Risale-i Nur'da ara ve doğrudan okumaya geç

Bütün Vazife‑i Müdafaâtı Nur Erkânlarına Bırakmağa Kalben Mecbur Oldum

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
İki ehemmiyetli sebeb ve bir kuvvetli ihtara binâen ben bütün vazife‑i müdafaâtı buraya gelen ve gelecek Nur erkânlarına bırakmağa kalben mecbur oldum. Hususan [ H, R, T, F, S ] ()
Birinci Sebeb: Ben hem sorgu dâiresinde, hem çok emârelerden kat'î bildim ki, bana karşı ellerinden geldiği kadar müşkülât yapmağa ve fikren onlara galebe etmemden kaçmağa çalışıyorlar ve resmen de onlara iş'âr var. Güyâ ben, konuşsam, mahkemeleri ilzam edecek derecede ve diplomatları susturacak bir iktidar‑ı ilmî ve siyâsî göstereceğim diye benim konuşmama bahânelerle mâni oluyorlar. Hattâ sorguda bir suâle karşı dedim: Tahattur edemiyorum.” O hâkim taaccüb ve hayretle dedi: Senin gibi fevkalâde acîb zekâvet ve ilim sâhibi nasıl unutur?”
Onlar Risale‑i Nurun hàrika yüksekliklerini ve ilmî tahkîkatını benim fikrimden zannedip dehşet almışlar. Beni konuşturmak istemiyorlar. Hem güyâ benim ile kim görüşse birden Nurun fedâkâr bir talebesi olur. Onun için beni görüştürmüyorlar. Hattâ Diyânet Reisi dahi demiş: Kim Onunla görüşse, Ona kapılır câzibesi kuvvetlidir.”
612
Demek şimdi işimi de sizlere bırakmağa maslahatımız iktiza ediyor. Ve yanınızdaki yeni ve eski müdafaâtlarım benim bedelime sizin meşveretinize iştirâk eder, o kâfîdir.
İkinci Sebeb: Başka vakte bırakıldı. Amma ihtar‑ı manevînin kısa bir işâreti şudur: Bana yirmibeş sene siyaseti ve gazeteleri ve sâir çok fânî şeyleri terkettiren ve onlarla meşguliyeti men'eden gayet kuvvetli bir vazife‑i uhreviye ve te'sirli bir hâlet‑i rûhiye benim bu mes'elenin teferruâtıyla iştigâl etmeme kat'iyyen mâni oluyorlar. Sizler, bazen arasıra iki da'vâ vekilinizle meşveretle benim vazifemi dahi görürsünüz.

Nur Şâkirdlerinin Hàsları, Bu Vazifeni Her Vakit Yapıyorlar

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Şimdi namazda bir hâtıra kalbe geldi ki; kardeşlerin, ziyâde hüsn‑ü zanlarına binâen, senden maddî ve manevî ders ve yardım ve himmet bekliyorlar. Sen nasıl dünya işlerinde hàsları tevkîl ettin, erkânların meşveretlerine bıraktın ve isabet ettin. Aynen öyle de; uhrevî ve Kur'ânî ve îmânî ve ilmî işlerinde dahi Risale‑i Nuru ve şâkirdlerinin şahs‑ı manevîlerini tevkîl eyle; o hàlis, muhlis hàsların şahs‑ı manevîleri senden çok mükemmel o vazifeni kendi vazifeleriyle beraber yaparlar. Hem dâima da şimdiye kadar yapıyorlar. Meselâ, seninle görüşen muvakkat bir dirhem ders ve nasihat alsa, Risale‑i Nurdan, bir cüz'ünden yüz dirhem ders alabilir. Hem senin yerinde ondan nasihat alır, sohbet eder.
Hem Nur şâkirdlerinin hàsları, bu vazifeni her vakit yapıyorlar. Ve inşâallâh pek yüksek bir makamda bulunan ve duâsı makbûl olan onların şahs‑ı manevîleri, dâimî beraberlerinde bir üstad ve yardımcıdır diye rûhuma hem tesellî, hem müjde, hem istirahat verdi.

Bu İki Gün Zarfında İki Küçük Patlak Tesâdüfe Benzemiyor

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bu iki gün zarfında iki küçük patlak, zâhirî hiçbir sebeb yokken acîb, mânidâr bir tarzda olması tesâdüfe benzemiyor.
613
Birincisi: Koğuşumda muhkem demirden olan soba birden kuvvetli tabanca gibi ses verip aşağısındaki kalın ve metîn demiri bomba gibi patladı, iki parça oldu. Terzi Hamdi korktu, bizi hayret içinde bıraktı. Hâlbuki çok defa kışta taş kömürü ile kızgın kırmızılaştığı hâlde tahammül ediyordu.
İkincisi: İkinci gün Feyzilerin koğuşunda hiçbir sebeb yokken birden su testisi üstünde duran bardak acîb sûrette parça parça oldu.
Hâtıra geliyor ki; inşâallâh bize zarar dokunmadan, aleyhimizdeki dehşetli bombaları Ankara’nın altı makàmâtına gönderilen müdafaât nüshaları patlattırdılar, bize zarar vermeden aleyhimize ateşlenen ve kızışan hiddet sobası iki parça oldu. Hem ihtimal var ki; mübârek soba, benim teessürâtımı ve tazarruâtımı dinleyen tek ve menfaatli arkadaşım bana haber veriyor ki: Bu zindân ve hapishâneden gideceksin, bana ihtiyaç kalmadı…”

Sizin Hesabınıza Bir Telâş, Bir Hüzün Bana Geldi

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bugün manevî bir ihtar ile sizin hesabınıza bir telâş, bir hüzün bana geldi. Çabuk çıkmak isteyen ve derd‑i maîşet için endişe eden kardeşlerimizin hakikaten beni müteellim ve mahzûn ettiği aynı dakikada bir mübârek hâtıra ile bir hakikat ve bir müjde kalbe geldi ki:
Beş günden sonra çok mübârek ve çok sevâblı ibâdet ayları olan şühûr‑u selâse gelecekler. Her hasenenin sevâbı başka vakitte on ise, Receb‑i Şerîfte yüzden geçer, Şâbân‑ı Muazzamda üçyüzden ziyâde ve Ramazan‑ı Mübârekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle‑i Kadir’de otuzbine çıkar. Bu pek çok uhrevî fâideleri kazandıran ticâret‑i uhreviyenin bir kudsî pazarı ve ehl‑i hakikat ve ibâdet için mümtâz bir meşheri ve üç ayda seksen sene bir ömrü ehl‑i îmâna te'min eden şühûr‑u selâseyi böyle bire on kâr veren Medrese‑i Yûsufiye’de geçirmek, elbette büyük bir kârdır. Ne kadar zahmet çekilse ayn‑ı rahmettir.
614
İbâdet cihetinde böyle olduğu gibi, Nur hizmeti dahi nisbeten kemiyet değilse de keyfiyet itibariyle bire beştir. Çünkü bu misâfirhânede mütemâdiyen giren ve çıkanlar, Nurun derslerinin intişarına bir vâsıtadır. Bazen bir adamın ihlâsı, yirmi adam kadar fâide verir. Hem Nurun, sırr‑ı ihlâsı; siyasetkârâne kahramanlık damarını taşıyan, Nurun tesellîlerine pek çok muhtaç bulunan mahpus bîçâreler içinde intişarı için bir parça zahmet ve sıkıntı olsa da, ehemmiyeti yok.
Derd‑i maîşet ciheti ise: Zâten bu üç ay âhiret pazarı olmasından herbiriniz çok şâkirdlerin bedeline, hattâ bazınız bin adamın yerinde buraya girdiğinden, elbette sizin haricî işlerinize yardımları olur diye tamamıyla ferâhlandım ve bayrama kadar burada bulunmak büyük bir ni'mettir bildim.
Said Nursî

Bütün Hücumları, Şahsımı Çürütmek ve Nurun Fütûhâtına Bulantı Vermektir

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Receb‑i şerîfinizi ve yarınki Leyle‑i Regâibinizi rûh u canımızla tebrik ederiz.
Sâniyen: Me'yûs olmayınız, hem merak ve telâş etmeyiniz, inâyet‑i Rabbâniye inşâallâh imdâdımıza yetişir. Bu üç aydan beri aleyhimizde ihzar edilen bomba patladı. Benim sobam ve Feyzilerin su bardağı ve Husrev’in iki su bardaklarının verdikleri haber doğru çıktı. Fakat dehşetli değil, hafif oldu. İnşâallâh o ateş tamamen sönecek. Bütün hücumları, şahsımı çürütmek ve Nurun fütûhâtına bulantı vermektir.
Emirdağı’ndaki ma'lûm münâfıktan daha muzır ve gizli zındıkların elinde âlet bir adam ve bid'atkâr bir yarım hoca ile beraber, bütün kuvvetleriyle bize vurmaya çalıştıkları darbe, yirmiden bire inmiş. İnşâallâh o bir dahi, bizi mecrûh ve yaralı etmeyecek ve düşündükleri ve kasdettikleri bizi birbirinden ve Nurlardan kaçırmak plânları dahi akîm kalacak.
615
Bu mübârek ayların hürmetine ve pek çok sevâb kazandırmalarına i'timâden sabır ve tahammül içinde şükür ve tevekkül etmek ve مَنْ اٰمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ düsturuna teslîm olmak elzemdir, vazifemizdir.
Said Nursî

Başbakanlığa, Adliye Bakanlığına, Dâhiliye Bakanlığına()

Hürriyet ilânını, Birinci Harb‑i Umumî’yi, mütâreke zamanlarını, Millî Hükûmetin ilk teşekkülünü ve Cumhûriyet zamanını birden derkeden bütün hükûmet ricâli, beni pek iyi tanırlar. Bununla beraber, müsâadenizle hayatıma bir sinema şeridi gibi sizinle beraber göz gezdirelim.
Bitlis Vilâyetine tâbi Nurs Köyünde doğan ben; talebe hayatımda rastgelen âlimlerle mücâdele ederek, ilmî münâkaşalarla karşıma çıkanları inâyet‑i İlâhiye ile mağlûb ede ede İstanbul’a kadar geldim. İstanbul’da bu âfetli şöhret içinde mücâdele ederek nihâyet rakìblerimin ifsadâtıyla merhum Sultan Hamîd’in emriyle tımarhâneye kadar sürüklendim. Hürriyet ilânıyla ve Otuzbir Mart Vak'ası’ndaki hizmetlerimle İttihâd ve Terakkî Hükûmeti’nin nazar‑ı dikkatini celbettim. Câmiü'l‑Ezher gibi Medresetü'z‑Zehrâ nâmında bir İslâm üniversitesinin Van’da açılması teklifi ile karşılaştım. Hattâ temelini attım.
Birinci harbin patlamasıyla talebelerimi başıma toplayarak gönüllü alay kumandanı olarak harbe iştirâk ettim. Kafkas cebhesinde, Bitlis’te esir düştüm. Esâretten kurtularak İstanbul’a geldim. Dâru'l‑Hikmeti'l-İslâmiye’ye âzâ oldum. Mütâreke zamanında, istilâ kuvvetlerine karşı bütün mevcûdiyetimle İstanbul’da çalıştım. Millî hükûmetin gâlibiyeti üzerine, yaptığım hizmetler Ankara hükûmetince takdir edilerek Van’da üniversite açmak teklifi tekrarlandı.
616
Buraya kadar geçen hayatım bir vatan‑perverlik hâli idi. Siyaset yoluyla dine hizmet hissini taşıyordum. Fakat bu ândan itibaren dünyadan tamamen yüz çevirdim ve kendi ıstılahıma göre Eski Said”i gömdüm. Büsbütün âhiret ehli Yeni Said olarak dünyadan elimi çektim. Tam bir inziva ile bir zaman İstanbul’un Yûşâ Tepesi’ne çekildim.
Daha sonra doğduğum yer olan Bitlis ve Van tarafına giderek mağaralara kapandım. Rûhî ve vicdânî hazzımla baş başa kaldım. اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ وَالسِّيَاسَةِ yani, Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım düsturuyla kendi rûhî âlemime daldım. Ve Kur'ân‑ı Azîmü'ş-Şân’ın tedkik ve mütâlaasıyla vakit geçirerek Yeni Said olarak yaşamağa başladım.
Fakat kaderin cilveleri, beni menfî olarak muhtelif yerlerde bulundurdu. Bu esnâda Kur'ân‑ı Kerîm’in feyzinden kalbime doğan füyûzâtı yanımdaki kimselere yazdırarak bir takım risaleler vücûda geldi. Bu risalelerin hey'et‑i mecmuasına Risale‑i Nur ismini verdim. Hakikaten Kur'ânın nuruna istinâd edildiği için, bu isim vicdânımdan doğmuş. Bunun ilhâm‑ı İlâhî olduğuna bütün îmânımla kàni'im ve bunları istinsah edenlere Bârekallâh dedim. Çünkü, îmân nurunu başkalarından esirgemeye imkân yoktu.
Bu risalelerim bir takım îmân sâhibleri tarafından birbirinden alınarak istinsah edildi. Bana böyle bir kanâat verdi ki, Müslümanların zedelenen îmânlarını takviye için bir sevk‑i İlâhîdir. Bu sevk‑i İlâhîye hiçbir sâhib‑i îmân mâni olamayacağı gibi teşvike de dinen mecbur bulunduğumu hissettim. Zâten bugüne kadar yüzotuzu bulan bu risaleler tamamen âhiret ve îmân bahislerine ait olup, siyasetten ve dünyadan kasdî olarak bahsetmez.
617
Buna rağmen bir takım fırsat düşkünlerinin de iştigâl mevzûu oldu. Üzerinde tedkîkàt yapılarak Eskişehir, Kastamonu, Denizli’de tevkîf edildim; muhâkemeler oldu. Neticede hakikat tecellî etti, adâlet yerini buldu. Fakat bu düşkünler bir türlü usanmadılar. Bu defa da beni tevkîf ederek Afyon’a getirmişlerdir. Mevkufum, isticvâb altındayım. Bana şunları isnâd ediyorlar.
1. Sen siyâsî bir cem'iyet kurmuşsun.
2. Sen rejime aykırı fikirler neşrediyorsun.
3. Siyâsî bir gaye peşindesin.
Bunların esbâb‑ı mûcibe ve delilleri de, risalelerimin iki‑üçünden on‑onbeş cümleleridir.
Sayın Bakan! Napolyon’un dediği gibi, Bana te'vili kàbil olmayan bir cümle getiriniz, sizi onunla i'dâm edeyim.” Beşerin ağzından çıkan hangi cümle vardır ki, te'villerle cürüm ve suç teşkil etmesin. Bilhassa benim gibi yetmişbeş yaşına varmış ve bütün dünya hayatından elini çekmiş, sırf âhiret hayatına hasr‑ı hayat etmiş bir adamın yazıları elbette serbest olacaktır. Hüsn‑ü niyete makrûn olduğu için pervâsız olacaktır. Bunları tedkikle altında cürüm aramak insafsızlıktır. Başka bir şey değildir.
Binâenaleyh, bu yüzotuz risalemden hiçbirisinde dünya işini alâkalandıran bir maksad yoktur. Hepsi Kur'ân nurundan iktibas edilen âhiret ve îmâna taalluk eder. Ne siyâsî ve ne de dünyevî hiçbir gaye ve maksad yoktur. Nitekim hangi mahkeme işe başlamış ise, aynı kanâatle berâet kararını vermiştir. Binâenaleyh, lüzumsuz mahkemeleri işgal etmek ve masûm îmân sâhiblerini işlerinden güçlerinden alıkoymak, vatan ve millet nâmına yazıktır.
Eski Said bütün hayatını vatan ve milletin saâdeti uğrunda sarfetmişken, bütün bütün dünyadan el çekmiş, yetmişbeş yaşına gelmiş Yeni Said, nasıl olur da siyasetle iştigâl eder. Buna tamamen siz de kàni'siniz.
618
Bir tek Gayem vardır: O da; mezara yaklaştığım bu zamanda, İslâm memleketi olan bu vatanda bolşevik baykuşlarının seslerini işitiyoruz. Bu ses Âlem‑i İslâmın îmân esâslarını zedeliyor. Halkı, bilhassa gençleri îmânsız yaparak kendisine bağlıyor. Ben bütün mevcûdiyetimle bunlarla mücâdele ederek gençleri ve Müslümanları îmâna dâvet ediyorum. Bu îmânsız kitleye karşı mücâdele ediyorum. Bu mücâhedem ile inşâallâh Allah huzuruna girmek istiyorum, bütün fa'âliyetim budur. Beni bu gayemden alıkoyanlar da, korkarım ki bolşevikler olsun! Bu îmân düşmanlarına karşı mücâhede açan dindar kuvvetlerle el ele vermek, benim için mukaddes bir gayedir. Beni serbest bırakınız. El birliğiyle, komünistlikle zehirlenen gençlerin ıslahına ve memleketin îmânına, Allah’ın birliğine hizmet edeyim.
MevkufSaid Nursî

En Te'sirli Çare, Birbirine Tesellî ve Ferâh Vermek ve Kuvve‑i Maneviyesini Takviye Etmek

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bu dünyada, hususan bu zamanda, hususan musîbete düşenlere ve bilhassa Nur şâkirdlerindeki dehşetli sıkıntılara ve me'yûsiyetlere karşı en te'sirli çare, birbirine tesellî ve ferâh vermek ve kuvve‑i maneviyesini takviye etmek ve fedâkâr hakîki kardeş gibi birbirinin gam ve hüzün ve sıkıntılarına merhem sürmek ve tam şefkatle kederli kalbini okşamaktır. Mâbeynimizdeki hakîki ve uhrevî uhuvvet, gücenmek ve tarafgirlik kaldırmaz.
Mâdem ben size bütün kuvvetimle i'timâd edip bel bağlamışım ve sizin için, değil yalnız istirahatimi ve haysiyetimi ve şerefimi, belki sevinçle rûhumu da fedâ etmeğe karar verdiğimi bilirsiniz belki de görüyorsunuz. Hattâ kasemle te'min ederim ki: Sekiz gündür Nurun iki rüknü zâhirî birbirine nazlanmak ve tesellî yerine hüzün vermek olan ehemmiyetsiz hâdisenin, bu sırada benim kalbime verdiği azâb cihetiyle, Eyvâh! Eyvâh! El‑amân, El‑amân! Erhamürrâhimîn medet! Bizi muhâfaza eyle, bizi cin ve insî şeytanların şerrinden kurtar, kardeşlerimin kalblerini birbirine tam sadâkat ve muhabbet ve uhuvvet ve şefkatle doldur.” diye hem rûhum, hem kalbim, hem aklım feryâd edip ağladılar.
619
Ey demir gibi sarsılmaz kardeşlerim! Bana yardım ediniz. Mes'elemiz çok nâziktir. Ben sizlere çok güveniyordum ki, bütün vazifelerimi şahs‑ı manevînize bırakmıştım. Siz de, bütün kuvvetinizle benim imdâdıma koşmanız lâzım geliyor.
Gerçi hâdise pek cüz'î ve geçici ve küçük idi. Fakat saatimizin zenbereğine ve gözümüzün hadekasına gelen bir saç, bir zerrecik dahi incitir. Ve bu noktada ehemmiyetlidir ki, maddî üç patlak ve manevî üç müşâhedeler tam tamına haber verdiler.
Said Nursî

En Kuvvetli Nokta‑i İstinâdımız Olan Hakîki Tesânüd ve Birbirinin Kusuruna Bakmamak

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Sobamın ve Feyzilerin ve Sabri ve Husrev’in iki su bardakları parça parça olması, dehşetli bir musîbet geldiğini haber vermiştiler. Evet, bizim en kuvvetli nokta‑i istinâdımız olan hakîki tesânüd ve birbirinin kusuruna bakmamak ve Husrev gibi Nur kahramanından benim yerimde ve Nurun şahs‑ı manevîsinin çok ehemmiyetli bir mümessili olmasından hiçbir cihetle gücenmemek elzemdir.
Ben kaç gündür dehşetli bir sıkıntı ve me'yûsiyet hissettiğimden Düşmanlarımız bizi mağlûb edecek bir çare bulmuşlar.” diye çok telâş ederdim. Hem sobam, hem hayâlî ayn‑ı hakikat müşâhedem doğru haber vermişler.
Sakın, sakın, sakın!‥ Çabuk bu şimdiye kadar demir gibi kuvvetli tesânüdünüzü tamir ediniz. Vallâhi bu hâdisenin bizim hapse girmemizden daha ziyâde Kur'ân ve îmân hizmetimize hususan bu sırada zarar vermek ihtimali kavîdir.
Said Nursî
620

Leyle‑i Mi'râc İkinci Bir Leyle-i Kadir Hükmündedir

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Leyle‑i Mi'râc, ikinci bir Leyle‑i Kadir hükmündedir. Bu gece mümkün oldukça çalışmakla kazanç birden bine çıkar. Şirket‑i maneviye sırrıyla, inşâallâh herbiriniz kırkbin dil ile tesbih eden bazı melekler gibi, kırkbin lisân ile bu kıymetdâr gecede ve sevâbı çok bu çilehânede ibâdet ve duâlar edeceksiniz ve hakkımızda gelen fırtınada binden bir zarar olmamasına mukâbil, bu gecedeki ibâdet ile şükredersiniz. Hem sizin tam ihtiyatınızı tebrik ile beraber, hakkımızda inâyet‑i Rabbâniye pek zâhir bir sûrette tecellî ettiğini tebşîr ederiz.
Said Nursî

Nurun Dersleri Vâsıtasıyla, Geçen Musîbet Yüzden Bire İndi

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Sizin Leyle‑i Mi'râcınızı bütün rûh u canımla tebrik ederim.
Sâniyen: Yirmi seneden beri bir da'vâmız ki, âsâyişe mümkün olduğu kadar Nur şâkirdleri dokunmuyorlar. Ve bize hücum edenlere, en başta emniyeti ve âsâyişi bozmak da'vâlarına bir emâre ve da'vâmızı cerhetmeğe bahâne olması kuvvetle muhtemel bulunan bu hapis hâdisesi, inâyet‑i İlâhiye ile hàrika bir tarzda, sizin sadâkat ve ihlâsınızın bir kerâmeti olarak yüzde bire indi. Kubbe habbe edildi. Yoksa, hakkımızda habbeyi kubbe yapanlar bundan istifade edip aleyhimizdeki iftiralarını çoklara inandıracaklardı
Sâlisen: Beni merak etmeyiniz. Sizinle bir binada bulunmam, her zahmetimi ve sıkıntımı hiçe indirir. Zâten burada toplanmamızın çok cihetlerle ehemmiyeti var. Ve hizmet‑i îmâniyeye fâideleri çoktur. Hattâ bu defa, tetimme‑i i'tirâzdaki ehemmiyetli bazı hakikatler o altı makàmâta gidip, tam dikkatlerini celbedip hükmünü bir derece onlarda icra etmesi bütün sıkıntılarımızı hiçe indirdi.
Râbian: Mümkün olduğu kadar Nurlarla meşguliyet; hem sıkıntıları izâle eder, hem beş nev'i ibâdet sayılabilir.
621
Hâmisen: Nurun dersleri vâsıtasıyla, geçen musîbet yüzden bire indi. Yoksa, zemin ve zamanın nezâketi cihetiyle, baruta ateş atmak hükmünde o tek habbe kubbeler olacaktı. Hattâ resmî bir kısım memurlar demişler ki, Nur dersini dinleyenler karışmadılar.” Eğer umum dersini dinleseydi, hiçbir şey olmazdı. Siz mümkün olduğu kadar ikiliğe meydân vermeyiniz. Hapis sıkıntısına başkası ilâve olmasın. Mahpuslar dahi Nurcular gibi kardeş olsunlar, birbirinden küsmesinler.
Said Nursî

Lem'a‑i İhlâsın Düsturlarını ve Hakîki İhlâsın Sırrını Mâbeynimizde ve Birbirimize Karşı İsti'mâl Etmek

Azîz, Sıddık, Muhlis Kardeşlerim!
Bizler imkân dâiresinde bütün kuvvetimizle Lem'a‑i İhlâsın düsturlarını ve hakîki ihlâsın sırrını mâbeynimizde ve birbirimize karşı isti'mâl etmek, vücûb derecesine gelmiş.
Kat'î haber aldım ki, üç aydan beri buradaki hàs kardeşleri birbirine karşı meşreb veya fikir ihtilâfıyla bir soğukluk vermek için üç adam ta'yin edilmiş. Hem metîn Nurcuları usandırmakla sarsmak ve nâzik ve tahammülsüzleri evhâmlandırmak ve Hizmet‑i Nuriyeden vazgeçirmek için sebebsiz, mahkememizi uzatıyorlar.
Sakın sakın!‥ Şimdiye kadar mâbeyninizdeki fedâkârâne uhuvvet ve samîmâne muhabbet sarsılmasın. Bir zerre kadar olsa bile, bize büyük zarar olur. Çünkü pek az bir sarsıntı, Denizli’de (………) gibi hocaları yabânîleştirdi.
Bizler birbirimize lüzum olsa rûhumuzu fedâ etmeğe, Hizmet‑i Kur'âniye ve îmâniyemiz iktiza ettiği hâlde, sıkıntıdan veya başka şeylerden gelen titizlikle hakîki fedâkârlar birbirine karşı küsmeğe değil, belki kemâl‑i mahviyet ve tevâzu' ve teslîmiyetle kusuru kendine alır, muhabbetini, samîmiyetini ziyâdeleştirmeğe çalışır. Yoksa habbe kubbe olup tamir edilmeyecek bir zarar verebilir. Sizin ferâsetinize havâle edip kısa kesiyorum.
Said Nursî

Birbirine Küsmemek ve Kardeş Olup Barışmak Lâzım ve Elzemdir

622
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Ehemmiyetli bir manevî ihtara binâen size şimdilik bir‑iki vazife‑i Nuriye var ki, bütün kuvvetinizle bu üçüncü Medrese‑i Yûsufiye’de musîbet‑zede bîçâre mahpuslar içinde ikilik ve garazkârâne tarafgirlik düşmemek için Nur dersleriyle çalışmaktır. Çünkü, ihtilâftan ve garaz ve kin ve inâddan istifadeye çalışan perde altında dehşetli müfsidler var.
Mâdem bu hapis arkadaşlarımız, çoğu lüzum olsa vatanına ve milletine ve ahbabına fedâkârâne rûhunu fedâ ettiren kahramanlık damarını taşıyorlar. Elbette o civanmerdler, inâdını ve garazını ve adâvetini, milletin selâmeti ve bu hapis istirahati ve perde altında anarşiliğe çabalayan bolşevizmi aşılayanların ifsadlarından kurtulmak için, hiç menfaati bulunmayan ve bu fırtınalı zamanda zararı çok olan adâvetini ve inâdını fedâ etmeleri lâzımdır. Yoksa bu zamanda baruta ateş atmak gibi hem yüz bîçâre mahpuslara, hem Nurun masûm talebelerine, hem bu Afyon memleketine; ehemmiyetli zahmetlere, sarsıntılara, belki memlekete giren ecnebî komitesi parmaklarının ilişmesine bir vesile olur.
Mâdem bizler onların hatırları için kader‑i İlâhî ile buraya girdik ve bir kısmımız onların saâdeti ve manevî rahatları için buradan çıkmak istemiyoruz ve istirahatimizi onlar için fedâ edip her sıkıntıya sabır ve tahammül ediyoruz; elbette o yeni kardeşlerimiz dahi Denizli mahpusları gibi, kardeşliğimiz hatırı için, Şâbân ve Ramazan hürmetine birbirine küsmemek ve kardeş olup barışmak lâzım ve elzemdir. Zâten biz ve ben, onları Nur talebeleri dâiresinde biliriz ve duâlarımıza girmişler.
Said Nursî

Umumun Nazar‑ı Dikkatini Nur Hakikatlerine Celbetmek Lâzımdır

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: اَلْخَيْرُ ف۪يمَا اخْتَارَهُ اللّٰهُ sırrıyla, inşâallâh mahkememizin te'hirinde ve tahliye olan kardeşlerimizin yine mahkeme gününde burada bulunmalarında büyük hayırlar var.
623
Evet, Risale‑i Nurun mes'elesi; Âlem‑i İslâmda, hususan bu memlekette küllî bir ehemmiyeti bulunduğundan böyle heyecanlı toplamalar ile umumun nazar‑ı dikkatini Nur hakikatlerine celbetmek lâzımdır ki, ümîdimizin ve ihtiyatımızın ve gizlememizin ve muârızların küçültmelerinin fevkınde ve ihtiyarımızın haricinde böyle şa'şaa ile Risale‑i Nur kendi derslerini dost ve düşmana âşikâren veriyor. En mahrem sırlarını en nâmahremlere çekinmeyerek gösteriyor.
Mâdem hakikat budur, biz küçücük sıkıntılarımızı kinin gibi bir acı ilâç bilip sabır ve şükretmeliyiz, Yâ hû bu da geçer demeliyiz.
Sâniyen: Bu Medrese‑i Yûsufiye’nin nâzırına yazdım: Ben Rusya’da esir iken, en evvel Bolşevizmin fırtınası hapishânelerden başladığı gibi, Fransız İhtilâl‑i Kebîri dahi en evvel hapishânelerden ve tarihlerde serseri nâmıyla yâdedilen mahpuslardan çıkmasına binâen; biz Nur şâkirdleri, hem Eskişehir, hem Denizli, hem burada mümkün oldukça mahpusların ıslahına çalıştık. Eskişehir ve Denizli’de tam fâidesi görüldü. Burada daha ziyâde fâide olacak ki, bu nâzik zaman ve zeminde Nurun dersleriyle geçen fırtınacık (Hâşiye) yüzden bire indi. Yoksa ihtilâftan ve böyle hâdiselerden istifade eden ve fırsat bekleyen haricî muzır cereyanlar, o baruta ateş atıp bir yangın çıkacaktı.
Said Nursî

Ehl‑i Hakikatin Senede Hiç Olmazsa Bir-İki Defa İctimâ'ları ve Sohbetleri Gibi Nur Şâkirdlerinin de, Birkaç Senede Bir Defa Toplanmalarının Lüzumu

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık, Sarsılmaz, Sıkıntıdan Usanıp Bizlerden Çekilmez Kardeşlerim!
Şimdi maddî, manevî bir sıkıntıdan nefsim sizin hesabınıza beni mahzûn eylerken, birden kalbe geldi ki, hem senin, hem buradaki kardeşlerin tek birisiyle yakında görüşmek için bu zahmet ve meşakkatin başka sûrette on mislini çekseydiniz yine ucuz olurdu.
624
Hem Nurun takvâdârâne ve riyâzetkârâne meşrebi, hem umuma ve en muhtaçlara hattâ muârızlara ders vermek mesleği, hem dâiresindeki şahs‑ı manevîyi konuşturmak için eski zamanda ehl‑i hakikatin senede hiç olmazsa bir‑iki defa ictimâ'ları ve sohbetleri gibi; Nur şâkirdlerinin de, birkaç senede en müsâid olan Medrese‑i Yûsufiye’de bir defa toplanmalarının lüzumu cihetinde bin sıkıntı ve meşakkat dahi olsa ehemmiyeti yoktur.
Eski hapislerimizde birkaç zaîf kardeşlerimizin usanıp dâire‑i Nuriye’den çekinmeleri onlara pek büyük bir hasâret oldu ve Nurlara hiç zarar gelmedi. Onların yerine daha metîn, daha muhlis şâkirdler meydâna çıktılar.
Mâdem dünyanın bu imtihanları geçicidir, çabuk giderler. Sevâblarını, meyvelerini bizlere verirler. Biz de inâyet‑i İlâhiye’ye i'timâd edip sabır içinde şükretmeliyiz.
Said Nursî

Büyük Âlimler Çok Takdir ve Tahsin Edip Hiç Tenkid ve İ'tirâz Etmemişler

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Son iki parçayı ya eski harf veya makine harfiyle berây‑ı ma'lûmât gayr‑ı resmî, mahkeme reisine münâsib gördüğünüz bir ciddi adamla verdiğiniz vakit ayrı bir pusula da ona yazınız ki, Said size teşekkür eder, der:
Pencereleri açtılar. Fakat hiçbir kardeşim ve hizmetçilerime, yanıma gelmeğe müddeiumumî müsâade vermiyor.
Hem zâtınızdan çok ricâ eder ki, mahkemede bulunan mu'cizâtlı ve antika Kur'ânını ona veriniz ki, bu mübârek aylarda okusun. O hàrika Kur'ânından üç cüz'ü Diyânet Riyâsetine nümûne için göndermişti, fotoğrafla tab'ına çalışsınlar.
Hem onun ile beraber Risale‑i Nurun mahkemedeki mecmualardan birisini sizden istiyor ki, bu tecrid‑i mutlakta ve yalnızlıkta ve şiddetli sıkıntılarında mütâlaasıyla bir medâr‑ı tesellîsi ve bir arkadaşı olsun. Zâten o mecmualar üç‑dört mahkeme gördükleri ve ilişmedikleri gibi; hacıların şehâdet ve müşâhedeleriyle, o büyük mecmuaları hem Mekke‑i Mükerreme’de, hem Medine‑i Münevvere’de, hem Şam‑ı Şerîf’te ve Haleb’de, hem Mısır Câmiü'l‑Ezher’indeki büyük âlimler çok takdir ve tahsin edip hiç tenkid ve i'tirâz etmemişler.”
Said Nursî
625

Sıkıntıdan Gelen Hislere Kapılmayınız

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Hizb‑i Nurî’den Feyzilerin yanında iki nüsha var. Eğer onlara lüzum yoksa, birisi bana gönderilsin veya Mehmed Feyzi daha bir nüshayı yazsın. Hem Ramazaniye Risalesi ve matbu' Âyetü'l‑Kübrâ burada bulunmak lâzımdır.
Mâbeyninizdeki gerginliği çabuk tamir ediniz. Sakın sakın, az bir inhiraf Nur dâiresine pek büyük zararı olacak. Sıkıntıdan gelen hislere kapılmayınız. Sobamın patlaması bu musîbete işâret idi.
Said Nursî

Dehşetli Bir Plânla, Nurun Erkânlarını Birbirinden Soğutmak İçin Resmen Bir İş'âr Var

Azîz, Sıddık Kardeşlerim, Husrev ve Mehmed Feyzi, Sabri!
Ben sizlere bütün kanâatimle i'timâd edip istirahat‑i kalble kabre girmek ve Nurların selâmetini size bırakmak bekliyordum ve hiçbir şey sizi birbirinden ayırmayacak biliyordum. Şimdi dehşetli bir plânla, Nurun erkânlarını birbirinden soğutmak için resmen bir iş'âr var.
Mâdem sizler lüzum olsa birbirinize hayatınızı, kuvvet‑i sadâkatiniz ve Nurlara şiddetli alâkanızın muktezâsı olarak fedâ edersiniz. Elbette gayet cüz'î ve geçici ve ehemmiyetsiz hissiyatınızı fedâ etmeğe mükellefsiniz. Yoksa kat'iyyen bizlere bu sırada büyük zararlar olacağı gibi, Nur dâiresinden ayrılmak ihtimali var diye titriyorum.
Üç günden beri hiç görmediğim bir sıkıntı beni tekrar sarsıyordu. Şimdi kat'iyyen bildim ki, göze bir saç düşmek gibi az bir nazlanmak sizin gibilerin mâbeyninde hayat‑ı Nuriyemize bir bomba olur. Hattâ size bunu da haber vereyim, geçen fırtına ile bizi alâkadar göstermeğe çok çalışılmış. Şimdi, mâbeyninizde az bir yabânîlik atmaya çabalıyorlar.
626
Ben sizin hatırınız için herbirinizden on derece ziyâde zahmet çektiğim hâlde, sizden hiçbirinizin kusuruna bakmamağa karar verdim. Siz dahi, haklı ve haksız olsa benlik yapmamak, üstadımız olan şâkirdlerin şahs‑ı manevîsi nâmına istiyorum. Eğer o acîb yerde beraber bulunmaktan gizli parmaklar karışıyorlar, biriniz Tahiri’nin koğuşuna gidiniz.
Said Nursî

Pek Az Bir Muhâlefet Bu Sırada Pek Zararı Var

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Ricâ ederim, üçünüzün hakkında birbirinden ziyâde gücenmeğe ehemmiyet verdiğimden gücenmeyiniz. Çünkü, Husrev’le Feyzi’de benim gibi insanlardan tevahhuş ve sıkılmak var. Hem birbirine bir derece meşrebce ayrıdırlar. Ve Sabri ise, akraba ve tarz‑ı maîşet cihetinde hayat‑ı ictimâiye ile birkaç vecihte alâkadar ve ihtiyata mecburdur.
İşte üçünüz bu ihtilâf‑ı meslek ve meşreb haysiyetiyle o dağdağalı koğuşta ve sıkıntılı kalabalık içinde her hâlde tam tahammül ve sabır edemediğinizden ben telâş edip vesvese ediyorum. Çünkü, pek az bir muhâlefet bu sırada pek zararı var.
Said Nursî

Leyle‑i Berât Bütün Senede Bir Kudsî Çekirdek Hükmündedir

Azîz, Sıddık Kardeşlerim, Bu Medrese‑i Yûsufiye’de Ders Arkadaşlarım!
Bu gelen gece olan Leyle‑i Berât, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderât‑ı beşeriyenin programı nev'inden olması cihetiyle Leyle‑i Kadr’in kudsiyetindedir. Herbir hasenenin Leyle‑i Kadir’de otuzbin olduğu gibi, bu Leyle‑i Berât’ta herbir amel‑i sâlihin ve herbir harf‑i Kur'ânın sevâbı yirmibine çıkar. Sâir vakitte on ise, şühûr‑u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyâli‑i meşhûrede, onbinler, yirmibin veya otuzbinlere çıkar. Bu geceler elli senelik bir ibâdet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur'ânla ve istiğfar ve salavâtla meşgul olmak büyük bir kârdır.
Said Nursî
627

Kırkbin Dil İle İstiğfar ve İbâdet Etmiş Gibi Rahmet‑i İlâhiye’den Ümîd Ediyoruz

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا سَلَّمَكُمُ اللّٰهُ فِي الدَّارَيْنِ
Elli senelik bir manevî ibâdet ömrünü ehl‑i îmâna kazandırabilen Leyle‑i Berât’ınızı rûh u canımızla tebrik ederiz. Herbiriniz, şirket‑i maneviye sırrıyla ve tesânüd‑ü manevî feyziyle kırk bin lisânla tesbih eden bazı melekler gibi herbir hàlis, muhlis Nur şâkirdlerini, kırkbin dil ile istiğfar ve ibâdet etmiş gibi Rahmet‑i İlâhiye’den kanâat‑ı tâmme ile ümîd ediyoruz.
Said Nursî

İslâm Deccâlı ve Müteaddid Birkaç Deccâlın Gelmesini Kabûl Etmiyor Gibi Beşinci Şuâ’ın Bir Mes'elesine İ'tirâz Etmişler

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Evvelâ: Bid'akâr bazı hocaların telkinâtıyla iddianâmede, İslâm deccâlı ve müteaddid birkaç deccâlın gelmesini kabûl etmiyor gibi Beşinci Şuâ’ın bir mes'elesine i'tirâz etmişler.
Buna cevaben gayet parlak kat'î bir mu'cize‑i Nebeviyeyi (A.S.M.) gösteren bu hadîs‑i sahîhte, لَنْ تَزَالَ الْخِلَافَةُ ف۪ي وُلْدِ عَمّ۪ي صِنْوِ اَبِي الْعَبَّاسِ حَتّٰى يُسَلِّمُوهَا اِلَى الدَّجَّالِ
Yani: Benim amcam, pederimin kardeşi Abbâs’ın veledinde Hilâfet‑i İslâmiye devam edecek. Deccâla, o hilâfeti, yani saltanat‑ı hilâfet, deccâlın muhrib eline geçecek.”
628
Yani, uzun zaman beşyüz sene kadar Hilâfet‑i Abbâsiye vücûda gelecek, devam edecek. Sonra Cengiz, Hülâgu denilen üç deccâldan birisi o saltanat‑ı hilâfeti mahvedecek, deccâlâne, İslâm içinde hükûmet sürecek. Demek İslâm içinde müteaddid hadîslerde, üç deccâl geleceğine zâhir bir delildir. Bu hadîsteki ihbar‑ı gaybî, kat'î iki mu'cizedir.
Biri, Hilâfet‑i Abbâsiye vücûda gelecek beşyüz sene devam edecek.
İkincisi de, sonunda en zâlim ve tahribci Cengiz ve Hülâgu nâmındaki bir deccâl eliyle inkırâz bulacak.
Acaba kütüb‑ü hadîsiyede Kur'ân’a, Şeâir‑i İslâma ait hattâ cüz'î şeyleri de haber veren sâhib‑i Şerîat, hiç mümkün müdür ki, bu zamanımızdaki pek acîb hâdisâttan haber vermesin? Hem hiç mümkün müdür ki, bu acîb hâdisâtta Kur'ân’a sebatkârâne geniş bir sahada, en acîb bir zamanda, en ağır şerâit altında hizmet eden ve o hizmetin semerelerini dost ve düşmanları tasdik eden Risale‑i Nur şâkirdlerine işâretleri bulunmasın.
Said Nursî

Yahudîlerle Alâkalı Bir Âyet‑i Celîlenin Bir Nüktesi

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
﴿وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّ لَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ
Âyet‑i celîlesinin bir nüktesi.
Azîz Nur kumandanı ve Kur'ânın hàdimi kardeşim Re'fet Bey!
Yahudî milleti hubb‑u hayat ve dünya‑perestlikte ifrat ettikleri için her asırda zillet ve meskenet tokadını yemeğe müstehak olmuşlar. Fakat bu Filistin mes'elesinde; hubb‑u hayat ve dünya‑perestlik hissi değil, belki Enbiyâ‑i Benî-İsrailiye’nin mezaristanı olan Filistin, o eski Peygamberlerin kendi milliyetlerinden bulunması cihetiyle bir cihette bir ehemmiyetli hiss‑i millî ve dinî olmasından çabuk tokat yemiyorlar. Yoksa koca Arabistan’da az bir zümre hiç dayanamayacaktı, çabuk meskenete girecekti.
Said Nursî
629

Suâl: Küre‑i Arzın Kürevî Olduğuna Dair Bir Âyet Var Mı?

Suâl: Küre‑i Arzın kürevî olduğuna dair bir âyet var ve hangi sûrededir? Müstevî veya kürevî olduğundan tereddüdüm vardır. Her hükûmetin bulunduğu arâzi deniz ortasındadır. Bu denizlerin etrafını muhâfazakâr neler var? Lütfen beyânını ricâ eder, ellerinizden öperim.
Emirdağlı Ali Hoca
Risale‑i Nur bu çeşit mesâili halletmiş. Küreviyet‑i arz ulemâ‑i İslâmca kabûl edilmiş, dine muhâlefeti yok. Âyetteki satıh demesi kürevî olmadığına delâlet etmiyor. Müçtehidlerce, istikbâl‑i kıble namazda şart olması ve şart ise bütün erkânda bulunması sırrıyla, secde ve rükûda istikbâl‑i kıble lâzım geliyor. Bu ise, yerin, zeminin küreviyeti ile ve şer'an kıble Kâbe‑i Mükerreme’nin üstü arşa kadar ve altı ferşe kadar bir amûd‑u nurânî olması, küreviyetle istikbâl‑i erkânda bulunabilir.
Said Nursî
630

Şahsıma Gelen Bütün Zahmetleri Manevî Sevinç ve Memnuniyetle Kabûl Ediyorum

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!