Risale-i Nur'da ara ve doğrudan okumaya geç

En Kuvvetli Nokta‑i İstinâdımız Olan Hakîki Tesânüd ve Birbirinin Kusuruna Bakmamak

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Sobamın ve Feyzilerin ve Sabri ve Husrev’in iki su bardakları parça parça olması, dehşetli bir musîbet geldiğini haber vermiştiler. Evet, bizim en kuvvetli nokta‑i istinâdımız olan hakîki tesânüd ve birbirinin kusuruna bakmamak ve Husrev gibi Nur kahramanından benim yerimde ve Nurun şahs‑ı manevîsinin çok ehemmiyetli bir mümessili olmasından hiçbir cihetle gücenmemek elzemdir.
Ben kaç gündür dehşetli bir sıkıntı ve me'yûsiyet hissettiğimden Düşmanlarımız bizi mağlûb edecek bir çare bulmuşlar.” diye çok telâş ederdim. Hem sobam, hem hayâlî ayn‑ı hakikat müşâhedem doğru haber vermişler.
Sakın, sakın, sakın!‥ Çabuk bu şimdiye kadar demir gibi kuvvetli tesânüdünüzü tamir ediniz. Vallâhi bu hâdisenin bizim hapse girmemizden daha ziyâde Kur'ân ve îmân hizmetimize hususan bu sırada zarar vermek ihtimali kavîdir.
Said Nursî
620

Leyle‑i Mi'râc İkinci Bir Leyle-i Kadir Hükmündedir

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Leyle‑i Mi'râc, ikinci bir Leyle‑i Kadir hükmündedir. Bu gece mümkün oldukça çalışmakla kazanç birden bine çıkar. Şirket‑i maneviye sırrıyla, inşâallâh herbiriniz kırkbin dil ile tesbih eden bazı melekler gibi, kırkbin lisân ile bu kıymetdâr gecede ve sevâbı çok bu çilehânede ibâdet ve duâlar edeceksiniz ve hakkımızda gelen fırtınada binden bir zarar olmamasına mukâbil, bu gecedeki ibâdet ile şükredersiniz. Hem sizin tam ihtiyatınızı tebrik ile beraber, hakkımızda inâyet‑i Rabbâniye pek zâhir bir sûrette tecellî ettiğini tebşîr ederiz.
Said Nursî

Nurun Dersleri Vâsıtasıyla, Geçen Musîbet Yüzden Bire İndi

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Sizin Leyle‑i Mi'râcınızı bütün rûh u canımla tebrik ederim.
Sâniyen: Yirmi seneden beri bir da'vâmız ki, âsâyişe mümkün olduğu kadar Nur şâkirdleri dokunmuyorlar. Ve bize hücum edenlere, en başta emniyeti ve âsâyişi bozmak da'vâlarına bir emâre ve da'vâmızı cerhetmeğe bahâne olması kuvvetle muhtemel bulunan bu hapis hâdisesi, inâyet‑i İlâhiye ile hàrika bir tarzda, sizin sadâkat ve ihlâsınızın bir kerâmeti olarak yüzde bire indi. Kubbe habbe edildi. Yoksa, hakkımızda habbeyi kubbe yapanlar bundan istifade edip aleyhimizdeki iftiralarını çoklara inandıracaklardı
Sâlisen: Beni merak etmeyiniz. Sizinle bir binada bulunmam, her zahmetimi ve sıkıntımı hiçe indirir. Zâten burada toplanmamızın çok cihetlerle ehemmiyeti var. Ve hizmet‑i îmâniyeye fâideleri çoktur. Hattâ bu defa, tetimme‑i i'tirâzdaki ehemmiyetli bazı hakikatler o altı makàmâta gidip, tam dikkatlerini celbedip hükmünü bir derece onlarda icra etmesi bütün sıkıntılarımızı hiçe indirdi.
Râbian: Mümkün olduğu kadar Nurlarla meşguliyet; hem sıkıntıları izâle eder, hem beş nev'i ibâdet sayılabilir.
621
Hâmisen: Nurun dersleri vâsıtasıyla, geçen musîbet yüzden bire indi. Yoksa, zemin ve zamanın nezâketi cihetiyle, baruta ateş atmak hükmünde o tek habbe kubbeler olacaktı. Hattâ resmî bir kısım memurlar demişler ki, Nur dersini dinleyenler karışmadılar.” Eğer umum dersini dinleseydi, hiçbir şey olmazdı. Siz mümkün olduğu kadar ikiliğe meydân vermeyiniz. Hapis sıkıntısına başkası ilâve olmasın. Mahpuslar dahi Nurcular gibi kardeş olsunlar, birbirinden küsmesinler.
Said Nursî

Lem'a‑i İhlâsın Düsturlarını ve Hakîki İhlâsın Sırrını Mâbeynimizde ve Birbirimize Karşı İsti'mâl Etmek

Azîz, Sıddık, Muhlis Kardeşlerim!
Bizler imkân dâiresinde bütün kuvvetimizle Lem'a‑i İhlâsın düsturlarını ve hakîki ihlâsın sırrını mâbeynimizde ve birbirimize karşı isti'mâl etmek, vücûb derecesine gelmiş.
Kat'î haber aldım ki, üç aydan beri buradaki hàs kardeşleri birbirine karşı meşreb veya fikir ihtilâfıyla bir soğukluk vermek için üç adam ta'yin edilmiş. Hem metîn Nurcuları usandırmakla sarsmak ve nâzik ve tahammülsüzleri evhâmlandırmak ve Hizmet‑i Nuriyeden vazgeçirmek için sebebsiz, mahkememizi uzatıyorlar.
Sakın sakın!‥ Şimdiye kadar mâbeyninizdeki fedâkârâne uhuvvet ve samîmâne muhabbet sarsılmasın. Bir zerre kadar olsa bile, bize büyük zarar olur. Çünkü pek az bir sarsıntı, Denizli’de (………) gibi hocaları yabânîleştirdi.
Bizler birbirimize lüzum olsa rûhumuzu fedâ etmeğe, Hizmet‑i Kur'âniye ve îmâniyemiz iktiza ettiği hâlde, sıkıntıdan veya başka şeylerden gelen titizlikle hakîki fedâkârlar birbirine karşı küsmeğe değil, belki kemâl‑i mahviyet ve tevâzu' ve teslîmiyetle kusuru kendine alır, muhabbetini, samîmiyetini ziyâdeleştirmeğe çalışır. Yoksa habbe kubbe olup tamir edilmeyecek bir zarar verebilir. Sizin ferâsetinize havâle edip kısa kesiyorum.
Said Nursî

Birbirine Küsmemek ve Kardeş Olup Barışmak Lâzım ve Elzemdir

622
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Ehemmiyetli bir manevî ihtara binâen size şimdilik bir‑iki vazife‑i Nuriye var ki, bütün kuvvetinizle bu üçüncü Medrese‑i Yûsufiye’de musîbet‑zede bîçâre mahpuslar içinde ikilik ve garazkârâne tarafgirlik düşmemek için Nur dersleriyle çalışmaktır. Çünkü, ihtilâftan ve garaz ve kin ve inâddan istifadeye çalışan perde altında dehşetli müfsidler var.
Mâdem bu hapis arkadaşlarımız, çoğu lüzum olsa vatanına ve milletine ve ahbabına fedâkârâne rûhunu fedâ ettiren kahramanlık damarını taşıyorlar. Elbette o civanmerdler, inâdını ve garazını ve adâvetini, milletin selâmeti ve bu hapis istirahati ve perde altında anarşiliğe çabalayan bolşevizmi aşılayanların ifsadlarından kurtulmak için, hiç menfaati bulunmayan ve bu fırtınalı zamanda zararı çok olan adâvetini ve inâdını fedâ etmeleri lâzımdır. Yoksa bu zamanda baruta ateş atmak gibi hem yüz bîçâre mahpuslara, hem Nurun masûm talebelerine, hem bu Afyon memleketine; ehemmiyetli zahmetlere, sarsıntılara, belki memlekete giren ecnebî komitesi parmaklarının ilişmesine bir vesile olur.
Mâdem bizler onların hatırları için kader‑i İlâhî ile buraya girdik ve bir kısmımız onların saâdeti ve manevî rahatları için buradan çıkmak istemiyoruz ve istirahatimizi onlar için fedâ edip her sıkıntıya sabır ve tahammül ediyoruz; elbette o yeni kardeşlerimiz dahi Denizli mahpusları gibi, kardeşliğimiz hatırı için, Şâbân ve Ramazan hürmetine birbirine küsmemek ve kardeş olup barışmak lâzım ve elzemdir. Zâten biz ve ben, onları Nur talebeleri dâiresinde biliriz ve duâlarımıza girmişler.
Said Nursî

Umumun Nazar‑ı Dikkatini Nur Hakikatlerine Celbetmek Lâzımdır

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: اَلْخَيْرُ ف۪يمَا اخْتَارَهُ اللّٰهُ sırrıyla, inşâallâh mahkememizin te'hirinde ve tahliye olan kardeşlerimizin yine mahkeme gününde burada bulunmalarında büyük hayırlar var.
623
Evet, Risale‑i Nurun mes'elesi; Âlem‑i İslâmda, hususan bu memlekette küllî bir ehemmiyeti bulunduğundan böyle heyecanlı toplamalar ile umumun nazar‑ı dikkatini Nur hakikatlerine celbetmek lâzımdır ki, ümîdimizin ve ihtiyatımızın ve gizlememizin ve muârızların küçültmelerinin fevkınde ve ihtiyarımızın haricinde böyle şa'şaa ile Risale‑i Nur kendi derslerini dost ve düşmana âşikâren veriyor. En mahrem sırlarını en nâmahremlere çekinmeyerek gösteriyor.
Mâdem hakikat budur, biz küçücük sıkıntılarımızı kinin gibi bir acı ilâç bilip sabır ve şükretmeliyiz, Yâ hû bu da geçer demeliyiz.
Sâniyen: Bu Medrese‑i Yûsufiye’nin nâzırına yazdım: Ben Rusya’da esir iken, en evvel Bolşevizmin fırtınası hapishânelerden başladığı gibi, Fransız İhtilâl‑i Kebîri dahi en evvel hapishânelerden ve tarihlerde serseri nâmıyla yâdedilen mahpuslardan çıkmasına binâen; biz Nur şâkirdleri, hem Eskişehir, hem Denizli, hem burada mümkün oldukça mahpusların ıslahına çalıştık. Eskişehir ve Denizli’de tam fâidesi görüldü. Burada daha ziyâde fâide olacak ki, bu nâzik zaman ve zeminde Nurun dersleriyle geçen fırtınacık (Hâşiye) yüzden bire indi. Yoksa ihtilâftan ve böyle hâdiselerden istifade eden ve fırsat bekleyen haricî muzır cereyanlar, o baruta ateş atıp bir yangın çıkacaktı.
Said Nursî

Ehl‑i Hakikatin Senede Hiç Olmazsa Bir-İki Defa İctimâ'ları ve Sohbetleri Gibi Nur Şâkirdlerinin de, Birkaç Senede Bir Defa Toplanmalarının Lüzumu

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık, Sarsılmaz, Sıkıntıdan Usanıp Bizlerden Çekilmez Kardeşlerim!
Şimdi maddî, manevî bir sıkıntıdan nefsim sizin hesabınıza beni mahzûn eylerken, birden kalbe geldi ki, hem senin, hem buradaki kardeşlerin tek birisiyle yakında görüşmek için bu zahmet ve meşakkatin başka sûrette on mislini çekseydiniz yine ucuz olurdu.
624
Hem Nurun takvâdârâne ve riyâzetkârâne meşrebi, hem umuma ve en muhtaçlara hattâ muârızlara ders vermek mesleği, hem dâiresindeki şahs‑ı manevîyi konuşturmak için eski zamanda ehl‑i hakikatin senede hiç olmazsa bir‑iki defa ictimâ'ları ve sohbetleri gibi; Nur şâkirdlerinin de, birkaç senede en müsâid olan Medrese‑i Yûsufiye’de bir defa toplanmalarının lüzumu cihetinde bin sıkıntı ve meşakkat dahi olsa ehemmiyeti yoktur.
Eski hapislerimizde birkaç zaîf kardeşlerimizin usanıp dâire‑i Nuriye’den çekinmeleri onlara pek büyük bir hasâret oldu ve Nurlara hiç zarar gelmedi. Onların yerine daha metîn, daha muhlis şâkirdler meydâna çıktılar.
Mâdem dünyanın bu imtihanları geçicidir, çabuk giderler. Sevâblarını, meyvelerini bizlere verirler. Biz de inâyet‑i İlâhiye’ye i'timâd edip sabır içinde şükretmeliyiz.
Said Nursî

Büyük Âlimler Çok Takdir ve Tahsin Edip Hiç Tenkid ve İ'tirâz Etmemişler

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Son iki parçayı ya eski harf veya makine harfiyle berây‑ı ma'lûmât gayr‑ı resmî, mahkeme reisine münâsib gördüğünüz bir ciddi adamla verdiğiniz vakit ayrı bir pusula da ona yazınız ki, Said size teşekkür eder, der:
Pencereleri açtılar. Fakat hiçbir kardeşim ve hizmetçilerime, yanıma gelmeğe müddeiumumî müsâade vermiyor.
Hem zâtınızdan çok ricâ eder ki, mahkemede bulunan mu'cizâtlı ve antika Kur'ânını ona veriniz ki, bu mübârek aylarda okusun. O hàrika Kur'ânından üç cüz'ü Diyânet Riyâsetine nümûne için göndermişti, fotoğrafla tab'ına çalışsınlar.
Hem onun ile beraber Risale‑i Nurun mahkemedeki mecmualardan birisini sizden istiyor ki, bu tecrid‑i mutlakta ve yalnızlıkta ve şiddetli sıkıntılarında mütâlaasıyla bir medâr‑ı tesellîsi ve bir arkadaşı olsun. Zâten o mecmualar üç‑dört mahkeme gördükleri ve ilişmedikleri gibi; hacıların şehâdet ve müşâhedeleriyle, o büyük mecmuaları hem Mekke‑i Mükerreme’de, hem Medine‑i Münevvere’de, hem Şam‑ı Şerîf’te ve Haleb’de, hem Mısır Câmiü'l‑Ezher’indeki büyük âlimler çok takdir ve tahsin edip hiç tenkid ve i'tirâz etmemişler.”
Said Nursî
625

Sıkıntıdan Gelen Hislere Kapılmayınız

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Hizb‑i Nurî’den Feyzilerin yanında iki nüsha var. Eğer onlara lüzum yoksa, birisi bana gönderilsin veya Mehmed Feyzi daha bir nüshayı yazsın. Hem Ramazaniye Risalesi ve matbu' Âyetü'l‑Kübrâ burada bulunmak lâzımdır.
Mâbeyninizdeki gerginliği çabuk tamir ediniz. Sakın sakın, az bir inhiraf Nur dâiresine pek büyük zararı olacak. Sıkıntıdan gelen hislere kapılmayınız. Sobamın patlaması bu musîbete işâret idi.
Said Nursî

Dehşetli Bir Plânla, Nurun Erkânlarını Birbirinden Soğutmak İçin Resmen Bir İş'âr Var

Azîz, Sıddık Kardeşlerim, Husrev ve Mehmed Feyzi, Sabri!
Ben sizlere bütün kanâatimle i'timâd edip istirahat‑i kalble kabre girmek ve Nurların selâmetini size bırakmak bekliyordum ve hiçbir şey sizi birbirinden ayırmayacak biliyordum. Şimdi dehşetli bir plânla, Nurun erkânlarını birbirinden soğutmak için resmen bir iş'âr var.
Mâdem sizler lüzum olsa birbirinize hayatınızı, kuvvet‑i sadâkatiniz ve Nurlara şiddetli alâkanızın muktezâsı olarak fedâ edersiniz. Elbette gayet cüz'î ve geçici ve ehemmiyetsiz hissiyatınızı fedâ etmeğe mükellefsiniz. Yoksa kat'iyyen bizlere bu sırada büyük zararlar olacağı gibi, Nur dâiresinden ayrılmak ihtimali var diye titriyorum.
Üç günden beri hiç görmediğim bir sıkıntı beni tekrar sarsıyordu. Şimdi kat'iyyen bildim ki, göze bir saç düşmek gibi az bir nazlanmak sizin gibilerin mâbeyninde hayat‑ı Nuriyemize bir bomba olur. Hattâ size bunu da haber vereyim, geçen fırtına ile bizi alâkadar göstermeğe çok çalışılmış. Şimdi, mâbeyninizde az bir yabânîlik atmaya çabalıyorlar.
626
Ben sizin hatırınız için herbirinizden on derece ziyâde zahmet çektiğim hâlde, sizden hiçbirinizin kusuruna bakmamağa karar verdim. Siz dahi, haklı ve haksız olsa benlik yapmamak, üstadımız olan şâkirdlerin şahs‑ı manevîsi nâmına istiyorum. Eğer o acîb yerde beraber bulunmaktan gizli parmaklar karışıyorlar, biriniz Tahiri’nin koğuşuna gidiniz.
Said Nursî

Pek Az Bir Muhâlefet Bu Sırada Pek Zararı Var

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Ricâ ederim, üçünüzün hakkında birbirinden ziyâde gücenmeğe ehemmiyet verdiğimden gücenmeyiniz. Çünkü, Husrev’le Feyzi’de benim gibi insanlardan tevahhuş ve sıkılmak var. Hem birbirine bir derece meşrebce ayrıdırlar. Ve Sabri ise, akraba ve tarz‑ı maîşet cihetinde hayat‑ı ictimâiye ile birkaç vecihte alâkadar ve ihtiyata mecburdur.
İşte üçünüz bu ihtilâf‑ı meslek ve meşreb haysiyetiyle o dağdağalı koğuşta ve sıkıntılı kalabalık içinde her hâlde tam tahammül ve sabır edemediğinizden ben telâş edip vesvese ediyorum. Çünkü, pek az bir muhâlefet bu sırada pek zararı var.
Said Nursî

Leyle‑i Berât Bütün Senede Bir Kudsî Çekirdek Hükmündedir

Azîz, Sıddık Kardeşlerim, Bu Medrese‑i Yûsufiye’de Ders Arkadaşlarım!
Bu gelen gece olan Leyle‑i Berât, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderât‑ı beşeriyenin programı nev'inden olması cihetiyle Leyle‑i Kadr’in kudsiyetindedir. Herbir hasenenin Leyle‑i Kadir’de otuzbin olduğu gibi, bu Leyle‑i Berât’ta herbir amel‑i sâlihin ve herbir harf‑i Kur'ânın sevâbı yirmibine çıkar. Sâir vakitte on ise, şühûr‑u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyâli‑i meşhûrede, onbinler, yirmibin veya otuzbinlere çıkar. Bu geceler elli senelik bir ibâdet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur'ânla ve istiğfar ve salavâtla meşgul olmak büyük bir kârdır.
Said Nursî
627

Kırkbin Dil İle İstiğfar ve İbâdet Etmiş Gibi Rahmet‑i İlâhiye’den Ümîd Ediyoruz

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا سَلَّمَكُمُ اللّٰهُ فِي الدَّارَيْنِ
Elli senelik bir manevî ibâdet ömrünü ehl‑i îmâna kazandırabilen Leyle‑i Berât’ınızı rûh u canımızla tebrik ederiz. Herbiriniz, şirket‑i maneviye sırrıyla ve tesânüd‑ü manevî feyziyle kırk bin lisânla tesbih eden bazı melekler gibi herbir hàlis, muhlis Nur şâkirdlerini, kırkbin dil ile istiğfar ve ibâdet etmiş gibi Rahmet‑i İlâhiye’den kanâat‑ı tâmme ile ümîd ediyoruz.
Said Nursî

İslâm Deccâlı ve Müteaddid Birkaç Deccâlın Gelmesini Kabûl Etmiyor Gibi Beşinci Şuâ’ın Bir Mes'elesine İ'tirâz Etmişler

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Evvelâ: Bid'akâr bazı hocaların telkinâtıyla iddianâmede, İslâm deccâlı ve müteaddid birkaç deccâlın gelmesini kabûl etmiyor gibi Beşinci Şuâ’ın bir mes'elesine i'tirâz etmişler.
Buna cevaben gayet parlak kat'î bir mu'cize‑i Nebeviyeyi (A.S.M.) gösteren bu hadîs‑i sahîhte, لَنْ تَزَالَ الْخِلَافَةُ ف۪ي وُلْدِ عَمّ۪ي صِنْوِ اَبِي الْعَبَّاسِ حَتّٰى يُسَلِّمُوهَا اِلَى الدَّجَّالِ
Yani: Benim amcam, pederimin kardeşi Abbâs’ın veledinde Hilâfet‑i İslâmiye devam edecek. Deccâla, o hilâfeti, yani saltanat‑ı hilâfet, deccâlın muhrib eline geçecek.”
628
Yani, uzun zaman beşyüz sene kadar Hilâfet‑i Abbâsiye vücûda gelecek, devam edecek. Sonra Cengiz, Hülâgu denilen üç deccâldan birisi o saltanat‑ı hilâfeti mahvedecek, deccâlâne, İslâm içinde hükûmet sürecek. Demek İslâm içinde müteaddid hadîslerde, üç deccâl geleceğine zâhir bir delildir. Bu hadîsteki ihbar‑ı gaybî, kat'î iki mu'cizedir.
Biri, Hilâfet‑i Abbâsiye vücûda gelecek beşyüz sene devam edecek.
İkincisi de, sonunda en zâlim ve tahribci Cengiz ve Hülâgu nâmındaki bir deccâl eliyle inkırâz bulacak.
Acaba kütüb‑ü hadîsiyede Kur'ân’a, Şeâir‑i İslâma ait hattâ cüz'î şeyleri de haber veren sâhib‑i Şerîat, hiç mümkün müdür ki, bu zamanımızdaki pek acîb hâdisâttan haber vermesin? Hem hiç mümkün müdür ki, bu acîb hâdisâtta Kur'ân’a sebatkârâne geniş bir sahada, en acîb bir zamanda, en ağır şerâit altında hizmet eden ve o hizmetin semerelerini dost ve düşmanları tasdik eden Risale‑i Nur şâkirdlerine işâretleri bulunmasın.
Said Nursî

Yahudîlerle Alâkalı Bir Âyet‑i Celîlenin Bir Nüktesi

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
﴿وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّ لَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ
Âyet‑i celîlesinin bir nüktesi.
Azîz Nur kumandanı ve Kur'ânın hàdimi kardeşim Re'fet Bey!
Yahudî milleti hubb‑u hayat ve dünya‑perestlikte ifrat ettikleri için her asırda zillet ve meskenet tokadını yemeğe müstehak olmuşlar. Fakat bu Filistin mes'elesinde; hubb‑u hayat ve dünya‑perestlik hissi değil, belki Enbiyâ‑i Benî-İsrailiye’nin mezaristanı olan Filistin, o eski Peygamberlerin kendi milliyetlerinden bulunması cihetiyle bir cihette bir ehemmiyetli hiss‑i millî ve dinî olmasından çabuk tokat yemiyorlar. Yoksa koca Arabistan’da az bir zümre hiç dayanamayacaktı, çabuk meskenete girecekti.
Said Nursî
629

Suâl: Küre‑i Arzın Kürevî Olduğuna Dair Bir Âyet Var Mı?

Suâl: Küre‑i Arzın kürevî olduğuna dair bir âyet var ve hangi sûrededir? Müstevî veya kürevî olduğundan tereddüdüm vardır. Her hükûmetin bulunduğu arâzi deniz ortasındadır. Bu denizlerin etrafını muhâfazakâr neler var? Lütfen beyânını ricâ eder, ellerinizden öperim.
Emirdağlı Ali Hoca
Risale‑i Nur bu çeşit mesâili halletmiş. Küreviyet‑i arz ulemâ‑i İslâmca kabûl edilmiş, dine muhâlefeti yok. Âyetteki satıh demesi kürevî olmadığına delâlet etmiyor. Müçtehidlerce, istikbâl‑i kıble namazda şart olması ve şart ise bütün erkânda bulunması sırrıyla, secde ve rükûda istikbâl‑i kıble lâzım geliyor. Bu ise, yerin, zeminin küreviyeti ile ve şer'an kıble Kâbe‑i Mükerreme’nin üstü arşa kadar ve altı ferşe kadar bir amûd‑u nurânî olması, küreviyetle istikbâl‑i erkânda bulunabilir.
Said Nursî
630

Şahsıma Gelen Bütün Zahmetleri Manevî Sevinç ve Memnuniyetle Kabûl Ediyorum

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Mübârek Ramazan‑ı Şerîfinizi bütün rûh u canımızla tebrik ediyoruz. Cenâb‑ı Hak bu Ramazan‑ı Şerîfin Leyle‑i Kadr’ini umumunuza bin aydan hayırlı eylesin, âmîn. Ve seksen sene bir ömr‑ü makbûl hükmünde hakkınızda kabûl eylesin, âmîn.
Sâniyen: Bayrama kadar burada kalmamızın bizlere çok fâidesi ve hayrı olduğuna kanâatim var. Şimdi tahliye olsaydık, bu Medrese‑i Yûsufiye’deki hayırlardan mahrum kaldığımız gibi, sırf uhrevî olan Ramazan‑ı Şerîfi; dünya meşgaleleriyle huzur‑u manevîmizi haleldâr edecekti. اَلْخَيْرُ ف۪يمَا اخْتَارَهُ اللّٰهُ sırrıyla inşâallâh bunda da hayırlı büyük sevinçler olacak.
Mahkemede siz de anladınız ki, hattâ kanunlarıyla da hiçbir cihetle bizi mahkûm edemediklerinden, ehemmiyetsiz, sinek kanadı kadar kanunla temâsı olmayan cüz'î mektûbların cüz'î hususiyâtı gibi cüz'î şeyleri medâr‑ı bahsedip büyük ve küllî mesâil‑i Nuriyeye ilişmeğe çare bulamadılar.
Hem gayet küllî ve geniş Nur Talebeleri ve Risale‑i Nurun bedeline yalnız şahsımı çürütmek ve ehemmiyetten iskàt etmek bizim için büyük bir maslahattır ki, Risale‑i Nur ve talebelerine Kader‑i İlâhî iliştirmiyor. Yalnız benim şahsımla meşgul eder. Ben de size, bütün dostlarıma beyân ediyorum ki:
Bütün rûh u canımla hattâ nefs‑i emmâremle beraber Risale‑i Nurun ve sizlerin selâmetine, şahsıma gelen bütün zahmetleri manevî sevinç ve memnuniyetle kabûl ediyorum. Cennet ucuz olmadığı gibi Cehennem de lüzumsuz değil. Dünya ve zahmetleri fânî ve çabuk geçici olduğu gibi, bize gizli düşmanlarımızdan gelen zulüm de mahkeme‑i kübrâ’da ve kısmen de dünyada yüz derece ziyâde intikamımız alınacağından, hiddet yerinde onlara teessüf ediyoruz.
631
Mâdem hakikat budur. Telâşsız ve ihtiyat içinde kemâl‑i sabır ve şükürle, hakkımızda cereyan eden kazâ ve kader‑i İlâhî ve bizi himâye eden inâyet‑i İlâhiye’ye karşı teslîm ve tevekkülle ve buradaki kardeşlerimizle de hàlisâne ve tesellîkârâne ve samîmâne ve mütesânidâne hakîki bir ülfet ve muhabbet ve sohbetle Ramazan‑ı Şerîfte hayrı birden bine çıkan evrâdlarımızla meşgul olup ilmî derslerimizle bu cüz'î, geçici sıkıntılara ehemmiyet vermemeğe çalışmak büyük bir bahtiyarlıktır. Ve Nurun pek ehemmiyetli bu imtihanındaki te'sirli dersleri ve muârızlara kendini okutturması, ehemmiyetli bir fütûhât‑ı Nuriyedir.
(Hâşiye) Bazı kardeşlerimizin lüzumsuz talebeliğini inkâr, hususan (…‥…) eskide ehemmiyetli kendi Hizmet‑i Nuriyelerini lüzumsuz setretmeleri gerçi çirkin, fakat, onların sâbık hizmetleri için affedip gücenmemeliyiz.
Said Nursî

Leyle‑i Kadr’i; Nısf-ı Âhirde Arayınız. Herşeyin Güzel Cihetine Bakınız

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Rivâyât‑ı sahîha ile Leyle‑i Kadr’i; nısf‑ı âhirde, hususan aşr‑ı âhirde arayınız.” fermân etmesiyle, bu gelecek geceler, seksen küsûr sene bir ibâdet ömrünü kazandıran Leyle‑i Kadr’in gelecek gecelerde ihtimali pek kavî olmasından istifadeye çalışmak, böyle sevâblı yerlerde bir saâdettir.
Sâniyen: مَنْ اٰمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ (Kadere îmân eden gam ve hüzünden emin olur.) sırrıyla, خُذُوا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ اَحْسَنَهُ (Herşeyin güzel cihetine bakınız.) kaidesinin sırrıyla, ﴿اَلَّذ۪ينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ اَحْسَنَهُ اُو۬لٰئِكَ الَّذ۪ينَ هَدٰيهُمُ اللّٰهُ وَاُو۬لٰئِكَ هُمْ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ gayet kısacık bir meâli: Sözleri dinleyip en güzeline tâbi olup fenâsına bakmayanlar, hidayet‑i İlâhiye’ye mazhar akıl sâhibi onlardır.” meâlinde.
632
Bizler için şimdi herşeyin iyi tarafına ve güzel cihetine ve ferâh verecek vechine bakmak lâzımdır ki; mânâsız, lüzumsuz, zararlı, sıkıntılı, çirkin, geçici hâller nazar‑ı dikkatimizi celbedip kalbimizi meşgul etmesin.
Sekizinci Söz’de, bir bahçeye iki adam, biri çıkar biri giriyor. Bahtiyarı bahçedeki çiçeklere, güzel şeylere bakar, safâ ile istirahat eder. Diğer bedbaht temizlemek elinden gelmediği hâlde çirkin, pis şeylere hasr‑ı nazar eder, midesini bulandırır, istirahate bedel sıkıntı çeker, çıkar gider. Şimdi hayat‑ı ictimâiye-i beşeriyenin safhaları, hususan Yûsufiye Medresesi bir bahçe hükmündedir. Hem çirkin, hem güzel, hem kederli, hem ferâhlı şeyler beraber bulunur. Âkıl odur ki; ferâhlı ve güzel şeylerle meşgul olup çirkin, sıkıntılı şeylere ehemmiyet vermez, şekvâ ve merak yerinde şükreder, sevinir.
Said Nursî

Bir Kısım Müçtehidler O Geceye Leyle‑i Kadr’i Tahsîs Etmişler

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Yarın gece Leyle‑i Kadir olmak ihtimali çok kuvvetli olmasından bir kısım müçtehidler o geceye Leyle‑i Kadr’i tahsîs etmişler. Hakîki olmasa da, mâdem ümmet o geceye o nazarla bakıyor. İnşâallâh hakîki hükmünde kabûle mazhar olur.
Sâniyen: Sarsıntılı olan altıncıdaki kardeşlerimizin istirahatlerini merak ediyorum. Bir parmak hariçten hapse, hususan altıncıya karışıyor, oradaki kardeşlerimiz dikkat ve ihtiyat edip hiçbir şeye karışmasınlar.
Sâlisen: Avukata, reise okutmak için parçayı gönderdiniz mi? Hem Halîl Hilmi, vahdet‑i mes'ele itibariyle yalnız Sabri’nin değil, belki umumumuzun avukatıdır. Ben bu nazarla ona bakıyordum. Şimdi umumumuzun hesabına birinci avukatımıza tam yardım etsin.
633
Râbian: Taşköprülü Sâdık Bey’in mukaddimesini istinsah için Sabri’ye vermiştim. Eğer yazılmışsa, tashihten geçen parça ona gönderilecek. Yeni yazılan bir sûreti bana gönderilsin. Hem Sâdık’ın manzûmeciği yanımda bir sûreti var, sizde yoksa göndereceğim.
Said Nursî

Sebebsiz Yere, Kalın Demir Sobamın Parçalanması

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Hem sizin, hem hapisteki arkadaşlarınızın bayramınızı tebrik ederiz. Siz ile bayramlaşanı, aynen benimle bayramlaşmış gibi kabûl ediyorum ve umumuyla bizzat bayram ziyaretini yapmışım gibi biliniz, bildiriniz.
Sâniyen: Sebebsiz, kalın demir sobamın parçalanmasıyla verdiği haber ve biz dahi o işârete binâen tam bir ihtiyat ve temkinle geçen fırtınacık, yüzden bire indi, barut ateş almadı. Şimdi yine sebebsiz, mataramın acîb bir tarzda küçücük parçalara inkısam etmesi, bize tekrar tam bir temkine ve tahammüle ve ihtiyata sarılmamızın lüzumunu haber veriyor. Aldığım manevî bir ihtarla, gizli münâfıklar, dindarlara karşı namazsız sefâhetçileri ve mürted komünistleri isti'mâl etmek istiyorlar, hattâ parmaklarını buraya da sokmuşlar.
____________________________
(Bir Hâşiyecik) Dün kalbimde bir ferâh ve sevinç vardı. Birden baktım, Nurs’taki kardeşim, Nurs’un balını bir matara içinde sekiz ay evvel bana, Emirdağı’na göndermişti. Dün de Emirdağı’ndan bana geldi. Aman bana çabuk getirin dedim. Bekledim, gelmedi o sevinç bir hiddete döndü. Yüz matara kadar yanımda kıymetli bulunan o ballı matarayı yabânî ellere verip çarşıya gönderilmesi sebeb olup, o matara da birdenbire kırıldı. Kırksekiz seneden beri görmediğim Nurs Köyümün, meskàt‑ı re'simin bir teberrükü olan o tatlıdan, bayram tatlısı olarak herbir kardeşim bir parçacığını tatsın diye bir mikdar gönderdim.
Said Nursî

Medresetü'z‑Zehrâ Tevessü' Edip, Hakîki İhlâs ve Tam Fedâkârâne Terk-i Enâniyeti ve Tevâzu'-u Tâmmı Dâire-i Nurda Aşılıyor

634
Azîz, Sıddık, Sarsılmaz Kardeşlerim!
Sizi rûh u canımla tebrik ederim ki, çabuk yaramızı tedâvi ettiniz. Ben de bu gece şifâdan tam ferâhlandım. Zâten Medresetü'z‑Zehrâ tevessü' edip, hakîki ihlâs ve tam fedâkârâne terk‑i enâniyeti ve tevâzu'‑u tâmmı dâire‑i Nurda aşılıyor, neşreder. Elbette gayet cüz'î ve muvakkat hassâsiyet ve titizlik ve nazlanmak, o kuvvetli dersini ve uhuvvet alâkasını bozamaz ve İhlâs Lem'ası bu noktada mükemmel nâsihtir. Şimdi en ziyâde bizi ve Nurları vurmak ve sarsmak için en fenâ plân, Nur talebelerini birbirinden soğutmak ve usandırmak ve meşreb ve fikir cihetinde birbirinden ayırmaktır. Gerçi gayet cüz'î bir nazlanmak oldu. Fakat göze bir saç düşse başa düşen bir taş kadar incitir ki, büyük bir hâdise hükmünde mataram haber verdi. Merhum Hâfız Ali’nin (R.H.) küçücük böyle bir hâlden, vefâtından bir parça evvel şekvâsı, o vakitten beri belki yüz defa hâtırıma gelip beni müteessir etmiş.
Said Nursî

Her Dâireden ve Adliye ve Zâbıtadan Evvel Diyânet Dâiresi Alâkadardır

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Talebelerin i'tirâznâmelerini müdüre verdim. Dedim: Diyânet Riyâseti’ne ve bize risalelerimizle berâet veren Ankara’nın Ağır Ceza dâiresine i'tirâznâmemin âhiriyle beraber göndermek istiyoruz. Hem hatâ‑savâb cetveli de o iki makama, fakat mahrem yalnız berây‑ı ma'lûmât olarak göndermek münâsibse.” Dedi: Münâsibdir.” Şimdi siz avukata deyiniz. Birkaç nüsha talebelerin i'tirâznâmelerinin ve cetvelin iki nüsha çıkarsın.
Hem Diyânet Riyâseti’ne yazınız ki, ulûm‑u diniye ehlini himâye etmek vazife‑i zarûriyenizi Said ve arkadaşlar hakkında bu defa Afyon’a gönderdiğiniz raporla mükemmel yazdığınızdan, hem mazlum Said, hem masûm arkadaşları dâirenize çok müteşekkir ve fevkalâde minnetdâr oldular. Zâten mes'elemiz dinî ve ilmî olmasından, her dâireden ve adliye ve zâbıtadan evvel Diyânet Dâiresi alâkadardır. Onun için hem Denizli’de, hem Afyon’da en evvel o dâirelere müracaat edip şekvâmızı oradaki âlimlere yazdık. Bu meâlde bir başlık yazınız.
Said Nursî
635

Mânâsız, Çok Zararlı Nazlanmaktan Vazgeçiniz

Azîz, Sıddık Kardeşim Re'fet Bey!
Kur'ân‑ı Azîmü'ş-Şân’ın hürmetine ve alâka‑i Kur'âniyenizin hakkına ve Nurlar ile yirmi sene zarfında îmâna hizmetinizin şerefine, çabuk bu dehşetli, zâhiren küçücük fakat vaziyetimizin nezâketine binâen pek elîm ve fecî ve bizi mahva çalışan gizli münâfıklara büyük bir yardım olan birbirinden küsmekten ve baruta ateş atmak hükmündeki gücenmekten vazgeçiniz ve geçiriniz. Yoksa bir dirhem şahsî hak yüzünden bizlere ve Hizmet‑i Kur'âniyeye ve îmâniyeye yüz batman zarar gelmesi şimdilik ihtimali pek kavîdir.
Sizi kasemle te'min ederim ki; biriniz bana en büyük bir hakaret yapsa ve şahsımın haysiyetini bütün bütün kırsa, fakat Hizmet‑i Kur'âniye ve îmâniye ve Nuriye’den vazgeçmezse ben onu helâl ederim, barışırım, gücenmemeğe çalışırım.
Mâdem cüz'î bir yabânîlikten düşmanlarımız istifadeye çalıştıklarını biliyorsunuz, çabuk barışınız. Mânâsız, çok zararlı nazlanmaktan vazgeçiniz. Yoksa bir kısmımız Şemsi, Şefîk, Tevfik gibi; muârızlara sûreten iltihak edip, hizmet‑i îmâniyemize büyük bir zarar ve noksaniyet olacak. Mâdem inâyet‑i İlâhiye şimdiye kadar bir zâyiâta bedel çokları o sistemde vermiş. İnşâallâh yine imdâdımıza yetişir.
Said Nursî

Müdür, Âyetü'l‑Kübrâ ve Rehberi Çok Beğenmiş

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Müdür, Âyetü'l‑Kübrâ ve Rehberi çok beğenmiş. Şimdi Asâ‑yı Mûsa ve Zülfikàr’ı istiyor. Ben de söz verdim, sana getireceğim.” Eğer burada Afyon’da varsa; bir Asâ‑yı Mûsa, bir Zülfikàr (cildli, büyük), bir Rehber, bir Âyetü'l‑Kübrâ ısmarlayınız.
Said Nursî
636

Nurlara Hücum Edilse, Ya Zemin Hiddet Eder Veya Harb Korkusu Başlar

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Bu raporun neticesi aynen Denizli’dekinin aynıdır. Bizi medâr‑ı ittiham noktalardan tebrie etmek içinde onlara hoş görünmek ve Nurcu olmadıklarını göstermek fikriyle, vehhâbîlik damarıyla, bir parça ilmî tenkidiyle hücum etmişler. Tahminimce bu rapor iddianâmeden evvel buraya gelmiş ki, bazı noktaları iddianâme ondan almış. Öyle ise, cetvelimiz onlara dahi tam cevaptır. Siz nasıl bilirsiniz? Hem yeni cevabımız nasıldır, iyi midir? Pek acele ve perîşan bir hâlde yazdım.
Sâniyen: Şimdiye kadar zâhiren bizim şahıslarımızla ve cem'iyet ve tarîkat ve cüz'î bazı hususî mektûblar ile bizimle meşgul oluyordular. Şimdi Sirâcü'n‑Nur, Hücumât‑ı Sitte’nin müsâderesiyle ve ehl‑i vukûfun Nurlara nazarı çevirmeleriyle ve gizli düşmanlarımızın desîseleriyle bu vatanın bir medâr‑ı rahatı olan Risale‑i Nura bir nev'i hücum olmasından; şimdiye kadar çok defa olduğu gibi, aynen bu memlekete bu hücumun aynı zamanında hem iki şiddetli zelzele ki ben o bahsi yazarken geldi. Beni tasdik edip, yazıya lüzum yok dedi.
Ben de daha yazmadım. Bugün de işittim ki, harb korkusu başlamış. Ben de buranın âmirine dedim. Şimdiye kadar ne vakit Nurlara hücum edilse, ya zemin hiddet eder veya harb korkusu başlar. Tesâdüf ihtimali kalmayacak derecede çok hâdiseleri gördük ve mahkemelere dahi gösterildi.
Demek bugünlerde, bilmediğim hâlde Nurlar hakkında şiddetli telâşım ve ehl‑i vukûfun hasûdâne tenkidleri ve Nurun bir mühim mecmuasının müsâderesi, sadaka‑i makbûle mâhiyetinde musîbetlerin def'ine bir vesile olan Sirâcü'n‑Nur tesettür perdesinin altına girdi, zelzele ve harb korkusu başladı.
Said Nursî