Risale‑i Nur, bir vesile-i def'-i belâdır
326
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا
Evvelâ: Şimdi tam tahakkuk etti ki; zelzele, Risalei'n‑Nur ile alâkadardır. Husrev’in, müdafaâtımda yazılan dört zelzele mes'elesini tasdik eden bu geceki şiddetli dört defa zelzele, bana ve Nurlara ve bu memlekete kat'î bir sû‑i kasd eseri olarak hükûmet içerisinde hizmetçime bağırarak bana tahkîrkârâne ihanet ve şetmedip “Git ona söyle!” diyen ve kaymakamın emr‑i cebrî ile “Hasta da olsa buraya getiriniz!” bekçilere ve jandarmalara emir veren ve Afyon’un – perde altındaki büyük memura dayanan – Emirdağ zâbıtası, hem Nur şâkirdlerinin şevklerine, hem Nurların burada yazılmasına, hem bana ehemmiyetli sıkıntı vermesi, aynı vakitte böyle burada görülmeyen bu şiddetli zelzelenin gelmesi gösteriyor ki; Risale‑i Nur, bir vesile‑i def'-i belâdır‥ ta'tîle uğradıkça belâ fırsat bulup gelir.
Said Nursî
327
Zekâi’nin Bir Manzûmesi
Bu Nur eser, tefsiridir o semâvî kitabın,
İlân eder hakikati, emr‑i hakkı bildirir.
İsyanlara, zulümlere ma'rûz olan cihanın,
Bu asırda gözyaşını, nur saçarak dindirir.
.
Bu eserdir muzdarib gönüllere tesellî,
Bu kararsız âlemin her buhranında nur saçar.
Bu eserdir her zulmette selâmet rehberi,
Ehl‑i îmân bu sâyede bu eserle hür yaşar.
.
Masûmlara bir öğüttür, gençlerin de rehberi,
Her mazluma “Ağlama!” der, “Güleceksin yarın sen!”
Tesellîsi çok yücedir, ibretlidir dersleri,
Beli bükük ihtiyara müjde verir derinden.
.
Bu Nur eser, her bilginin, her mü'minin sertâcı,
Dertlilerin dermanıdır her münkiri tokatlar.
Şirklerin hem hêdimidir, hem her kaygu ilâcı,
Zındık zâlim ilişirse başına volkan patlar.
.
Bu eserdir insanları dehşetlerden dûr eden,
Kudret eli hâmîsidir, hayret‑efzâ hükmü var.
Muannidler teslîm olur, hükmüne mağrûr iken,
Her serseri feylesofu meftûn eden nuru var.
.
Ey güç yetmez, dehşet veren hâletlerden ağlayan,
Fânîlere aldanarak kırıldıkça bağırma.
Ey zâilden, âcizlerden medet umup bağlanan,
Gir bu Nurun âlemine, fânîleri çağırma.
.
328
Ayıl artık, gaflet sarhoşluğundan durma uyan!
Hevesâtın bir ejderdir kalbini kemirecek.
Yarın mes'ûd olacaktır yoklukta Hakkı bulan,
Nura ver nakd‑i ömrü, yarın sana verilecek,
Huzuruna uhrâda ihtişamlar serilecek…
Risale‑i Nurun kusurlu hàdimiZekâi
329
Merhum Hasan Feyzi'nin Risale‑i Nur Hakkındaki Manzûmesi ve Ricâsı
﴿﷽﴾
﴿وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ﴾ Âyetinin Veraset‑i Ahmediye (A.S.M.) cihetinde, mânâ‑yı işârî noktasında, bu asırda O Rahmeten li'l‑âlemîn’in bir âyinesi ve hakikat‑i Kur'âniyenin bir hakîki tefsiri olan Risale‑i Nur, o küllî rahmetin bir cilvesi, bir nümûnesi olmasından; Hakikat‑i Muhammediye’nin (A.S.M.) bir kısım evsâfını, mânâ‑yı mecâzî ile cüz'î bir vârisine verilebilir diye bu parlak kasideye ilişmedim. Yalnız hakikat‑i Ahmediye (A.S.M.) ile âyinesinin farkına işâreten bazı kelimeler ilâve edildi.
Said Nursî
Hasan Feyzi'nin Manzûmesi
Huzur bulur bugün seninle âlem,
Ey bu asırda Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur.
Sürûr bulur bugün seninle âdem,
Ey bir Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Bu hasta gönüller çoktan perîşan,
Varsa sende eğer Lokman’dan nişan,
Bir şifâ sun, gel ey mahbûb‑u zîşan
Ey cilve‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Gelmez mi sonu bu uzun hecenin,
Geçmez mi gamı bu yaslı gecenin,
Zâri arttı, sabrı bitti nicenin
Ey cilve‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
330
Fahr‑i Âlem Arş’tan bu yere indi,
Şah‑ı Velâyet gelip Düldül’e bindi,
Zülfikàr’a bugün artık “Nur” dendi
Ey bu zamanda Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Yolumuz, bu Nurun bu Nurlu yolu,
Olduk hepimiz o Nurun bir kulu,
Nur yolunda yürüyen hem ne mutlu
Ey nümûne‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Nurs’un, nur çıkan Nurlu dağında
Bülbül öter bahçesinde bağında,
Tozu olsak onun pâk ayağında
Ey Rahmet‑i âlem cilvesi Risaletü'n‑Nur!
.
Dertlere dermansın, mahbûb‑u cansın,
Hem câmiü'l‑Esmâ ve'l-Kur'ân’sın,
Hem de Nur‑u Hak’tan bize ihsânsın
Ey bir Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Bu âlemde madde değil bir özsün,
Her zerreden bakan bütün bir gözsün,
Kâinâtı hayran eden bütün bir yüzsün
Ey misâl‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Asl‑ı evvelisin balın, şekerin,
Deryâsısın cümle ilmin, hünerin,
Gelmedi cihana böyle eser benzerin
Ey mir'ât‑ı Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Sen, aylardan, güneşlerden üstünsün,
Nihâyetsiz, sonu gelmez bütünsün,
Nur cemâlin bütün bütün görünsün
Ey mazhar‑ı Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
331
Boyun büküp acı acı melerdik,
Gözyaşını kanlar ile silerdik,
Görsek diye seni Hak’tan dilerdik
Ey bir temsîl‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Çünkü sensin bu asırda Rahmeten li'l‑âlemîn’in cilvesi,
Çünkü sensin şimdi Şefîu'l‑müznibîn’in vârisi,
“Ağisna yâ Gıyâse'l‑müstağîsîn” bir duâsı
Ey şu'le‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Şifâ bulsun şimdi biraz yaramız,
Revâc bulsun, geçmez olan paramız,
Saç nurunu, aka dönsün karamız
Ey ziyâ‑yı Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Cürmümüzle külhan gibi pür‑nârız,
Dert elinden hem her gün zâr u zârız.
Affet bizi mâdem sana hep yârız
Ey nur‑u Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Meylimiz yok yalancı bir dünyaya,
Son verdik biz bid'alara, riyâya,
Kapılmayız öyle kuru hülyaya
Ey bir hakikat‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Yok bizde cem'iyet kurma hülyası,
Yok başka bir yola gitme sevdâsı,
Olduk ancak Nurun dertli şeydâsı
Ey dertlilere Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Yollarda bıraktık geçtik dervişi,
Attık gönüllerden öyle teşvişi,
Kâfî bu parlayan Nurun güneşi
Ey ma'kes‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
332
Geçmişiz hep medihlerden senâdan,
Yüz çevirdik servetlerden gınâdan,
Nur isteriz geçmeden bu fenâdan
Ey bu asırda Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Nur elinden içeli biz şarabı,
Çevirmişiz tatlılığa azâbı,
Bir mahbûbun biz de olduk türâbı
Ey bize Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Âşıkların arşa çıkan feryâdı,
Ağlatıyor o pâk rûhlu ecdâdı,
Allah için eyle bize imdâdı
Ey muhtaçlara Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Gökler saldı belâ, yer verdi belâ,
Sarstı âfâkı bir acı vâveylâ,
Rahmet et âleme ey Nur‑u Mevlâ!
Ey cilve‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Bir yanda sel var, bir yanda kan akar,
Bu belâ ateşi âlemi yakar,
Ağlayan bu beşer hep sana bakar
Ey nümûne‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Çevrildi ateşle bu koca dünya,
Bir Cehennem gibi kaynadı deryâ,
Yetiş imdâda ey şah‑ı evliyâ!
Ey bu zamanda Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Her yangını senin nurun söndürür,
Herbir yeri bir gülşene senin nurun döndürür,
Deccâlı da bir gün gelir elbette öldürür
Ey nur‑u Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
333
Zındıkaya küfre karşı saldırdın,
Gönüllerden kederleri kaldırdın,
Bizi Nurun deryâsına daldırdın
Ey bîçârelere Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Kaldıramaz sana asla kimse el,
Bağlıyoruz bizler sana candan bel,
Dünyalara sensin ümîd ve emel
Ey ziyâ‑yı Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Sen ordu kurmazsın erle uşakla,
Savaşmazsın öyle topla bıçakla,
Nurunla şu asrı tutup kucakla
Ey şimdi Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Bitsin de bu korkunç tûfân‑ı şedîd,
Açılsın yepyeni bir devr‑i mes'ûd,
Onsekiz bin âlem eylesin hep îd
Ey ehl‑i Kur'ân’a Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Geliyor şu karşıdan gerçi bir zulmet,
Fakat sensin bugün atâ‑yı rahmet‥
Boğacaksın onu nurunla elbet
Ey bir Rahmet‑i âlem Risaletü'n‑Nur!
.
Kızıl ejder yuvamıza girmesin,
Zehirli eli yakamıza ermesin,
Karşı durup nurun fırsat vermesin
Ey seyf‑i Rahmet-i âlem Risaletü'n‑Nur!
.