Risale-i Nur'da ara ve doğrudan okumaya geç
600

Sizi Tâziye Değil, Belki Tebrik Ediyorum

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Sizi tâziye değil, belki tebrik ediyorum. Mâdem kader‑i İlâhî bizi bu üçüncü Medrese‑i Yûsufiye’ye bir hikmet için sevketti ve bir kısım rızkımızı bize burada yedirecek ve rızkımız bizi buraya çağırdı ve mâdem şimdiye kadar kat'î tecrübelerle ﴿عَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ sırrına inâyet‑i İlâhiye bizi mazhar etmiş ve mâdem Medrese‑i Yûsufiye’deki yeni kardeşlerimiz herkesten ziyâde Nurlardaki tesellîye muhtaçtırlar ve adliyeciler, memurlardan ziyâde Nur kaidelerine ve sâir kudsî kanunlarına ihtiyaçları var ve mâdem Nur nüshaları pek kesretle hariçteki vazifenizi görüyorlar ve fütûhâtları tevakkuf etmiyor ve mâdem burada herbir fânî saat, bâkî ibâdet saatleri hükmüne geçer.
Elbette biz bu hâdiseden mezkûr noktalar için kemâl‑i sabır ve metânet içinde mesrûrâne şükür etmemiz lâzımdır. Denizli hapsinde tesellî için yazdığımız bütün o küçük mektûbları size de aynen tekrar ederim. İnşâallâh o hakikatli fıkralar sizi de mütesellî ederler.

Risale‑i Nurun Hakîki Sâhibleri Olan Müftüler, Vâizler, İmâmlar, Hocalardan Manevî Kahramanlar Meydâna Çıktı

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Hadsiz şükür ederim ki: Risale‑i Nurun hakîki sâhibleri olan müftüler, vâizler, imâmlar, hocalardan manevî kahramanlar meydâna çıktılar. Şimdiye kadar Nurun fedâkârları; gençler, mektebliler, muallimler idi. Bin Bârekallâh Edhem, İbrahimler, Ali Osmanlar ehl‑i medresenin yüzlerini ak ettiler, çekingenliklerini cesârete çevirdiler.
Sâniyen: Hàlisâne fa'âliyetlerinden ve heyecanlarından neş'et eden bu hâdiseden teessüf etmesinler. Çünkü, Denizli hapsi, netice itibariyle, ihtiyatsız hareket edenleri tebrik ettirdi. Zahmet pek az, fâide‑i maneviye pek çok oldu. İnşâallâh bu üçüncü Medrese‑i Yûsufiye, ikinciden geri kalmayacak.
601
Sâlisen: Meşakkat derecesinde sevâbın ziyâdeleşmesi cihetinde, bu şiddetli hâle şükretmeliyiz. Vazifemiz olan hizmet‑i îmâniyeyi ihlâsla yapmağa çalışmalı; vazife‑i İlâhiye olan muvaffakıyet ve hayırlı neticeleri vermek cihetine karışmamalıyız. خَيْرُ الْاُمُورِ اَحْمَزُهَا deyip bu çilehânedeki sıkıntılara sabır içinde şükretmeliyiz. Amelimizin makbûliyetine bir alâmet ve kudsî mücâhedemizin imtihanında tam bir şehâdetnâme almamıza bir emâredir bilmeliyiz.

Başta Müdür Olarak Hapsin Hey'et‑i İdaresine Sûreten Ehemmiyetsiz, Fakat Bence Çok Ehemmiyetli Bir Ma'ruzâtım Var

Yirmiiki sene tecrid‑i mutlak içinde geçen hayatım ve yetmişbeş yaşında vücûdumun aşılara tahammülü yoktur. Hattâ çok zaman evvel beni aşıladılar, yirmi sene onun eseri olarak cerahat yapıyordu. Müzmin bir zehir hükmüne geçti. Emirdağı’nda iki doktor ve arkadaşlarım bunu biliyorlar. Hem dört sene evvel, Denizli’de beni de umum mahkûmlar içinde aşıladılar. Hiçbirisine zarar olmadığı hâlde, beni yirmi gün hasta eyledi. Hıfz‑ı İlâhî ile, benim için tehlikeli olan hastahâneye gitmeye mecbur edilmedim. Kat'iyyen vücûdum aşıya gelmez. Hem mazeretim kuvvetlidir; hem yetmişbeş yaşında gayet zaîf olduğumdan on yaşında bir çocuğa edilen aşıya ancak tahammül ederim. Hem mâdem dâima tecrid‑i mutlak içindeyim, benim başkalarla temâsım yok; hem bir ay evvel iki doktoru vâli Emirdağı’na gönderdi, beni tam muayene ettiler. Hiçbir sârî hastalık bulunmadığı, yalnız gayet za'fiyetten ve tecrid ve ihtiyarlıktan ve kulunç hastalığından başka bir şey bulamadılar. Elbette bu hâl, beni kanunca aşılamağa mecbur etmez.
Hem büyük bir ricâm var, beni hastahâneye sevketmeyiniz. Bütün hayatımda, hususan bu yirmiiki sene tecrid‑i mutlak ömrümde tahammül edemediğim bir vaziyete, yani tanımadığım hastabakıcıların hükmü altına mecbur etmeyiniz. Gerçi bu sıralarda kabre girmeyi hoş görmeğe başlamıştım. Fakat insaniyetlerini gördüğüm bu hapsin hey'et‑i idaresinin hatırları ve mahpusların tesellîleri için şimdilik hapsi kabre tercih ettim.
602

Benim Şahsıma Edilen Eziyet ve İhanetlerden Müteessir Olmayınız

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Benim şahsıma edilen eziyet ve ihanetlerden müteessir olmayınız. Çünkü, Risale‑i Nurda bir kusur bulamıyorlar, onun bedeline benim ehemmiyetsiz ve çok kusurlu şahsımla uğraşıyorlar. Ben bundan memnunum. Risale‑i Nurun selâmetine ve şerefine binler şahsî elemler, belâlar, tahkîrler görsem; yine müftehirâne şükretmek, Nurdan aldığım dersin muktezâsıdır ve onun için bana bu cihette acımayınız.
Sâniyen: Pek geniş ve şiddetli ve merhametsiz bu taarruz ve hücum, şimdilik yirmiden bire indi. Binler hàslar yerinde birkaç zât ve yüzbinler alâkadarlar bedeline mahdûd birkaç yeni kardeşleri topladılar. Demek inâyet‑i İlâhiye ile pek hafif bir sûrete çevrilmiş.
Sâlisen: İnâyet‑i Rabbâniye ile iki sene aleyhimizde plân çeviren sâbık vâli def'oldu ve aleyhimizde pek ziyâde evhâmlandırılan Dâhiliye Vekili’nin, hemşehriliği ve nesilce cedleri ziyâde dindarlık cihetiyle bu dehşetli hücumu pek çok hafifleştirdiğine kuvvetli bir ihtimal var. Onun için me'yûs olmayınız ve telâş etmeyiniz.
Râbian: Pek çok tecrübelerle ve hâdiselerle kat'î kanâat verecek bir tarzda, Risale‑i Nurun ağlamasıyla ya zemin titrer veya hava ağlar. Gözümüzle çok gördüğümüz ve kısmen mahkemede dahi isbât ettiğimiz gibi; tahminimce bu kış emsâlsiz bir tarzda yaz gibi bidâyette gülmesi, Risale‑i Nurun perde altında teksir makinesiyle gülmesine ve intişarına tevâfuku ve her tarafta taharrî ve müsâdere endişesiyle tevakkufla ağlamasına, birdenbire kış dehşetli hiddeti ve ağlamasıyla tetâbuku, kuvvetli bir emâredir ki, hakikat‑i Kur'âniyenin bu asırda parlak bir mu'cize‑i kübrâsıdır, zemin ve kâinât onun ile alâkadar
Said Nursî
603

Böyle Az Zahmetle Çok Kâr Kazananlar Tebrike Lâyıktırlar

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bugün birden hâtıra geldi ki; mes'ele‑i Nuriye münâsebetiyle bu medreseye kader‑i İlâhî ve kısmetin sevkiyle gelenleri tâziye yerine tebrik eyle. Çünkü ekseriyetin herbiri yirmi, otuz belki yüz, belki bin masûm kardeşlerimize bedel gelip onları bir derece zahmetten kurtarıyor.
Hem Nurla îmâna hizmetiniz devam etmekle beraber, herbiri az zamanda çok hizmet etmiş bazıları on senede yüz senelik görmüş gibidir.
Hem bu yeni Medrese‑i Yûsufiye’nin imtihanında bulunup onun geniş ve küllî kıymetdâr neticelerine bilfiil hissedar olmak için bu zahmetli mücâhedeye giriyorlar. Ve kolayca görmelerine müştâk oldukları hàlis, sâdık kardeşlerini görüp tatlı bir ders alıp veriyorlar.
Hem mâdem dünyanın istirahat zamanları devam etmiyor, boşuboşuna gidiyor; elbette böyle az zahmetle çok kâr kazananlar tebrike lâyıktırlar.
Kardeşlerim, bu geniş hücum, Risale‑i Nurun fütûhâtına karşıdır. Fakat anladılar ki; Nurlara iliştikçe daha ziyâde parlar, ders dâiresi genişlenip ehemmiyet kesbeder ve mağlûb olmaz. Yalnız سِرًّا تَنَوَّرَتْ perdesi altına girer. Onun için plânı değiştirdiler, zâhiren Nurlara ilişmiyorlar.
Biz mâdem inâyet altındayız, elbette kemâl‑i sabır içinde şükretmeliyiz.

Garîb ve Latîf İki Hâlimi Beyân Etmek Lâzım Geldi

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Garîb ve latîf iki hâlimi beyân etmek lâzım geldi.
Birincisi: Benim tecrid‑i mutlakta sizin gibi canımdan ziyâde sevdiğim kardeşlerimle serbest görüşemediğimde bir inâyet‑i İlâhiye ve bir maslahat bulunduğu kalbime ihtar edildi. Çünkü elli lirayı sarfedip görüşmek için Emirdağı’na gelerek elli dakika, bazı on dakika, bazı hiç görüşmeden giden çok âhiret kardeşlerimiz, birer bahâne ile kendilerini bu Medrese‑i Yûsufiye’ye atacaklardı. Benim dar vaktim ve inzivadan gelen hâlet‑i rûhiyem bıraksa, o fedâkâr dostlara tam sohbet etmeğe Hizmet‑i Nuriye müsâade etmezdi.
604
İkincisi: Bir zaman meşhûr bir allâmeyi, harbin müteaddid cebhesinde cihada gidenler görmüşler, ona demişler O da demiş: Bana sevâb kazandırmak ve derslerimden ehl‑i îmâna istifade ettirmek için benim şeklimde bazı evliyâlar benim yerimde işler görmüşler.” Aynen bunun gibi, Denizli’de câmilerde beni gördükleri hattâ resmen ihbar edilmiş ve müdür ve gardiyana aksetmiş. Bazıları telâş ederek, Kim ona hapishâne kapısını açıyor?” demişler. Hem burada dahi aynen öyle oluyor.
Hâlbuki benim çok kusurlu, ehemmiyetsiz şahsiyetime pek cüz'î bir hàrika isnâdına bedel, Risale‑i Nurun hàrikalarını isbât edip gösteren Sikke‑i Gaybî Mecmuası yüz derece, belki bin derece ziyâde Nurlara i'timâd kazandırır ve makbûliyetine imza basar. Hususan Nurun kahraman talebeleri, hakikaten hàrika hâlleri ve kalemleriyle imza basıyorlar.
Said Nursî

Bir Harfin ve Bazen Bir Noktanın Yanlışıyla Bir Mes'ele Değişir, Mânâ Bozulur

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Beni merak etmeyiniz, ben sizinle beraber bir binada bulunduğumdan bahtiyarım, memnun ve mesrûrum.
Şimdi vazifemiz: Bir müdafaa nüshası Isparta’ya gitsin. Mümkün ise, hem yeni hurûfla, hem makine ile eski hurûf yirmi nüsha çıksın. Hattâ oranın müddeiumumuna gösterilsin. Hem bir nüsha avukatımıza bizzat verilsin ve ayrı bir nüsha da müdüre verip onu da da'vâ vekilimize o versin. Hem Ankara makàmâtına yeni harfle beraber eski harfle, Denizli’de olduğu gibi, gönderilecek. Mümkün ise, beş nüsha makàmâta hazırlansın. Çünkü müsâdere edilen Nurlar, eski harfle o makàmâta, hususan Diyânet Riyâseti hey'etine gönderilmiş, sonra buraya gelmiş.
605
Hem vekilimiz Ahmed Bey’e haber veriniz ki, müdafaayı makine ile yazdığı vakit sıhhatine pek çok dikkat etsin. Çünkü, ifâdelerim başkasına benzemiyor. Bir harfin ve bazen bir noktanın yanlışıyla bir mes'ele değişir, mânâ bozulur. Hem buraya gelen iki makine, size müsâade verilmezse geri gitsinler.
Hem telâş edip sıkılmayınız, me'yûs olmayınız, ﴿اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا sırrıyla, inâyet‑i İlâhiye inşâallâh çabuk imdâdımıza yetişir.

Nurlarla Ya Okumak Veya Okutmak Veya Yazmak Sûretindeki Meşguliyet

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Risale‑i Nur benim bedelime sizlerle görüşür, derse müştâk yeni kardeşlerimize güzelce ders verir. Nurlarla ya okumak veya okutmak veya yazmak sûretindeki meşguliyet; tecrübelerle kalbe ferâh, rûha rahat, rızka bereket, vücûda sıhhat veriyor.
Şimdi Husrev gibi Nur kahramanı size ihsân edildi. İnşâallâh bu Medrese‑i Yûsufiye dahi, Medresetü'z‑Zehrâ’nın bir mübârek dershânesi olacak. Ben şimdiye kadar Husrev’i ehl‑i dünyaya göstermiyordum, gizlerdim. Fakat neşredilen mecmualar, onu ehl‑i siyasete tamamıyla gösterdi, gizli bir şey kalmadı. Onun için ben onun iki‑üç hizmetini hàs kardeşlerime izhâr ettim. Hem ben, hem o, daha gizlemek değil, lüzum ise aynı hakikat beyân edilecek.
Fakat şimdilik karşımızda hakikati dinleyecekler içinde dehşetli ve tezâhür etmiş iki muannid; hem zındık, hem komünist hesabına biri Emirdağı’nda ma'lûm olmuş, biri de burada gayet dessâsâne, aleyhimizde iftiralarla memurları ürkütmeğe çalışıyorlar. Onun için biz şimdilik çok ihtiyat edip telâş etmemek ve inâyet‑i İlâhiye’nin imdâdımıza gelmesini tevekkül ile beklemek lâzımdır.

Üç Günden Fazla Bir Mü'min Diğer Bir Mü'mine Küsmemek İslâmiyet Emrediyor

Ey Hapis Arkadaşlarım ve Din Kardeşlerim!
Size, hem dünya azâbından, hem âhiret azâbından kurtaracak bir hakikati beyân etmek kalbime ihtar edildi. O da şudur:
Meselâ, birisi birisinin kardeşini veya akrabasını öldürmüş. Bir dakika o hiddet yüzünden milyonlar dakika hem kalbî sıkıntı, hem hapis azâbını çeker. Ve maktûlün akrabası dahi intikam endişesiyle ve karşısında düşmanını düşünmesiyle hayatının lezzetini ve ömrünün zevkini kaçırır. Hem korku, hem hiddet azâbını çekiyor. Bunun tek bir çaresi var:
606
O da, Kur'ânın emrettiği ve hak ve hakikat ve maslahat ve insaniyet ve İslâmiyet iktiza ve teşvik ettikleri olan barışmak ve musâlaha etmektir. Evet hakikat ve maslahat sulhtur. Çünkü ecel birdir, değişmez. O maktûl; her hâlde ecel geldiğinden, daha dünyada kalmayacaktı. O kàtil ise, o kazâ‑yı İlâhiye’ye vâsıta olmuş. Eğer barışmak olmazsa, iki taraf da dâima korku ve intikam azâbını çekerler. Onun içindir ki; Üç günden fazla bir mü'min diğer bir mü'mine küsmemek İslâmiyet emrediyor.
Eğer o katl bir adâvetten ve bir kinli garazdan gelmemişse ve bir münâfık o fitneye vesile olmuş ise, çabuk barışmak elzemdir. Yoksa o cüz'î musîbet büyük olur, devam eder.
Eğer barışsalar ve öldüren tevbe etse ve maktûle her vakit duâ etse, o hâlde her iki taraf çok kazanırlar ve kardeş gibi olurlar. Bir gitmiş kardeşe bedel, birkaç dindar kardeşleri kazanır. Kazâ ve kader‑i İlâhiye’ye teslîm olup düşmanını affeder. Ve bilhassa mâdem Risale‑i Nur dersini dinlemişler, elbette mâbeynlerinde bulunan bütün küsmekleri bırakmağa, hem maslahat ve istirahat‑i şahsiye ve umumiye iktiza ediyorlar.
Nasıl ki, Denizli hapsinde birbirine düşman bütün mahpuslar Nurlar dersiyle birbirine kardeş oldular ve bizim berâetimize bir sebeb olup hattâ dinsizlere, serserilere de o mahpuslar hakkında Mâşâallâh, Bârekallâh dedirttiler, o mahpuslar tam teneffüs ettiler.
Ben burada gördüm ki, bir tek adamın yüzünden yüz adam sıkıntı çekip beraber teneffüse çıkmıyorlar. Onlara zulm olur. Mert, vicdânlı bir mü'min, küçük ve cüz'î bir hatâ veya menfaatle yüzer zararı ehl‑i îmâna vermez. Eğer hatâ etse, verse; çabuk tevbe etmek lâzımdır.
607

Asâ‑yı Mûsa Mecmuasını Kabr-i Peygamberî (A.S.M.) Üzerinde Görmüş

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Ben hem Risale‑i Nuru, hem sizleri, hem kendimi, Husrev ve Hıfzı ve Bartınlı Seyyid’in kıymetdâr müjdeleriyle hem tebrik, hem tebşîr ediyorum. Evet bu sene Hacca gidenler, Mekke‑i Mükerreme’de Nurun kuvvetli mecmualarını büyük âlimlerin hem Arapça, hem Hintçe tercüme ve neşre çalışmaları gibi; Medine‑i Münevvere’de dahi o derece makbûl olmuş ki, Ravza‑i Mutahhara’nın Makber‑i Saâdet’i üstünde konulmuş. Hacı Seyyid, kendi gözüyle Asâ‑yı Mûsa Mecmuasını Kabr‑i Peygamberî (A.S.M.) üzerinde görmüş. Demek makbûl‑ü Nebevî olmuş ve rızâ‑yı Muhammedî Aleyhissalâtü Vesselâm dâiresine girmiş. Hem niyet ettiğimiz ve buradan giden hacılara dediğimiz gibi, Nurlar bizim bedelimize o mübârek makamları ziyaret etmişler. Hadsiz şükür olsun.
Nurun kahramanları bu mecmuaları tashihli olarak neşretmeleriyle, pek çok fâidelerinden birisi de; beni tashih vazifesinden ve merakından kurtardığı gibi, kalemle yazılan sâir nüshalara tam bir me'haz olmak cihetinde yüzer tashihçi hükmüne geçtiler. Cenâb‑ı Erhamürrâhimîn o mecmuaların herbir harfine mukâbil onların defter‑i hasenâtlarına bin hasene yazdırsın. Âmîn, âmîn, âmîn.

Müjdeli ve Tâbiri Çıkmış Latîf Bir Rüya

Bana hizmet eden Ali geldi, dedi: Ben rüyada gördüm ki, sen Husrev’le beraber Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın elini öptün.” Birden bir mektûb aldım ki, Husrev’in hattıyla yazılan Asâ‑yı Mûsa Mecmuasını kabr‑i Muhammedî Aleyhissalâtü Vesselâm üzerinde hacılar görmüşler. Demek benim bedelime Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın manevî elini, Husrev kaleminin vâsıtasıyla öpmüş ve rızâ‑yı Nebeviyeye mazhar olmuş.
608

Sûreten görüşmediğimizden merak etmeyiniz. Bizler ma'nen her zaman görüşüyoruz

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim ve Hapis Arkadaşlarım!
Evvelâ: Sûreten görüşmediğimizden merak etmeyiniz. Bizler ma'nen her zaman görüşüyoruz. Benim ehemmiyetsiz şahsıma bedel Nurdan elinize geçen hangi risaleyi okusanız veya dinleseniz benim âdi şahsım yerine Kur'ânın bir hàdimi haysiyetiyle beni o risale içerisinde görüp sohbet edersiniz. Zâten ben de sizinle bütün duâlarımda ve yazılarınızda ve alâkanızda hayâlimde görüşüyorum ve bir dâirede beraber bulunmamızdan her vakit görüşüyoruz gibidir.
Sâniyen: Bu yeni Medrese‑i Yûsufiye’deki Risale‑i Nurun yeni talebelerine deriz: Kuvvetli hüccetlerle hattâ ehl‑i vukûfu da teslîme mecbur eden İşârât‑ı Kur'âniye ile Nurun sâdık şâkirdleri îmân ile kabre girecekler.”
Hem şirket‑i maneviye-i Nuriyenin feyziyle herbir şâkird derecesine göre umum kardeşlerinin manevî kazançlarına ve duâlarına hissedar olur. Güyâ âdeta binler dil ile istiğfar eder, ibâdet eder.”
Bu iki fâide ve netice, bu acîb zamanda bütün zahmetleri, sıkıntıları hiçe indirir; pek çok ucuz olarak o iki kıymetdâr kârları sâdık müşterilerine verir.
Said Nursî

Afyon Müdafaanâmesinin Hem Bize, Hem Bu Nurlara, Hem Bu Memlekete, Hem Âlem‑i İslâma Alâkadar Ehemmiyetli Hakikatleri Var

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Afyon müdafaanâmesinin hem bize, hem bu Nurlara, hem bu memlekete, hem Âlem‑i İslâma alâkadar ehemmiyetli hakikatleri var.
Her hâlde bunu yeni hurûfla beş‑on nüsha çıkarmak lâzımdır, Ankara makàmâtına gönderilsin. Bizi tahliye ve tecziye etseler de hiç ehemmiyeti yok. Şimdi vazifemiz; o müdafaâttaki hakikatleri hem hükûmete, hem adliyelere, hem millete bildirmektir. Belki de kader‑i İlâhî bizi bu dershâneye sevketmesinin bir hikmeti de budur.
Mümkün olduğu kadar çabuk makine ile çıksın. Bizi bugün tahliye etseler, biz yine onu bu makàmâta vermeğe mecburuz. Sizi aldatıp te'hir edilmesin, artık yeter! Aynı mes'ele için onbeş senede üç defa bu eşedd‑i zulüm ve bahâneler ve emsâlsiz işkencelere karşı son müdafaamız olsun.
609
Mâdem kanunen kendimizi müdafaa etmek için sâbık mahkemelerde makineyi bize vermişler, burada o hakkımızı bizden hiçbir kanunla men'edemezler. Eğer resmen çare bulmadınız ise, hariçten bizim avukat herşeyden evvel bunun makine ile beş nüshasını çıkarsın, hem sıhhatine çok dikkat edilsin.
Said Nursî

Bu Hapsi Bir Mübârek Dershâneye Çeviriniz

Azîz Yeni Kardeşlerim ve Eski Mahpuslar!
Benim kat'î kanâatim gelmiş ki, buraya girmemizin inâyet‑i İlâhiye cihetinde bir ehemmiyetli sebebi sizsiniz. Yani sizi, Nurlar tesellîleriyle ve îmânın hakikatleriyle sizi bu hapis musîbetinin sıkıntılarından ve dünyevî çok zararlarından ve boşu boşuna gam ve hüzün ile giden hayatınızı fâidesizlikten bâd‑i hevâ zâyi' olmasından ve dünyanızın ağlaması gibi âhiretinizi ağlamaktan kurtarıp tam bir tesellî size vermektir.
Mâdem hakikat budur, elbette siz dahi Denizli mahpusları ve Nur talebeleri gibi birbirinize karşı kardeş olmanız lâzımdır. Görüyorsunuz ki, bir bıçak içinize girmemek ve birbirinize tecâvüz etmemek için dışarıdan gelen bütün eşyanız ve yemek ve ekmeğinizi ve çorbanızı karıştırıyorlar. Size sadâkatle hizmet eden gardiyanlar çok zahmet çekiyorlar. Hem siz beraber teneffüse çıkmıyorsunuz, güyâ canavar ve vahşî gibi birbirinize saldıracaksınız.
İşte şimdi sizin gibi fıtrî kahramanlık damarını taşıyan yeni arkadaşlar, bu zamanda manevî büyük bir kahramanlık ile hey'et‑i idareye deyiniz ki: Değil elimize bıçak, belki mavzer ve rovelver verilse, hem emir de verilse; biz bu bîçâre ve bizim gibi musîbet‑zede arkadaşlarımıza dokunmayacağız. Eskide yüz düşmanlık ve adâvetimiz dahi olsa da, onları helâl edip hatırlarını kırmamağa çalışacağımıza Kur'ânın ve îmânın ve uhuvvet‑i İslâmiye’nin ve maslahatımızın emriyle ve irşadıyla karar verdik.” diyerek bu hapsi bir mübârek dershâneye çeviriniz.

Nur talebelerinin Medrese‑i Yûsufiyede ictimâ'larının Bir Hikmeti

610
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Ehl‑i dünya bir siyasette ve bir san'atta ve bir vazifede, ya bir hayat‑ı ictimâiyeye ait bir hizmette ve hususî bir nev'i ticârette bulunan herbir tâifenin bir nev'i kongrede toplanması ve müzâkeresi gibi; îmân‑ı tahkîkî hizmet‑i kudsiyesinde bulunan Nur talebeleri dahi kader‑i İlâhiye’nin emriyle ve inâyet‑i Rabbâniye’nin tensibi ve sevkiyle bu Medrese‑i Yûsufiye kongresine gelmesinde inşâallâh pek çok kıymetdâr manevî fâide ve ehemmiyetli neticeler ihsân edilecek ve Nurun erkânları herbiri bir elif gibi tek başına bir yerde bir kıymeti varsa, bir elif üç elifle omuz omuza gelip hâlen görüşse bin yüzonbir olması gibi, bu ictimâ'da kıymeti ve inşâallâh kudsî hizmeti ve sevâbı bin olur o elif elfün olur.

Şimdi Vaziyetimiz Şaka Kaldırmıyor

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bugün benim pencerelerimi mıhlamalarının sebebi, mahpuslarla murâfaa ve selâmlaşmamaktır. Zâhirde başka bahâne gösterdiler. Hiç merak etmeyiniz. Bil'akis benim ehemmiyetsiz şahsım ile meşgul olup Nurlara ve talebelerine çok sıkıntı vermediklerinden, beni cidden ve kalben onların şahsî ihanetler ve işkencelerle tâzib etmeleri, Nurların ve sizlerin bedeline olduğu ve bir derece Nurlara ilişmemeleri cihetinde memnunum ve sabır içinde şükrederim, merak etmiyorum. Siz dahi hiç müteessir olmayınız. Gizli düşmanlarımız memurların nazar‑ı dikkatini şahsıma çevirmesinden, Nurların ve talebelerinin selâmet ve maslahatları noktasında bir inâyet ve bir hayır var diye kanâatim var.
Bazı kardeşlerimiz hiddet edip dokunaklı konuşmasınlar, hem ihtiyatla hareket etsinler ve telâş etmesinler, hem herkese bu mes'eleden bahis açmasınlar. Çünkü, sâfdil kardeşlerimiz ve ihtiyata daha alışmayan yeni kardeşlerimizin sözlerinden mânâ çıkaran câsuslar bulunur. Habbeyi kubbe yapar, ihbar edebilir. Şimdi vaziyetimiz şaka kaldırmıyor.
611
Bununla beraber hiç endişe etmeyiniz. Biz inâyet‑i İlâhiye altındayız ve bütün meşakkatlere karşı kemâl‑i sabırla belki şükür ile mukàbele etmeğe azmetmişiz. Bir dirhem zahmet, bir batman rahmet ve sevâbı netice verdiğinden şükür etmeğe mükellefiz.
Said Nursî

Bütün Vazife‑i Müdafaâtı Nur Erkânlarına Bırakmağa Kalben Mecbur Oldum

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
İki ehemmiyetli sebeb ve bir kuvvetli ihtara binâen ben bütün vazife‑i müdafaâtı buraya gelen ve gelecek Nur erkânlarına bırakmağa kalben mecbur oldum. Hususan [ H, R, T, F, S ] ()
Birinci Sebeb: Ben hem sorgu dâiresinde, hem çok emârelerden kat'î bildim ki, bana karşı ellerinden geldiği kadar müşkülât yapmağa ve fikren onlara galebe etmemden kaçmağa çalışıyorlar ve resmen de onlara iş'âr var. Güyâ ben, konuşsam, mahkemeleri ilzam edecek derecede ve diplomatları susturacak bir iktidar‑ı ilmî ve siyâsî göstereceğim diye benim konuşmama bahânelerle mâni oluyorlar. Hattâ sorguda bir suâle karşı dedim: Tahattur edemiyorum.” O hâkim taaccüb ve hayretle dedi: Senin gibi fevkalâde acîb zekâvet ve ilim sâhibi nasıl unutur?”
Onlar Risale‑i Nurun hàrika yüksekliklerini ve ilmî tahkîkatını benim fikrimden zannedip dehşet almışlar. Beni konuşturmak istemiyorlar. Hem güyâ benim ile kim görüşse birden Nurun fedâkâr bir talebesi olur. Onun için beni görüştürmüyorlar. Hattâ Diyânet Reisi dahi demiş: Kim Onunla görüşse, Ona kapılır câzibesi kuvvetlidir.”
612
Demek şimdi işimi de sizlere bırakmağa maslahatımız iktiza ediyor. Ve yanınızdaki yeni ve eski müdafaâtlarım benim bedelime sizin meşveretinize iştirâk eder, o kâfîdir.
İkinci Sebeb: Başka vakte bırakıldı. Amma ihtar‑ı manevînin kısa bir işâreti şudur: Bana yirmibeş sene siyaseti ve gazeteleri ve sâir çok fânî şeyleri terkettiren ve onlarla meşguliyeti men'eden gayet kuvvetli bir vazife‑i uhreviye ve te'sirli bir hâlet‑i rûhiye benim bu mes'elenin teferruâtıyla iştigâl etmeme kat'iyyen mâni oluyorlar. Sizler, bazen arasıra iki da'vâ vekilinizle meşveretle benim vazifemi dahi görürsünüz.

Nur Şâkirdlerinin Hàsları, Bu Vazifeni Her Vakit Yapıyorlar

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Şimdi namazda bir hâtıra kalbe geldi ki; kardeşlerin, ziyâde hüsn‑ü zanlarına binâen, senden maddî ve manevî ders ve yardım ve himmet bekliyorlar. Sen nasıl dünya işlerinde hàsları tevkîl ettin, erkânların meşveretlerine bıraktın ve isabet ettin. Aynen öyle de; uhrevî ve Kur'ânî ve îmânî ve ilmî işlerinde dahi Risale‑i Nuru ve şâkirdlerinin şahs‑ı manevîlerini tevkîl eyle; o hàlis, muhlis hàsların şahs‑ı manevîleri senden çok mükemmel o vazifeni kendi vazifeleriyle beraber yaparlar. Hem dâima da şimdiye kadar yapıyorlar. Meselâ, seninle görüşen muvakkat bir dirhem ders ve nasihat alsa, Risale‑i Nurdan, bir cüz'ünden yüz dirhem ders alabilir. Hem senin yerinde ondan nasihat alır, sohbet eder.
Hem Nur şâkirdlerinin hàsları, bu vazifeni her vakit yapıyorlar. Ve inşâallâh pek yüksek bir makamda bulunan ve duâsı makbûl olan onların şahs‑ı manevîleri, dâimî beraberlerinde bir üstad ve yardımcıdır diye rûhuma hem tesellî, hem müjde, hem istirahat verdi.

Bu İki Gün Zarfında İki Küçük Patlak Tesâdüfe Benzemiyor

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bu iki gün zarfında iki küçük patlak, zâhirî hiçbir sebeb yokken acîb, mânidâr bir tarzda olması tesâdüfe benzemiyor.
613
Birincisi: Koğuşumda muhkem demirden olan soba birden kuvvetli tabanca gibi ses verip aşağısındaki kalın ve metîn demiri bomba gibi patladı, iki parça oldu. Terzi Hamdi korktu, bizi hayret içinde bıraktı. Hâlbuki çok defa kışta taş kömürü ile kızgın kırmızılaştığı hâlde tahammül ediyordu.
İkincisi: İkinci gün Feyzilerin koğuşunda hiçbir sebeb yokken birden su testisi üstünde duran bardak acîb sûrette parça parça oldu.
Hâtıra geliyor ki; inşâallâh bize zarar dokunmadan, aleyhimizdeki dehşetli bombaları Ankara’nın altı makàmâtına gönderilen müdafaât nüshaları patlattırdılar, bize zarar vermeden aleyhimize ateşlenen ve kızışan hiddet sobası iki parça oldu. Hem ihtimal var ki; mübârek soba, benim teessürâtımı ve tazarruâtımı dinleyen tek ve menfaatli arkadaşım bana haber veriyor ki: Bu zindân ve hapishâneden gideceksin, bana ihtiyaç kalmadı…”

Sizin Hesabınıza Bir Telâş, Bir Hüzün Bana Geldi

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bugün manevî bir ihtar ile sizin hesabınıza bir telâş, bir hüzün bana geldi. Çabuk çıkmak isteyen ve derd‑i maîşet için endişe eden kardeşlerimizin hakikaten beni müteellim ve mahzûn ettiği aynı dakikada bir mübârek hâtıra ile bir hakikat ve bir müjde kalbe geldi ki:
Beş günden sonra çok mübârek ve çok sevâblı ibâdet ayları olan şühûr‑u selâse gelecekler. Her hasenenin sevâbı başka vakitte on ise, Receb‑i Şerîfte yüzden geçer, Şâbân‑ı Muazzamda üçyüzden ziyâde ve Ramazan‑ı Mübârekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle‑i Kadir’de otuzbine çıkar. Bu pek çok uhrevî fâideleri kazandıran ticâret‑i uhreviyenin bir kudsî pazarı ve ehl‑i hakikat ve ibâdet için mümtâz bir meşheri ve üç ayda seksen sene bir ömrü ehl‑i îmâna te'min eden şühûr‑u selâseyi böyle bire on kâr veren Medrese‑i Yûsufiye’de geçirmek, elbette büyük bir kârdır. Ne kadar zahmet çekilse ayn‑ı rahmettir.
614
İbâdet cihetinde böyle olduğu gibi, Nur hizmeti dahi nisbeten kemiyet değilse de keyfiyet itibariyle bire beştir. Çünkü bu misâfirhânede mütemâdiyen giren ve çıkanlar, Nurun derslerinin intişarına bir vâsıtadır. Bazen bir adamın ihlâsı, yirmi adam kadar fâide verir. Hem Nurun, sırr‑ı ihlâsı; siyasetkârâne kahramanlık damarını taşıyan, Nurun tesellîlerine pek çok muhtaç bulunan mahpus bîçâreler içinde intişarı için bir parça zahmet ve sıkıntı olsa da, ehemmiyeti yok.
Derd‑i maîşet ciheti ise: Zâten bu üç ay âhiret pazarı olmasından herbiriniz çok şâkirdlerin bedeline, hattâ bazınız bin adamın yerinde buraya girdiğinden, elbette sizin haricî işlerinize yardımları olur diye tamamıyla ferâhlandım ve bayrama kadar burada bulunmak büyük bir ni'mettir bildim.
Said Nursî

Bütün Hücumları, Şahsımı Çürütmek ve Nurun Fütûhâtına Bulantı Vermektir

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Receb‑i şerîfinizi ve yarınki Leyle‑i Regâibinizi rûh u canımızla tebrik ederiz.
Sâniyen: Me'yûs olmayınız, hem merak ve telâş etmeyiniz, inâyet‑i Rabbâniye inşâallâh imdâdımıza yetişir. Bu üç aydan beri aleyhimizde ihzar edilen bomba patladı. Benim sobam ve Feyzilerin su bardağı ve Husrev’in iki su bardaklarının verdikleri haber doğru çıktı. Fakat dehşetli değil, hafif oldu. İnşâallâh o ateş tamamen sönecek. Bütün hücumları, şahsımı çürütmek ve Nurun fütûhâtına bulantı vermektir.
Emirdağı’ndaki ma'lûm münâfıktan daha muzır ve gizli zındıkların elinde âlet bir adam ve bid'atkâr bir yarım hoca ile beraber, bütün kuvvetleriyle bize vurmaya çalıştıkları darbe, yirmiden bire inmiş. İnşâallâh o bir dahi, bizi mecrûh ve yaralı etmeyecek ve düşündükleri ve kasdettikleri bizi birbirinden ve Nurlardan kaçırmak plânları dahi akîm kalacak.
615
Bu mübârek ayların hürmetine ve pek çok sevâb kazandırmalarına i'timâden sabır ve tahammül içinde şükür ve tevekkül etmek ve مَنْ اٰمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ düsturuna teslîm olmak elzemdir, vazifemizdir.
Said Nursî

Başbakanlığa, Adliye Bakanlığına, Dâhiliye Bakanlığına()

Hürriyet ilânını, Birinci Harb‑i Umumî’yi, mütâreke zamanlarını, Millî Hükûmetin ilk teşekkülünü ve Cumhûriyet zamanını birden derkeden bütün hükûmet ricâli, beni pek iyi tanırlar. Bununla beraber, müsâadenizle hayatıma bir sinema şeridi gibi sizinle beraber göz gezdirelim.
Bitlis Vilâyetine tâbi Nurs Köyünde doğan ben; talebe hayatımda rastgelen âlimlerle mücâdele ederek, ilmî münâkaşalarla karşıma çıkanları inâyet‑i İlâhiye ile mağlûb ede ede İstanbul’a kadar geldim. İstanbul’da bu âfetli şöhret içinde mücâdele ederek nihâyet rakìblerimin ifsadâtıyla merhum Sultan Hamîd’in emriyle tımarhâneye kadar sürüklendim. Hürriyet ilânıyla ve Otuzbir Mart Vak'ası’ndaki hizmetlerimle İttihâd ve Terakkî Hükûmeti’nin nazar‑ı dikkatini celbettim. Câmiü'l‑Ezher gibi Medresetü'z‑Zehrâ nâmında bir İslâm üniversitesinin Van’da açılması teklifi ile karşılaştım. Hattâ temelini attım.
Birinci harbin patlamasıyla talebelerimi başıma toplayarak gönüllü alay kumandanı olarak harbe iştirâk ettim. Kafkas cebhesinde, Bitlis’te esir düştüm. Esâretten kurtularak İstanbul’a geldim. Dâru'l‑Hikmeti'l-İslâmiye’ye âzâ oldum. Mütâreke zamanında, istilâ kuvvetlerine karşı bütün mevcûdiyetimle İstanbul’da çalıştım. Millî hükûmetin gâlibiyeti üzerine, yaptığım hizmetler Ankara hükûmetince takdir edilerek Van’da üniversite açmak teklifi tekrarlandı.
616
Buraya kadar geçen hayatım bir vatan‑perverlik hâli idi. Siyaset yoluyla dine hizmet hissini taşıyordum. Fakat bu ândan itibaren dünyadan tamamen yüz çevirdim ve kendi ıstılahıma göre Eski Said”i gömdüm. Büsbütün âhiret ehli Yeni Said olarak dünyadan elimi çektim. Tam bir inziva ile bir zaman İstanbul’un Yûşâ Tepesi’ne çekildim.
Daha sonra doğduğum yer olan Bitlis ve Van tarafına giderek mağaralara kapandım. Rûhî ve vicdânî hazzımla baş başa kaldım. اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ وَالسِّيَاسَةِ yani, Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım düsturuyla kendi rûhî âlemime daldım. Ve Kur'ân‑ı Azîmü'ş-Şân’ın tedkik ve mütâlaasıyla vakit geçirerek Yeni Said olarak yaşamağa başladım.
Fakat kaderin cilveleri, beni menfî olarak muhtelif yerlerde bulundurdu. Bu esnâda Kur'ân‑ı Kerîm’in feyzinden kalbime doğan füyûzâtı yanımdaki kimselere yazdırarak bir takım risaleler vücûda geldi. Bu risalelerin hey'et‑i mecmuasına Risale‑i Nur ismini verdim. Hakikaten Kur'ânın nuruna istinâd edildiği için, bu isim vicdânımdan doğmuş. Bunun ilhâm‑ı İlâhî olduğuna bütün îmânımla kàni'im ve bunları istinsah edenlere Bârekallâh dedim. Çünkü, îmân nurunu başkalarından esirgemeye imkân yoktu.
Bu risalelerim bir takım îmân sâhibleri tarafından birbirinden alınarak istinsah edildi. Bana böyle bir kanâat verdi ki, Müslümanların zedelenen îmânlarını takviye için bir sevk‑i İlâhîdir. Bu sevk‑i İlâhîye hiçbir sâhib‑i îmân mâni olamayacağı gibi teşvike de dinen mecbur bulunduğumu hissettim. Zâten bugüne kadar yüzotuzu bulan bu risaleler tamamen âhiret ve îmân bahislerine ait olup, siyasetten ve dünyadan kasdî olarak bahsetmez.
617
Buna rağmen bir takım fırsat düşkünlerinin de iştigâl mevzûu oldu. Üzerinde tedkîkàt yapılarak Eskişehir, Kastamonu, Denizli’de tevkîf edildim; muhâkemeler oldu. Neticede hakikat tecellî etti, adâlet yerini buldu. Fakat bu düşkünler bir türlü usanmadılar. Bu defa da beni tevkîf ederek Afyon’a getirmişlerdir. Mevkufum, isticvâb altındayım. Bana şunları isnâd ediyorlar.
1. Sen siyâsî bir cem'iyet kurmuşsun.
2. Sen rejime aykırı fikirler neşrediyorsun.
3. Siyâsî bir gaye peşindesin.
Bunların esbâb‑ı mûcibe ve delilleri de, risalelerimin iki‑üçünden on‑onbeş cümleleridir.
Sayın Bakan! Napolyon’un dediği gibi, Bana te'vili kàbil olmayan bir cümle getiriniz, sizi onunla i'dâm edeyim.” Beşerin ağzından çıkan hangi cümle vardır ki, te'villerle cürüm ve suç teşkil etmesin. Bilhassa benim gibi yetmişbeş yaşına varmış ve bütün dünya hayatından elini çekmiş, sırf âhiret hayatına hasr‑ı hayat etmiş bir adamın yazıları elbette serbest olacaktır. Hüsn‑ü niyete makrûn olduğu için pervâsız olacaktır. Bunları tedkikle altında cürüm aramak insafsızlıktır. Başka bir şey değildir.
Binâenaleyh, bu yüzotuz risalemden hiçbirisinde dünya işini alâkalandıran bir maksad yoktur. Hepsi Kur'ân nurundan iktibas edilen âhiret ve îmâna taalluk eder. Ne siyâsî ve ne de dünyevî hiçbir gaye ve maksad yoktur. Nitekim hangi mahkeme işe başlamış ise, aynı kanâatle berâet kararını vermiştir. Binâenaleyh, lüzumsuz mahkemeleri işgal etmek ve masûm îmân sâhiblerini işlerinden güçlerinden alıkoymak, vatan ve millet nâmına yazıktır.
Eski Said bütün hayatını vatan ve milletin saâdeti uğrunda sarfetmişken, bütün bütün dünyadan el çekmiş, yetmişbeş yaşına gelmiş Yeni Said, nasıl olur da siyasetle iştigâl eder. Buna tamamen siz de kàni'siniz.
618
Bir tek Gayem vardır: O da; mezara yaklaştığım bu zamanda, İslâm memleketi olan bu vatanda bolşevik baykuşlarının seslerini işitiyoruz. Bu ses Âlem‑i İslâmın îmân esâslarını zedeliyor. Halkı, bilhassa gençleri îmânsız yaparak kendisine bağlıyor. Ben bütün mevcûdiyetimle bunlarla mücâdele ederek gençleri ve Müslümanları îmâna dâvet ediyorum. Bu îmânsız kitleye karşı mücâdele ediyorum. Bu mücâhedem ile inşâallâh Allah huzuruna girmek istiyorum, bütün fa'âliyetim budur. Beni bu gayemden alıkoyanlar da, korkarım ki bolşevikler olsun! Bu îmân düşmanlarına karşı mücâhede açan dindar kuvvetlerle el ele vermek, benim için mukaddes bir gayedir. Beni serbest bırakınız. El birliğiyle, komünistlikle zehirlenen gençlerin ıslahına ve memleketin îmânına, Allah’ın birliğine hizmet edeyim.
MevkufSaid Nursî

En Te'sirli Çare, Birbirine Tesellî ve Ferâh Vermek ve Kuvve‑i Maneviyesini Takviye Etmek

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bu dünyada, hususan bu zamanda, hususan musîbete düşenlere ve bilhassa Nur şâkirdlerindeki dehşetli sıkıntılara ve me'yûsiyetlere karşı en te'sirli çare, birbirine tesellî ve ferâh vermek ve kuvve‑i maneviyesini takviye etmek ve fedâkâr hakîki kardeş gibi birbirinin gam ve hüzün ve sıkıntılarına merhem sürmek ve tam şefkatle kederli kalbini okşamaktır. Mâbeynimizdeki hakîki ve uhrevî uhuvvet, gücenmek ve tarafgirlik kaldırmaz.
Mâdem ben size bütün kuvvetimle i'timâd edip bel bağlamışım ve sizin için, değil yalnız istirahatimi ve haysiyetimi ve şerefimi, belki sevinçle rûhumu da fedâ etmeğe karar verdiğimi bilirsiniz belki de görüyorsunuz. Hattâ kasemle te'min ederim ki: Sekiz gündür Nurun iki rüknü zâhirî birbirine nazlanmak ve tesellî yerine hüzün vermek olan ehemmiyetsiz hâdisenin, bu sırada benim kalbime verdiği azâb cihetiyle, Eyvâh! Eyvâh! El‑amân, El‑amân! Erhamürrâhimîn medet! Bizi muhâfaza eyle, bizi cin ve insî şeytanların şerrinden kurtar, kardeşlerimin kalblerini birbirine tam sadâkat ve muhabbet ve uhuvvet ve şefkatle doldur.” diye hem rûhum, hem kalbim, hem aklım feryâd edip ağladılar.
619
Ey demir gibi sarsılmaz kardeşlerim! Bana yardım ediniz. Mes'elemiz çok nâziktir. Ben sizlere çok güveniyordum ki, bütün vazifelerimi şahs‑ı manevînize bırakmıştım. Siz de, bütün kuvvetinizle benim imdâdıma koşmanız lâzım geliyor.
Gerçi hâdise pek cüz'î ve geçici ve küçük idi. Fakat saatimizin zenbereğine ve gözümüzün hadekasına gelen bir saç, bir zerrecik dahi incitir. Ve bu noktada ehemmiyetlidir ki, maddî üç patlak ve manevî üç müşâhedeler tam tamına haber verdiler.
Said Nursî

En Kuvvetli Nokta‑i İstinâdımız Olan Hakîki Tesânüd ve Birbirinin Kusuruna Bakmamak

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Sobamın ve Feyzilerin ve Sabri ve Husrev’in iki su bardakları parça parça olması, dehşetli bir musîbet geldiğini haber vermiştiler. Evet, bizim en kuvvetli nokta‑i istinâdımız olan hakîki tesânüd ve birbirinin kusuruna bakmamak ve Husrev gibi Nur kahramanından benim yerimde ve Nurun şahs‑ı manevîsinin çok ehemmiyetli bir mümessili olmasından hiçbir cihetle gücenmemek elzemdir.
Ben kaç gündür dehşetli bir sıkıntı ve me'yûsiyet hissettiğimden Düşmanlarımız bizi mağlûb edecek bir çare bulmuşlar.” diye çok telâş ederdim. Hem sobam, hem hayâlî ayn‑ı hakikat müşâhedem doğru haber vermişler.
Sakın, sakın, sakın!‥ Çabuk bu şimdiye kadar demir gibi kuvvetli tesânüdünüzü tamir ediniz. Vallâhi bu hâdisenin bizim hapse girmemizden daha ziyâde Kur'ân ve îmân hizmetimize hususan bu sırada zarar vermek ihtimali kavîdir.
Said Nursî
620

Leyle‑i Mi'râc İkinci Bir Leyle-i Kadir Hükmündedir

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ