328
164. Mu’cizat‑ı Ahmediye, Yirmi Dokuzuncu Söz ve İşaratü'l-İ'caz risalelerinin bir kerameti
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ ❋ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلٰى نَعْمَائِهِ
Risale‑i Nurun silsile‑i kerâmâtından Mu'cizât‑ı Ahmediye ve kerâmetli Yirmidokuzuncu Söz ve İşârâtü'l‑İ'câz’ın himâyetkârâne ve mu'cizâne yeni bir kerâmetleri şudur ki:
Bu Ramazan‑ı Şerîfin başında doktorun ihbarıyla ve kuvvetli emârelerin delâletiyle ve birden harâret kırk dereceden geçmesiyle tebeyyün eden, zehirlemekten gelen şiddetli hastalık hengâmında, kardeşimiz Âtıf’ın habbe gibi hâdisesini, hariç vâliler kubbe yaparak, buranın hem adliye, hem zâbıta, hem vilâyete şifrelerle Risale‑i Nur aleyhine sevkedildiği aynı zamanda, iki saat evvel, Mu'cizât‑ı Ahmediye İstanbul’dan koşup imdâda gelmiş. Masada iken, Yirmidokuzuncu Söz ve kerâmetli İşârâtü'l‑İ'câz, Tosya Kasabası’ndan imdâda gelmiş gibi, aynı vakitte yaldızlı cildleriyle masa üzerinde dururken, onların müsâdere endişesi ve elliden ziyâde sâir risalelerin de namazsız ellerin zabtına geçmek ihtimali ve şiddetli hastalığın konuşturmamak vaziyetiyle beraber; Risale‑i Nurun o üç kerâmetli risaleleri, öyle hàrika bir himâyet ve muhâfazaya vesile ve o zehirlendirmeye panzehir ve tiryâk oldu ki; bu hâle muttali' olan bizler, şimdi de hayretteyiz. Güyâ hiçbir hastalık yokmuş gibi, gayet kuvvetli, hem şiddetli tokatlar vurarak, o düşmanlık vaziyeti dostluğa çevrildi.
Hem adliyenin büyük memurları ve taharrî komiserleri, şiddetli taharrî ve müsâdere için geldikleri hâlde, elliden ziyâde kitaplardan hiçbirine el uzatmadan, yalnız o risalelerin kerâmetlerini kısmen dinleyerek onların manevî himâyeti altında muhâfaza edildi. Yalnız Müdafaât ve Onaltıncı Mektûb ve Ramazaniye Risalesini mütâlaa etmek için biz verdik.
Üçüncü günde, daha şiddetli arama ve taharrî etmek, zâbıtanın siyâsî komiseri bir taharrî komiseriyle geldiği vakitten iki‑üç saat evvel, üç kerâmetli risalelerin kumandasında bütün risaleler, kendilerini ellere vermemek için ortada görünmediler. Bütün iki saat o taharrî neticesinde, Ankara’dan gelen bir Ramazan tebrikiyle, bir Ramazaniye Risalesini elde ettiler. Mütâlaadan sonra iâde etmek va'diyle aldılar.
329
Bütün bu hâlât, yüksekte duran Mu'cizâtlı Kur'ân‑ı Azîmü'ş-Şân ile beraber; i'câzlı Hizb‑i Kur'ânînin nüshaları ve Hizb‑i Nurî’nin risaleleri, bu hàrika vaziyeti gösterdiler. Cenâb‑ı Hakk’a, onların hurûfâtı adedince ve Şehr‑i Ramazan’ın dakikalarının âşireleri sayısınca hamd ü senâ ediyoruz. Elhamdülillâhi alâ külli hâl.
Hem hastalıktan gelen teessür ve Âtıf hâdisesiyle kalbime gelen teellüm ve onlara acımak ve Isparta’ya sirâyet etmek endişesinden neş'et eden sıkıntı ve bu mübârek şehirde Risale‑i Nurun سِرًّا تَنَوَّرَتْ perdesi altına girmesi ve üçüncü günde, o iki taharrîden sonra, akşama kadar gelen ve gidenler mütemâdiyen tarassud edilmesi ve Emin’in hânesi de bir şey bulunmadan taharrî edilmesi cihetiyle, ziyâde muzdarib ve müteellim iken; Cenâb‑ı Erhamürrâhimîn’in rahmetiyle, şimdiye kadar devam eden inâyet‑i İlâhiye himâyeti ve rızâ, teslîm, tevekkül ve ihlâsın verdikleri tesellî, bütün o müz'ic şeyleri akîm bıraktı. Kemâl‑i ferâh ve istirahatle “Görelim Mevlâ neyler, neylerse güzel eyler.” deyip, kemâl‑i teslîmiyetle müsterih olduk. Siz de öyle olunuz, fütûr getirmeyiniz.
Umum kardeşlerimize birer birer selâm ve duâ ederiz.
Hastalık devam ediyor, fakat tahammül haricinde değil. O musîbet de, Risale‑i Nurun parlak neşriyatına tevakkuf vermek için idi.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪يKardeşiniz Said Nursî