233. Reisicumhur Celâl Bayar ve Heyet‑i Vükelâsına yazılmış bir mektup
Reis‑i Cumhûr Celâl Bayar ve Hey'et‑i Vükelâsına
Ankara
Biz Nur Talebeleri yirmi senedir emsâlsiz bir tâzib ve işkencelere hedef olmuşuz. Sabrettik. Tâ Cenâb‑ı Hak sizi imdâdımıza gönderdi. O işkencelerin sebebini onbeş senedir üç mahkeme hakîki ve kanunî olarak yüzotuz kitab ve bin mektûbatta bulamadıklarına, mahkeme‑i temyizle Denizli Mahkemesini şâhid gösteriyoruz. Otuz seneden beri ben siyaseti terketmiştim. Bu defa birkaç gün zarfında Ahrarların başına geçip milletin mukadderâtına sâhib çıkması sebebiyle Reis‑i Cumhûru ve hey'et‑i vekileyi tebrik ile beraber, bir hakikati ifşa ediyorum; şöyle ki:
Bize hücum eden ve mahkemelerde tâzib edenler demişler: “Bu Nur Talebelerinin dini siyasete âlet etmek ihtimalleri var, belki de ediyorlar.”
Biz de o zâlimlere karşı müdafaâtlarımızdaki binler hüccet ile demişiz ve diyoruz ki:
Biz, dini siyasete âlet değil, belki rızâ‑yı İlâhîden başka hiçbir şeye, hattâ dünyaya ve saltanata âlet etmemek bizim esâs mesleğimiz olduğundan, düşmanlarımızca da tahakkuk etmiş ki: Üç senedir üç çuvaldan ziyâde dosyalarımızı garazkârâne tedkik ettikleri hâlde, bizi mahkûm edemiyorlar. Verdikleri keyfî ve vicdânî hükümlerine de bir bahâne bulamıyorlar ki, Temyiz o hükmü bozdu.
379
Evet biz dini siyasete âlet değil, belki vatan ve milletin dehşetli zararına siyaseti müteassıbâne dinsizliğe âlet edenlere karşı; bizim siyasete bakmamıza mecburiyet‑i kat'iyye olduğu zaman, vazifemiz siyaseti dine âlet ve dost yapmaktır ki, üçyüz elli milyon kardeşlerin uhuvvetini bu vatandaki kardeşlere kazandırmağa sebeb olsun.
Elhâsıl: Bize işkence edenler, siyaseti asabiyetle dinsizliğe âlet etmelerine mukâbil; biz de siyaseti dine âlet ve dost yapmakla bu vatan ve milletin saâdetine çalışmışız.
Kardeşlerim, ben bunu böyle münâsib gördüm, sizlerin meşveretine havâle ediyorum.
Said Nursî
234. Komünistlerin zındıklar kısmı, habbeyi kubbe yapıp bahanelerle Nurların serbestiyetine mâni olmaya çalışıyorlar
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Seksen küsûr sene ibâdetli bir ömr‑ü bâkîyi te'min eden Ramazan‑ı Şerîfinizi bütün rûh u canımızla tebrik ve her gecesi bir nev'i Leyle‑i Kadir hükmünde hakkımızda menfaatdâr olmasını niyâz ederiz. Ve teşrîk‑i mesâî sırrıyla ve her hàs Nurcu, umum Nurcuların manevî kazancına hissedar olmasıyla, ma'nen binler dil ile ibâdet ve duâ ve istiğfar ve tesbihât yapmağa hakîki uhuvvet ve ihlâs ile mazhariyetinizi Rahmet‑i İlâhiye’den niyâz ediyoruz ve öyle de ümîd ediyoruz.
380
Sâniyen: Risale‑i Nurun ma'nen galebe‑i tâmmesi ile beraber, mason kısmının dinsizleri ve komünistlerin zındıklar kısmı, habbeyi kubbe yapıp bahânelerle Nurların serbestiyetine mâni olmağa çalışıyorlar ki; yine bu defa da mânâsız, sebebsiz otuzbeş gün mahkememizi te'hir ettiler. Hattâ Kur'ânımızı vermemek için, avukatımızla da gürültü etmişler. Fakat inâyet‑i İlâhiye onların bütün plânlarını akîm bırakıyor. Nurlar kemâl‑i ihtişamla İstanbul ve Ankara münevver gençlerinde büyük bir iştiyakla kendi kendine intişar edip şâkirdlerine ders veriyor. Bu manevî galebesinin bir neticesidir ki, Ezân‑ı Muhammedî’nin okunmasına çalışan Başvekile yüzer imza ile genç münevverler teşekkür ve tebrik yazıyorlar.
Sâlisen: Buradaki talebeler de Ramazan‑ı Şerîfinizi tebrikle beraber – kendilerince – pek çok nümûneler içinde eski komünistlerin işkencelerinden bir‑iki nümûne yazıp leffen size takdim ediyorlar. Belki bir vakit bu meâlde gazetelerde bir makaleyi de neşredecekler.
Umum kardeşlerim ve hemşirelerime selâm ve duâ eden ve hastalık sebebiyle vazife‑i ubûdiyeti tam yerine getiremeyen ve Nurcuların manevî yardımlarına ve onun bedeline duâ etmelerine ve manevî kazançlarına muhtaç hasta kardeşinizSaid Nursî
235. Halk Fırkası iktidar partisi iken Üstadımıza yapılan eşedd‑i zulüm ile yüzer kanunsuz işkencelerinden birinci nümûnesi
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Halk Fırkası iktidar partisi iken Üstadımıza yapılan eşedd‑i zulüm ile yüzer kanunsuz işkencelerinden birinci nümûnesi
Zemin yüzünde bu asırdaki kadar misli görülmeyen bir zındıka cereyanının plânlarıyla Üstadımıza yirmibeş senedir istibdâd‑ı mutlak ile yapılan zulmün bir nümûnesi şudur ki: Nefes almak üzere kapalı araba ile kırlara gitmek için dışarıya çıktığı zaman, buranın büyük bir memuru kıyafetine ilişmek istemiş. Bu beş cihette kanunsuz ve beş vecihle vicdânsızlık olan hadsiz cür'etkârlığa karşı deriz ki:
381
Pâdişahın küçük bir tahakkümüne tahammül edemeyen ve Meşrûtiyet ilânında ve Dîvân‑ı Harb-i Örfî’de mahkeme reisi Hurşid Paşaya ve mahkeme âzâlarına cevaben: “Eğer Meşrûtiyet bir fırkanın istibdâdından ibaret ise; bütün ins ve cin şâhid olsun ki, ben mürteciyim. Şerîatın bir tek mes'elesi uğrunda bin rûhum olsa fedâya hazırım!” diyen ve Meclis‑i Meb'ûsân’da Mustafa Kemâl’e karşı: “Namaz kılmayan hâindir, hâinin hükmü merduttur.” Söyleyen ve İslâmî kıyafeti kat'iyyen ve asla tebeddül etmeyen ve kıyafetine ilişmek isteyen ve sonra kendi kendini öldürmekle tokadını yiyen Nevzat isminde Ankara vâlisine: “Bu sarık bu başla beraber çıkar!” tarzında konuşarak boynunu göstermesiyle dokunulmayan bir zâta; hem Isparta, hem Eskişehir, hem Denizli Mahkemeleri dahi başını açtırmadıkları ve – son Afyon Mahkemesi müstesnâ – binlerce halk ve yirmi polislerin bulunduğu sıralarda bile başını açması ihtar edilmediği ve münzevî olduğu hâlde; o düşüncesiz memurların mânâsız ihanet için müdâhale niyeti, doğrudan doğruya anarşilik hesabına vatan ve millete tehlike getirmeğe çalışmaktır. Ve bütün bütün kanunsuz olmakla beraber‥ senelerden beri emsâline rastlanmamış bir ferâğat‑i nefis ve fedâkârlıkla en ağır şerâit altında yüzotuz parçadan müteşekkil muazzam ve hàrika eser külliyatıyla vatan ve milletin manevî kurtuluşunu te'min eden böyle bir zâta bu tarzda ilişmek, elbette millet ve gençliğin mahv u perîşan olmasına gayret eden gizli vatan düşmanlarına yardım etmek ve âlet olmaktır. Afyon’da bir‑iki mütemerrid, bir zındık masonun iştirâk ve teşvikiyle, o insanın bu tarz ihanet etmek fikrine; hiçbir ihaneti kabûl etmeyen Üstadımızın tahammül etmesinden ve ehemmiyet vermediğinden şu hakikati kat'iyyen anladık ki: Bu vatan ve millete kendi yüzünden bir zarar gelmemesi için haysiyetini, şerefini, nefsini, rûhunu, rahatını dahi fedâ etmiştir.
Konyalı Zübeyr
382
236. Benim son hayatımı Isparta havalisinde geçirmek büyük bir arzumdur
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Hem sizin, hem bu memleketin, hem Âlem‑i İslâmın mühim bayramlarının mukaddimesi olan, bu memlekette Şeâir‑i İslâmiyenin yeniden parlamasının bir müjdecisi olan Ezân‑ı Muhammedî’nin (A.S.M.) kemâl‑i ferâhla onbinler minârelerde okunmasını tebrik ediyoruz. Ve seksen küsûr sene bir ibâdet ömrünü kazandıran Ramazan‑ı Şerîfteki ibâdet ve duâlarınızın makbûliyetine “Âmîn!” diyerek, Rahmet‑i İlâhiye’den herbir gece‑i Ramazan bir Leyle‑i Kadir hükmünde sizlere sevâb kazandırmasını niyâz ediyoruz. Bu Ramazanda şiddetli za'fiyet ve hastalığımdan tam çalışamadığıma sizlerden manevî yardım ricâ ederim.
Sâniyen: Benim, son hayatımı Isparta havâlisinde geçirmek büyük bir arzumdur. Ve Nur Efesinin dediği gibi demiştim: “Isparta, taşıyla toprağıyla benim için mübârektir.” Hattâ yirmibeş seneden beri beni işkence ile tâzib eden eski hükûmete kalben ne vakit hiddet etmişsem, hiçbir zaman Isparta hükûmetine hiddet etmeyip o mübârek vatandaki hükûmetin hatırı için ötekileri de unutuyordum. Hususan oradaki eski tahribâtı tamirata başlayan hakîki vatan‑perverler olan Demokrat nâmında hamiyetli Ahrarlar, yani hürriyet‑perverler, Nur ve Nurcuları takdir etmelerine çok minnetdârım. Onların muvaffakıyetine çok duâ ediyorum. İnşâallâh o Ahrarlar istibdâd‑ı mutlakı kaldırıp tam bir hürriyet‑i şer'iyeye vesile olacaklar.
Sâlisen: Bayramdan bir mikdar sonraya kadar burada kalmaklığımın bir sebebe binâen lüzumu var. Bir‑iki ay sonra Medresetü'z‑Zehrâ erkânlarının kararıyla ve İstanbul ve Ankara üniversitelerindeki genç Saidlerin de muvâfakatiyle nereyi benim için münâsib görürseniz orayı kabûl edeceğim. Mâdem hakîki vârislerim sizlersiniz ve şahsımdan bin derece ziyâde dünyada vazifemi de görüyorsunuz. Bu hayat‑ı fânîdeki son menzili sizin re'yinize bırakıyorum.
383
Râbian: Hem tebriklerini, hem şiddetli alâkalarını gösteren Ahmed Nazîf ve Ahmed Feyzi ve Halîl İbrahim ve Hasan Âtıf ve Bucak’ta ve Eflani ve İstanbul’daki Nurcuların mektûblarına benim bedelime sizler cevab verirsiniz, sizleri tevkîl ediyorum.
237. Medresetü'z‑Zehrâ erkânları, benim şahsımın da hakikî vekilidirler. Şahsıma gelen mektuplara, onlar benim bedelime cevap versinler
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Hadîs‑i Şerîfin sırrıyla Ramazan‑ı Şerîfin nısf‑ı âhirinde, hususan aşr‑ı âhirde, hususan tek gecelerde, hususan yirmiyedisinde; seksen küsûr sene bir ibâdet ömrünü kazandırabilen Leyle‑i Kadr’in ihyâsına ve herbiriniz umum Nur Talebeleriyle beraber, hususan bu bîçâre, çok kusurlu, hasta, zaîf kardeşinizi hissedar etmenizi ve herbirinizin duâlarınızın binler manevî âmînlerin te'yidiyle Dergâh‑ı İlâhî’de kabûl olmasını Rahmet‑i İlâhiye’den niyâz ediyoruz.
Sâniyen: Üniversitedeki genç Saidlerin hakikaten Medresetü'z‑Zehrâ’nın İstanbul ve Ankara’daki vazifesini yaptıklarına ve bu bîçâre Said’e ihtiyaç bırakmadıklarına ve Risale‑i Nurun herbir cihetle kâfî olmasının bir nümûnesi olarak şimdi size leffen gönderdiğimiz, onların meb'ûslara hitâben yazdıkları beyânnâmelerini ve yine onların bir eseri olan Tarihçe‑i Hayat’ın yetmiş nüshasının baş tarafına koyup yetmiş meb'ûsa göndermeleri için bize gelen beyânnâmelerini berây‑ı ma'lûmât size gönderdik. Siz münâsib görseniz onu ve size evvelce gönderdiğimiz Sungur’un Maârif Vekâletine müdafaası ve Mustafa Osman’ın Adliye Vekiline istid'asıyla beraber Tarihçe‑i Hayat’a bir nev'i zeyl olarak el yazmasıyla veya makine ile veya İnebolu’daki yeni harfle elli‑altmış nüsha teksirini re'yinize havâle ediyoruz.
Sâlisen: Medresetü'z‑Zehrâ erkânları, benim şahsımın da hakîki vekilimdirler. Bana, şahsıma gelen mektûblara onlar, benim bedelime cevab versinler. Hususan Husrev’in mektûbunda isimleri bulunan zâtlara karşı münâsib cevab verirsiniz. Ahmed Feyzi’nin size karşı yazdığı mektûbun cevabının parçasını leffen size gönderiyoruz.
384
Umum kardeş ve hemşirelerimin mübârek Ramazanlarını ve umum gecelerini, manevî Leyle‑i Kadir’lerini tebrik ile selâm ve duâ… Ve duâlarını ricâ ediyoruz.
238. Hakikatin nâşiri olan Sebilürreşâd’a hâlen Halk Partisi nâmına yapılan yüz cihetle kanunsuz bir muâmele
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Hak ve hakikatin nâşiri olan Sebilürreşâd’a, hâlen Halk Partisi nâmına yapılan yüz cihetle kanunsuz bir muâmeleyi arzediyoruz
Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî, şiddetli zehirlerin neticesi olarak hastalığı şiddetlenip hayattan ümîdini kestiği için, kendi nafaka parasıyla aldığı sekiz aded kitabını muhâfaza etmek üzere müftü kardeşine göndermişti. Emirdağ postahânesi güyâ zâbıta memuru vazifesini yapıyor gibi, gizli bir maksada binâen bu kitapları zabtederek hemen bizzat kendisi gidip jandarma dâiresine, kaymakama, adliyeye ve telefon ile Afyon’a şâyi edip işi şa'şaalandırarak kitapların hepsini adliyeye verdirmiştir. Hâlbuki kitapların mâhiyeti şudur:
Beş parçası, mahkemede bulunan müdafaât ve zeyillerinden ibarettir. Diğer üç kitab da; şimdiki Adliye Vekili Halîl Özyörük’ün üç defa berâetlerine karar verdiği eserlerdir ki, Denizli Mahkemesi aynı eserlerin eczâlarını iâde etmiştir. Ve Afyon Mahkemesinin de hükümlerini bozmuş ve o eserlerin berâetlerine re'y vermiştir.
385
Gerçi, komünist olan eski Adliye Vekili Fuat Sirmen, eski hey'et‑i vekileye ihbar etmiş ve Kur'ânın gayet hak ve menfaatli bir tefsiri olan Zülfikàr Mecmuasının dörtyüz sahifesi içinde, otuz sene evvel yazılan iki âyetin tefsirine dair iki sahifeyi bahâne ederek bu çok mühim eseri yasak etmeğe çalışmıştır. Hâlbuki şimdi millet ve vatana gayet zararlı olan komünist ve masonların eserlerine müsâade edildiği hâlde, yüzbinler kimselerin îmânını kurtaran Kur'ânın gayet hak ve pek çok menfaatli bir tefsiri olduğunu beşyüzbin adamın şehâdetiyle isbât edeceğimiz eserlere evrak‑ı muzırra gibi böyle muâmele yapmak ve Üstadımıza bu hastalıklı, nâzik zamanında öz kardeşine karşı bu hazîn teessürâtı vermek, yüz cihetle kanunsuzdur diye arzediyoruz.
Sâniyen: Bu mes'elenin gayet sinsî ve gayet gizli hakikati şudur: Üstadımız ma'nen ve maddeten Demokrat Partiye yardım için talebelerini hafifçe teşvik etmişti. Bunu, Halk Partisinin muannid müstebidleri anladıkları için mânâsız bahâne ile habbeyi kubbe yaparak bu muâmeleyi yaptılar. Yoksa her tarafta bu kitaplar posta ile alınıp veriliyor ve buraya da İstanbul’dan, başka yerlerden geliyor ve ilişilmiyordu. Bu vaziyet çok dessâsâne ve ümîd edilmeyen bir plândır.
Sâlisen: Zülfikàr’daki mevzû‑i bahs iki âyetin tefsirinden bin misli bir muhâlefetle hâlen matbuâtta eski hükûmete hücumlar yapılıyor ki, şimdi o âyetlerin tefsiri zerre mikdar bir suç olamıyor. Bundan da anlaşılıyor ki, bu muâmeleler Halk Partisi hesabına yapılmakta devam edilen keyfî işlerdir. Ve Halk Partililerin “Saltanat Demokratlarda ise, hüküm ve icraat ve iktidar bizdedir.” diye olan iddia ve vehimlerinin bir nümûnesidir.
Emirdağ Nur talebeleri nâmına Mehmed, İbrahim, Ziya, vesâire…
386
239. Hakikî adalet ve hürriyet için çalışan zatlara birkaç nokta beyan ediyorum
Reis‑i Cumhûra, Hey'et‑i Vekileye, Başbakanlığa, Adliye Bakanlığı Yüksek Katına, Diyânet Riyâsetine
Ankara
Hakîki adâlet ve hürriyet için çalışan zâtlara birkaç nokta beyân ediyorum:
Birinci Nokta: Hem Denizli Mahkemesi, hem Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, bütün Risale‑i Nur eczâlarını tedkik edip ve ehl‑i vukûfun da iştirâkiyle berâetlerine ve sâhiblerine iâde etmesine bir mahzur olmadığına karar verip Said’i arkadaşlarıyla berâet ve tahliye ederek, iki sene ellerde ve mahkemelerde kalan Nur Risalelerinin, tamamıyla Said’e ve arkadaşlarına iâde edildiği ve aynı kararı mahkeme‑i temyiz kaziye‑i muhkeme hâline getirip tasdik ettiği hâlde; şimdi Afyon’un, – Said’in şahsına karşı iki garazkârın – aynı kitapları, hem gayet antika mu'cizâtlı yazılı Kur'ânını, bütün bütün hilâf‑ı kanun olarak müsâdere edip Said ve arkadaşlarına verdiği asılsız hükmünü yine aynı mahkeme‑i temyiz bozduğu ve şimdi vatan ve milleti eski partinin garazkârâne istibdâdından kurtaran hamiyetkâr, vatan‑perver bazı Demokrat liderleri kemâl‑i istihsân ile o risaleleri kabûl edip sâhib oldukları hâlde, üç senedir hiç sebebsiz binler lira bizim gibi fukaraya zarar vermek, üç defa berâet etmiş bir mahkemeyi üç sene uzatıp – acîb bir zulüm içinde şahsî bir garazkârlık vardır ki – yirmi ay tecrid‑i mutlakta hizmetçisiyle temâs ettirmediler. Tahliyeden sonra iki polis kapısında bıraktılar. Hem o gayet müttakì Nur şâkirdlerini kasden, sebebsiz, sırf takvâlarına ihanet için, mağrib namazının vaktinde muhâkeme edip namazlarını kazâya bırakarak acîb bir zulmetmişler. Hem bütün bu Risale‑i Nur eserlerini bir defa da Isparta, tamamen müsâdere edip tedkikten sonra tekrar aynen iâde etmiş.
387
Demokratların zamanında mâdem Ezân‑ı Muhammedî ve din dersleri gibi Şeâir‑i İslâmiye ile Kur'ân’a hizmet ve eskilerin Kur'ân zararına tahribâtları tamire başlanılmış. Ve mâdem dinsizlerin ve masonların ve komünistlerin eserleri intişar ediyor. Elbette Âlem‑i İslâmın Mekke, Medine, Şam gibi yerlerinde büyük âlimlerin takdir ve tahsinlerine mazhar olmuş ve Diyânet Riyâsetinde hocalara okutturulan Zülfikàr, Asâ‑yı Mûsa ve Sirâcü'n‑Nur gibi feylesofları susturan mübârek mecmuaları müsâdere etmek, üç sene onlarla beraber binler lira kıymetinde değerli, mu'cizâtlı, altın ile İsm‑i Celâl yazılmış, Diyânet Reisi bütün takdir ile tab'ına çalıştığı Kur'ânı müsâdere eden adamlar; elbette adâlet ve adliye ve hakikat hesabına değil, belki komünist, masonluk hesabına bir garazkârlık ediyorlar. Ben kendim zehir hastalığıyla şiddetli hasta olduğumdan ve kendi hukukumu müdafaa edemediğimden, Sungur’u kendime vekil ediyorum. Eski hükûmetin bana karşı yirmi senelik işkence ile bu tahribâtın kaldırılmasını, adâlet‑perver yeni hükûmetin bakanlarından bekliyorum. Kardeşlerimden Mustafa Sungur’u tevkîl ediyorum.
Nur Şâkirdleri nâmına Said Nursî
240. Ehemmiyetli bir hakikat ve Demokratlarla Üniversite Nurcularının bir hasbihalidir
Ehemmiyetli bir hakikat ve Demokratlarla Üniversite Nurcularının bir hasbihâlidir
Şimdi milletin arzusuyla Şeâir‑i İslâmiyenin serbestiyetine vesile olan Demokratlar, hem mevkilerini muhâfaza, hem vatan ve milletini memnun etmek çare‑i yegânesi; İttihâd‑ı İslâm cereyanını kendine nokta‑i istinâd yapmaktır. Eski zamanda İngiliz, Fransız, Amerika siyasetleri ve menfaatleri buna muârız olmakla mâni olurdular. Şimdi menfaatleri ve siyasetleri buna muârız değil; belki muhtaçtırlar. Çünkü komünistlik, masonluk, zındıklık, dinsizlik; doğrudan doğruya anarşistliği intac ediyor. Ve bu dehşetli tahrib edicilere karşı ancak ve ancak hakikat‑i Kur'âniye etrafında İttihâd‑ı İslâm dayanabilir. Ve beşeri bu tehlikeden kurtarmağa vesile olduğu gibi, bu vatanı istilâ‑yı ecânibden ve bu milleti anarşilikten kurtaracak yalnız odur. Ve bu hakikate binâen Demokratlar bütün kuvvetleriyle bu hakikate istinâd edip komünist ve masonluk cereyanına karşı vaziyet almaları zarûrîdir.
388
Bir Ezân‑ı Muhammedî’nin (A.S.M.) serbestiyetiyle kendi kuvvetlerinden yirmi defa ziyâde kuvvet kazandılar. Milleti kendilerine ısındırdılar, minnetdâr ettiler. Hem ma'nen eski İttihâd‑ı Muhammedî’den (A.S.M.) olan yüzbinler Nurcularla, eski zaman gibi farmason ve ittihâdçıların mason kısmına karşı ittifakları gibi; şimdi de aynen İttihâd‑ı İslâm’dan olan Nurcular büyük bir yekûn teşkil eder. Demokratlara bir nokta‑i istinâddır. Fakat Demokrata karşı eski partinin müfrit ve mason veya komünist mânâsını taşıyan kısmı, iki müdhiş darbeyi Demokratlara vurmaya hazırlanıyorlar.
Eskiden nasıl Ahrarlar iki defa başa geçtiği hâlde, az bir zamanda onları devirdiler. Onların müttefiki olan İttihâd‑ı Muhammedî (A.S.M.) efrâdının çoklarını astılar. Ve “Ahrar” denilen Demokratları, kendilerinden daha dinsiz göstermeğe çalıştılar. Aynen öyle de: Şimdi bir kısmı dindarlık perdesine girip Demokratları din aleyhine sevketmek veya kendileri gibi tahribâta sevketmek istedikleri kat'iyyen tebeyyün ediyor. Hattâ ulemânın resmî bir kısmını kendilerine alıp Demokratlara karşı sevketmek ve Demokratın tarafında, onlara mukâbil gelecek Nurcuları ezmek; tâ Nurcular vâsıtasıyla ulemâ, Demokrata ilticâ etmesinler. Çünkü Nurcular hangi tarafa meyletseler ulemâ dahi tarafdâr olur. Çünkü onlardan daha kuvvetli bir cereyan yok ki, ona girsinler.
389
İşte mâdem hakikat budur, yirmibeş seneden beri ehl‑i ilmi, ehl‑i tarîkatı ezen, ya kendilerine dalkavukluğa mecbur eden eski partinin müfrit ve mason ve komünist kısmı bu noktadan istifade edip Demokratları devirmemek için, Demokratlar mecburdurlar ki hem Nurcuları, hem ulemâyı, hem milleti memnun ve minnetdâr etmek; hem Amerika ve müttefiklerinin yardımlarını kaybetmemek için bütün kuvvetleriyle Ezân mes'elesi gibi Şeâir‑i İslâmiyeyi ihyâ için mümkün oldukça tamire çalışmaları lâzım ve elzemdir.
Maatteessüf bazı müfrit ve mason ve komünistler, Demokrat aleyhinde olduğu hâlde kendini Demokrat gösteriyorlar ki; Demokratları tahribâta sevketsin ve din aleyhinde göstersin, onları devirsin.
Nur Talebeleri ve Nurcu Üniversite Gençliği nâmına Sâdık, Sungur, Ziya
241. Risale‑i Nur, bu zamanda kâfîdir. On sene medresede okuyanlar, Risale-i Nurla bir senede aynı istifadeyi ettiklerine şâhid, binler ehl-i ilim var
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا
Azîz, Sıddık, Fedâkâr Kardeşimiz Hacı Ali!
Gönderdiğiniz kıymetdâr ve bilhassa Hazret‑i Üstadı pek çok sevindiren mektûbunuzu aldık. Üstadımız diyor ki:
“Risale‑i Nur, bu zamanda kâfîdir. On sene medresede okuyanlar, Risale‑i Nurla bir senede aynı istifadeyi ettiklerine şâhid, binler ehl‑i ilim var. Mâdem Hacı Kılınç Ali bir buçuk sene bütün Risale‑i Nur eczâlarına sâhib çıkmış, kısmen okumuş; nazarımızda yirmi senelik bir Nur talebesidir. Ben her sabah hàslar içinde onun ismiyle bütün manevî kazançlarıma, defter‑i a'mâline geçmek için hissedar ediyorum. Öyle ise o da, bütün hayatını Risale‑i Nura vermeğe mükelleftir.
390
Demek şimdiye kadar Câmiü'l‑Ezher’e gitmeğe muvaffak olmaması ehemmiyetli bir hikmet içindir ki, Nurlar ona kâfî imiş. Şimdi Şam’a, Haleb’e yakın olan Urfa’da bir Medrese‑i Nuriye ileride teşekkül etmesini kuvvetli ümîd ediyoruz. Kılınç Ali ile beraber Eski Said’in gayet kıymetdâr bir talebesi olan Şam’daki Molla Abdülmecîd, Urfa’daki Nurun talebelerinden Seyyid Sâlih ve onun yanına giden Nurun fedâkâr bir talebesiyle muhâbere etsinler. Ben hem Molla Abdülmecîd’e, hem Hacı Ali’ye, hem Şam’daki Risale‑i Nurla alâkadar olanlara pek çok selâm ediyorum. Ve duâlarını ve o mevki‑i mübârekede bana duâ etmelerini ricâ ediyorum.” dedi.
Evet, kahraman kardeşimiz Hacı Ali! Hazret‑i Üstad dâima sizin fedâkârlığınızı izhâr buyuruyorlar. Biz de sizi tahsinlerle tebrik ediyoruz.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪يÜstad’ın hizmetinde bulunan kusurlu Sungur, Zübeyr, Ziya
242. Bin maşaallah, Sözler mecmuasındaki yanlışlar yok gibidir
Azîz Kardeşim!
Evvelâ: Bin Mâşâallâh; Sözler Mecmuasında yanlışlar yok gibidir. Birkaç kelime var ki, leffen gönderildi.
Sâniyen: Eğer münâsib görseniz gönderdiğim bu elli lirayı benim hesabıma mahkemedeki mecmuaların bedeline benim için alınız, gönderiniz. Eğer münâsib görmezseniz, bu defaki gönderdiğiniz mecmuaların bana mahsûs olacak kısmının fiatına alınız.
Sâlisen: Şimdilik Tarihçe‑i Hayat’ı meb'ûslara parasız vermemek münâsibdir. Parasıyla isteyenlere verilsin. Fakat on‑yirmi nüsha Ankara’da bulunsa münâsibdir.
Said Nursî
391
243. Biz müşâhedâtımızla kat'î bir kanâatteyiz ki; Risale‑i Nura ilhâd ve zındıka nâmına ilişildiği zaman, umumî bir musîbet geliyor
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Muazzam ve hàrika Risale‑i Nur külliyatından iki büyük mecmuanın imha edileceği hakkında dehşetli bir haber işittik. Gayet hak ve hakikatli ve feylesofları ilzam eden o mecmualar, Risale‑i Nurun diğer eczâlarıyla beraber Denizli ve Ankara Mahkemelerinde berâet verilip kaziye‑i muhkeme hâline gelerek iâde edildiği ve iki defa Temyiz Mahkemesi berâet ettirdiği hâlde ve Mısır, Şam, Haleb, Mekke‑i Mükerreme ve Medine‑i Münevvere gibi Âlem‑i İslâmın mühim merkezlerinde fevkalâde bir takdir ve tahsine mazhar olan ve makbûliyetine hürmeten Hazret‑i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın kabr‑i şerîfi ve Hacerü'l‑Esved üzerine konulan bu eserler hakkındaki bu müdhiş muâmele, Halk Partisinin yaptığı diğer azîm cürümleri gibi tarihte emsâli görülmemiş bir cinayettir.
Biz Nur talebeleri o cebbâr gaddârlardan hakkımızı kolayca alabilirdik. Fakat İslâmiyetin asırlardır bayraktarlığını yapan kahraman Türk milletinin masûm çoluk‑çocuk ve ihtiyarlarına karşı Risale‑i Nurun bizlerde husûle getirdiği kuvvetli şefkat itibariyle ve Kur'ân‑ı Hakîm’in bizleri maddî mücâdeleden men'edip‥ elimizde topuz yerinde Nur olması haysiyetiyle ve bütün kuvvetimizle mesleğimizin icâbı olan âsâyişi te'min etmek esâsıyla, o zâlimlere maddeten mukàbele edemedik. Yoksa, Allah göstermesin, bir mecburiyet‑i kat'iyye olursa komünist ve masonlar hesabına ona sebebiyet verenler bin defa pişman olacaklardır.
392
Hem biz müşâhedâtımızla kat'î bir kanâatteyiz ki; Risale‑i Nura ilhâd ve zındıka nâmına ilişildiği zaman, umumî bir musîbet geliyor. Taarruzun aynı vaktinde dört defa büyük zelzelenin vukû'u ve çok hâdisâtın aynı vakitte zuhûru, bu kanâatimizi tasdik etmiş. Bu itibarla öyle bir kararın infazından ehl‑i îmânın titrediği, o hàrikulâde ve kıymetdâr, mübârek mecmualar hakkında imha cinayetinin işlenmesi; bu millet ve memleket içinde manevî zelzeleler, fırtınalar, tâun ve tûfânlar kopacak kuvvetli ihtimalinden telâş ediyoruz. Zîra Risale‑i Nura dört defa taarruz ve hücum zamanında şiddetli zelzelelerin tevâfuku, bu hakikati kör gözlere dahi göstermiştir. Hattâ mahkemede da'vâ ettik.
Hem müfessirlerin üçyüz elli bin tefsirlerine ittibâen iki sahifede iki Âyât‑ı Kur'âniye’yi tefsir ettiği bahânesiyle, yüzbinler kimselerin îmânına pek ziyâde bir ehemmiyet ve te'sirle hizmet eden dörtyüz sahifelik Zülfikàr Mecmuası’nı müsâdere ve imha etmek; dünyada hiçbir kanunda olmadığından, sırf dinsizliğe âlet olarak yapılan bu fecî garazkârlık fâillerinin hak, hakikat ve adâletten ne derece uzak olduğunun zâhir bir delili bulunduğunu zerre mikdar vicdânı olanlar anlayacak ve yüzsüz yüzlerine lânet ve nefretler savuracaktır.
Halk Partili müstebid, mürteci cebbârların zamanında yapılmış olan bu korkunç muâmeleye kahraman Demokratlar Hükûmeti mâni olup Afyon Mahkemesinde üç senedir hapsedilen ve zerre kadar bir suç mevzûu bulunamayan eserleri ve en başta altın yaldızlı ve tevâfuk mu'cizeli Kur'ânımızı derhâl iâde ettireceklerini kuvvetli ümîd edip, alâkalı makamlardan ricâ ediyoruz.
Nur Talebeleri nâmına Husrev, Sungur
393
244. Büyük mecmualarımızın imhasına sakın sakın meydan verilmeyecektir. Ne pahasına olursa olsun kurtarılacaktır
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Kahraman Ağabeyimiz!
Evvelâ: Gayet derecede bir ehemmiyetli mes'eleyi arzediyoruz ki, büyük mecmualarımızın imhasına sakın sakın meydân verilmeyecektir. Ne bahâsına olursa olsun kurtarılacaktır. Yalnız imha kararı şimdi mi, yoksa eskiden mi verilmiştir ve sizce bu imha kararı resmen sâbit midir? Bu ciheti olduğu gibi öğrenerek bize acele ve derhâl bildiriniz.
Sâniyen: Bu hususta Ankara’da olan kahraman Sungur’a ve Devlet Bakanına yazılan yazıyı berây‑ı ma'lûmât takdim ediyoruz. Binler selâm ve hürmetle ellerinizden öperiz.
Ziya, Zübeyr
245. Çok ehemmiyetli ve mahrem bir işi haber veriyoruz
Azîz ve Çok Kıymetli Kahraman Kardeşimiz Sungur!
Evvelâ: Binler selâm eder, Cenâb‑ı Hak’tan Nur hizmetinizde hayırlı muvaffakıyetlerinizi dileriz.
Sâniyen: Çok ehemmiyetli ve mahrem bir işi haber veriyoruz. Haber aldığımıza göre, Isparta adliyesinde zaptedilen yüzyetmiş cild Asâ‑yı Mûsa ve Zülfikàr Mecmuaları ki, o mecmuaları, şimdiki Adliye Bakanı berâetini, iâdesini tasdik edip daha evvelce Denizli’de de Üstadımıza verilen kitaplardır. Bunların imhası için karar verilmiş. Zemin ve semâvâtı hiddete getirecek ve mevcûdâtı ağlatacak bu müdhiş kararın Demokratlar aleyhinde Halk Partisinin müfrit adamları tarafından tertib edilen bir plân olduğundan kat'iyyen şübhemiz yoktur. Zîra Nur talebelerinin Demokratları muhâfaza ettiğini ve Demokratların kuvvetli bir istinâdgâhı olduğunu müfrit şeytanlar anlamışlar. Nur talebelerini Demokratlardan bu tarzda nefret ettirip hükûmeti yıkmağa çalışıyorlar. Bu plânın akîm kalması ve mecmualarımızın kurtulması ve Afyon’daki kitaplarımızın tamamen iâde edilmesi için, pek fazla bir ehemmiyet ve gayretle çalışılmasını Üstadımız sizlere havâle ediyor.
Ziya, Zübeyr
394
246. Devlet Bakanlığına yazılan bir mektup
Devlet Bakanlığına!
Zâtınıza vatan ve milletin mukadderâtı mevzûunda, gayet derecede ehemmiyetli, şeytanın bile zor düşünebileceği bir tarzda tertib edilen Demokratlar aleyhindeki bir plânı ifşa ediyoruz; şöyle ki:
Bu vatanda dinsizlikle ve istibdâd‑ı mutlak ve eşedd‑i zulme karşı yirmiyedi yıldır perde altındaki hususî neşriyatla hàrikulâde bir ferâğat‑i nefisle mücâhede eden Bediüzzaman Said Nursî’nin vücûda getirdiği muazzam Nur Talebeleri câmiasının Demokrat Partiyi muhâfaza ettiğini Halk Partisinin müfrit dessâsları anlamış, hattâ bir zamanlar gayet gizli olarak Nur talebelerinin kesretle bulunduğu mıntıkalara tedkik ve tecessüs için İsmet çıkarılmış idi.
İşte Anadolu’nun her tarafında hàrika bir kuvvet‑i îmâniye ile, fevkalâde bir fedâkârlıkla bu milletin îmân ve İslâmiyetine hizmet edip, cebbârlar saltanatının esâsından ve kökünden yıkılmasına medâr olan Nur talebelerini, Demokratlardan nefret ettirmek için; uhrevî ve dünyevî hayatlarının halâskârı olan, yüzbinlerle ehl‑i îmânı ve bir kısım yüksek tahsil gençliğini tenvir ve irşad eden ve Arabistan’da ve Mısır’da büyük bir takdir ve tahsine mazhar olan ve mübârekliğine hürmeten Peygamberimizin kabr‑i şerîfi ve Hacerü'l‑Esved üzerine konulan Zülfikàr ve Asâ‑yı Mûsa Mecmualarının Isparta Adliyesi tarafından yakılmasına karar verilmek gibi, arz ve semâvâtı hiddete getirecek ve mevcûdâtı ağlatacak derecedeki bir hükmü haber aldık. Hâlbuki yüz ondokuz parçadan müteşekkil Risale‑i Nur külliyatından olan bu büyük mecmuaların parçaları da Risale‑i Nur Külliyatıyla beraber 1944 senesinde Denizli Ağır Ceza Mahkemesinde müttefikan berâet verilmiş ve yüksek Temyiz Mahkemesi tasdik etmiştir. Kaziye‑i muhkeme hâline gelmiş ve bütün eserler, müellif‑i muhteremine ve sâhiblerine iâde edilmiştir. Son Afyon Mahkemesinde de Halk Partisi hükûmetinin komünist vekilinin hususî emirleriyle verdiği garazkâr hükmü, kahraman Demokratların Adliye Vekili, eski Temyiz Mahkemesinin âdil reis‑i muhteremi esâsından nakzetmiştir. Nihâyet af kanunu ile gaddârâne giriştikleri ve içinden çıkamadıkları iftira ve ittihamların üzerine perde çekmişler ve afla neticelendirmişlerdir.
395
Hakikat bu merkezde iken ve şimdi eski hükûmete binler hakaretli neşriyatlar, bütün hürriyetle devam ederken ve dört yüz sahifelik gayet hak ve hakikatli bir mecmuanın iki sahifesinde bir âyetin tefsirini, garaz ve bahâne ile medâr‑ı mes'ûliyet yapıp o mecmuanın imha cihetine gidilmesi, doğrudan doğruya eski zâlim parti hesabına şu maksada mâtuftur ki; yüzbinlerle Nur talebelerini Demokratlar aleyhine çevirip, Demokrat Partisinin sessiz, sadâsız, gösterişsiz, fakat dindarlıklarıyla gayet muhkem bir istinâdgâhını yok etmek ve Demokrat Hükûmetini yıkmaktır. Bu müdhiş ve şeytânî plânın akîm kalması için zât‑ı àlînize ehemmiyetle ihbar eder ve hürmetlerimizi arzederiz.
Üniversite Nur Talebeleri Nâmına Yûsuf Ziya Arun
396
247. Büyük Doğu’nun yirmi dokuzuncu sayısında “Lozan’ın İç Yüzü” diye yazılan makaleden
Berây‑ı ma'lûmât size gönderildi
Büyük Doğu’nun yirmidokuzuncu sayısında; “Lozan’ın İçyüzü” diye yazılan makaleden
İngiliz murahhas hey'eti reisi Lord Gürzon, nihâyet en mânidâr sözünü söyledi. Dedi ki:
“Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâmı temsîl rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz.”
Lozan’da Türk murahhas hey'eti başkanı bulunan ve henüz hakîki kasıdları anlayamayan İsmet Paşa, bir aralık bütün Hıristiyan emellerinin Türkiye’yi mâzisindeki rûh ve mukaddesâtı kökünden ayırmak olduğunu sezdiği hâlde, şu gizli ivaz ve te'minâtı veriyor ve diyor ki:
“Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden… Yani an'ane‑i İslâmiyetten kurtulmak hususunda besledikleri – yani İsmet’in beslediği – azmin, inkâr edilmez delilidir.”
Harfi harfine iktibas ettiğimiz bu sözlerle, Türk başmurahhasının, yani İsmet’in, eskiden kökleşmiş ve köhne olmuş engellerden kurtulmak hususunda Türk milletine beslediği kat'î azîmle ne kasdettiğini ve bunu hangi maksad altında İslâmiyet düşmanlarına ivaz diye takdim ettiğini sormak lâzımdır.
Konferansın birinci defasında Türk başmurahhası, bizzat karar vermek vaziyetinde olmadığı ve büyüğüne, yani Mustafa Kemâl’e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor; kendisini Haydarpaşa’dan Ankara’ya götüren tren ve devlet reisini (Mustafa Kemâl) İzmir’den Ankara’ya götüren trenle Eskişehir’de buluşuyor. Bir arada ve baş başa seyahat… Sonra Ankara gizli meclis toplantıları… Fakat esâs mes'elelerde dâima baş başa. Mustafa Kemâl ile İsmet beraber ictimâ'ları ve karar: “Din öldürülecektir.”
397
Lozan Konferansının ikinci sahifesi: “…‥ artık herşey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile herşey yapılacak. Yeni hizbin (Kemalizm ve İsmet hükûmeti) bundan böyle, bu millette, İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket etmekte, hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl‑i salîb kumandanlarından, dini vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudud dışı değil de, hudud içi ve millî irâde yaftası altında çalışacağı şübheden vârestedir.”
Nihâi Vesika
Lozan Muâhedesinden sonra, İngiltere Avâm Kamarasında, “Türklerin istiklâlini ne için tanıdınız?” diye yükselen i'tirâzlara, Lord Gürzon’un verdiği cevab:
“İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zîra biz onları, maneviyat ve rûh cebhelerinden öldürmüş bulunuyoruz.” Yani Mustafa Kemâl ve İsmet’in verdikleri karar, Türk milletini İslâmiyet ve din cihetinden öldürmek kararıdır.
Artık bunun üzerine herşey apaçık anlaşılıyor değil mi?‥
Gizli Anlaşmanın Entrikası
Türklere dinlerini ve din temsîlciliğini fedâ ettirmek şartıyla, sun'î istiklâl işinde gizli anlaşmanın müessiri tek kelime ile Yahudîliktir. Buna memur‑u müşahhas kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum’dur. Bu Hayim Naum, bu korkunç teşebbüse evvelâ Amerika’da Türkler lehinde bir serî konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, Türk’ün maddesini serbest bırakmaları, buna mukâbil rûhunu, tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek sûretiyle başlamıştır. Yani masonluk hasebiyle Kur'ânın ahkâmını kaldırmak; milleti dinsiz yapmak. Hayim Naum müdhiş plânının zeminini Amerika’da hazırladıktan sonra İngiltere’ye geçmiş ve hàlis Yahudî olan Lord Gürzon ile temâs ederek şu teklifte bulunmuştur:
“Siz Türkiye’nin mülkî tamamiyetini kabûl ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsîlciliklerini, ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüd ediyorum.”
Aynı Hayim Naum Türk murahhaslar hey'etine müşâvir sıfatıyla sokulmanın da yolunu bulmuş, yani Mustafa Kemâl ve İsmet’i kendine dost bulmuş. Onun için üçü birleşmiş. Ve artık arada santralın intizamla işlemesine hiçbir mâni kalmamıştır.
398
Hayim Naum o sırada Ankara’ya kadar da uzanarak plânın muvaffakıyeti için gereken en mühim ve merkezî şahıs nezdinde – yani Mustafa Kemâl yanında – emin bulunduğu te'sirinin derecesini ölçmek istemiştir. Öyle ki bu te'sir, ma'hud mevzûda Hayim Naum’dan daha heveskâr ve gayretli bir İslâmiyet düşmanına tesâdüf etmekle muradına ermiş. Ve artık Türk’ü içinden vurmanın plânını gerçekleştirmek için her unsur tamamlanmıştır.
İşte bu ehemmiyetli vesika, tam tamına Risale‑i Nur tercümânının kırk küsûr sene evvel Hadîs‑i Şerîfin ihbarına dair beyân ettiği hâdiseyi tasdik ettiği gibi; ve Şerîat‑ı Ahmediyeye ihanet eden o dehşetli şahsın mühim bir kuvveti Yahudî olduğu, Yahudî olan Lord Gürzon ile Hayim Naum o ihbarın hakikatini gösterdiklerini ve yirmibeş seneden beri Nurcuların imhasına keyfî kanunlarla dehşetli zulümlerin hikmetini tam gösteriyor.
248. Baştan başa zulmetli, kararmış olan Ankara şimdi pek çok değişmiş ve gittikçe değişmekte
Çok azîz, çok mübârek, çok sevgili, çok müşfik Üstadımız Efendimiz Hazretleri!
Mu'cizâtlı ve İsm‑i Celâl altın ile yazılı, yaldızlı Kur'ânı Diyânet Riyâseti, Afyon Mahkemesinden getirtmiş ve dünkü gün İstanbul Mushaflar İnceleme Hey'etine göndermiştir. Hey'et tedkikten sonra neşrinin lüzum ve elzem olduğunu tasdik ederek geri iâde edecekmiş.
Hem Akşehirli kahraman Ahmed Altın kardeşimizin daha evvel bir sûretini siz sevgili Üstadımıza gönderdiği ve Diyânet Reisliğine yazdığı istid'asını Diyânet Riyâseti Müşâvere Hey'eti tedkik etmiş. Bunun üzerine siz sevgili Üstadımızın Diyânet Riyâsetine hediye ettiğiniz iki takımın birisini müşâvere hey'etine tedkik için verecekler. Diyânette Nurların lehinde çalışan muhterem kardeşimiz var. Hakikaten sevgili Üstadımız! Baştan başa zulmetli kararmış olan Ankara şimdi pek çok değişmiş ve gittikçe değişmekte. Saçılan zehirler ve kendisine karşı gençliğin tezâhüratı te'sirini kaybetmiş.
Sungur
399
249. Benim namıma gelen mektuplara Medresetüzzehra erkânları münasip tarzda benim bedelime cevap vermelerini onlara havale ediyorum
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Bin Bârekallâh, hem Sözler Mecmuasının güzel ve sıhhatli olmasına ve müsâderedeki mecmuaların imhadan kurtulmasına nümûne olarak bir kısmını elde etmenize binler Mâşâallâh ve Elhamdülillâh deriz.
Sâniyen: Benim nâmıma gelen mektûblara Medresetü'z‑Zehrâ erkânları münâsib tarzda benim bedelime cevab vermelerini onlara havâle ediyorum. Ezcümle, Ankara’da Osman Nuri kardeşimiz oranın bir Hasan Feyzi’si hükmünde Nurlara te'sirli hizmet ve benim için hânesi yanında bir menzil yapması ve hastalığım zamanında güyâ hastalığımın tahfifine Hasan Feyzi gibi yardım eder gibi kendi hastalığına memnun olmasına çok minnetdârım. Fakat kitaplarımızı mahkemeden almadığımızdan burada bekliyorum. Kur'ânımızı ve bazı mecmualarımızı tab' zamanında orada bulunmak istiyorum. Fakat şimdi burada çok lüzumlu işler olduğundan gidemiyorum, gücenmesin. Eğer o, orada olmasa idi, benim gitmem lâzımdı. Fakat o, bana ihtiyaç bırakmıyor. Allah râzı olsun, Hizmet‑i Nuriyede onu muvaffak etsin.
Haleb’de İhvân‑ı Müslimîn âzâsının bana yazdığı tebriğe mukâbil onu ve İhvân‑ı Müslimîni rûh u canımızla tebrik edip “Binler Bârekallâh!” deriz ki, İttihâd‑ı İslâm’ın Anadolu’da Nurcular – ki eski İttihâd‑ı Muhammedî’nin halefleri hükmünde – ve Arabistan’da İhvân‑ı Müslimîn ile beraber hakîki kardeş olan Hizbü'l‑Kur'ânî ve İttihâd‑ı İslâm Cem'iyet‑i kudsiyesi dâiresinde çok saflardan iki mütevâfık ve müterâfık saf teşkil etmeleriyle ve Risale‑i Nur ile ciddi alâkadar ve bir kısmını Arabîye tercüme edip neşretmek niyetleri, bizleri pek ziyâde memnun ve minnetdâr eyledi. Benim bedelime, İhvân‑ı Müslimîn Cem'iyeti nâmına bana tebrik yazana cevab verirsiniz. O taraftaki Nur şâkirdlerine ve Nur eczâlarına himâyetkârâne alâkadar olsunlar.
400
Sâlisen: Atabeyli Metîn ve ciddi bir kardeşimiz Abdullâh Çavuş’un yazdığı mektûbu tasdik ediyorum. Kırk sene evvel hadîslere verdiğim mânânın yeniden bu zamanda te'vili görünüyor. Muannidler dahi itiraf etmeğe mecbur oluyorlar. Ve istibdâd‑ı mutlakın cehennemî azâbını dünyada da çekmeleri, Sirâcü'n‑Nur’un Beşinci Şuâ’ı ile verdiği haberleri, zaman tasdik ediyor. Hem Samsunlu İhsan’ın samîmî mektûbu gösteriyor ki; buraya gelen tam bir takım Nur eczâlarını kendine alan Samsun’un bir meb'ûsu o havâlide Nurlu bir uyanmak ve intibâha vesile olmuş ki böyle İhsanlar yetişiyor. İhsan’ı o zât ile beraber duâlarımıza dâhil ediyoruz.
Râbian: Yirmidokuzuncu Söz’ün kerâmet‑i elifiyesi hakikaten hàrika olduğu gibi makine ile bu tarzda bu kadar güzel çıkması yazanın da bir hàrikasıdır. Umuma selâmlar.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪يHasta ve memnun kardeşiniz Said Nursî
250. Nurculara ehemmiyetli bir müjde
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا
Nurculara ehemmiyetli bir müjde!
Evvelâ: Kırk seneden beri takib ettiğim ve Sultan Reşâd’ın yirmi bin altın ve eski müstebidler hükûmetinin Millet Meclisinde yüz altmışüç meb'ûsun imzasıyla yüzelli bin banknotu küşâdı için tahsîsat verdikleri; hem Âlem‑i İslâmın, hem Şark’ın, hem bu milletin en mühim bir işi olan Van Vilâyetinde Câmiü'l‑Ezher gibi bir İslâm Dâru'l‑Fünûnu ve büyük üniversitesi olan Medresetü'z‑Zehrâ’nın yapılması lüzumunu yeni hükûmetin reisi de anlamış ki; büyük memleket işleri içinde sizlere müjde olarak gönderdiğim aşağıdaki haberi vermiş. Fiilen yapılmasa dahi bu mânânın anlaşılması büyük bir fâl‑i hayırdır.
401
İşte Mecliste Reis‑i Cumhûr büyük işler sırasında ehemmiyetli nutkunda bu gelen fıkrayı söylemiş. Van havâlisinde Doğu Üniversitesinin kurulması için Maârif Vekâletinin tedkîkàta giriştiğini söyleyen Celâl Bayar demiştir ki: “Doğu vilâyetlerimizden olan Van’da böyle bir irfan müessesesinin kurulması için bütün müşkülât iktiham olunmalı ve önümüzdeki bütçe yılında işe başlanmalıdır.” demiştir. Demek Tarihçe‑i Hayat’ı takdim eden genç üniversiteliler bir derece Nur Risalelerinin kıymetini reise ihsâs etmişler.
Sâniyen: Reis‑i Cumhûrun bu çok ehemmiyetli fıkrası Risale‑i Nurun bu memlekette ve bu vatanda ettiği ve edeceği çok kıymetdâr hizmetlerinin anlaşıldığına bir emâredir. Ve Nurcuların bütün çektikleri zahmet ve Nurun müsâdereleri bu büyük neticeye vesile olması cihetiyle şekvâ değil, şükretmelidir.
251. Nur Risalelerinin ve Nurcuların siyasetle alâkaları yok
Azîz, Sıddık Kardeşlerimiz Ziya ve Abdülmuhsin!
Üstadımız diyor ki:
“Eşref Edîb kırk seneden beri îmân hizmetinde benim arkadaşım ve Sebilürreşâd’da makale yazan ve şimdi vefât eden çok kıymetli kardeşlerimin mümessili ve hakîki İslâmiyet mücâhidlerinden bir kardeşimdir. Ve Nurun bir hâmîsidir. Ben vefât etsem de Eşref Edîb Nurcular içinde bulunmasıyla büyük bir tesellî buluyorum.
Fakat Nur Risalelerinin ve Nurcuların siyasetle alâkaları yok ve Risale‑i Nur, rızâ‑yı İlâhîden başka hiçbir şeye âlet edilmediğinden, mümkün olduğu kadar Risale‑i Nurun mensûbları, ictimâî ve siyâsî cereyanlara karışmak istemiyorlar. Yalnız Sebilürreşâd, Doğu gibi mücâhidler îmân hakikatlerini ehl‑i dalâletin tecâvüzâtından muhâfazaya çalıştıkları için, rûh u canımızla onları takdir ve tahsin edip onlarla dostuz ve kardeşiz; fakat siyaset noktasında değil. Çünkü îmân dersi için gelenlere tarafgirlik nazarıyla bakılmaz. Dost‑düşman derste farketmez. Hâlbuki siyaset tarafgirliği, bu mânâyı zedeler, ihlâs kırılır. Onun içindir ki, Nurcular emsâlsiz işkencelere ve sıkıntılara tahammül edip Nuru hiçbir şeye âlet etmediler. Siyaset topuzuna el atmadılar.
402
Hem Nur Risaleleri küfr‑ü mutlakı kırdığı için, küfr‑ü mutlakın altındaki anarşiliği ve üstündeki istibdâd‑ı mutlakı kırdığı cihetle, bir nev'i siyasete temâsı var tevehhüm edilmiş. Hâlbuki Nurun tercümânı, bir tek mes'ele‑i îmâniyeyi dünya saltanatına değişmediğini mahkemelerde da'vâ edip yirmibeş sene tarz‑ı hayatıyla ve emârelerle isbât etmiştir.”
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪يKardeşleriniz Sâdık, İbrahim, Zübeyr
252. Benim bütün elemlerime ve hastalıklarıma ilâç, Medresetüzzehra’nın faaliyetinden ve muvaffakiyetinden ileri geliyor
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Bütün rûh u canımızla sizin fa'âliyetinizi ve muvaffakıyetinizi tebrik ediyoruz. Benim bütün elemlerime ve hastalıklarıma ilâç, Medresetü'z‑Zehrâ’nın fa'âliyetinden ve muvaffakıyetinden ileri geliyor.
Sâniyen: Asâ‑yı Mûsa’nın Arapçaya güzelce tercümesi için bir pusula yazmıştım. Bugün Ankara’ya giden Zübeyr ile Seyyid Sâlih’e gönderecektim. Hem Tarsus’ta mütekâid bir zâbitin samîmî bir mektûbuyla Risale‑i Nurdan bazı kitabı istediğine dair mektûbunu, onu da Ankara yoluyla size gönderecektim. Birden Antalya Elmalı’nın gayet hàlis Nurcuları nâmına, hem kendisi haremiyle beraber Afyon’a kadar gelen ve orada Nurların neşrine vâsıta olan İbrahim Efendi birden şimdi geldi; ben de onunla size gönderdim. Umuma selâm.
403
253. Medresetüzzehra erkânlarına ehemmiyetli bir meseleyi havale ediyorum
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Medresetü'z‑Zehrâ erkânlarına ehemmiyetli bir mes'eleyi havâle ediyorum.
Seyyid Sâlih, “Arabistan’da Asâ‑yı Mûsa’nın çok lüzumu ve çok fâidesi olduğunu, oralarda seyahatimde anladım. Herhalde Arapçaya tercümesi lâzım geliyor.” dedi. Benim hâlim ve hastalığım müsâade etmediği için benim bedelime Medresetü'z‑Zehrâ erkânı, dört yere, güzelce Arapçaya tercümesi için muhâbere etsinler.
Bir Mektûbu Câmiü'l‑Ezher’e, Emirdağlı Kılınç Ali vâsıtasıyla orada birkaç edip zâtlar tercüme etsinler. Bir mektûb da, Ankara Diyânet Dâiresinde Risale‑i Nuru ciddi takdir eden ve alâkadar olan bir‑iki âlim Arapçaya tercüme etsinler.
Biri de; Kayseri kazalarından Ürgüp Müftüsü kardeşim Abdülmecîd’e yazsınlar ki, yirmi sene bütün kuvvetiyle Nura hizmet etmek ona lâzım iken etmediği için, onun bedeline bütün kuvvetiyle Arapçaya tercüme etsin.
Biri de, Isparta havâlisinde Nur dâiresindeki âlimler dahi Asâ‑yı Mûsa’yı taksim sûretinde herbiri bir kısmını tercüme etsinler.
254. En büyük müjde ve Risale‑i Nur’un tam serbestiyetine bir mukaddeme olarak, çok ziyade beşaretine sevindik
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: En büyük müjde ve Risale‑i Nurun tam serbestiyetine bir mukaddime olarak, çok ziyâde beşâretinize sevindik. Isparta adliyesinin üç sene bir menzilde saklamaları, o menzilin kirası olarak o üçyüz lira bedeline, yeni yazı Tarihçe‑i Hayat’ı bana bırakılan beşyüzden ikişer lira fiat ile o üçyüz liraya o fiatı mukâbil tutarak o Tarihçe‑i Hayat’tan elli tane gönderirsiniz. Dört sene hapis çeken mübârek Asâ‑yı Mûsa ve Zülfikàr Mecmuaları benim nazarımda pek fazla kıymetdâr olduğu için bana elli liralık gönderiniz. Size şimdi elli lira gönderiyorum.
404
Sâniyen: Nazîf’e bin Bârekallâh, bin Mâşâallâh. İkinci bir Husrev; İnebolu ikinci bir Isparta olduğunu isbât ediyor. Tarihçe‑i Hayat’ın en mühim mes'elesi Medresetü'z‑Zehrâ olması cihetiyle Nazîf’in bu neşriyatı, Reis‑i Cumhûrun Medresetü'z‑Zehrâ mânâsında ve Doğu Üniversitesi nâmında Şark Câmiü'l‑Ezher’ine ciddi çalışmasına bir vesile olduğunu zannediyoruz.
Sâlisen: Dinar’ın Baraklı imâmı Süleyman’ın ehemmiyetli mektûbuna karşı yazınız ki: Türkler hakkında senâ‑yı Peygamberî muhakkaktır. Birkaç yerde Türklerden ehemmiyetle bahsetmiş. Hadîs var. Fakat bu hadîsin hakîki sûreti ne olduğunu, yanımda Kütüb‑ü Hadîsiye bulunmadığından bilemiyorum. Fakat mânâsı hakikat ve Türk milletinin senâ‑yı Peygamberîye mazhar olduğu hakikattir. Bir nümûnesi Sultan Fâtih hakkındaki hadîstir.
Nurun birinci talebelerinden Hulûsi Bey’in, Ankara’da dostlarına Risale‑i Nur dâiresine girmesine teşvik eden mânidâr ve güzel mektûbu dahi gösteriyor ki, yirmibeş seneden beri hiç sarsılmadan Nur hizmeti yapmasına bir nümûnedir.
Umum kardeşlerime ve hemşirelere binler selâm.