240. Ehemmiyetli bir hakikat ve Demokratlarla Üniversite Nurcularının bir hasbihalidir
Ehemmiyetli bir hakikat ve Demokratlarla Üniversite Nurcularının bir hasbihâlidir
Şimdi milletin arzusuyla Şeâir‑i İslâmiyenin serbestiyetine vesile olan Demokratlar, hem mevkilerini muhâfaza, hem vatan ve milletini memnun etmek çare‑i yegânesi; İttihâd‑ı İslâm cereyanını kendine nokta‑i istinâd yapmaktır. Eski zamanda İngiliz, Fransız, Amerika siyasetleri ve menfaatleri buna muârız olmakla mâni olurdular. Şimdi menfaatleri ve siyasetleri buna muârız değil; belki muhtaçtırlar. Çünkü komünistlik, masonluk, zındıklık, dinsizlik; doğrudan doğruya anarşistliği intac ediyor. Ve bu dehşetli tahrib edicilere karşı ancak ve ancak hakikat‑i Kur'âniye etrafında İttihâd‑ı İslâm dayanabilir. Ve beşeri bu tehlikeden kurtarmağa vesile olduğu gibi, bu vatanı istilâ‑yı ecânibden ve bu milleti anarşilikten kurtaracak yalnız odur. Ve bu hakikate binâen Demokratlar bütün kuvvetleriyle bu hakikate istinâd edip komünist ve masonluk cereyanına karşı vaziyet almaları zarûrîdir.
388
Bir Ezân‑ı Muhammedî’nin (A.S.M.) serbestiyetiyle kendi kuvvetlerinden yirmi defa ziyâde kuvvet kazandılar. Milleti kendilerine ısındırdılar, minnetdâr ettiler. Hem ma'nen eski İttihâd‑ı Muhammedî’den (A.S.M.) olan yüzbinler Nurcularla, eski zaman gibi farmason ve ittihâdçıların mason kısmına karşı ittifakları gibi; şimdi de aynen İttihâd‑ı İslâm’dan olan Nurcular büyük bir yekûn teşkil eder. Demokratlara bir nokta‑i istinâddır. Fakat Demokrata karşı eski partinin müfrit ve mason veya komünist mânâsını taşıyan kısmı, iki müdhiş darbeyi Demokratlara vurmaya hazırlanıyorlar.
Eskiden nasıl Ahrarlar iki defa başa geçtiği hâlde, az bir zamanda onları devirdiler. Onların müttefiki olan İttihâd‑ı Muhammedî (A.S.M.) efrâdının çoklarını astılar. Ve “Ahrar” denilen Demokratları, kendilerinden daha dinsiz göstermeğe çalıştılar. Aynen öyle de: Şimdi bir kısmı dindarlık perdesine girip Demokratları din aleyhine sevketmek veya kendileri gibi tahribâta sevketmek istedikleri kat'iyyen tebeyyün ediyor. Hattâ ulemânın resmî bir kısmını kendilerine alıp Demokratlara karşı sevketmek ve Demokratın tarafında, onlara mukâbil gelecek Nurcuları ezmek; tâ Nurcular vâsıtasıyla ulemâ, Demokrata ilticâ etmesinler. Çünkü Nurcular hangi tarafa meyletseler ulemâ dahi tarafdâr olur. Çünkü onlardan daha kuvvetli bir cereyan yok ki, ona girsinler.
389
İşte mâdem hakikat budur, yirmibeş seneden beri ehl‑i ilmi, ehl‑i tarîkatı ezen, ya kendilerine dalkavukluğa mecbur eden eski partinin müfrit ve mason ve komünist kısmı bu noktadan istifade edip Demokratları devirmemek için, Demokratlar mecburdurlar ki hem Nurcuları, hem ulemâyı, hem milleti memnun ve minnetdâr etmek; hem Amerika ve müttefiklerinin yardımlarını kaybetmemek için bütün kuvvetleriyle Ezân mes'elesi gibi Şeâir‑i İslâmiyeyi ihyâ için mümkün oldukça tamire çalışmaları lâzım ve elzemdir.
Maatteessüf bazı müfrit ve mason ve komünistler, Demokrat aleyhinde olduğu hâlde kendini Demokrat gösteriyorlar ki; Demokratları tahribâta sevketsin ve din aleyhinde göstersin, onları devirsin.
Nur Talebeleri ve Nurcu Üniversite Gençliği nâmına Sâdık, Sungur, Ziya
241. Risale‑i Nur, bu zamanda kâfîdir. On sene medresede okuyanlar, Risale-i Nurla bir senede aynı istifadeyi ettiklerine şâhid, binler ehl-i ilim var
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا
Azîz, Sıddık, Fedâkâr Kardeşimiz Hacı Ali!
Gönderdiğiniz kıymetdâr ve bilhassa Hazret‑i Üstadı pek çok sevindiren mektûbunuzu aldık. Üstadımız diyor ki:
“Risale‑i Nur, bu zamanda kâfîdir. On sene medresede okuyanlar, Risale‑i Nurla bir senede aynı istifadeyi ettiklerine şâhid, binler ehl‑i ilim var. Mâdem Hacı Kılınç Ali bir buçuk sene bütün Risale‑i Nur eczâlarına sâhib çıkmış, kısmen okumuş; nazarımızda yirmi senelik bir Nur talebesidir. Ben her sabah hàslar içinde onun ismiyle bütün manevî kazançlarıma, defter‑i a'mâline geçmek için hissedar ediyorum. Öyle ise o da, bütün hayatını Risale‑i Nura vermeğe mükelleftir.
390
Demek şimdiye kadar Câmiü'l‑Ezher’e gitmeğe muvaffak olmaması ehemmiyetli bir hikmet içindir ki, Nurlar ona kâfî imiş. Şimdi Şam’a, Haleb’e yakın olan Urfa’da bir Medrese‑i Nuriye ileride teşekkül etmesini kuvvetli ümîd ediyoruz. Kılınç Ali ile beraber Eski Said’in gayet kıymetdâr bir talebesi olan Şam’daki Molla Abdülmecîd, Urfa’daki Nurun talebelerinden Seyyid Sâlih ve onun yanına giden Nurun fedâkâr bir talebesiyle muhâbere etsinler. Ben hem Molla Abdülmecîd’e, hem Hacı Ali’ye, hem Şam’daki Risale‑i Nurla alâkadar olanlara pek çok selâm ediyorum. Ve duâlarını ve o mevki‑i mübârekede bana duâ etmelerini ricâ ediyorum.” dedi.
Evet, kahraman kardeşimiz Hacı Ali! Hazret‑i Üstad dâima sizin fedâkârlığınızı izhâr buyuruyorlar. Biz de sizi tahsinlerle tebrik ediyoruz.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪يÜstad’ın hizmetinde bulunan kusurlu Sungur, Zübeyr, Ziya
242. Bin maşaallah, Sözler mecmuasındaki yanlışlar yok gibidir
Azîz Kardeşim!
Evvelâ: Bin Mâşâallâh; Sözler Mecmuasında yanlışlar yok gibidir. Birkaç kelime var ki, leffen gönderildi.
Sâniyen: Eğer münâsib görseniz gönderdiğim bu elli lirayı benim hesabıma mahkemedeki mecmuaların bedeline benim için alınız, gönderiniz. Eğer münâsib görmezseniz, bu defaki gönderdiğiniz mecmuaların bana mahsûs olacak kısmının fiatına alınız.
Sâlisen: Şimdilik Tarihçe‑i Hayat’ı meb'ûslara parasız vermemek münâsibdir. Parasıyla isteyenlere verilsin. Fakat on‑yirmi nüsha Ankara’da bulunsa münâsibdir.
Said Nursî
391
243. Biz müşâhedâtımızla kat'î bir kanâatteyiz ki; Risale‑i Nura ilhâd ve zındıka nâmına ilişildiği zaman, umumî bir musîbet geliyor
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Muazzam ve hàrika Risale‑i Nur külliyatından iki büyük mecmuanın imha edileceği hakkında dehşetli bir haber işittik. Gayet hak ve hakikatli ve feylesofları ilzam eden o mecmualar, Risale‑i Nurun diğer eczâlarıyla beraber Denizli ve Ankara Mahkemelerinde berâet verilip kaziye‑i muhkeme hâline gelerek iâde edildiği ve iki defa Temyiz Mahkemesi berâet ettirdiği hâlde ve Mısır, Şam, Haleb, Mekke‑i Mükerreme ve Medine‑i Münevvere gibi Âlem‑i İslâmın mühim merkezlerinde fevkalâde bir takdir ve tahsine mazhar olan ve makbûliyetine hürmeten Hazret‑i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın kabr‑i şerîfi ve Hacerü'l‑Esved üzerine konulan bu eserler hakkındaki bu müdhiş muâmele, Halk Partisinin yaptığı diğer azîm cürümleri gibi tarihte emsâli görülmemiş bir cinayettir.
Biz Nur talebeleri o cebbâr gaddârlardan hakkımızı kolayca alabilirdik. Fakat İslâmiyetin asırlardır bayraktarlığını yapan kahraman Türk milletinin masûm çoluk‑çocuk ve ihtiyarlarına karşı Risale‑i Nurun bizlerde husûle getirdiği kuvvetli şefkat itibariyle ve Kur'ân‑ı Hakîm’in bizleri maddî mücâdeleden men'edip‥ elimizde topuz yerinde Nur olması haysiyetiyle ve bütün kuvvetimizle mesleğimizin icâbı olan âsâyişi te'min etmek esâsıyla, o zâlimlere maddeten mukàbele edemedik. Yoksa, Allah göstermesin, bir mecburiyet‑i kat'iyye olursa komünist ve masonlar hesabına ona sebebiyet verenler bin defa pişman olacaklardır.
392
Hem biz müşâhedâtımızla kat'î bir kanâatteyiz ki; Risale‑i Nura ilhâd ve zındıka nâmına ilişildiği zaman, umumî bir musîbet geliyor. Taarruzun aynı vaktinde dört defa büyük zelzelenin vukû'u ve çok hâdisâtın aynı vakitte zuhûru, bu kanâatimizi tasdik etmiş. Bu itibarla öyle bir kararın infazından ehl‑i îmânın titrediği, o hàrikulâde ve kıymetdâr, mübârek mecmualar hakkında imha cinayetinin işlenmesi; bu millet ve memleket içinde manevî zelzeleler, fırtınalar, tâun ve tûfânlar kopacak kuvvetli ihtimalinden telâş ediyoruz. Zîra Risale‑i Nura dört defa taarruz ve hücum zamanında şiddetli zelzelelerin tevâfuku, bu hakikati kör gözlere dahi göstermiştir. Hattâ mahkemede da'vâ ettik.
Hem müfessirlerin üçyüz elli bin tefsirlerine ittibâen iki sahifede iki Âyât‑ı Kur'âniye’yi tefsir ettiği bahânesiyle, yüzbinler kimselerin îmânına pek ziyâde bir ehemmiyet ve te'sirle hizmet eden dörtyüz sahifelik Zülfikàr Mecmuası’nı müsâdere ve imha etmek; dünyada hiçbir kanunda olmadığından, sırf dinsizliğe âlet olarak yapılan bu fecî garazkârlık fâillerinin hak, hakikat ve adâletten ne derece uzak olduğunun zâhir bir delili bulunduğunu zerre mikdar vicdânı olanlar anlayacak ve yüzsüz yüzlerine lânet ve nefretler savuracaktır.
Halk Partili müstebid, mürteci cebbârların zamanında yapılmış olan bu korkunç muâmeleye kahraman Demokratlar Hükûmeti mâni olup Afyon Mahkemesinde üç senedir hapsedilen ve zerre kadar bir suç mevzûu bulunamayan eserleri ve en başta altın yaldızlı ve tevâfuk mu'cizeli Kur'ânımızı derhâl iâde ettireceklerini kuvvetli ümîd edip, alâkalı makamlardan ricâ ediyoruz.
Nur Talebeleri nâmına Husrev, Sungur
393
244. Büyük mecmualarımızın imhasına sakın sakın meydan verilmeyecektir. Ne pahasına olursa olsun kurtarılacaktır
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Kahraman Ağabeyimiz!
Evvelâ: Gayet derecede bir ehemmiyetli mes'eleyi arzediyoruz ki, büyük mecmualarımızın imhasına sakın sakın meydân verilmeyecektir. Ne bahâsına olursa olsun kurtarılacaktır. Yalnız imha kararı şimdi mi, yoksa eskiden mi verilmiştir ve sizce bu imha kararı resmen sâbit midir? Bu ciheti olduğu gibi öğrenerek bize acele ve derhâl bildiriniz.
Sâniyen: Bu hususta Ankara’da olan kahraman Sungur’a ve Devlet Bakanına yazılan yazıyı berây‑ı ma'lûmât takdim ediyoruz. Binler selâm ve hürmetle ellerinizden öperiz.
Ziya, Zübeyr
245. Çok ehemmiyetli ve mahrem bir işi haber veriyoruz
Azîz ve Çok Kıymetli Kahraman Kardeşimiz Sungur!
Evvelâ: Binler selâm eder, Cenâb‑ı Hak’tan Nur hizmetinizde hayırlı muvaffakıyetlerinizi dileriz.
Sâniyen: Çok ehemmiyetli ve mahrem bir işi haber veriyoruz. Haber aldığımıza göre, Isparta adliyesinde zaptedilen yüzyetmiş cild Asâ‑yı Mûsa ve Zülfikàr Mecmuaları ki, o mecmuaları, şimdiki Adliye Bakanı berâetini, iâdesini tasdik edip daha evvelce Denizli’de de Üstadımıza verilen kitaplardır. Bunların imhası için karar verilmiş. Zemin ve semâvâtı hiddete getirecek ve mevcûdâtı ağlatacak bu müdhiş kararın Demokratlar aleyhinde Halk Partisinin müfrit adamları tarafından tertib edilen bir plân olduğundan kat'iyyen şübhemiz yoktur. Zîra Nur talebelerinin Demokratları muhâfaza ettiğini ve Demokratların kuvvetli bir istinâdgâhı olduğunu müfrit şeytanlar anlamışlar. Nur talebelerini Demokratlardan bu tarzda nefret ettirip hükûmeti yıkmağa çalışıyorlar. Bu plânın akîm kalması ve mecmualarımızın kurtulması ve Afyon’daki kitaplarımızın tamamen iâde edilmesi için, pek fazla bir ehemmiyet ve gayretle çalışılmasını Üstadımız sizlere havâle ediyor.
Ziya, Zübeyr
394
246. Devlet Bakanlığına yazılan bir mektup
Devlet Bakanlığına!
Zâtınıza vatan ve milletin mukadderâtı mevzûunda, gayet derecede ehemmiyetli, şeytanın bile zor düşünebileceği bir tarzda tertib edilen Demokratlar aleyhindeki bir plânı ifşa ediyoruz; şöyle ki:
Bu vatanda dinsizlikle ve istibdâd‑ı mutlak ve eşedd‑i zulme karşı yirmiyedi yıldır perde altındaki hususî neşriyatla hàrikulâde bir ferâğat‑i nefisle mücâhede eden Bediüzzaman Said Nursî’nin vücûda getirdiği muazzam Nur Talebeleri câmiasının Demokrat Partiyi muhâfaza ettiğini Halk Partisinin müfrit dessâsları anlamış, hattâ bir zamanlar gayet gizli olarak Nur talebelerinin kesretle bulunduğu mıntıkalara tedkik ve tecessüs için İsmet çıkarılmış idi.
İşte Anadolu’nun her tarafında hàrika bir kuvvet‑i îmâniye ile, fevkalâde bir fedâkârlıkla bu milletin îmân ve İslâmiyetine hizmet edip, cebbârlar saltanatının esâsından ve kökünden yıkılmasına medâr olan Nur talebelerini, Demokratlardan nefret ettirmek için; uhrevî ve dünyevî hayatlarının halâskârı olan, yüzbinlerle ehl‑i îmânı ve bir kısım yüksek tahsil gençliğini tenvir ve irşad eden ve Arabistan’da ve Mısır’da büyük bir takdir ve tahsine mazhar olan ve mübârekliğine hürmeten Peygamberimizin kabr‑i şerîfi ve Hacerü'l‑Esved üzerine konulan Zülfikàr ve Asâ‑yı Mûsa Mecmualarının Isparta Adliyesi tarafından yakılmasına karar verilmek gibi, arz ve semâvâtı hiddete getirecek ve mevcûdâtı ağlatacak derecedeki bir hükmü haber aldık. Hâlbuki yüz ondokuz parçadan müteşekkil Risale‑i Nur külliyatından olan bu büyük mecmuaların parçaları da Risale‑i Nur Külliyatıyla beraber 1944 senesinde Denizli Ağır Ceza Mahkemesinde müttefikan berâet verilmiş ve yüksek Temyiz Mahkemesi tasdik etmiştir. Kaziye‑i muhkeme hâline gelmiş ve bütün eserler, müellif‑i muhteremine ve sâhiblerine iâde edilmiştir. Son Afyon Mahkemesinde de Halk Partisi hükûmetinin komünist vekilinin hususî emirleriyle verdiği garazkâr hükmü, kahraman Demokratların Adliye Vekili, eski Temyiz Mahkemesinin âdil reis‑i muhteremi esâsından nakzetmiştir. Nihâyet af kanunu ile gaddârâne giriştikleri ve içinden çıkamadıkları iftira ve ittihamların üzerine perde çekmişler ve afla neticelendirmişlerdir.
395
Hakikat bu merkezde iken ve şimdi eski hükûmete binler hakaretli neşriyatlar, bütün hürriyetle devam ederken ve dört yüz sahifelik gayet hak ve hakikatli bir mecmuanın iki sahifesinde bir âyetin tefsirini, garaz ve bahâne ile medâr‑ı mes'ûliyet yapıp o mecmuanın imha cihetine gidilmesi, doğrudan doğruya eski zâlim parti hesabına şu maksada mâtuftur ki; yüzbinlerle Nur talebelerini Demokratlar aleyhine çevirip, Demokrat Partisinin sessiz, sadâsız, gösterişsiz, fakat dindarlıklarıyla gayet muhkem bir istinâdgâhını yok etmek ve Demokrat Hükûmetini yıkmaktır. Bu müdhiş ve şeytânî plânın akîm kalması için zât‑ı àlînize ehemmiyetle ihbar eder ve hürmetlerimizi arzederiz.
Üniversite Nur Talebeleri Nâmına Yûsuf Ziya Arun
396
247. Büyük Doğu’nun yirmi dokuzuncu sayısında “Lozan’ın İç Yüzü” diye yazılan makaleden
Berây‑ı ma'lûmât size gönderildi
Büyük Doğu’nun yirmidokuzuncu sayısında; “Lozan’ın İçyüzü” diye yazılan makaleden
İngiliz murahhas hey'eti reisi Lord Gürzon, nihâyet en mânidâr sözünü söyledi. Dedi ki:
“Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâmı temsîl rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz.”
Lozan’da Türk murahhas hey'eti başkanı bulunan ve henüz hakîki kasıdları anlayamayan İsmet Paşa, bir aralık bütün Hıristiyan emellerinin Türkiye’yi mâzisindeki rûh ve mukaddesâtı kökünden ayırmak olduğunu sezdiği hâlde, şu gizli ivaz ve te'minâtı veriyor ve diyor ki:
“Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden… Yani an'ane‑i İslâmiyetten kurtulmak hususunda besledikleri – yani İsmet’in beslediği – azmin, inkâr edilmez delilidir.”
Harfi harfine iktibas ettiğimiz bu sözlerle, Türk başmurahhasının, yani İsmet’in, eskiden kökleşmiş ve köhne olmuş engellerden kurtulmak hususunda Türk milletine beslediği kat'î azîmle ne kasdettiğini ve bunu hangi maksad altında İslâmiyet düşmanlarına ivaz diye takdim ettiğini sormak lâzımdır.
Konferansın birinci defasında Türk başmurahhası, bizzat karar vermek vaziyetinde olmadığı ve büyüğüne, yani Mustafa Kemâl’e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor; kendisini Haydarpaşa’dan Ankara’ya götüren tren ve devlet reisini (Mustafa Kemâl) İzmir’den Ankara’ya götüren trenle Eskişehir’de buluşuyor. Bir arada ve baş başa seyahat… Sonra Ankara gizli meclis toplantıları… Fakat esâs mes'elelerde dâima baş başa. Mustafa Kemâl ile İsmet beraber ictimâ'ları ve karar: “Din öldürülecektir.”
397
Lozan Konferansının ikinci sahifesi: “…‥ artık herşey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile herşey yapılacak. Yeni hizbin (Kemalizm ve İsmet hükûmeti) bundan böyle, bu millette, İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket etmekte, hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl‑i salîb kumandanlarından, dini vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudud dışı değil de, hudud içi ve millî irâde yaftası altında çalışacağı şübheden vârestedir.”
Nihâi Vesika
Lozan Muâhedesinden sonra, İngiltere Avâm Kamarasında, “Türklerin istiklâlini ne için tanıdınız?” diye yükselen i'tirâzlara, Lord Gürzon’un verdiği cevab:
“İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zîra biz onları, maneviyat ve rûh cebhelerinden öldürmüş bulunuyoruz.” Yani Mustafa Kemâl ve İsmet’in verdikleri karar, Türk milletini İslâmiyet ve din cihetinden öldürmek kararıdır.
Artık bunun üzerine herşey apaçık anlaşılıyor değil mi?‥
Gizli Anlaşmanın Entrikası
Türklere dinlerini ve din temsîlciliğini fedâ ettirmek şartıyla, sun'î istiklâl işinde gizli anlaşmanın müessiri tek kelime ile Yahudîliktir. Buna memur‑u müşahhas kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum’dur. Bu Hayim Naum, bu korkunç teşebbüse evvelâ Amerika’da Türkler lehinde bir serî konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, Türk’ün maddesini serbest bırakmaları, buna mukâbil rûhunu, tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek sûretiyle başlamıştır. Yani masonluk hasebiyle Kur'ânın ahkâmını kaldırmak; milleti dinsiz yapmak. Hayim Naum müdhiş plânının zeminini Amerika’da hazırladıktan sonra İngiltere’ye geçmiş ve hàlis Yahudî olan Lord Gürzon ile temâs ederek şu teklifte bulunmuştur:
“Siz Türkiye’nin mülkî tamamiyetini kabûl ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsîlciliklerini, ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüd ediyorum.”
Aynı Hayim Naum Türk murahhaslar hey'etine müşâvir sıfatıyla sokulmanın da yolunu bulmuş, yani Mustafa Kemâl ve İsmet’i kendine dost bulmuş. Onun için üçü birleşmiş. Ve artık arada santralın intizamla işlemesine hiçbir mâni kalmamıştır.
398
Hayim Naum o sırada Ankara’ya kadar da uzanarak plânın muvaffakıyeti için gereken en mühim ve merkezî şahıs nezdinde – yani Mustafa Kemâl yanında – emin bulunduğu te'sirinin derecesini ölçmek istemiştir. Öyle ki bu te'sir, ma'hud mevzûda Hayim Naum’dan daha heveskâr ve gayretli bir İslâmiyet düşmanına tesâdüf etmekle muradına ermiş. Ve artık Türk’ü içinden vurmanın plânını gerçekleştirmek için her unsur tamamlanmıştır.
İşte bu ehemmiyetli vesika, tam tamına Risale‑i Nur tercümânının kırk küsûr sene evvel Hadîs‑i Şerîfin ihbarına dair beyân ettiği hâdiseyi tasdik ettiği gibi; ve Şerîat‑ı Ahmediyeye ihanet eden o dehşetli şahsın mühim bir kuvveti Yahudî olduğu, Yahudî olan Lord Gürzon ile Hayim Naum o ihbarın hakikatini gösterdiklerini ve yirmibeş seneden beri Nurcuların imhasına keyfî kanunlarla dehşetli zulümlerin hikmetini tam gösteriyor.
248. Baştan başa zulmetli, kararmış olan Ankara şimdi pek çok değişmiş ve gittikçe değişmekte
Çok azîz, çok mübârek, çok sevgili, çok müşfik Üstadımız Efendimiz Hazretleri!
Mu'cizâtlı ve İsm‑i Celâl altın ile yazılı, yaldızlı Kur'ânı Diyânet Riyâseti, Afyon Mahkemesinden getirtmiş ve dünkü gün İstanbul Mushaflar İnceleme Hey'etine göndermiştir. Hey'et tedkikten sonra neşrinin lüzum ve elzem olduğunu tasdik ederek geri iâde edecekmiş.
Hem Akşehirli kahraman Ahmed Altın kardeşimizin daha evvel bir sûretini siz sevgili Üstadımıza gönderdiği ve Diyânet Reisliğine yazdığı istid'asını Diyânet Riyâseti Müşâvere Hey'eti tedkik etmiş. Bunun üzerine siz sevgili Üstadımızın Diyânet Riyâsetine hediye ettiğiniz iki takımın birisini müşâvere hey'etine tedkik için verecekler. Diyânette Nurların lehinde çalışan muhterem kardeşimiz var. Hakikaten sevgili Üstadımız! Baştan başa zulmetli kararmış olan Ankara şimdi pek çok değişmiş ve gittikçe değişmekte. Saçılan zehirler ve kendisine karşı gençliğin tezâhüratı te'sirini kaybetmiş.
Sungur
399
249. Benim namıma gelen mektuplara Medresetüzzehra erkânları münasip tarzda benim bedelime cevap vermelerini onlara havale ediyorum
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Bin Bârekallâh, hem Sözler Mecmuasının güzel ve sıhhatli olmasına ve müsâderedeki mecmuaların imhadan kurtulmasına nümûne olarak bir kısmını elde etmenize binler Mâşâallâh ve Elhamdülillâh deriz.
Sâniyen: Benim nâmıma gelen mektûblara Medresetü'z‑Zehrâ erkânları münâsib tarzda benim bedelime cevab vermelerini onlara havâle ediyorum. Ezcümle, Ankara’da Osman Nuri kardeşimiz oranın bir Hasan Feyzi’si hükmünde Nurlara te'sirli hizmet ve benim için hânesi yanında bir menzil yapması ve hastalığım zamanında güyâ hastalığımın tahfifine Hasan Feyzi gibi yardım eder gibi kendi hastalığına memnun olmasına çok minnetdârım. Fakat kitaplarımızı mahkemeden almadığımızdan burada bekliyorum. Kur'ânımızı ve bazı mecmualarımızı tab' zamanında orada bulunmak istiyorum. Fakat şimdi burada çok lüzumlu işler olduğundan gidemiyorum, gücenmesin. Eğer o, orada olmasa idi, benim gitmem lâzımdı. Fakat o, bana ihtiyaç bırakmıyor. Allah râzı olsun, Hizmet‑i Nuriyede onu muvaffak etsin.
Haleb’de İhvân‑ı Müslimîn âzâsının bana yazdığı tebriğe mukâbil onu ve İhvân‑ı Müslimîni rûh u canımızla tebrik edip “Binler Bârekallâh!” deriz ki, İttihâd‑ı İslâm’ın Anadolu’da Nurcular – ki eski İttihâd‑ı Muhammedî’nin halefleri hükmünde – ve Arabistan’da İhvân‑ı Müslimîn ile beraber hakîki kardeş olan Hizbü'l‑Kur'ânî ve İttihâd‑ı İslâm Cem'iyet‑i kudsiyesi dâiresinde çok saflardan iki mütevâfık ve müterâfık saf teşkil etmeleriyle ve Risale‑i Nur ile ciddi alâkadar ve bir kısmını Arabîye tercüme edip neşretmek niyetleri, bizleri pek ziyâde memnun ve minnetdâr eyledi. Benim bedelime, İhvân‑ı Müslimîn Cem'iyeti nâmına bana tebrik yazana cevab verirsiniz. O taraftaki Nur şâkirdlerine ve Nur eczâlarına himâyetkârâne alâkadar olsunlar.
400
Sâlisen: Atabeyli Metîn ve ciddi bir kardeşimiz Abdullâh Çavuş’un yazdığı mektûbu tasdik ediyorum. Kırk sene evvel hadîslere verdiğim mânânın yeniden bu zamanda te'vili görünüyor. Muannidler dahi itiraf etmeğe mecbur oluyorlar. Ve istibdâd‑ı mutlakın cehennemî azâbını dünyada da çekmeleri, Sirâcü'n‑Nur’un Beşinci Şuâ’ı ile verdiği haberleri, zaman tasdik ediyor. Hem Samsunlu İhsan’ın samîmî mektûbu gösteriyor ki; buraya gelen tam bir takım Nur eczâlarını kendine alan Samsun’un bir meb'ûsu o havâlide Nurlu bir uyanmak ve intibâha vesile olmuş ki böyle İhsanlar yetişiyor. İhsan’ı o zât ile beraber duâlarımıza dâhil ediyoruz.
Râbian: Yirmidokuzuncu Söz’ün kerâmet‑i elifiyesi hakikaten hàrika olduğu gibi makine ile bu tarzda bu kadar güzel çıkması yazanın da bir hàrikasıdır. Umuma selâmlar.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪يHasta ve memnun kardeşiniz Said Nursî
250. Nurculara ehemmiyetli bir müjde
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا
Nurculara ehemmiyetli bir müjde!
Evvelâ: Kırk seneden beri takib ettiğim ve Sultan Reşâd’ın yirmi bin altın ve eski müstebidler hükûmetinin Millet Meclisinde yüz altmışüç meb'ûsun imzasıyla yüzelli bin banknotu küşâdı için tahsîsat verdikleri; hem Âlem‑i İslâmın, hem Şark’ın, hem bu milletin en mühim bir işi olan Van Vilâyetinde Câmiü'l‑Ezher gibi bir İslâm Dâru'l‑Fünûnu ve büyük üniversitesi olan Medresetü'z‑Zehrâ’nın yapılması lüzumunu yeni hükûmetin reisi de anlamış ki; büyük memleket işleri içinde sizlere müjde olarak gönderdiğim aşağıdaki haberi vermiş. Fiilen yapılmasa dahi bu mânânın anlaşılması büyük bir fâl‑i hayırdır.
401
İşte Mecliste Reis‑i Cumhûr büyük işler sırasında ehemmiyetli nutkunda bu gelen fıkrayı söylemiş. Van havâlisinde Doğu Üniversitesinin kurulması için Maârif Vekâletinin tedkîkàta giriştiğini söyleyen Celâl Bayar demiştir ki: “Doğu vilâyetlerimizden olan Van’da böyle bir irfan müessesesinin kurulması için bütün müşkülât iktiham olunmalı ve önümüzdeki bütçe yılında işe başlanmalıdır.” demiştir. Demek Tarihçe‑i Hayat’ı takdim eden genç üniversiteliler bir derece Nur Risalelerinin kıymetini reise ihsâs etmişler.
Sâniyen: Reis‑i Cumhûrun bu çok ehemmiyetli fıkrası Risale‑i Nurun bu memlekette ve bu vatanda ettiği ve edeceği çok kıymetdâr hizmetlerinin anlaşıldığına bir emâredir. Ve Nurcuların bütün çektikleri zahmet ve Nurun müsâdereleri bu büyük neticeye vesile olması cihetiyle şekvâ değil, şükretmelidir.
251. Nur Risalelerinin ve Nurcuların siyasetle alâkaları yok
Azîz, Sıddık Kardeşlerimiz Ziya ve Abdülmuhsin!
Üstadımız diyor ki:
“Eşref Edîb kırk seneden beri îmân hizmetinde benim arkadaşım ve Sebilürreşâd’da makale yazan ve şimdi vefât eden çok kıymetli kardeşlerimin mümessili ve hakîki İslâmiyet mücâhidlerinden bir kardeşimdir. Ve Nurun bir hâmîsidir. Ben vefât etsem de Eşref Edîb Nurcular içinde bulunmasıyla büyük bir tesellî buluyorum.
Fakat Nur Risalelerinin ve Nurcuların siyasetle alâkaları yok ve Risale‑i Nur, rızâ‑yı İlâhîden başka hiçbir şeye âlet edilmediğinden, mümkün olduğu kadar Risale‑i Nurun mensûbları, ictimâî ve siyâsî cereyanlara karışmak istemiyorlar. Yalnız Sebilürreşâd, Doğu gibi mücâhidler îmân hakikatlerini ehl‑i dalâletin tecâvüzâtından muhâfazaya çalıştıkları için, rûh u canımızla onları takdir ve tahsin edip onlarla dostuz ve kardeşiz; fakat siyaset noktasında değil. Çünkü îmân dersi için gelenlere tarafgirlik nazarıyla bakılmaz. Dost‑düşman derste farketmez. Hâlbuki siyaset tarafgirliği, bu mânâyı zedeler, ihlâs kırılır. Onun içindir ki, Nurcular emsâlsiz işkencelere ve sıkıntılara tahammül edip Nuru hiçbir şeye âlet etmediler. Siyaset topuzuna el atmadılar.
402
Hem Nur Risaleleri küfr‑ü mutlakı kırdığı için, küfr‑ü mutlakın altındaki anarşiliği ve üstündeki istibdâd‑ı mutlakı kırdığı cihetle, bir nev'i siyasete temâsı var tevehhüm edilmiş. Hâlbuki Nurun tercümânı, bir tek mes'ele‑i îmâniyeyi dünya saltanatına değişmediğini mahkemelerde da'vâ edip yirmibeş sene tarz‑ı hayatıyla ve emârelerle isbât etmiştir.”
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪يKardeşleriniz Sâdık, İbrahim, Zübeyr
252. Benim bütün elemlerime ve hastalıklarıma ilâç, Medresetüzzehra’nın faaliyetinden ve muvaffakiyetinden ileri geliyor
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Bütün rûh u canımızla sizin fa'âliyetinizi ve muvaffakıyetinizi tebrik ediyoruz. Benim bütün elemlerime ve hastalıklarıma ilâç, Medresetü'z‑Zehrâ’nın fa'âliyetinden ve muvaffakıyetinden ileri geliyor.
Sâniyen: Asâ‑yı Mûsa’nın Arapçaya güzelce tercümesi için bir pusula yazmıştım. Bugün Ankara’ya giden Zübeyr ile Seyyid Sâlih’e gönderecektim. Hem Tarsus’ta mütekâid bir zâbitin samîmî bir mektûbuyla Risale‑i Nurdan bazı kitabı istediğine dair mektûbunu, onu da Ankara yoluyla size gönderecektim. Birden Antalya Elmalı’nın gayet hàlis Nurcuları nâmına, hem kendisi haremiyle beraber Afyon’a kadar gelen ve orada Nurların neşrine vâsıta olan İbrahim Efendi birden şimdi geldi; ben de onunla size gönderdim. Umuma selâm.
403
253. Medresetüzzehra erkânlarına ehemmiyetli bir meseleyi havale ediyorum
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Medresetü'z‑Zehrâ erkânlarına ehemmiyetli bir mes'eleyi havâle ediyorum.
Seyyid Sâlih, “Arabistan’da Asâ‑yı Mûsa’nın çok lüzumu ve çok fâidesi olduğunu, oralarda seyahatimde anladım. Herhalde Arapçaya tercümesi lâzım geliyor.” dedi. Benim hâlim ve hastalığım müsâade etmediği için benim bedelime Medresetü'z‑Zehrâ erkânı, dört yere, güzelce Arapçaya tercümesi için muhâbere etsinler.
Bir Mektûbu Câmiü'l‑Ezher’e, Emirdağlı Kılınç Ali vâsıtasıyla orada birkaç edip zâtlar tercüme etsinler. Bir mektûb da, Ankara Diyânet Dâiresinde Risale‑i Nuru ciddi takdir eden ve alâkadar olan bir‑iki âlim Arapçaya tercüme etsinler.
Biri de; Kayseri kazalarından Ürgüp Müftüsü kardeşim Abdülmecîd’e yazsınlar ki, yirmi sene bütün kuvvetiyle Nura hizmet etmek ona lâzım iken etmediği için, onun bedeline bütün kuvvetiyle Arapçaya tercüme etsin.
Biri de, Isparta havâlisinde Nur dâiresindeki âlimler dahi Asâ‑yı Mûsa’yı taksim sûretinde herbiri bir kısmını tercüme etsinler.
254. En büyük müjde ve Risale‑i Nur’un tam serbestiyetine bir mukaddeme olarak, çok ziyade beşaretine sevindik
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: En büyük müjde ve Risale‑i Nurun tam serbestiyetine bir mukaddime olarak, çok ziyâde beşâretinize sevindik. Isparta adliyesinin üç sene bir menzilde saklamaları, o menzilin kirası olarak o üçyüz lira bedeline, yeni yazı Tarihçe‑i Hayat’ı bana bırakılan beşyüzden ikişer lira fiat ile o üçyüz liraya o fiatı mukâbil tutarak o Tarihçe‑i Hayat’tan elli tane gönderirsiniz. Dört sene hapis çeken mübârek Asâ‑yı Mûsa ve Zülfikàr Mecmuaları benim nazarımda pek fazla kıymetdâr olduğu için bana elli liralık gönderiniz. Size şimdi elli lira gönderiyorum.
404
Sâniyen: Nazîf’e bin Bârekallâh, bin Mâşâallâh. İkinci bir Husrev; İnebolu ikinci bir Isparta olduğunu isbât ediyor. Tarihçe‑i Hayat’ın en mühim mes'elesi Medresetü'z‑Zehrâ olması cihetiyle Nazîf’in bu neşriyatı, Reis‑i Cumhûrun Medresetü'z‑Zehrâ mânâsında ve Doğu Üniversitesi nâmında Şark Câmiü'l‑Ezher’ine ciddi çalışmasına bir vesile olduğunu zannediyoruz.
Sâlisen: Dinar’ın Baraklı imâmı Süleyman’ın ehemmiyetli mektûbuna karşı yazınız ki: Türkler hakkında senâ‑yı Peygamberî muhakkaktır. Birkaç yerde Türklerden ehemmiyetle bahsetmiş. Hadîs var. Fakat bu hadîsin hakîki sûreti ne olduğunu, yanımda Kütüb‑ü Hadîsiye bulunmadığından bilemiyorum. Fakat mânâsı hakikat ve Türk milletinin senâ‑yı Peygamberîye mazhar olduğu hakikattir. Bir nümûnesi Sultan Fâtih hakkındaki hadîstir.
Nurun birinci talebelerinden Hulûsi Bey’in, Ankara’da dostlarına Risale‑i Nur dâiresine girmesine teşvik eden mânidâr ve güzel mektûbu dahi gösteriyor ki, yirmibeş seneden beri hiç sarsılmadan Nur hizmeti yapmasına bir nümûnedir.
Umum kardeşlerime ve hemşirelere binler selâm.
255. Cenab‑ı Hakka hadsiz şükrolsun, mahkemede üç sene hapsedilen Asâ-yı Mûsa risalesinden ve Sikke-i Gaybiye risalesinden beş nüshayı kemal-i sürur ile aldık
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Cenâb‑ı Hakk’a hadsiz şükrolsun, mahkemede üç sene hapsedilen Asâ‑yı Mûsa Risalesinden ve Sikke‑i Gaybiye Risalesinden beş nüshayı kemâl‑i sürûr ile aldık. Cenâb‑ı Hak sizlerden ebediyen râzı olsun. Âmîn.
Sâniyen: Mahkemeden verilen Zülfikàr nüshasında tashih olunmuş sehivler, bu nüshada tashih edilmemiş. Mu'cizât‑ı Kur'âniye’nin Dördüncü Zeyli’nin yüzonuncu sahifesinde sekizinci satırında “Hem Lâm’ın” sehivdir. “Hem Lâ’nın” olacak. Çünkü Kur'ân’da “Lâm” otuzbindir; “Lâ” ondokuzbindir.
405
Sâlisen: Yeni harfle Isparta Sümerbank Fabrikasında bir zât bir mektûbunda bir suâl soruyor. Benim bedelime siz, “Kader Risalesi”ni ona tavsiye edersiniz. Ben hem rahatsızım, hem hususî mektûblar yazamıyorum. Hem Zübeyr de Ankara’ya gitmiş. Hem yeni harfi de bilemiyorum. Berây‑ı ma'lûmât size gönderdim.
Râbian: Şoför Abdurrahman ile kendi nafakam elli lirayı daha gönderdim. Bana gönderdiğiniz kitapları ve Sözler Mecmuasını kalan borcuma hesab edersiniz. Pek acele oldu.
Umuma pek çok selâm ederim.
256. İnşâallâh, kırk senedir takib ettiğimiz mühim bir maksadımızı, vatan ve milletin menfaati için yapmaya mecbur olduk
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Sizi tebrik ediyorum. Ve bu defaki Husrev’in bakanlara yazdığı istid'a, pek mükemmel bir vesika‑i tarihiye hükmündedir. Fakat bir‑iki gün evvel Sungur’dan aldığımız bir telde, yüzseksenbeş eserin verilmesine emir verilmiş. Bu adedli cümleyi anlayamadık. Telgrafhânede müdürden sorduk. O memur, onu yanlış almış. Makineden ben kulağımla işittim. “Ve bütün eserlerin geri verilmesine demektir.” Hâtırımıza geldi ki, acaba yüzotuz risalenin bazılarını müteaddid cüz'leri birer risale yapıp yüzseksen beşe mi çıkardılar diye ihtimal verdik. Ve anlayamadık.
Hem Yeni Sabah Gazetesi yazdığı gibi Medresetü'z‑Zehrâ’yı, Doğu Üniversitesi nâmıyla büyük bir İslâm Dâru'l‑Fünûnu; Reis‑i Cumhûr tâbiriyle, “Her müşkülâtı iktiham edip onun yapılmasına çalışacaklarını” haber aldık. İnşâallâh, kırk senedir takib ettiğimiz mühim bir maksadımız, vatan ve milletin menfaati için yapmağa mecbur olacaklar.
Sâniyen: Gönderdiğiniz, üç sene bizim gibi hapiste bulunan Zülfikàr ve Asâ‑yı Mûsa’dan, ehemmiyetli yerlere birkaç tane gönderdim. Ezcümle: Cezîre’de câmi imâmı Vastanlı Abdurrahîm benim eski talebelerimden olup buraya kadar geldi. Ben on aded mühim kitaplardan verdim. Fakat hâtırıma geldi ki; Zülfikàr’ın Mu'cizât‑ı Kur'âniye, Dördüncü Zeyli’nin iki yerde – biri sekizinci satırda, biri onikinci satırda – “Lâ’nın” yerine “Lâm’ın” yazılmış. Hâlbuki “Lâm” Kur'ân’da otuz bindir. “Lâ” ondokuz bindir. Bu sehiv başka nüshalarda kısmen tashih edilmiş. Fakat mahkemenizde kalan Zülfikàrlarda tashih edilmemiş. Ben de burada unuttum. Siz Cezîre’nin müftüsü vâsıtasıyla o imâm Abdurrahîm’e müstensihin bu sehvini tashih edilmesini yazarsınız. Tâ ki Medresetü'z‑Zehrâ’nın erkânı bu vâsıta ile Cezîre ile dahi münâsebetdâr olsun diye size havâle ediyorum.
406
Hem bu defa Husrev’in mektûbunda Zübeyr’in Nazîf’e göndereceği pusulayı oraya sehven gönderdiğini anladım. Husrev’in de küçük bir sehvi var. Çünkü Yirmidördüncü Mektûb değil. Yirmidördüncü Söz’ün Onuncu aslına dair Nazîf’e bir kısacık mektûbum vardı. Sûreti burada kalmamıştı. Onuncu Asıl’ın sûretini Nazîf’e gönderip o pusulanın sûretini bize göndermesi için demiştim. Hâlbuki Onuncu Asıl’ı sehven size göndermiş. Fakat gayet parlak, uzun istid'ası; bu küçücük sehvini hiçe indirdi, affettirdi.
Bu mes'elenin sırrı budur: Nazîf büyük bir hayır yapmak için Nurcuların ehemmiyetli bir virdi olan Cevşenü'l‑Kebîr’i makine ile teksir etmiş. Bunun sevâbına dair, hâşiyesindeki pek hàrika ve müteşâbih hadîslerden faziletine dair olan parçayı beraber teksir etmek için bana yazmıştı.
Ben de dedim: Otuzbeş seneden beri her gün Cevşeni okuduğum hâlde o hâşiyeyi üç‑dört defadan ziyâde okumadım. Onun için onun aynı münâsib olmaz. Tâ muârız ve zındıklar i'tirâz parmaklarını uzatmasınlar. İnşâallâh yakında o mübârek Cevşenü'l‑Kebîr Nurcuları şevkiyle tenvir edecek.
Sâlisen: Ankara ve İstanbul Üniversite Nurcuları İstanbul’da ikibin aded Rehber’i tab'ediyorlar. Zannımca büyük Rehberdir. Daha iyi, İnşâallâh gençlere büyük bir rehber olur. Kılınç Hacı Ali’ye Medresetü'z‑Zehrâ ile münâsebetdâr olmak için siz yazınız ki: Asâ‑yı Mûsa’yı edîb âlimler, güzelce tercüme etsinler. Tâ o tercüme münâsebetiyle Âlem‑i İslâmın o üstadları Nurlarla alâkadar olsunlar.
Râbian: Hacca giden kardeşimiz Marangoz Ahmed selâmetle gelmiş mi, merak ediyorum. Hem Zülfikàr ve Asâ‑yı Mûsa’nın âhirinde Husrev’e ve yardımcılarına olan aynı duâyı Mustafa Gül ve refîklerini ilâve ile Sözler Mecmuasının âhirinde yazınız. Bâkî umumunuza selâm.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪يKardeşiniz Said Nursî
407
257. Bu Muallim Osman, Ceylân’ın hapis arkadaşıdır. Ondan tam ders almış. İkinci bir Ceylân olmak kabiliyeti var
“Bu Muallim Osman, Ceylan’ın hapis arkadaşıdır. Ondan tam ders almış. İkinci bir Ceylan olmak kàbiliyeti var. Medâr‑ı hayrettir; duâmda Nurcular dâiresinde her gün isimleriyle yâd ettiğim iki sofî meşreb, kendilerini satmak fikriyle bana ve Nura iliştiklerine dair mektûb geldi. Ben gücenmedim; onları daha ziyâde duâma aldım. Aynen eskiden İstanbul’da eski partinin desîseleriyle bize ilişen ma'lûm ihtiyar şeyh gibi onları hem kendime mübârek kardeş, hem dost bildim; hakkımı helâl ettim. Fakat iki İhlâs Lem'alarını okumalarını arzu ediyorum.
Kardeşlerim, siz dahi böylelerden gücenmeyiniz, münâkaşa etmeyiniz.”
Said Nursî
258. Mahkeme‑i Kübra’ya şekva ve müdafaatın bir hâşiyesidir
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Mahkeme‑i Kübrâ’ya Şekvâ ve Müdafaâtın bir hâşiyesidir
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bu meâlde adâlet‑perver Demokratlara istid'a yazabilirsiniz. Hastayım; siz nasıl münâsib ise öyle yapınız. Avukatımızdan, bir gün evvel aldığımız mektûbda “Kitaplarımızın suç mevzûu olan ve olmayanlarını tefrik etmeye çalışıyorlar.” diye haber verdi. Şimdiye kadar yaptıkları gibi yine hiçbir kanuna uymayan bir tarzda, binler kelime içinde bir risalede bir tek kelimeyi bahâne edip suç mevzûu yapmak, o risaleyi vermemek sûretiyle Nurların intişarına garazkârâne mâni olmak fikriyle; hem kararnâmelerini mahkeme‑i temyizce bütün bütün bozan o kararnâmede suç mevzûu gösterdikleri, bizim aleyhimizde olmadığı hâlde, müddeiumumînin iddianâmesine karşı hatâ‑savâb cetvelinde seksenbir hatâsını ve garazkârlığını kat'î isbât ettiğimiz hâlde, şimdi aynı garazkârlıkla dörtyüz sahife Zülfikàr Risalesini; birkaç satır tesettür ve irsiyet hakkındaki, yüzbin tefsirin aynı mânâyı söylediklerine binâen otuz‑kırk sene evvel yazılan cümlelerini suç mevzûu yapıp o mecmua‑i azîmeyi müsâdere edip bize vermemek, dünyada hangi kanun buna müsâade eder?
408
Hem Afyon Mahkemesindeki eserler – tekrârât‑ı Kur'âniye ve melekler hakkındaki iki parçacık müstesnâ olarak bütün eserler – iki sene ellerinde kalarak hem Denizli, hem Ankara Ağır Ceza Mahkemesi berâetine karar vererek içinde suç mevzûu bulamadıkları ve bize iâde etmeğe karar verdikleri ve aynı eserler Isparta Hükûmetinin bir vakit müsâdere ile tamamen eline geçtiği hâlde, tamamıyla sâhiblerine iâde ettikleri ve sonra da Zülfikàrla Asâ‑yı Mûsa’yı ruhsatsız eski yazı ile neşir bahânesiyle dört seneden beri müsâdere edip – aynen hiçbiri zâyi' olmadan – yüzyetmiş aded mecmuada bir suç mevzûu bulamadıkları için bizlere tamamen iâde ettikleri ve bizim en mühim suçumuz olarak gösterdikleri eski partinin bir kısım şeflerine hakikat nâmına i'tirâzımızın yüz misli ziyâde şimdiki dinî mecmualar, resmî cerideler aynı i'tirâzı şiddetle vurdukları hâlde, Risale‑i Nurun bir mahrem parçası, şimdiki zaman tamamıyla ta'yin ettiği bir hadîsin hakikatini tefsir bahsinde; şeflerin başı Lozan muâhedesinde hiçbir zaman hiçbir Müslüman hakîki Türk’ü, hiçbir Nasrâniyete ve Yahudîliğe ve başka dine girmeyen ve İslâm kahramanları olan Türkleri Protestan yapmağa ma'lûm hahambaşı ile ittifak ederek re'y veren o adam, bütün Ulemâ‑i İslâmın “Cevâzı yok.” diye ittifaken hükmettikleri hâlde, on cihetle kanunlarla onu bütün bu vatandaki masûm Müslümanlara cebren giydirdiği ve tarih‑i beşerde bu çeşit mânâsız acîb bir cebr‑i umumî yapmak ve hiçbir kanuna uymayan keyfî kanun nâmına kanun ile onu bu millet‑i İslâmiye’ye cebren giydirmek; elbette o adam, o Lozan muâhedesinde verdiği dehşetli fikrini isbât etmiş ki, Din‑i İslâm’a gayet muzır olarak Hadîsin haber verdiği adam bu zamanda o şeftir.
409
İşte hakikat böyle iken Afyon Mahkemesi, adâlet nâmına değil belki o ölmüş adamın muhabbeti taassubu nâmına, eski harfle de neşredilen kararnâmenin âhirinde bizi mahkûm etmek için en mühim sebeb, savcının garazkârlığı sebebiyle, mahkeme hey'eti demişler ki: “Said ve arkadaşları, Mustafa Kemâl’e din yıkıcı, süfyân demişler ve kalblerdeki sevgisini bozmağa çalışmışlar, onun için mahkûm ediyoruz.”
Acaba, ölmüş gitmiş bir adamın şahsına karşı bin defa böyle i'tirâz da olsa şahsî bir da'vâ oluyor. Mahkeme‑i adâlet buna dair böyle bir hükmü vermek, elbette pek acîb bir mânâ, iş içinde vardır. Şimdi böyle adamların elinde Nur eserleri dört defa berâet kazandıkları ve şimdi Adliye Bakanı, üç defa Nur eserlerinin berâetine ve eserde suç mevzûu olmadığına, bizi mahkûm eden Afyon kararını bozmasıyla hüküm verdiği hâlde, şimdi bütün millet; adâlet ve şefkat ve diyânete hizmet bekledikleri Demokrat Hükûmeti zamanında, eski müstebidlerin dehşetli plânlarıyla Risale‑i Nura karşı garazkârların keyfine bırakmamak; bırakılsa, Demokrat Hükûmeti aleyhinde büyük bir hıyânettir. Ve milletin tesellî ümîdini kırmaktır.
Benim Ankara’da bir vekilim Mustafa Sungur 17.11.950 tarihli çektiği telgrafta “Umum risalenin bize iâdesine karar verilmiş.” diye müjde verdi ve âdil Adliye Vekili üç defa berâet verdiği ve şimdi de Sungur’un mektûbuna göre, hem iâdesine emir verildiğini ve “Şimdi telefonla yine haber vereceğim .” söyledikleri hâlde, bu onaltı seneden beri aleyhimizde olan iftiralar ve jurnaller; hem Eskişehir, hem Denizli Mahkemesinden bütün dosyaları Afyon Mahkemesi mânâsız toplamak ve af kanununun çıkmasıyla ve mahkemelerin berâet vermesiyle o mübârek eserleri o dosyalar içerisine karıştırarak çürütmek için mahzene atmak ve üç seneden beri bizi aldatan bazı eşhâsa Nurların işlerini bırakmamak lâzım geliyor.
Başbakan ve Adliye Bakanına, bu gayet mühim mes'eleyi nazar‑ı dikkatlerine arzediyoruz.
Said Nursî
Hâşiye: Acîb bir hâdise; adâlet ve dinden hariç zâlimâne nümûnelerden birisi de; üç seneden beri müsâdere ettikleri Kur'ânımızı çok defa istediğimiz hâlde vermedikleri ve ikibin sekizyüz Lafza‑i Celâl altınla yazılı, gözle görünen mu'cize‑i Kur'âniye’yi gösteren o mübârek Kur'ânımızı bize vermediler. Şimdi avukat diyor ki: “Bir istid'a Diyânet Reisine yazınız ki, iâde edilsin.” Bunun gibi yüzler nümûneler var ki, sırf bir garazla ve ecnebî parmağıyla aleyhimize işler dönüyor. Bizi ve Âlem‑i İslâmı pek sevindiren Demokratlar dikkat etsinler. Nurları ve Nurcuları bu işkencelerden kurtarsınlar.
Nur Talebeleri nâmına Said Nursî
410
259. Bazı zatların mektuplarını berâ‑yı malûmat size gönderdim
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Benim Abdurrahman’ım ve küçücük bir Husrev nâmını alan Ceylan, vazifesini iki‑üç yerde tam yaptı, geldi. Şimdi daha büyük bir vazife için Ankara’ya Sungur gibi bir vekilim olarak gönderiyorum.
Sâniyen: Bazı zâtların mektûblarını berây‑ı ma'lûmât size gönderdim.
Sâlisen: Benim Sözler Mecmuasından ve İnebolu’dan gelen yeni harf Tarihçe‑i Hayat ve eski harf Cevşenden bana gönderilecek nüshaların mukâbili, size ne kadar borcum olabilir, bildiriniz.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪يKardeşinizSaid Nursî
260. Cenab‑ı Hak, senin kudsî niyet ve ihlasınla en mühim genç Said’leri senin etrafında toplatmış
Azîz, Sıddık Kardeşim Osman Nuri!
Mâdem Cenâb‑ı Hak, senin kudsî niyet ve ihlâsınla Ankara’da en mühim genç Saidleri, senin etrafına toplatmış. Mâdem Ankara’da benim bulunmamı lüzumlu görüyorsunuz. Ben de şimdi nafakamla tedârik ettiğim nüshalarımı o küçük Medrese‑i Nuriyeme benim bedelime gönderiyorum. Onların adedince Saidler, seninle komşu olurlar.
411
Hem fedâkâr evlâdın çok fevkınde sadâkatle şimdiye kadar hizmetleriyle herbiri birer genç Said olarak beş‑on Abdurrahmanlarım hükmünde Sungur, Ceylan, Tillolu Said, Sâlih, Abdullâh, Ahmed, Ziya gibi genç ve çalışkan Saidleri senin yanına hem benim vekilim, hem senin talebelerin olarak benim bedelime o küçücük Medrese‑i Nuriyeye nezâret ve bir nev'i dershâne olarak re'yinize bırakıyorum.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪يKardeşinizSaid Nursî
261. Hüsrev’in kalemiyle yazılan Kur’ân’ı fotoğrafla tab’ etmek ihtimali hatırımıza geldi
Azîz, Sıddık ve Mübârek Kardeşlerim!
Evvelâ: Husrev’in imzasıyla Reis‑i Cumhûra verilen telgraf, – bir ihtimali var ki; Ankara’da küçük Husrevler, Husrev’in kalemiyle yazılan Kur'ânı fotoğrafla tab'etmek ihtimali hâtırımıza geldi – siz Isparta postahânesinden anlayınız ki, ne mâhiyette bir telgraftır? Bana da ma'lûmât veriniz. Merak ettim.
Sâniyen: Konya’daki Rıfat Filiz kardeşimizin mektûbunda; bazı sofîlerin bize hafif tenkidlerinin hiç ehemmiyeti yoktur. Sakın müteessir olmasınlar. Hiçbir vecihle mukàbele etmesinler. Şimdi ehl‑i îmânın, hususan ehl‑i tarîkatın ve bilhassa şahsıma ait tenkidlerini bir nev'i nasihat ve bir nev'i iltifat telâkki ederim. Onlara hakkımı helâl ediyorum. Şimdi ehl‑i ilhâdın bize dehşetli zararlarına karşı; kardeşlerimiz olan ehl‑i îmânın gayet hafif, şahsıma karşı tenkidlerini bir nev'i îkaz ve bizi ihtiyata sevk için bir dostluk telâkki ediyorum.
412