Risale-i Nur'da ara ve doğrudan okumaya geç
376

Birkaç Defa Berâet Kazanan Risale‑i Nurun Birkaç Vilâyette Haksız Müsâderesine Dair, Nur’un Yüksek Bir Talebesinin Mahkemesindeki Müdafaasından Bir Parçadır

Bu müdafaa, bir takriz olarak buraya ilhâkı münâsib görülerek derc edilmiştir.
DİYARBAKIR SULH CEZA MAHKEMESİ YÜKSEK MAKAMINA
Mahkeme‑i âdilenizin huzuruna çıkmaktan fevkalâde memnunum.
Âdil mahkemeler; Kâinât Hàlık’ının HAK isminin, ÂDİL isminin ve daha çok esmâ‑i İlâhiye’nin tecellîgâhıdır. Hak nâmına hükmeden, Âdil‑i Mutlak hesabına adâlet eden ve hakîki, İslâmî bir adâlet olan kürsî‑i muallâ ne yüksektir, ne mübecceldir!‥ Hak tanımaz mağrûr zâlimleri huzurunda serfürû ettiren, haksızları hakkı teslîme icbar eden âdil mahkemeler, en yüksek tebcile ve en àlî ihtirama sezâdırlar.
Zulüm ve gadr ile hukuku ihlâl edilmiş, haysiyet ve şerefi pâyimal edilmiş mazlumların, huzurunda ahz‑ı mevki ile tazallum‑u hâl eden bîçârelerin şu dünya‑yı fânîde ihkàk‑ı hak için mesned‑i re'sleri, mahkemelerdir. Şu hâlde, ne şeref‑bahş bir taht‑ı àlîdir ki; mazlumlara melce' ve penâh, zâlimlere de hüsrân ve tebah oluyor.
İnsanların ebrârını da, eşrârını da cem'eden huzur‑u mehâkim, öyle korkulacak bir yer değildir. Belki muhabbete, hürmete lâyıktır.
377
Sultanlarla köleleri, asîlzâdelerle âhâd‑ı nâsı müsâvî tutan şu makam, saltanattan da mübecceldir. Hususuyla, bütün âlem‑i insaniyete devirlerin, asırların akışı boyunca adâlet dersini veren İslâm mahkemeleri; akvâm‑ı sâirenin engizisyonlarına mukâbil, adâlet nurunu bîçâre beşerin kara sahifesine haşmetle aksettirmiştir. Adliye ve adâlet tarihimiz, bunun binlerle misâline şâhiddir.
Ezcümle; bu mübârek, adâletli mahkemenin huzurunda iftiharla arz etmek isterim ki; meşhûr İslâm seyyahı ve tarihçisi Evliyâ Çelebi, Seyahatnâme’sinde diyor ki: İlk İstanbul kàdısı (hâkimi) olan Hızır Bey Çelebi’nin huzurunda, Haşmetli Pâdişah Fâtih ile bir Rûm mimarı arasında şöyle bir muhâkeme cereyan eder:
Büyük bir âbidenin inşâsında kullanılacak iki mermer sütunu Fâtih, bir Rûm mimarına teslîm eder. Mimar da, Fâtih’in arzusunun hilâfına olarak, bu sütunları üçer arşın kesip kısaltır. Fâtih, cezaen, Rûm mimarının elini kestirir. Rûm mimarı da, Fâtih aleyhine da'vâ açar. Bunun üzerine mahkemeye celb edilen Büyük Pâdişah, baş köşeye geçmek istemiş. Birdenbire, hâkimin şu ihtarıyla karşılaşmış:
Oturma beyim! Hasmınla murâfaa‑i şer'î olacaksın; ayakta beraber dur!
Hızır Bey Çelebi; bu koca şânlı Pâdişah‑ı maznuna, haksız el kestirdiği için, kendisinin de kısâsa tâbi olduğunu ve elinin kesileceğini bildirir.
Fakat, mimar kısâsı istemediği için, Büyük Fâtih, günde on altun tazminata mahkûm olur ve hattâ kısâstan kurtulduğu için, bu tazminatı kendiliğinden yirmi altuna çıkarır.”
İslâm mahkemesinin adâletinin şânlı misâllerinden biri olan şu misâl, bize en haşmetli hükümdarlarla en âciz ferdlerin huzur‑u mehâkimde müsâvî olduğunu gösteriyor.
İşte ben de bugün, Fâtih kadar şânlı, kahraman İslâm hâkimi Hızır Bey Çelebi’nin makamının mümessili olan ve hakîki adâlet‑i Kur'âniyeyi esâs tutan bir makamın yerinde bulunan bir mahkemenin huzurunda bulunuyorum. Bütün kalbimi huzur ve sürûra kalbeden memnuniyetim budur.
378
Kahraman ecdâdımızın bu kadar ulviyetinin sırrı; kalblerinde ALLAH korkusunun mevcûdiyetiyle, Kur'ân nurunun ve nihâyetsiz feyzinin rûhlarında yerleşmiş olması ve kudsî hakàika karşı sonsuz ve nihâyetsiz derecede merbûtiyetleridir. O mübârek ecdâddan bize tevârüs eden, Allah ve Kur'ân için akıttıkları kudsî kanlarının hâlen eserleri bulunan bu yurtta ve azîz canlarını fedâ ettikleri şu memlekette: Kur'ânın kudsî hakikatlerine hizmet ediyor, Kur'ânın tefsirini okuyor, evinde bulunduruyor.” kaydıyla mahkemenin huzuruna sevk edildim.
Evet muhâkememiz şahsımla alâkadar olmaktan ziyâde, Risale‑i Nurun muhâkemesidir. Risale‑i Nur ise, Kur'ân‑ı Mu'cizü'l-Beyân’ın semâvî ve kudsî hakàikının tereşşuhâtı olmak hasebiyle, o yüksek eserlerdeki kıymet, doğrudan doğruya Kur'ân’a aittir. Şu hâlde, muhâkeme de Kur'ânın muhâkemesidir. Ehl‑i Tevhid’in kitabı olan Kelâmullâh bütün âyât ve beyyinâtıyla Hàlık‑ı Kâinâtın vahdâniyetini ve ehadiyetini ilân ediyor.
Kur'ânın ehl‑i ukùlü hayrette bırakan i'câzı, belâğat ve fesâhati, nihâyet derecedeki yüksek üslûbu, selâset‑i beyânı, elhâsıl sonsuz bedâyi' ve câmiiyeti ile ins ve cinnin kıyâmete kadar gelecek ihtiyacâtına ekmeliyetle kâfî gelmesi, dünya ve âhiret saâdetinin rehberi bulunması ve bütün asırlardaki tabakàt‑ı beşere hitâb etmesi ve kâinât Hàlık’ının marziyâtını kullarına bildirecek âyât ve beyyinâtı tefsir ve izâh edecek mütehassıs ehl‑i ilmin bulunması zarûretine binâen her asırda gelen binler müdakkik ehl‑i ilim, yüz binlerle Kur'ân tefsirlerini meydâna getirmişler; bütün asırları Kur'ânın nuruyla ışıklandırmışlardır.
379
İşte Risale‑i Nur da; bu asırda Kur'ânın feyziyle vücûd bulan, beşerin tekemmülâtına uygun olarak Kur'ânın gösterdiği mu'cizeli hakikatlerin, bu tekâmül ile sâha‑yı fiile konulduğunu bildiren ve asrın idrakine hitâb eden gayet kudsî bir tefsirdir. Kur'ân baştanbaşa Tevhid‑i İlâhîyi ilân ediyor. Risale‑i Nur da, îmân‑ı Billâh’ı gösteren ve hakàik‑ı îmâniyeyi ders veren âyetleri tefsir ediyor.
İşte muhâkemenin asıl mevzûu budur.
Otuz seneden beri gizli din düşmanlarının, komünistlerin ve masonların tahrîkâtıyla Risale‑i Nur şâkirdleri, birçok mahkemelere sevkedilmişler. Âdil mahkemeler de, o hâin, gizli din ve Kur'ân düşmanlarının ettikleri iftiraları inceden inceye tedkik etmişler, Bunlarda bir suç yok; kitaplar ise, faydalı kitaplardır diyerek, çok mahkemeler berâetle neticelenmişlerdir.
Temyiz Mahkemesi de, üç defa mahkemelerin berâet kararını tasdik etmiş. Hüküm kaziye‑i muhkeme hâline geldiği hâlde, memleketi umumî bir dinsizliğe sürüklemek için perde arkasındaki din düşmanları; fa'âliyetlerini mütemâdiyen tazelemişler, sükûn ve âsâyişe pek çok muhtaç olan memleketimizi bu cihetten zaafa uğratmak için adliyeleri, mahkemeleri dâima hâinâne tertiblerle meşgul etmişlerdir.
Evvelce şifâhen dahi arz ettiğim vecihle; Selef‑i Sâlihînin bıraktığı kudsî tefsirler iki kısımdır: Bir kısmı, ahkâma dair tefsirlerdir. Diğer bir kısmı da, Âyât‑ı Kur'âniye’nin hikmetlerini ve îmân hakikatlerini tefsir ve izâh ederler. Selef‑i Sâlihînin bu türlü tefsirleri çoktur. Hususan Gavs‑ı A'zam Şah-ı Geylânî, İmâm‑ı Gazâlî, Muhyiddin‑i Arabî, İmâm‑ı Rabbânî gibi zevât‑ı kirâmın eserleri, bu kısım tefsirlerdir. Bilhassa Mevlâna Celâleddin‑i Rûmî Hazretlerinin Mesnevî-i Şerîfi de bu tarz bir nev'i manevî tefsirdir. İşte Risale‑i Nur, bu tarz tefsirlerin en yükseği, en mümtâzı ve en müstesnâsıdır.
İşte mâdem bu tarz tefsirler mütedâvildir, kimse ilişmiyor, Risale‑i Nura da ilişmemek lâzımdır. İlişenler, Kur'ân’a ve ecdâda düşmanlıklarından ilişirler.
380
Risale‑i Nur, erkân‑ı îmâniyeyi ve Âyât‑ı Kur'âniye’yi tefsir ederek öyle bir tarzda beyân eder ki; hiçbir münkir, hiçbir dinsiz, o hakikatleri inkâr edemez. Hem riyâzî bir kat'iyyetle isbât eder, göze gösterir, aklı doyurur, letâifi kandırır; artık hiçbir îmânî ve Kur'ânî hakikati inkâra mecâl kalmaz. Bundan dolayıdır ki; dinsizler, komünistler, bu memlekette Risale‑i Nur varken mel'ûnâne fikirlerini sâha‑yı tatbika koyamadıklarından ve bir manevî bekçi gibi Risale‑i Nur dâima karşılarına çıktığından, Risale‑i Nurun her vecihle neşrine sed çekmeyi gaye edinmişlerdir.
Risale‑i Nur, tahkîkî îmân dersleri verir. Şâkirdlerini her türlü fenâlıktan alıkoyar. Kalblere doğruluk aşılar. Onu hakkıyla anlayan artık fenâlık yapamaz. Onun içindir ki, bugün memleketin her tarafındaki Risale‑i Nur talebeleri, âsâyişin manevî muhâfızı hükmündedirler. Şimdiye kadar hiçbir hakîki Nur talebesinde âsâyişe münâfî bir hareket görülmemiş, âdeta Nur talebeleri zâbıtanın manevî yardımcısı olmuşlardır. Risale‑i Nur talebelerinin rızâ‑yı İlâhîden başka, a'mâl‑i uhreviyeye müteveccih olmaktan gayrı düşünceleri yoktur. Şu hâlde, Risale‑i Nura garazkâr tertibler hazırlayanlar, perde arkasındaki ma'lûm din düşmanlarından başka kimse değildir.
buradaki tarihlerdeki / lar için birşeyler yapmak mı gerek?
Yukarıdaki ma'ruzâtımızda birçok mahkemelerin berâet kararlarının mevcûdiyetini arzetmiştim. Elde edebildiğim tarih ve numaralarını beyân ederek, o âdil ve yüksek mahkemelere milyonlar Nur Şâkirdleri nâmına minnetdârlığımızı bildirmek isterim. Umum Risalelerin berâet ve iâdesi hakkında Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin 15 Haziran 1944 tarihli berâet kararıyla, İstanbul Eminönü Ağır Ceza Mahkemesi’nin 1953 tarih ve 1951137 esâs ve 195227 kararıyla ki; geçen celsede Sebilürreşâd Gazetesi’nin takdim ettiğim nüshasında bildirilen berâet kararıdır. Ayrıca mahkeme‑i àlînize sûret‑i mahsûsada arz ve takdim ettiğim Asâ‑yı Mûsa dâhil umum Risale‑i Nur Külliyatının Mersin Ağır Ceza Mahkemesinin 195417 esâs 1954421 karar ve 94954 tarihli berâet kararının mevcûdiyetleri; mahkemelerin te'mininde olarak hiçbir elin Risale‑i Nura ilişmemesini tazammun ettiği hâlde, mestûr düşmanların hâinâne fa'âliyetleriyle bu sefer de tahsîsen Asâ‑yı Mûsa kasdedilerek âdil ve yüksek mahkemeye gelmiş bulunuyoruz.
381
Risale‑i Nur, Îmân‑ı Billâh ile Tevhidi; en yüksek derecede, aynelyakìn ve hakkalyakìn bir sûrette göze gösterip bütün letâifi a'zamî derecede doyurmasıyla îmânı taklidden kurtarıp, derece‑i tahkîke yükseltir. Asâ‑yı Mûsa’da ise, bu ulvî ve kudsî îmân dersi, en parlak bir sûrette, hem görülmemiş ihtişam ile isbât edildiğinden, yüzotuz cilde yaklaşan Risale‑i Nur tefsirinin âdeta hülâsası hükmündedir.
Bütün semâvî kitapların ve bütün peygamberlerin en büyük da'vâsı, Hàlık‑ı Kâinâtın ulûhiyet ve vahdâniyetini ilândır. Kur'ân, baştanbaşa Tevhid’i gösterir. İşte Asâ‑yı Mûsa da; Müslümanlara ve umum beşeriyete Cenâb‑ı Hakk’ın birliğini ve delâil‑i vahdâniyet’ini güneş gibi göstermesinden, en büyük bir mütefekkir ile bir dinsizi ve bir feylesofu hakàik‑ı îmâniyeyi tasdike mecbur ettiği gibi, en âmî bir adamın da en yüksek hakikatleri, en büyük bir sühûletle anlamasını te'min eden, tevhidi gösteren, Âyât‑ı Kur'âniye’nin en kudsî bir tefsiridir.
Aynen ismi gibidir. Nasıl ki Mûsa Aleyhisselâm, elindeki asâsıyla kara taşlardan, çorak vâdilerden, ateş fışkıran çöllerden âb‑ı hayatı fışkırttığı gibi, Asâ‑yı Mûsa da, vahdâniyet‑i İlâhiye’yi isbât etmesiyle dünya ve âhiret âlemlerini ziyâdâr edecek Tevhid nurlarını fışkırtıyor; taş gibi kalbleri, mum gibi eritiyor; şevki ile gönülleri teshìr ediyor.
382
Hem mâdem mahkemelerin berâeti mevcûd ve vicdân hürriyeti var ve hiçbir memlekette ilim ile iştigâl edenlere ilişilmiyor; şu hâlde, ulûm‑u evvelîn ve âhirîni câmi' olan Risale‑i Nura da ilişilmemek lâzımdır.
Risale‑i Nur yurdun âsâyişine, sükûn ve selâmetine hizmet ettiğine delil; milyonlar talebelerinin hiçbirisinde bir vak'anın görülmemiş olmasıyla beraber, hepsinin de nâmuskârâne fa'âliyetleriyle müstakîm görülmeleridir. Risale‑i Nur Külliyatı, Asâ‑yı Mûsa ile birlikte kütübhâne‑i mesâîmin harîminden alınması ile, her türlü suç unsurunun mevcûdiyetini bizzat ref'eder. Zîra her münevver adam, kütübhânesinde her nev'i kitabı bulundurur, okur, tedkik eder. Mel'ûnâne fikirleri neşreden ve anarşistliği telkin eden kitaplar bile kütübhânelerde açıkça tedkike tâbidir.
Hülâsa: Risale‑i Nur, Kur'ânın bu asırda en yüksek ve en kudsî bir tefsiridir. Hakikatleri semâvîdir, Kur'ânîdir. O hâlde Kur'ân okundukça, o da okunacaktır. Risale‑i Nur, mücevherât‑ı Kur'âniye hakikatlerinin sergisidir, pazarıdır. Bu ulvî pazarda herkes istediği gibi ticâret yapar. Uhrevî, manevî zenginliklere mazhariyeti te'min eder.
Bu kadar ma'ruzâtımızla ifâde etmek istedim ki: Maksadımız, îmânımızı kurtarmaktır, îmâna hizmettir, Kur'ân’a hizmettir. Âhirete müteveccih olan bir hâl ise, hiçbir gûnâ suç mevzûu olamaz. Mütemâdiyen şikâyette bulunduğumuz o gizli din düşmanları, türlü türlü entrikalarla, tertiblerle, iz'açlarla bizleri bu kudsî vazifeden men'etmeye uğraşmaktadırlar. Bizler ise bu kudsî yolda Kur'ân ve îmân için herşeyimizi fedâya seve seve hazırız.
Değil dünyevî ızdırâblar, cehennemî azâblar da verilse, bıçaklarla da doğransak, en müdhiş ölümlere de ma'rûz bırakılsak, asırlar boyunca milyonlar mübârek ecdâdımızın fedâ‑yı can ettikleri bu kudsî hakikate, bizim canımız da fedâ olsun. Bir değil, bin rûhum da olsa, Kur'ân için, îmân için hepsini fedâ etmeye her zaman hazırım!
383
Şu azîz vatanın taşları, toprakları, âbideleri, kubbeleri, câmileri, minâreleri, mezar taşları, türbeleri; Kur'ânın tebliğ ettiği zemzeme‑i Tevhidi haykırıyorlar. Îmân ve Kur'ânın ezelî nurunu, atom zerrâtına kadar nüfûz edip ilân ettiği Tevhid hakikatini, hiçbir kuvvet bu vatanın ve bu milletin sîne‑i pâkinden silemez.
Muhterem mahkemenizden, yüksek adâletinizden; hakàik‑ı Kur'âniyeyi ve vahdâniyet‑i İlâhiye’yi haşmetle ilân eden ve tevhidi, a'zamî derecede gösteren Risale‑i Nur Külliyatının iâdesine ve berâetine karar vermenizi ricâ ederim.
Risale‑i Nur, Kur'ânın malıdır. Arşı ferşe bağlayan Kelâmullâh ile mâzi cânibindeki milyarlar Ehl‑i Îmân, Evliyâ ve Enbiyâ alâkadar oldukları gibi, Risale‑i Nur mahkemesiyle de ma'nen alâkadardırlar. Çok ihtiyarlamış arzın, dörtyüz milyon müslüman sekenesi, Risale‑i Nurun berâetine ve serbestiyetine ve intişarına muntazırdırlar.
Mâzi tarafından perde‑i gayb arkasına çekilen mübârek ecdâdımızın nurânî kafileleri, ulvî makamlarından Risale‑i Nur mahkemesine ma'nen nâzırdırlar. Müstakbel cebhesinin feyizkâr nesilleri, berâet kararını bekliyorlar. (Hâşiye)
Emekli YüzbaşıMehmed Kayalar
384

Dua

﴿
يَا اَللّٰهُ ❋ يَا رَحْمٰنُ ❋ يَا رَح۪يمُ ❋ يَا فَرْدُ ❋ يَا حَيُّ ❋ يَا قَيُّومُ ❋ يَا حَكَمُ ❋ يَا عَدْلُ ❋ يَا قُدُّوسُ ❋
İsm‑i A'zamın hakkına, Kur'ân‑ı Mu'cizü'l-Beyân’ın hürmetine ve Resûl‑i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın şerefine
Bu İşârâtü'l‑İ'câzı bastıranları ve mübârek yardımcılarını ve Risale‑i Nur Talebelerini Cennetü'l‑Firdevs’te saâdet‑i ebediyeye mazhar eyle, Âmîn
Ve hizmet‑i îmâniye ve Kur'âniye’de dâima muvaffak eyle, Âmîn!‥
Ve defter‑i hasenâtlarına bu İşârâtü'l‑İ'câzın herbir harfine mukâbil bin hasene yazdır, Âmîn!‥
Ve Nurların neşrinde sebat ve devam ve ihlâs ihsân eyle, Âmîn!‥
Erhamerrâhimîn!Umum Risale‑i Nur şâkirdlerini iki cihanda mes'ûd eyle, Âmîn!‥
İnsî ve cinnî şeytanların şerlerinden muhâfaza eyle Âmîn!‥
Ve bu âciz ve bîçâre Said’in kusurâtını affeyle,Âmîn Âmîn Âmîn!‥
Umum Nur Şâkirdleri nâmına Said Nursî