel Bolşevizmin fırtınası hapishânelerden başladığı gibi, Fransız İhtilâl‑i Kebîri dahi en evvel hapishânelerden ve tarihlerde serseri nâmıyla yâdedilen mahpuslardan çıkmasına binâen; biz Nur şâkirdleri, hem Eskişehir, hem Denizli, hem burada mümkün oldukça mahpusların ıslahına çalıştık. Eskişehir ve Denizli’de tam fâidesi görüldü. Burada daha ziyâde fâide olacak ki, bu nâzik zaman ve zeminde Nurun dersleriyle geçen fırtınacık (Hâşiye) yüzden bire indi. Yoksa ihtilâftan ve böyle hâdiselerden istifade eden ve fırsat bekleyen haricî muzır cereyanlar, o baruta ateş atıp bir yangın çıkacaktı.
Said Nursî
Ehl‑i Hakikatin Senede Hiç Olmazsa Bir-İki Defa İctimâ'ları ve Sohbetleri Gibi Nur Şâkirdlerinin de, Birkaç Senede Bir Defa Toplanmalarının Lüzumu
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık, Sarsılmaz, Sıkıntıdan Usanıp Bizlerden Çekilmez Kardeşlerim!
Şimdi maddî, manevî bir sıkıntıdan nefsim sizin hesabınıza beni mahzûn eylerken, birden kalbe geldi ki, hem senin, hem buradaki kardeşlerin tek birisiyle yakında görüşmek için bu zahmet ve meşakkatin başka sûrette on mislini çekseydiniz yine ucuz olurdu.
624
Hem Nurun takvâdârâne ve riyâzetkârâne meşrebi, hem umuma ve en muhtaçlara hattâ muârızlara ders vermek mesleği, hem dâiresindeki şahs‑ı manevîyi konuşturmak için eski zamanda ehl‑i hakikatin senede hiç olmazsa bir‑iki defa ictimâ'ları ve sohbetleri gibi; Nur şâkirdlerinin de, birkaç senede en müsâid olan Medrese‑i Yûsufiye’de bir defa toplanmalarının lüzumu cihetinde bin sıkıntı ve meşakkat dahi olsa ehemmiyeti yoktur.
Eski hapislerimizde birkaç zaîf kardeşlerimizin usanıp dâire‑i Nuriye’den çekinmeleri onlara pek büyük bir hasâret oldu ve Nurlara hiç zarar gelmedi. Onların yerine daha metîn, daha muhlis şâkirdler meydâna çıktılar.
Mâdem dünyanın bu imtihanları geçicidir, çabuk giderler. Sevâblarını, meyvelerini bizlere verirler. Biz de inâyet‑i İlâhiye’ye i'timâd edip sabır içinde şükretmeliyiz.
Said Nursî
Büyük Âlimler Çok Takdir ve Tahsin Edip Hiç Tenkid ve İ'tirâz Etmemişler
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Son iki parçayı ya eski harf veya makine harfiyle berây‑ı ma'lûmât gayr‑ı resmî, mahkeme reisine münâsib gördüğünüz bir ciddi adamla verdiğiniz vakit ayrı bir pusula da ona yazınız ki, Said size teşekkür eder, der:
“Pencereleri açtılar. Fakat hiçbir kardeşim ve hizmetçilerime, yanıma gelmeğe müddeiumumî müsâade vermiyor.
Hem zâtınızdan çok ricâ eder ki, mahkemede bulunan mu'cizâtlı ve antika Kur'ânını ona veriniz ki, bu mübârek aylarda okusun. O hàrika Kur'ânından üç cüz'ü Diyânet Riyâsetine nümûne için göndermişti, tâ fotoğrafla tab'ına çalışsınlar.
Hem onun ile beraber Risale‑i Nurun mahkemedeki mecmualardan birisini sizden istiyor ki, bu tecrid‑i mutlakta ve yalnızlıkta ve şiddetli sıkıntılarında mütâlaasıyla bir medâr‑ı tesellîsi ve bir arkadaşı olsun. Zâten o mecmualar üç‑dört mahkeme gördükleri ve ilişmedikleri gibi; hacıların şehâdet ve müşâhedeleriyle, o büyük mecmuaları hem Mekke‑i Mükerreme’de, hem Medine‑i Münevvere’de, hem Şam‑ı Şerîf’te ve Haleb’de, hem Mısır Câmiü'l‑Ezher’indeki büyük âlimler çok takdir ve tahsin edip hiç tenkid ve i'tirâz etmemişler.”
Said Nursî
625
Sıkıntıdan Gelen Hislere Kapılmayınız
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Hizb‑i Nurî’den Feyzilerin yanında iki nüsha var. Eğer onlara lüzum yoksa, birisi bana gönderilsin veya Mehmed Feyzi daha bir nüshayı yazsın. Hem Ramazaniye Risalesi ve matbu' Âyetü'l‑Kübrâ burada bulunmak lâzımdır.
Mâbeyninizdeki gerginliği çabuk tamir ediniz. Sakın sakın, az bir inhiraf Nur dâiresine pek büyük zararı olacak. Sıkıntıdan gelen hislere kapılmayınız. Sobamın patlaması bu musîbete işâret idi.
Said Nursî
Dehşetli Bir Plânla, Nurun Erkânlarını Birbirinden Soğutmak İçin Resmen Bir İş'âr Var
Azîz, Sıddık Kardeşlerim, Husrev ve Mehmed Feyzi, Sabri!
Ben sizlere bütün kanâatimle i'timâd edip istirahat‑i kalble kabre girmek ve Nurların selâmetini size bırakmak bekliyordum ve hiçbir şey sizi birbirinden ayırmayacak biliyordum. Şimdi dehşetli bir plânla, Nurun erkânlarını birbirinden soğutmak için resmen bir iş'âr var.
Mâdem sizler lüzum olsa birbirinize hayatınızı, kuvvet‑i sadâkatiniz ve Nurlara şiddetli alâkanızın muktezâsı olarak fedâ edersiniz. Elbette gayet cüz'î ve geçici ve ehemmiyetsiz hissiyatınızı fedâ etmeğe mükellefsiniz. Yoksa kat'iyyen bizlere bu sırada büyük zararlar olacağı gibi, Nur dâiresinden ayrılmak ihtimali var diye titriyorum.
Üç günden beri hiç görmediğim bir sıkıntı beni tekrar sarsıyordu. Şimdi kat'iyyen bildim ki, göze bir saç düşmek gibi az bir nazlanmak sizin gibilerin mâbeyninde hayat‑ı Nuriyemize bir bomba olur. Hattâ size bunu da haber vereyim, geçen fırtına ile bizi alâkadar göstermeğe çok çalışılmış. Şimdi, mâbeyninizde az bir yabânîlik atmaya çabalıyorlar.
626
Ben sizin hatırınız için herbirinizden on derece ziyâde zahmet çektiğim hâlde, sizden hiçbirinizin kusuruna bakmamağa karar verdim. Siz dahi, haklı ve haksız olsa benlik yapmamak, üstadımız olan şâkirdlerin şahs‑ı manevîsi nâmına istiyorum. Eğer o acîb yerde beraber bulunmaktan gizli parmaklar karışıyorlar, biriniz Tahiri’nin koğuşuna gidiniz.
Said Nursî
Pek Az Bir Muhâlefet Bu Sırada Pek Zararı Var
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Ricâ ederim, üçünüzün hakkında birbirinden ziyâde gücenmeğe ehemmiyet verdiğimden gücenmeyiniz. Çünkü, Husrev’le Feyzi’de benim gibi insanlardan tevahhuş ve sıkılmak var. Hem birbirine bir derece meşrebce ayrıdırlar. Ve Sabri ise, akraba ve tarz‑ı maîşet cihetinde hayat‑ı ictimâiye ile birkaç vecihte alâkadar ve ihtiyata mecburdur.
İşte üçünüz bu ihtilâf‑ı meslek ve meşreb haysiyetiyle o dağdağalı koğuşta ve sıkıntılı kalabalık içinde her hâlde tam tahammül ve sabır edemediğinizden ben telâş edip vesvese ediyorum. Çünkü, pek az bir muhâlefet bu sırada pek zararı var.
Said Nursî
Leyle‑i Berât Bütün Senede Bir Kudsî Çekirdek Hükmündedir
Azîz, Sıddık Kardeşlerim, Bu Medrese‑i Yûsufiye’de Ders Arkadaşlarım!
Bu gelen gece olan Leyle‑i Berât, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderât‑ı beşeriyenin programı nev'inden olması cihetiyle Leyle‑i Kadr’in kudsiyetindedir. Herbir hasenenin Leyle‑i Kadir’de otuzbin olduğu gibi, bu Leyle‑i Berât’ta herbir amel‑i sâlihin ve herbir harf‑i Kur'ânın sevâbı yirmibine çıkar. Sâir vakitte on ise, şühûr‑u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyâli‑i meşhûrede, onbinler, yirmibin veya otuzbinlere çıkar. Bu geceler elli senelik bir ibâdet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur'ânla ve istiğfar ve salavâtla meşgul olmak büyük bir kârdır.
Said Nursî