630
Şahsıma Gelen Bütün Zahmetleri Manevî Sevinç ve Memnuniyetle Kabûl Ediyorum
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Mübârek Ramazan‑ı Şerîfinizi bütün rûh u canımızla tebrik ediyoruz. Cenâb‑ı Hak bu Ramazan‑ı Şerîfin Leyle‑i Kadr’ini umumunuza bin aydan hayırlı eylesin, âmîn. Ve seksen sene bir ömr‑ü makbûl hükmünde hakkınızda kabûl eylesin, âmîn.
Sâniyen: Bayrama kadar burada kalmamızın bizlere çok fâidesi ve hayrı olduğuna kanâatim var. Şimdi tahliye olsaydık, bu Medrese‑i Yûsufiye’deki hayırlardan mahrum kaldığımız gibi, sırf uhrevî olan Ramazan‑ı Şerîfi; dünya meşgaleleriyle huzur‑u manevîmizi haleldâr edecekti. اَلْخَيْرُ ف۪يمَا اخْتَارَهُ اللّٰهُ sırrıyla inşâallâh bunda da hayırlı büyük sevinçler olacak.
Mahkemede siz de anladınız ki, hattâ kanunlarıyla da hiçbir cihetle bizi mahkûm edemediklerinden, ehemmiyetsiz, sinek kanadı kadar kanunla temâsı olmayan cüz'î mektûbların cüz'î hususiyâtı gibi cüz'î şeyleri medâr‑ı bahsedip büyük ve küllî mesâil‑i Nuriyeye ilişmeğe çare bulamadılar.
Hem gayet küllî ve geniş Nur Talebeleri ve Risale‑i Nurun bedeline yalnız şahsımı çürütmek ve ehemmiyetten iskàt etmek bizim için büyük bir maslahattır ki, Risale‑i Nur ve talebelerine Kader‑i İlâhî iliştirmiyor. Yalnız benim şahsımla meşgul eder. Ben de size, bütün dostlarıma beyân ediyorum ki:
Bütün rûh u canımla hattâ nefs‑i emmâremle beraber Risale‑i Nurun ve sizlerin selâmetine, şahsıma gelen bütün zahmetleri manevî sevinç ve memnuniyetle kabûl ediyorum. Cennet ucuz olmadığı gibi‥ Cehennem de lüzumsuz değil. Dünya ve zahmetleri fânî ve çabuk geçici olduğu gibi, bize gizli düşmanlarımızdan gelen zulüm de mahkeme‑i kübrâ’da ve kısmen de dünyada yüz derece ziyâde intikamımız alınacağından, hiddet yerinde onlara teessüf ediyoruz.
631
Mâdem hakikat budur. Telâşsız ve ihtiyat içinde kemâl‑i sabır ve şükürle, hakkımızda cereyan eden kazâ ve kader‑i İlâhî ve bizi himâye eden inâyet‑i İlâhiye’ye karşı teslîm ve tevekkülle ve buradaki kardeşlerimizle de hàlisâne ve tesellîkârâne ve samîmâne ve mütesânidâne hakîki bir ülfet ve muhabbet ve sohbetle Ramazan‑ı Şerîfte hayrı birden bine çıkan evrâdlarımızla meşgul olup ilmî derslerimizle bu cüz'î, geçici sıkıntılara ehemmiyet vermemeğe çalışmak büyük bir bahtiyarlıktır. Ve Nurun pek ehemmiyetli bu imtihanındaki te'sirli dersleri ve muârızlara kendini okutturması, ehemmiyetli bir fütûhât‑ı Nuriyedir.
(Hâşiye) Bazı kardeşlerimizin lüzumsuz talebeliğini inkâr, hususan (…‥…) eskide ehemmiyetli kendi Hizmet‑i Nuriyelerini lüzumsuz setretmeleri gerçi çirkin, fakat, onların sâbık hizmetleri için affedip gücenmemeliyiz.
Said Nursî
Leyle‑i Kadr’i; Nısf-ı Âhirde Arayınız. Herşeyin Güzel Cihetine Bakınız
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Rivâyât‑ı sahîha ile “Leyle‑i Kadr’i; nısf‑ı âhirde, hususan aşr‑ı âhirde arayınız.” fermân etmesiyle, bu gelecek geceler, seksen küsûr sene bir ibâdet ömrünü kazandıran Leyle‑i Kadr’in gelecek gecelerde ihtimali pek kavî olmasından istifadeye çalışmak, böyle sevâblı yerlerde bir saâdettir.
Sâniyen: مَنْ اٰمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ (Kadere îmân eden gam ve hüzünden emin olur.) sırrıyla, خُذُوا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ اَحْسَنَهُ (Herşeyin güzel cihetine bakınız.) kaidesinin sırrıyla, ﴿اَلَّذ۪ينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ اَحْسَنَهُ اُو۬لٰئِكَ الَّذ۪ينَ هَدٰيهُمُ اللّٰهُ وَاُو۬لٰئِكَ هُمْ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ﴾ gayet kısacık bir meâli: “Sözleri dinleyip en güzeline tâbi olup fenâsına bakmayanlar, hidayet‑i İlâhiye’ye mazhar akıl sâhibi onlardır.” meâlinde.
632
Bizler için şimdi herşeyin iyi tarafına ve güzel cihetine ve ferâh verecek vechine bakmak lâzımdır ki; mânâsız, lüzumsuz, zararlı, sıkıntılı, çirkin, geçici hâller nazar‑ı dikkatimizi celbedip kalbimizi meşgul etmesin.
Sekizinci Söz’de, bir bahçeye iki adam, biri çıkar biri giriyor. Bahtiyarı bahçedeki çiçeklere, güzel şeylere bakar, safâ ile istirahat eder. Diğer bedbaht temizlemek elinden gelmediği hâlde çirkin, pis şeylere hasr‑ı nazar eder, midesini bulandırır, istirahate bedel sıkıntı çeker, çıkar gider. Şimdi hayat‑ı ictimâiye-i beşeriyenin safhaları, hususan Yûsufiye Medresesi bir bahçe hükmündedir. Hem çirkin, hem güzel, hem kederli, hem ferâhlı şeyler beraber bulunur. Âkıl odur ki; ferâhlı ve güzel şeylerle meşgul olup çirkin, sıkıntılı şeylere ehemmiyet vermez, şekvâ ve merak yerinde şükreder, sevinir.
Said Nursî
Bir Kısım Müçtehidler O Geceye Leyle‑i Kadr’i Tahsîs Etmişler
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Yarın gece Leyle‑i Kadir olmak ihtimali çok kuvvetli olmasından bir kısım müçtehidler o geceye Leyle‑i Kadr’i tahsîs etmişler. Hakîki olmasa da, mâdem ümmet o geceye o nazarla bakıyor. İnşâallâh hakîki hükmünde kabûle mazhar olur.
Sâniyen: Sarsıntılı olan altıncıdaki kardeşlerimizin istirahatlerini merak ediyorum. Bir parmak hariçten hapse, hususan altıncıya karışıyor, oradaki kardeşlerimiz dikkat ve ihtiyat edip hiçbir şeye karışmasınlar.
Sâlisen: Avukata, reise okutmak için parçayı gönderdiniz mi? Hem Halîl Hilmi, vahdet‑i mes'ele itibariyle yalnız Sabri’nin değil, belki umumumuzun avukatıdır. Ben bu nazarla ona bakıyordum. Şimdi umumumuzun hesabına birinci avukatımıza tam yardım etsin.
633
Râbian: Taşköprülü Sâdık Bey’in mukaddimesini istinsah için Sabri’ye vermiştim. Eğer yazılmışsa, tashihten geçen parça ona gönderilecek. Yeni yazılan bir sûreti bana gönderilsin. Hem Sâdık’ın manzûmeciği yanımda bir sûreti var, sizde yoksa göndereceğim.
Said Nursî
Sebebsiz Yere, Kalın Demir Sobamın Parçalanması
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Hem sizin, hem hapisteki arkadaşlarınızın bayramınızı tebrik ederiz. Siz ile bayramlaşanı, aynen benimle bayramlaşmış gibi kabûl ediyorum ve umumuyla bizzat bayram ziyaretini yapmışım gibi biliniz, bildiriniz.
Sâniyen: Sebebsiz, kalın demir sobamın parçalanmasıyla verdiği haber ve biz dahi o işârete binâen tam bir ihtiyat ve temkinle geçen fırtınacık, yüzden bire indi, barut ateş almadı. Şimdi yine sebebsiz, mataramın acîb bir tarzda küçücük parçalara inkısam etmesi, bize tekrar tam bir temkine ve tahammüle ve ihtiyata sarılmamızın lüzumunu haber veriyor. Aldığım manevî bir ihtarla, gizli münâfıklar, dindarlara karşı namazsız sefâhetçileri ve mürted komünistleri isti'mâl etmek istiyorlar, hattâ parmaklarını buraya da sokmuşlar.
____________________________
(Bir Hâşiyecik) Dün kalbimde bir ferâh ve sevinç vardı. Birden baktım, Nurs’taki kardeşim, Nurs’un balını bir matara içinde sekiz ay evvel bana, Emirdağı’na göndermişti. Dün de Emirdağı’ndan bana geldi. Aman bana çabuk getirin dedim. Bekledim, gelmedi‥ o sevinç bir hiddete döndü. Yüz matara kadar yanımda kıymetli bulunan o ballı matarayı yabânî ellere verip çarşıya gönderilmesi sebeb olup, o matara da birdenbire kırıldı. Kırksekiz seneden beri görmediğim Nurs Köyümün, meskàt‑ı re'simin bir teberrükü olan o tatlıdan, bayram tatlısı olarak herbir kardeşim bir parçacığını tatsın diye bir mikdar gönderdim.
Said Nursî
Medresetü'z‑Zehrâ Tevessü' Edip, Hakîki İhlâs ve Tam Fedâkârâne Terk-i Enâniyeti ve Tevâzu'-u Tâmmı Dâire-i Nurda Aşılıyor
634
Azîz, Sıddık, Sarsılmaz Kardeşlerim!
Sizi rûh u canımla tebrik ederim ki, çabuk yaramızı tedâvi ettiniz. Ben de bu gece şifâdan tam ferâhlandım. Zâten Medresetü'z‑Zehrâ tevessü' edip, hakîki ihlâs ve tam fedâkârâne terk‑i enâniyeti ve tevâzu'‑u tâmmı dâire‑i Nurda aşılıyor, neşreder. Elbette gayet cüz'î ve muvakkat hassâsiyet ve titizlik ve nazlanmak, o kuvvetli dersini ve uhuvvet alâkasını bozamaz ve İhlâs Lem'ası bu noktada mükemmel nâsihtir. Şimdi en ziyâde bizi ve Nurları vurmak ve sarsmak için en fenâ plân, Nur talebelerini birbirinden soğutmak ve usandırmak ve meşreb ve fikir cihetinde birbirinden ayırmaktır. Gerçi gayet cüz'î bir nazlanmak oldu. Fakat göze bir saç düşse başa düşen bir taş kadar incitir ki, büyük bir hâdise hükmünde mataram haber verdi. Merhum Hâfız Ali’nin (R.H.) küçücük böyle bir hâlden, vefâtından bir parça evvel şekvâsı, o vakitten beri belki yüz defa hâtırıma gelip beni müteessir etmiş.
Said Nursî
Her Dâireden ve Adliye ve Zâbıtadan Evvel Diyânet Dâiresi Alâkadardır
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Talebelerin i'tirâznâmelerini müdüre verdim. Dedim: “Diyânet Riyâseti’ne ve bize risalelerimizle berâet veren Ankara’nın Ağır Ceza dâiresine – i'tirâznâmemin âhiriyle beraber – göndermek istiyoruz. Hem hatâ‑savâb cetveli de o iki makama, fakat mahrem yalnız berây‑ı ma'lûmât olarak göndermek münâsibse.” Dedi: “Münâsibdir.” Şimdi siz avukata deyiniz. Birkaç nüsha talebelerin i'tirâznâmelerinin ve cetvelin iki nüsha çıkarsın.
Hem Diyânet Riyâseti’ne yazınız ki, ulûm‑u diniye ehlini himâye etmek vazife‑i zarûriyenizi Said ve arkadaşlar hakkında bu defa Afyon’a gönderdiğiniz raporla mükemmel yazdığınızdan, hem mazlum Said, hem masûm arkadaşları dâirenize çok müteşekkir ve fevkalâde minnetdâr oldular. Zâten mes'elemiz dinî ve ilmî olmasından, her dâireden ve adliye ve zâbıtadan evvel Diyânet Dâiresi alâkadardır. Onun için hem Denizli’de, hem Afyon’da en evvel o dâirelere müracaat edip şekvâmızı oradaki âlimlere yazdık. Bu meâlde bir başlık yazınız.
Said Nursî
635
Mânâsız, Çok Zararlı Nazlanmaktan Vazgeçiniz
Azîz, Sıddık Kardeşim Re'fet Bey!
Kur'ân‑ı Azîmü'ş-Şân’ın hürmetine ve alâka‑i Kur'âniyenizin hakkına ve Nurlar ile yirmi sene zarfında îmâna hizmetinizin şerefine, çabuk bu dehşetli, zâhiren küçücük fakat vaziyetimizin nezâketine binâen pek elîm ve fecî ve bizi mahva çalışan gizli münâfıklara büyük bir yardım olan birbirinden küsmekten ve baruta ateş atmak hükmündeki gücenmekten vazgeçiniz ve geçiriniz. Yoksa bir dirhem şahsî hak yüzünden bizlere ve Hizmet‑i Kur'âniyeye ve îmâniyeye yüz batman zarar gelmesi – şimdilik – ihtimali pek kavîdir.
Sizi kasemle te'min ederim ki; biriniz bana en büyük bir hakaret yapsa ve şahsımın haysiyetini bütün bütün kırsa, fakat Hizmet‑i Kur'âniye ve îmâniye ve Nuriye’den vazgeçmezse ben onu helâl ederim, barışırım, gücenmemeğe çalışırım.
Mâdem cüz'î bir yabânîlikten düşmanlarımız istifadeye çalıştıklarını biliyorsunuz, çabuk barışınız. Mânâsız, çok zararlı nazlanmaktan vazgeçiniz. Yoksa bir kısmımız Şemsi, Şefîk, Tevfik gibi; muârızlara sûreten iltihak edip, hizmet‑i îmâniyemize büyük bir zarar ve noksaniyet olacak. Mâdem inâyet‑i İlâhiye şimdiye kadar bir zâyiâta bedel çokları o sistemde vermiş. İnşâallâh yine imdâdımıza yetişir.
Said Nursî
Müdür, Âyetü'l‑Kübrâ ve Rehberi Çok Beğenmiş
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Müdür, Âyetü'l‑Kübrâ ve Rehberi çok beğenmiş. Şimdi Asâ‑yı Mûsa ve Zülfikàr’ı istiyor. Ben de söz verdim, “sana getireceğim.” Eğer burada Afyon’da varsa; bir Asâ‑yı Mûsa, bir Zülfikàr (cildli, büyük), bir Rehber, bir Âyetü'l‑Kübrâ ısmarlayınız.
Said Nursî
636
Nurlara Hücum Edilse, Ya Zemin Hiddet Eder Veya Harb Korkusu Başlar
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Bu raporun neticesi aynen Denizli’dekinin aynıdır. Bizi medâr‑ı ittiham noktalardan tebrie etmek içinde onlara hoş görünmek ve Nurcu olmadıklarını göstermek fikriyle, vehhâbîlik damarıyla, bir parça ilmî tenkidiyle hücum etmişler. Tahminimce bu rapor iddianâmeden evvel buraya gelmiş ki, bazı noktaları iddianâme ondan almış. Öyle ise, cetvelimiz onlara dahi tam cevaptır. Siz nasıl bilirsiniz? Hem yeni cevabımız nasıldır, iyi midir? Pek acele ve perîşan bir hâlde yazdım.
Sâniyen: Şimdiye kadar zâhiren bizim şahıslarımızla ve cem'iyet ve tarîkat ve cüz'î bazı hususî mektûblar ile bizimle meşgul oluyordular. Şimdi Sirâcü'n‑Nur, Hücumât‑ı Sitte’nin müsâderesiyle ve ehl‑i vukûfun Nurlara nazarı çevirmeleriyle ve gizli düşmanlarımızın desîseleriyle bu vatanın bir medâr‑ı rahatı olan Risale‑i Nura bir nev'i hücum olmasından; şimdiye kadar çok defa olduğu gibi, aynen bu memlekete bu hücumun aynı zamanında hem iki şiddetli zelzele – ki ben o bahsi yazarken – geldi. Beni tasdik edip, “yazıya lüzum yok” dedi.
Ben de daha yazmadım. Bugün de işittim ki, harb korkusu başlamış. Ben de buranın âmirine dedim. Şimdiye kadar ne vakit Nurlara hücum edilse, ya zemin hiddet eder veya harb korkusu başlar. Tesâdüf ihtimali kalmayacak derecede çok hâdiseleri gördük ve mahkemelere dahi gösterildi.
Demek bugünlerde, bilmediğim hâlde Nurlar hakkında şiddetli telâşım ve ehl‑i vukûfun hasûdâne tenkidleri ve Nurun bir mühim mecmuasının müsâderesi, sadaka‑i makbûle mâhiyetinde musîbetlerin def'ine bir vesile olan Sirâcü'n‑Nur tesettür perdesinin altına girdi, zelzele ve harb korkusu başladı.
Said Nursî
637
Elbette Onların Kalbleri Nurcu Olmuş
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Merak etmeyiniz, biz inâyet altındayız. Zâhiren zahmetler altında rahmetler var. Ehl‑i vukûfu mecbur etmişler ki, bir parçasını çürütsünler. Elbette onların kalbleri Nurcu olmuş.
Said Nursî
Böyle Çilehânede Ömür, Uhrevî Meyveleriyle Bâkîleşiyor
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık, Sarsılmaz, Telâş Etmez, Âhireti Bırakıp Fânî Dünyaya Dönmez Kardeşlerim!
Bir parça daha burada kalmaktan, mes'elemizi bir derece genişlendirmek istemelerinden mahzûn olmayınız. Bil'akis benim gibi memnun olunuz. Mâdem ömür durmuyor, zevâle koşuyor. Böyle çilehânede, uhrevî meyveleriyle bâkîleşiyor. Hem Nurun ders dâiresi genişliyor. Meselâ; ehl‑i vukûfun hocaları, tam dikkatle Sirâcü'n‑Nur’u okumaya mecbur oluyorlar. Hem bu sırada çıkmamızla, bir‑iki cihetle hizmet‑i îmâniyemize bir noksan gelmek ihtimali var.
Ben sizlerden şahsen çok ziyâde sıkıntı çektiğim hâlde çıkmak istemiyorum. Siz de mümkün olduğu kadar sabır ve tahammüle ve bu tarz‑ı hayata alışmağa ve Nurları yazmak ve okumaktan tesellî ve ferâh bulmaya çalışınız.
Said Nursî
Mes'elemizi Genişlettirmeleri Hayırdır
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Yanımda bulunan yeni harfle müdafaâtın âhirindeki cetvelden iki tanesini, ehl‑i vukûfa cevabla beraber Diyânet Riyâseti’ne ve Ankara’nın Ağır Ceza Mahkemesine göndermek için lüzum varsa size göndereceğim. Hem ehl‑i vukûfa cevabın bir sûreti buradaki mahkemeye verilsin.
638
Sâniyen: Mes'elemizi genişlettirmeleri hayırdır. Şimdiye kadar kıymetini düşürmek fikriyle zâhiren küçük, ehemmiyetsiz gösterip gizli çok ehemmiyet veriyordular. Şimdi bu vaziyet, inşâallâh hizmet‑i îmânîye ve Kur'ânî’ye daha ziyâde hayırlı ve fâideli olacak.
Said Nursî
Tefsir İki Kısımdır
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Bu sene serbest olsaydı belki bir kısmımız hacca gidecekti. İnşâallâh bu niyetimiz bilfiil gitmiş gibi kabûl olup bu sıkıntılı hâlimizde hizmet‑i îmâniye ve Nuriyemiz öyle büyük bir hac sevâbını verecek.
Sâniyen: “Risale‑i Nur, Kur'ân’ın çok kuvvetli, hakîki bir tefsiridir.” tekrar ile dediğimizden, bazı dikkatsizler tam mânâsını bilemediğinden bir hakikati beyân etmeğe bir ihtar aldım. O hakikat şudur.
Tefsir iki kısımdır:
Birisi: Ma'lûm tefsirlerdir ki, Kur'ân’ın ibaresini ve kelime ve cümlelerinin mânâlarını beyân ve izâh ve isbât ederler.
İkinci kısım tefsir ise: Kur'ânın îmânî olan hakikatlerini kuvvetli hüccetlerle beyân ve isbât ve izâh etmektir. Bu kısmın pek çok ehemmiyeti var. Zâhir ma'lûm tefsirler, bu kısmı bazen mücmel bir tarzda dercediyorlar. Fakat Risale‑i Nur; doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esâs tutmuş, emsâlsiz bir tarzda muannid feylesofları susturan bir manevî tefsirdir.
Sâlisen: Sabahleyin bir şey yazacaktım, kaldı. Şimdi aynı mes'ele çıktı, kâtib Sâlim Bey izin verdi. Yarın hey'et‑i vekileye bir istid'a yazmak için Husrev ve Tahiri yanıma gelsinler.
Said Nursî
639
Biz Nur Talebeleri Hem İdareye, Hem Âsâyişe, Hem Vatan ve Milletin Saâdetine Çalışıyoruz
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Acaba ortalıkta en ziyâde zararlı biz ve Nurlar mıdır ki, her muharrir serbest yazıyor ve her sınıf müdâhalesiz toplanma yapıyor. Hâlbuki din terbiyesi olmasa, Müslümanlarda istibdâd‑ı mutlak ve rüşvet‑i mutlakadan başka çare olamaz. Çünkü, nasıl bir Müslüman, şimdiye kadar hakîki Yahudî ve Nasrânî olmaz belki dinsiz olur, bütün bütün bozulur. Öyle de, bir Müslüman bolşevik olamaz. Belki anarşist olur, daha istibdâd‑ı mutlaktan başka idare edilmez.
Biz Nur Talebeleri hem idareye, hem âsâyişe, hem vatan ve milletin saâdetine çalışıyoruz. Karşımızdaki dinsiz anarşist ve millet ve vatan düşmanlarıdır. Hükûmet için bize ilişmek değil, tam himâye ve yardım etmek elzemdir.
Said Nursî
Mes'elemizi Uzatmalarının Nurlara Nazar‑ı Dikkati Geniş Bir Dâirede Celbetmesinden.. Ehl-i Îmâna Menfaatlere Vesiledir
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Re'fet, Edhem ve Çalışkanlar ve Bürhân gibi Nur nâşirlerini tahliye etmeleri gösteriyor ki, Nurların intişarı yasak değil ve mahkeme ilişemiyor. Hem cem'iyetçilik bulunmadığına bir karar alâmetidir. Hem mes'elemizi uzatmada, Nurlara nazar‑ı dikkati geniş bir dâirede celbetmesinden, onları okumasına bir umumî dâvet ve resmî bir ilânat hükmünde işiten müştâkların okumak heveslerini tahrîk ettiğinden, sıkıntımızdan, zarardan yüz derece ziyâde bize ve ehl‑i îmâna menfaatlere vesiledir. Zâten bu zamanda, en geniş dâire‑i zeminde, en dehşetli ve küllî bir hücumda tecâvüz eden dalâlet ordularına karşı böyle kudsî bir ders, bu sûretle atom bombası gibi inşâallâh te'sirini göstermeğe bir işârettir.
Said Nursî
640
Çabuk Kalben Tam Barışınız
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim Re'fet, Mehmed Feyzi, Sabri!
Ben şiddetli bir işâret ve manevî bir ihtarla sizin üçünüzden, Risale‑i Nurun hatırı ve bu bayramın hürmeti ve eski hukukumuzun hakkı için çok ricâ ederim ki, dehşetli yeni bir yaramızın tedâvisine çalışınız. Çünkü, gizli düşmanlarımız iki plânı takib edip‥ biri, beni ihanetlerle çürütmek; ikincisi, mâbeynimize bir soğukluk vermektir. Başta Husrev aleyhinde bir tenkid ve i'tirâz ve gücenmek ile bizi birbirimizden ayırmaktır.
Ben size ilân ederim ki; Husrev’in bin kusuru olsa ben onun aleyhinde bulunmaktan korkarım. Çünkü; şimdi onun aleyhinde bulunmak doğrudan doğruya Risale‑i Nur aleyhinde ve benim aleyhimde ve bizi perîşan edenlerin lehinde bir azîm hıyânettir ki, benim sobamın parçalanması gibi acîb, sebebsiz bir hâdise başıma geldi. Ve bana yapılan bu son işkence dahi bu mânâsız ve çok zararlı tesânüdsüzlüğünüzden geldiğine kanâatim var.
Dehşetli bir parmak buraya, hususan altıncıya karışıyor. Beni bu bayramımda ağlatmayınız, çabuk kalben tam barışınız.
Said Nursî
Vatan ve Millet ve Din Hâinlerine Dehàlet Etmediğimize Bir Hüccet Olması Lâzımdı
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Ben bugün yalnız iki‑üç kardeşimizin tahliyelerini isterdim. Fakat hakkımızdaki inâyet‑i İlâhiye onların menfaati için geri bıraktı. Ve yirmi gün kadar, bizim bu vaziyetimiz lâzım ve elzemdir. Çünkü bu bayramda beraber bulunmamız hem bize, hem Nurlara, hem hizmetimize, hem manevî ve maddî istirahatimize ve hacıların duâlarından tam bir hisse almamıza ve Ankara’ya gönderilen Risale‑i Nurun müsâdereden kurtulmasına ve bizim mazlumiyetimize acıyıp Nurlara sarılanların çoğalmasına ve hazır büyük hatâlara rızâ ile vatan ve millet ve din hâinlerine dehàlet etmediğimize bir hüccet olması lâzımdı.
Said Nursî
641
Nurlar Kendilerini Okutturuyorlar
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Ehl‑i vukûfun insafsızca ve hatâlı ve haksız tenkidleri, vehhâbîlik damarıyla İmâm‑ı Ali’nin (Radıyallahu Anhu) Nurlarla ciddi alâkasını ve takdirini çekemeyerek ve geçen sene zemzem suyunu döktüren ve bu sene haccı men'eden evhâmın te'siri altında o yanlış ve hasûdâne i'tirâzları Beşinci Şuâ’a etmişler. Bu sırada, böyle evhâmlı ve telâşlı bir zamanda, bizim için en selâmetli yer hapistir. İnşâallâh Nurlar, hem kendimizin, hem kendilerinin serbestiyetini kazandıracaklar.
Mâdem emsâlsiz bir tarzda, çok ağır şerâit altında, pek çok muârızlar karşısında bu derece Nurlar kendilerini okutturuyorlar‥ talebelerini hapiste çeşit çeşit sûretlerde çalıştırıyor, perîşaniyetlerine inâyet‑i İlâhiye ile meydân vermiyorlar; biz bu dereceye kanâat edip şekvâ yerinde şükretmekle mükellefiz. Benim bütün şiddetli sıkıntılara karşı tahammülüm bu kanâatten geliyor. Vazife‑i İlâhiye’ye karışmam.
Said Nursî
Sizin İstifadeniz İçin Biri Okusun, Biri Dinlesin
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bu iki nüshanın biri benimdir, biri müdüründür. Başta benim hattımla yazısı bulunan nüshaya göre müdürün nüshasını tashih ediniz. Ben bu defa Âyetü'l‑Kübrâ’yı mütâlaa ederken, İkinci Makam’ını – âhire kadar – ve âhirdeki manevî muhâvereyi pek çok ehemmiyetli gördüm ve çok istifade ettim. Sizin istifadeniz için biri okusun, biri dinlesin. Tashihle beraber muattal kalmasınlar, ikişer kardeşlerimiz mütâlaa etsinler.
Sâniyen: Bana ait Onuncu Söz ve buradaki mektûblar defteri ve sâire zâyi' olmasın ve muattal kalmasın. Ben nezâretini Ceylan’a bırakmıştım.
Said Nursî
642
Bütün Kalemlerin ve Tastîr ve Kitapların Aslı, Esâsı, Ezelî Me'hazi ve Sermedî Üstadı
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Ben şimdi Celcelûtiye’yi okurken, بِحَقِّ تَبَارَكَ ثُمَّ نُونٍ وَسَائِلٍ cümlesinde “Risale‑i Kader’e işâret eden yirmialtıncı mertebede ثُمَّ نُونٍ Sûresi, kader sözüyle münâsebeti nedir?” kalbime gelmesi ânında ihtar edildi.
O sûrenin başını okurken gördüm ki, ﴿نٓ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ﴾ âyeti bütün kalemlerin ve tastîr ve kitapların aslı, esâsı, ezelî me'hazi ve sermedî üstadı kaderin kalemi ve Nur ve ilm‑i ezelînin nuruna işâret eden (ن) kelimesidir. Demek ﴿وَالذَّارِيَاتِ﴾ Zerrât Risalesi’ne işâreti gibi kuvvetli bir münâsebetle, (ن) kelimesi Risale‑i Kader’e kuvvetli işâretle bakar.
Said Nursî
Mes'elemizin Te'hirinde Hayır Var
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık, Sarsılmaz Kardeşlerim!
Evvelâ: اَلْخَيْرُ ف۪يمَا اخْتَارَهُ اللّٰهُ sırrınca mes'elemizin te'hirinde hayır var. Kalbim ve Nurların serbestiyeti öyle istiyordu. Siz hem birbirinizi tesellî, hem kuvve‑i maneviyeyi takviye, hem tatlı sohbetle müzâkere‑i ilmiye, hem Nurların yazması ve mütâlaalarıyla bu geçici zahmetin noktasını siler rahmet yapmağa, bu fânî saatleri bâkî saatlere çevirmeğe muvaffak olursunuz‥ inşâallâh.
643
Sâniyen: Mâdem bayramlaşmamız mahkemenin muvakkat hapis menzilinde oldu, ben de bayram tatlısı olarak; Konya kahramanı Zübeyr’in bana getirdiği zemzem ile Nurs Karyesi’nin bence çok mânidâr balını gönderdim. Siz bal matarasına su koyun, karıştırınız. Sonra zemzemi içine bırakınız, kemâl‑i âfiyetle içiniz.
Said Nursî
Nurcularda Öyle Hàrika Bir Alâka Var Ki, Hiçbir Cem'iyette, Hiçbir Komitede Yoktur
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Ehemmiyetli bir taraftan ehemmiyetli ve mânidâr bir suâl edilmiş. Bana sordular ki: “Sizin cem'iyet olmadığınız, üç mahkeme o cihette berâet vermesiyle ve yirmi seneden beri tarassud ve nezâret eden altı vilâyetin o noktadan ilişmemeleriyle tahakkuk ettiği hâlde, Nurcularda öyle hàrika bir alâka var ki, hiçbir cem'iyette, hiçbir komitede yoktur. Bu müşkülü halletmenizi isteriz.” dediler.
Ben de cevaben dedim ki: “Evet, Nurcular cem'iyet‑memiyet, hususan siyâsî ve dünyevî ve menfî ve şahsî ve cemâatî menfaat için teşekkül eden cem'iyet ve komite değiller ve olamazlar. Fakat, bu vatanın eski kahramanları kemâl‑i sevinçle şehâdet mertebesini kazanmak için rûhlarını fedâ eden milyonlar İslâm fedâilerinin ahfâdları, oğulları ve kızları, o fedâilik damarından irsiyet almışlar ki, bu hàrika alâkayı gösterip Denizli Mahkemesinde bu âciz bîçâre kardeşlerine bu gelen cümleyi onlar hesabına söylettirdiler:
‘Milyonlar kahraman başlar fedâ oldukları bir hakikate başımız dahi fedâ olsun!’ diye onlar nâmına söylemiş, mahkemeyi hayret ve takdirle susturmuş. Demek Nurcularda hakîki, hàlis, sırf rızâ‑yı İlâhî için ve müsbet ve uhrevî fedâiler var ki; mason ve komünist ve ifsad ve zındıka ve ilhâd ve taşnak gibi dehşetli komiteler o Nurculara çare bulamayıp hükûmeti, adliyeyi aldatarak lastikli kanunlar ile onları kırmak ve dağıtmak istiyorlar. İnşâallâh bir halt edemezler. Belki Nurun ve îmânın fedâilerini çoğaltmağa sebebiyet verecekler.”
Said Nursî
644
Kahramanlıkta da Ecdâdımızın Vârisleri Olduğumuzu Göstereceğiz
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Dünkü suâle benzer, kırk sene evvel olmuş bir suâl ve cevabı size hikâye edeceğim. O eski zamanda, Eski Said’in talebeleri üstadlarıyla şiddet‑i alâkaları fedâilik derecesine geldiğinden, Van, Bitlis tarafında Ermeni komitesi, Taşnak fedâileri çok fa'âliyette bulunmasıyla Eski Said onlara karşı duruyordu, bir derece susturuyordu. Kendi talebelerine mavzer tüfekleri bulup medresesi bir vakit asker kışlası gibi silâhlar, kitaplarla beraber bulunduğu vakit, bir asker ferîki geldi, gördü dedi: “Bu medrese değil, kışladır.” Bitlis hâdisesi münâsebetiyle evhâma düştü, emretti: “Onun silâhlarını alınız.” Bizden ellerine geçen onbeş mavzerimizi aldılar. Bir‑iki ay sonra Harb‑i Umumî patladı. Ben tüfeklerimi geri aldım. Her ne ise…
Bu hâller münâsebetiyle benden sordular ki: “Dehşetli fedâileri bulunan Ermeni komitesi sizden korkuyorlar ki; Siz Van’da Erek Dağı’na çıktığınız zaman, fedâiler sizden çekinip dağılıyorlar, başka yere gidiyorlar. Acaba sizde ne kuvvet var ki öyle oluyor?”
Ben de cevaben diyordum: “Mâdem fânî dünya hayatı, küçücük ve menfî milliyetin muvakkat menfaati ve selâmeti için bu hàrika fedâkârlığı yapan Ermeni fedâileri karşımızda görünürler. Elbette hayat‑ı bâkiyeye ve pek büyük İslâm milliyet‑i kudsiyesinin müsbet menfaatlerine çalışan ve ‘Ecel birdir’ i'tikàd eden talebeler, o fedâilerden (Hâşiye) geri kalmazlar. Lüzum olsa o kat'î ecelini ve zâhirî birkaç sene mevhûm ömrünü, milyonlar sene bir ömre ve milyarlar dindaşların selâmetine ve menfaatine tereddüdsüz, müftehirâne fedâ ederler.”
Said Nursî
645
Neden bu tâzib oluyor, hizmetimize fâidesi nedir?
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık, Vefâdâr ve Şefkatli Kardeşlerim!
İki gündür hem başımda, hem a'sâbımda te'sirli bir nezle ağrısı var. Böyle hâllerde bir derece dostlarla görüşmekten tesellî ve ünsiyet almağa ihtiyacım içinde acîb tecrid ve yalnızlık vahşeti beni sıktı. Böyle bir nev'i şekvâ kalbe geldi: “Neden bu tâzib oluyor, hizmetimize fâidesi nedir?”
Birden, bu sabah kalbe ihtar edildi ki: Siz bu şiddetli imtihana girmek ve inceden inceye sizi kaç defa “altın mı, bakır mı?” diye mehenge vurmak ve her cihette sizi insafsızca tecrübe etmek ve “nefislerinizin hisseleri ve desîseleri var mı, yok mu?” üç‑dört eleklerle elenmek; hàlisâne, sırf hak ve hakikat nâmına olan hizmetinize pek çok lüzumu vardı ki; kader‑i İlâhî ve inâyet‑i Rabbâniye müsâade ediyor.
Çünkü, böyle meydân‑ı imtihanda inâdcı ve bahâneci insafsız muârızların karşısında teşhîr edilmesinden herkes anladı ki; hiçbir hile, hiçbir enâniyet, hiçbir garaz, hiçbir dünyevî, uhrevî ve şahsî menfaat karışmayarak, tam hàlis, hak ve hakikatten geliyor.
Eğer perde altında kalsaydı çok mânâlar verilebilirdi. Daha avâm‑ı ehl-i îmân i'timâd etmezdi. “Belki bizi kandırırlar.” der ve hàvâs kısmı dahi vesvese ederdi. Belki bazı ehl‑i makàmât gibi kendilerini satmak, i'timâd kazanmak için böyle yapıyorlar diye daha tam kanâat etmezlerdi.
646
Şimdi imtihandan sonra, en muannid vesveseli dahi teslîme mecbur oluyor. Zahmetiniz bir, kârınız bindir. İnşâallâh.
Said Nursî
O Esâret Hâdisesi Aslı Doğrudur
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Esâretimdeki hâdisenin gazete ile ilânı, şiddetli yasaklarla ahâliyi her tarafta bizden kaçırmağa çalışmakla beraber teveccüh‑ü âmmeyi ziyâdeleştirmiş. Bize, hususan şahsıma ihanet etmeğe tarafdâr üç resmî adam dün avluda demişler: “Said pencereden göründüğü vakit ahâli toplanıp ona bakıyor, pencerede durmasın. Yoksa koğuşunu değiştiriniz.” diye başgardiyan söyledi. Hiç merak etmeyiniz. Ben her sıkıntıya tahammüle karar vermişim. Duânız bereketiyle inşâallâh sıkıntılar sevinçlere dönecekler.
O esâret hâdisesi aslı doğrudur. Fakat, şâhidim olmadığından tafsîlen beyân etmemiştim. Yalnız bir manga beni i'dâm etmek için geldiğini bilmiyordum, sonra anladım. Ve Rus kumandanı tarziye için Rusça bir şeyler söyledi, ben bilmedim. Demek hazır bulunan ve bu hâdiseyi gazeteye ihbar eden müslüman yüzbaşı anlamış ki, kumandan tekrar tekrar “Affet!” demiş.
Kardeşlerim, ben Nurlarla meşgul oldukça sıkıntılar azalıyor. Demek vazifemiz Nurlarla iştigâldir ve geçici şeylere ehemmiyet vermemek ve sabır ve şükretmektir.
Said Nursî
647
Bediüzzaman’ın Akıllara Hayret Veren Bir Seciyesi
Ehl‑i Sünnet Mecmuasının 15 Teşrîn‑i Evvel 948 tarihli nüshasında neşredilmiştir. Ehl‑i Sünnet gazetesi sâhibi avukat bir zâtın makalesidir.
Ben Birinci Cihan Harbinde Bitlis mevkiinde yaralı olarak esir olurken, Bediüzzaman da o gün esir düşmüştü. O Sibirya’ya gönderilmiş, en büyük esirler kampında idi. Ben Bakü’nün Nargin Adası’nda idim. Günün birinde esirleri teftişe gelen ve kampı gezerken Bediüzzaman’ın önünden geçen Nikola Nikolaviç’e o hiç ehemmiyet vermiyor ve yerinden kımıldanmıyor. Başkumandanın nazar‑ı dikkatini çekiyor. Tekrar bir bahâne ile önünden geçiyor. Yine kımıldanmıyor. Üçüncü defasında önünde duruyor, tercümân vâsıtasıyla aralarında şöyle bir muhâvere geçiyor:
— “Beni tanımadılar mı?”
— “Evet tanıdım. Nikola Nikolaviç, Çarın dayısıdır, Kafkas cebhesi başkumandanıdır.”
— “O hâlde ne için hakaret ettiler?”
— “Hayır, affetsinler ben kendilerine hakaret etmiş değilim. Ben mukaddesâtımın emrettiğini yaptım.”