Risale-i Nur'da ara ve doğrudan okumaya geç
354

Risale‑i Nur Nedir? Ve Hakikatler Müvâcehesinde Risale‑i Nur ve Tercümânı Ne Mâhiyettedirler Diye Bir Takriznâmedir

Her asır başında hadîsçe geleceği tebşîr edilen dinin yüksek hàdimleri, emr‑i dinde mübtedi' değil, müttebi'dirler. Yani, kendilerinden ve yeniden bir şey ihdâs etmezler, yeni ahkâm getirmezler. Esâsât ve ahkâm‑ı diniyeye ve sünen‑i Muhammediye’ye (A.S.M.) harfiyen ittibâ' yoluyla dini takvîm ve tahkîm ve dinin hakikat ve asliyetini izhâr ve ona karıştırılmak istenilen ebâtılı ref' ve ibtal ve dine vâki tecâvüzleri red ve imha ve evâmir‑i Rabbâniyeyi ikame ve ahkâm‑ı İlâhiye’nin şerâfet ve ulviyetini izhâr ve ilân ederler. Ancak, tavr‑ı esâsîyi bozmadan ve rûh‑u aslîyi rencîde etmeden, yeni izâh tarzlarıyla, zamanın fehmine uygun yeni iknâ usûlleriyle ve yeni tevcîhat ve tafsilât ile îfâ‑yı vazife ederler.
Bu memurîn‑i Rabbâniye, fiiliyâtlarıyla ve amelleriyle de memuriyetlerinin musaddıkı olurlar. Salâbet‑i îmâniyelerinin ve ihlâslarının âyinedârlığını bizzat îfâ ederler, mertebe‑i îmânlarını fiilen izhâr ederler. Ve ahlâk‑ı Muhammediye’nin (A.S.M.) tam âmili ve mişvâr‑ı Ahmediye’nin (A.S.M.) ve hilye‑i Nebeviyenin hakîki lâbisi olduklarını gösterirler. Hülâsa; amel ve ahlâk bakımından ve sünnet‑i Nebeviye’ye ittibâ' ve temessük cihetinden, Ümmet‑i Muhammed’e tam bir hüsn‑ü misâl olurlar ve nümûne‑i iktidâ teşkil ederler.
355
Bunların, Kitabullâh’ın tefsiri ve ahkâm‑ı diniyenin izâhı ve zamanın fehmine ve mertebe‑i ilmine göre tarz‑ı tevcîhi sadedinde yazdıkları eserler; kendi tilka‑i nefislerinin ve karîha‑i ulviyelerinin mahsulü değildir, kendi zekâ ve irfanlarının neticesi değildir. Bunlar, doğrudan doğruya menba'‑ı vahy olan Zât‑ı Pâk-i Risalet’in manevî ilhâm ve telkinâtıdır. Celcelûtiye ve Mesnevî‑i Şerîf ve Fütûhu'l‑Gayb ve emsâli âsâr, hep bu nev'idendir. Bu âsâr‑ı kudsiyeye o zevât‑ı àlîşân ancak tercümân hükmündedirler. Bu zevât‑ı mukaddesenin o âsâr‑ı bergüzîdenin tanziminde ve tarz‑ı beyânında bir hisseleri vardır. Yani bu zevât‑ı kudsiye; o mânânın mazharı, mir'âtı ve ma'kesi hükmündedirler.
Risale‑i Nur ve Tercümânına Gelince: Bu eser‑i àlîşânda şimdiye kadar emsâline rastlanmamış bir feyz‑i ulvî ve bir kemâl‑i nâmütenâhî mevcûd olduğundan ve hiçbir eserin nâil olmadığı bir şekilde meş'ale‑i İlâhiye ve şems‑i hidayet ve neyyir‑i saâdet olan Hazret‑i Kur'ân’ın füyûzâtına vâris olduğu meşhûd olduğundan; Onun esâsı Nur‑u mahz-ı Kur'ân olduğu ve evliyâullâhın âsârından ziyâde feyz‑i envâr-ı Muhammediye’yi hâmil bulunduğu ve Zât‑ı Pâk-i Risalet’in ondaki hisse ve alâkası ve tasarruf‑u kudsîsi evliyâullâhın âsârından ziyâde olduğu ve onun mazharı ve tercümânı olan manevî zâtın mazhariyeti ve kemâlâtı ise, o nisbette àlî ve emsâlsiz olduğu güneş gibi âşikâr bir hakikattir.
356
Evet, o zât daha hâl‑i sabâvette iken ve hiç tahsil yapmadan zevâhiri kurtarmak üzere üç aylık bir tahsil müddeti içinde, ulûm‑u evvelîn ve âhirîne ve ledünniyât ve hakàik‑ı eşyaya ve esrâr‑ı kâinâta ve Hikmet‑i İlâhiye’ye vâris kılınmıştır ki; şimdiye kadar böyle mazhariyet‑i ulyâya kimse nâil olmamıştır bu hàrika‑i ilmiyenin eşi asla mesbuk değildir. Hiç şübhe edilemez ki; tercümân‑ı Nur, bu hâliyle baştan başa iffet‑i mücesseme ve şecâat‑i hàrika ve istiğnâ‑yı mutlak teşkil eden hàrikulâde metânet‑i ahlâkıyesi ile bizzat bir mu'cize‑i fıtrattır, tecessüm etmiş bir inâyettir ve bir mevhibe‑i mutlakadır.
O Zât‑ı zîhavârık; daha hadd‑i bülûğa ermeden, bir allâme‑i bîadîl hâlinde bütün cihan‑ı ilme meydân okumuş, münâzara ettiği erbâb‑ı ulûmu ilzam ve iskât etmiş, her nerede olursa olsun vâki olan bütün suâllere mutlak bir isabetle ve asla tereddüd etmeden cevab vermiş, ondört yaşından itibaren üstadlık pâyesini taşımış ve mütemâdiyen etrafına feyz‑i ilim ve nur‑u hikmet saçmış, izâhlarındaki incelik ve derinlik ve beyânlarındaki ulviyet ve metânet ve tevcîhlerindeki derin ferâset ve basîret ve nur‑u hikmet, erbâb‑ı irfanı şaşırtmış ve hakkıyla Bediüzzaman ünvân‑ı celîlini bahşettirmiştir. Mezâyâ‑yı àliye ve fezâil‑i ilmiyesiyle de, din‑i Muhammedî’nin neşrinde ve isbâtında bir kemâl‑i tâmm hâlinde rû‑nümâ olmuş olan böyle bir zât, elbette Seyyidü'l‑Enbiyâ Hazretlerinin en yüksek iltifatına mazhar ve en àlî himâye ve himmetine nâildir. Ve şüphesiz O Nebi‑yi Akdes’in emir ve fermânı ile yürüyen ve tasarrufu ile hareket eden ve O’nun envâr ve hakàikına vâris ve ma'kes olan bir zât‑ı kerîmü's-sıfâttır.
357
Envâr‑ı Muhammediye’yi ve maârif‑i Ahmediyeyi ve füyûzât‑ı şem'-i İlâhîyi en müşa'şa' bir şekilde parlatması ve Kur'ânî ve hadîsî olan işârât‑ı riyâziyenin kendisinde müntehi olması ve hitâbât‑ı Nebeviyeyi ifâde eden âyât‑ı celîlenin riyâzî beyânlarının kendi üzerinde toplanması delâletleriyle o zât, hizmet‑i îmâniye noktasında Risaletin bir mir'ât‑ı mücellâsı ve şecere‑i Risaletin bir son meyve‑i münevveri ve lisân‑ı Risaletin irsiyet noktasında son dehân‑ı hakikati ve şem'‑i İlâhînin hizmet‑i îmâniye cihetinde bir son hâmil‑i zîsaâdeti olduğuna şübhe yoktur.
Üçüncü Medrese‑i Yûsufiye’nin El‑Hüccetü'z-Zehrâ ve Zühretü'n‑Nur olan Tek Dersini Dinleyen Nur Şâkirdleri nâmına Ahmed Feyzi, Ahmed Nazîf, Salâhaddin, Zübeyr, Ceylan, Sungur, Tabancalı
Benim hissemi haddimden yüz derece ziyâde vermeleriyle beraber, bu imza sâhiblerinin hatırlarını kırmağa cesâret edemedim. Sükût ederek o medhi Risale‑i Nur şâkirdlerinin şahs‑ı manevîsi nâmına kabûl ettim.
Said Nursî
358

Müellifin Vasiyetnâmesi Münâsebetiyle Halîl İbrahim’in Risale‑i Nur Hakkında Nur Şâkirdleri Nâmına Yazdığı Bir Fıkrasının Bir Parçasıdır

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Risale‑i Nur nurdan bir ibrişimdir ki, kâinât ve kâinâttaki mevcûdâtın tesbihâtları onda dizilmiştir Risale‑i Nur, âhize ve nâkile ile mücehhez bir radyo‑yu Kur'âniye’dir ki; onun tel ve lambaları âyine; tel ve bataryaları hükmündeki satırları, kelimeleri, harfleri öyle intizamkârâne ve îcâzdârâne bastedilmiştir ki; yarın her ilim ve fen adamları ve her meşreb ve meslek sâhibleri ilim ve iktidarları mikdarınca âlem‑i gayb ve âlem‑i şehâdetten ve rûhâniyât âleminden ve kâinâttaki cereyan eden her hâdisâttan haberdar olabilir.
Zîra Risale‑i Nur, menşûr‑u Kur'ân’dır.
Risale‑i Nur, mü'minlere hedâyâ‑yı hidayet, vesile‑i saâdet, mazhar‑ı şefâat ve feyz‑i Rahmândır
Risale‑i Nur, kâinâta, nevbaharın feyzini veren bir âb‑ı hayat ve ayn‑ı rahmet ve mahz‑ı hakikat ve bir gülzar‑ı gülistandır
Risale‑i Nur, lütf‑u Yezdân, kemâl‑i îmân, İşârât‑ı Kur'ân ve bereket‑i ihsândır
Risale‑i Nur, kâfire hüsrân, münkire tokat, dalâlete düşmandır
Risale‑i Nur, bir kenz‑i mahfî, bir sandukça‑i cevâhir ve menba'‑ı envârdır
Risale‑i Nur, hakikat‑i Kur'ân ve mi'râc‑ı îmândır
359
Risale‑i Nur Kur'ân ve Hadîsten sonra sertâc‑ı evliyâ, sultanü'l‑eser ve zübdetü'l‑maânî ve atâyâ‑yı İlâhî ve hedâyâ‑yı Sübhânîdir
Risale‑i Nur, bir bahr‑i hakàik ve bir sırr‑ı dekàik ve kenzü'l‑maârif ve bahrü'l‑mekârimdir
Risale‑i Nur, hastalara şifâhâne‑i hikmet ve mâ‑i zemzem, sağlara maîşet‑i hakikat ve rih‑ı reyhân ve misk ü anberdir
Risale‑i Nur, mev'id‑i Ahmedî (A.S.M.) ve müjde‑i Haydarî (R.A.) ve teâvün‑ü Gavsî (K.S.) ve tavsiye‑i Gazâlî (K.S.) ve ihbar‑ı Fârukî’dir (K.S.).
Risale‑i Nur, Şems‑i Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân’ın elvân‑ı seb'ası, Risale‑i Nurun menşûr‑u hakikatinde tam tecellî ettiğinden, hem bir kitab‑ı şerîat hem bir kitab‑ı duâ hem bir kitab‑ı hikmet hem bir kitab‑ı ubûdiyet hem bir kitab‑ı emir ve dâvet hem bir kitab‑ı zikir hem bir kitab‑ı fikir hem bir kitab‑ı ledünniyât hem bir kitab‑ı tasavvuf hem bir kitab‑ı mantık hem bir kitab‑ı ilmü'l-kelâm hem bir kitab‑ı ilm-i ilâhiyât hem bir kitab‑ı teşvik-i san'at hem bir kitab‑ı belâğat hem bir kitab‑ı isbât-ı vahdâniyet ve muârızlarına, bir kitab‑ı ilzam ve iskâttır
Risale‑i Nur eczâları, bir semâ‑yı maneviyenin güneşleri ve ayları ve yıldızlarıdır. Nasıl ki zâhiren, perde‑i esbâb olan güneşten, kamerden ve kevâkibden bütün kâinât tenevvür ve tezeyyün ve bütün eşya neşv ü nemâ ve hayat buluyor.
360
İşte Risale‑i Nur dahi bu asırda bütün âlem‑i beşeriyete hayat‑ı câvidân ve âdeme kâmil‑i insan ve kulûba neş'e‑i îmân ve ukùle yakìn‑i itmi'nân ve efkâra inkişaf ve nüfûsa teslîm‑i rızâ ve cân şuâlarını Kur'ân‑ı Mu'cizü'l-Beyân’dan alıp saçmaktadır.
O semâ‑i maneviyeyi bazen ve zâhiren bihasebi'l‑hikmeti âfâkı bir bulut kütlesi kaplar. O celâlli semâdan öyle bir bârân‑ı feyz ve rahmet takattur eder ki; sünbüllenmeye müstaid tohumlar, çekirdekler, habbeler o sıkıcı ve dar âlemde gerçi muzdarib olurlar, o sıkılmaktan üzerlerindeki kışırları çatlar ve yırtarlar; o ânda bulutlar da ufuklara çekilip nöbetçi vaziyetinde beklemesi bir imtihan‑ı Rabbânî ve bir inkişaf‑ı feyezânî ve bir rahmet‑i nurânîdir ki; evvelce bir habbe, bir çekirdek yeniden taze bir hayata atılır, iştiyakla ve neş'e‑i inkişafla meyvedâr koca bir ağaç sûretini alır. Ve ﴿يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ sırrına mazhar olurlar.
Evet, yirmi senedir devam eden şu mevsim‑i şitâ inşâallâhu Teâlâ nihâyet bulmuş ola, dünyaya yeni ve feyizli bir fasl‑ı nevbahar gele ve âlemin yüzü Nur ile güle.
Risalei'n‑Nur Kur'ân‑ı Mu'cizü'l-Beyân’ın taht‑ı tasarrufunda olduğundan, ona uzanan ve ilişmek isteyen her el kırılır ve her dil kurur.
Umum Nur Şâkirdleri nâmına Halîl İbrahim
Medresetü'z‑Zehrâ’nın erkânları nâmına biz de iştirâk ediyoruz.Osman, Rüşdü, Re'fet, Husrev, Said, Hilmi, Muhammed, Halîl İbrahim, Mehmed Nuri
361

Medine‑i Münevvere’de Bulunan ve Nurun Hakikatini Tam Anlayan ve İslâmiyete Hizmet Eden Bir Âlimin Mektûbudur

Gönüller fâtihi pek muhterem ve mükerrem Üstadımız Hazretleri!
Mübârek ellerinizden öper, bütün azîz ve sadâkatli talebelerinizle beraber sıhhat ve selâmette dâim olmanızı Bârgâh‑ı Kibriyâ’dan niyâz eylerim.
Müslümanlar için en büyük bir bayram diye ancak vasıflandırılabilen berâetiniz, bütün Nurcuları şâd ve handân eylediği gibi, bendenizi de dünyalar kadar memnun ve mesrûr eylemiştir. Nasıl memnun etmesin ki, sizin eserlerinizle birlikte berâetiniz demek; rûhun maddiyâta, nurun zulmete, îmânın küfre, hakkın bâtıla, tevhidin şirke ve irfanın cehle gâlib gelmesi demektir.
Yıllardan beri önüne sıradağlar gibi engeller, korkunç uçurumlar gibi mâniler konulan Nur çağlayanı; en sonunda mu'cizevî bir şekilde bütün sedleri yıkmış, mânileri aşmış, nur ile bütün zulmetleri târ ü mâr eylemiştir.
Mu'cizevî hàrikalarla doğan İlâhî tecellîlerin vasfında kalemler kırılır, fikirler gürülder, ilhâmlar yanar kül olur.” derlerdi. Hakikaten bendeniz, şimdi bu müstesnâ zaferin karşısında aynı aczi bütün varlığımla hissediyorum. Zîra tefekkür ve ilhâmıma nihâyetsiz bir ufuk açılıyor Cihan, muhteşem bir Nur ma'bedini andırıyor Civarımdaki herşey, her yer derin vecd ve istiğraklarla gaşyolmuş bir hâlde Her zerrede ﴿وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ sırr‑ı Sübhânîsi tecellî ediyor
Binâenaleyh bilmiyorum, bu mes'ûd hâdiseyi; şânlı bir zafer, şâhâne bir fetih, İlâhî bir kurtuluş, cihan‑şümûl bir bayram diye mi vasıflandırayım? Zîra, kudsî da'vânın kazanmış olduğu bu İlâhî zafer, bütün İslâm ve insanlık dünyasındaki mücâhidlerin azîmlerine kuvvet, rûhlarına can, îmânlarına hız ve heyecan vermiştir.
362
Evet, azîm ve îmânları, aşk ve emelleri henüz kemâle ermemiş olan birçok Müslümanlar; maalesef acıklı bir ye's içinde idiler. Böyle bir zaferin tahakkukunu, hayâl ve muhâl görüyorlardı. Fakat bütün feyiz ve nurunu insanlığı tenvir ve irşad için İlâhî bir güneş hâlinde Arş‑ı A'zamın pür‑nur ufuklarından inen Kur'ân‑ı Kerîm’den alan Nur neşriyatı, durgun gölleri andıran gönülleri deryâlar gibi coşturmuş, kasvet ve hicran yıllarının ümîd ve emellere vurduğu müdhiş zincirleri kırmıştır. O nur kaynağından fışkıran o serâpâ feyiz ve hikmetler saçan eserler; hislerin, fikirlerin ve bilhassa alevler içinde yanan rûh ve vicdânların ezelî ve ebedî ihtiyaçlarına cevab verdiği gibi; onları dalga dalga boğucu karanlıklar muhîtinden, tertemiz ve pırıl pırıl nur ufuklarına çıkarmıştır.
Yıllarca devam eden uzun bir sükût, derin bir gaflet ve boğucu bir zulmetten sonra İlâhî bir güneş hâlinde parlayan bu kudsî zafer, nur için yol aramakta olan perîşan beşeriyetin yakın bir gelecekte uyanacağını müjdelemektedir. Çünkü; din ihtiyacı sırf Müslümanların değil, bil'umum insanların ezelî ve ebedî ihtiyacıdır.
Bugün bedbaht insanlık, din ni'metinden mahrum olmanın sürekli hicran ve felâketlerini bağrı yanarak çekmektedir. Bu acıklı buhranın korkunç neticesidir ki, çeyrek asır zarfında iki büyük harbe girmiş ve üçüncüsünün de kapısını çalmak çılgınlığını göstermektedir.
Artık bütün insanları kardeş yaparak yemyeşil Cennetlerin nurlu ufuklarından esen refah ve saâdet, huzur ve âsâyiş rüzgârıyla dalgalanan âlem‑şümûl bir bayrak altında toplayacak olan yegâne kuvvet, İslâmdır. Zîra beşeriyetin bugünkü hâli, tıpkı İslâmdan evvelki insan cem'iyetlerinin acıklı hâlidir. Bunun için insanlığı o günkü ebedî felâketten kurtaran İslâm, bugün de kurtarabilir
Evet, milyonların, milyarların kalbinde asırlardan beri kanamakta olan o derin yarayı saracak yegâne müşfik el, İslâmdır. Her ne kadar ufuklarda zaman zaman bazı uydurma ışıklar görülüyorsa da müstakbel, bütün nur ve feyzini güneşlerden değil, bizzat Rabbü'l‑Âlemîn’den alan ezelî ve ebedî Yıldız”ındır. O yıldız, dünyalar durdukça duracak ve onu söndürmek isteyenleri yerden yere vuracaktır.
363
Cihan‑kıymet Üstadım!
Ma'lûm‑u fâzılâneleridir ki; son günlerde mukaddes da'vâya hizmet eden bazı tenvir ve irşad hareketleri doğmuş, fakat maalesef hiçbirisi Risale‑i Nur külliyatının gördüğü mühim işi görememiş ve ihrâz ettiği İlâhî zaferi kazanamamıştır. Zîra bu yol; peygamberlerin, velîlerin, âriflerin, sâlihlerin ve bilhassa canını cânâna seve seve fedâ eden ve sayısı milyonlara sığmayan kahraman şehîdlerin mukaddes yoludur. Artık bu çetin yolda yürümek isteyenler, her ân karşılarına dikilecek olan müdhiş mâniaları dâima göz önünde tutmaları lâzımdır.
Evet, bu yolda yürüyecek olanların; sizdeki sarsılmak bilmeyen îmânla, yüksek ve İlâhî irfanla ve bilhassa hàrikulâde ihlâs ve ferâğatle mücehhez olmaları gerektir. Çünkü, bu mühim vâdide Nur da'vâsının takib ettiği tebliğ, tenvir ve irşad usûlü bambaşka hususiyetler taşımaktadır. Artık insanın his ve fikrine, rûh ve vicdânına bambaşka ufuklar açacak olan bu derin bahsi, duâ buyurun da, müstakil ve mufassal bir eserde azîz din ve gönüldaşlarımıza arzetmek şerefine nâil olayım Çünkü, bu nurlu bahis o kadar derin ve o derece mühimdir ki, böyle birkaç sahifelik mektûb ve makalelerle asla ifâde edilemez.
Îmân ve Kur'ân nuru ile tertemiz gönlünü fethettiğiniz gençlik, İlâhî zaferinizin en parlak delilini teşkil eden en mühim varlık ve en kıymetli cevherdir Nurdan Sesler”in hemen her mısraında, asîl ve şuûrlu rûhuna hitâb ettiğim tertemiz gençlik, işte bu hak ve hakikatin bağrı yanık âşığı olan gençliktir.
Nurlu da'vânın kazanmış olduğu bu son zaferin verdiği vecdle dolu bir ilhâmla yazdığım şu manzûmeyi () takdim ediyorum. Kabûlünü ricâ ve istirham eylerim
Tekrar tekrar ellerinizden öper, kıymetli duâlarınızı beklerim, pek muhterem Üstadım Hazretleri.
Manevî Evlâdlarınızdan Ali Ulvî
364

Duâ

﴿
يَا اَللّٰهُ ❋ يَا رَحْمٰنُ ❋ يَا رَح۪يمُ ❋ يَا فَرْدُ ❋ يَا حَيُّ ❋ يَا قَيُّومُ ❋ يَا حَكَمُ ❋ يَا عَدْلُ ❋ يَا قُدُّوسُ ❋
İsm‑i A'zamın hakkına ve Kur'ân‑ı Mu'cizü'l-Beyân’ın hürmetine ve Resûl‑i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın şerefine bu mecmuayı bastıran Risale‑i Nur talebelerini Cennetü'l‑Firdevs’te saâdet‑i ebediyeye mazhar eyle âmîn. Ve hizmet‑i îmâniye ve Kur'âniye’de dâima muvaffak eyle âmîn. Ve defter‑i hasenâtlarına Sikke‑i Tasdik-ı Gaybî”nin herbir harfine mukâbil bin hasene yazdır âmîn. Ve Nurların neşrinde sebat ve devam ve ihlâs ihsân eyle âmîn.
يَا اَرْحَمَ الرَّاحِم۪ينَ
Umum Risale‑i Nur Şâkirdleri’ni iki cihanda mes'ûd eyle âmîn. İnsî ve cinnî şeytanların şerlerinden muhâfaza eyle âmîn. Ve bu âciz ve bîçâre Said’in kusurâtını afveyle âmîn
Umum Nur Şâkirdleri NâmınaSaid Nursî