Risale-i Nur'da ara ve doğrudan okumaya geç

99. Ben her sıkıntıya karşı tahammüle karar vermişim. Hem ben iyiliği o reislerden beklemiyorum

Yeşil Sâlih’e yazılan mektûbdur:
Azîz Kardeşim Hasan Efendi! Sen benim tarafımdan kıymetli kardeşimiz Sâlih Efendiye yaz ki, ben ölünceye kadar onun bu insaniyetini unutmayacağım ve ona çok minnetdârım ve çok selâm ve duâ ederim. Fakat ben her sıkıntıya karşı tahammüle karar vermişim. Hem ben iyiliği o reislerden beklemiyorum.
Said Nursî
207

100. Amerikalı ehemmiyetli âlim bütün Risale‑i Nur’u istese ve neşrine söz verse, sizin meşveretinizle bir mükemmel takım ona vereceğiz

Bana gönderdiğiniz Asâ‑yı Mûsa’dan bir nüsha; cildsiz yalnız sarı kağıt cild olmuş Husrev’in yazısına bir parça benzer, fakat üstünde Mustafa ismi var. O kimdir? Hangi Mustafa’dır? Hem nüshanın üstünde onüç yaşında Hatice, Ahmed’in kızı yazılmış. Bu Ahmed, hangi Ahmed’dir? Hem ona, hem kızına bin Bârekallâh. Bu yaşta bu koca kitabı hem dikkatli, tevâfuklu, hem güzel sıhhatli yazmak, masûmların tâifesinin bir kahramanlığıdır. Kim görüyor, Mâşâallâh der. Buradaki mekteb görmüş hanımlarda bir şevk uyandıracak.
Nazîf kardeşimizin mektûbu ehemmiyetlidir. Hakikaten Amerika’da, siyasete âlet değil; belki dini, din için müteassıbâne iltizam edenler çok vardı. İnşâallâh Asâ‑yı Mûsa’yı alan, o dindarlardandır.
Keçeli Salâhaddin, tam bir Abdurrahman’dır; kahramanlıkta babasından geri kalmak istemiyor. Bizi de ara sıra âdetimize muhâlif olarak dünyaya baktırıyor. Eğer o Amerikalı ehemmiyetli âlim bütün Risale‑i Nuru istese ve neşrine söz verse, sizin meşveretinizle bir mükemmel takım ona vereceğiz.
Nazîf’in mektûbuyla beraber bir mütekâid efendinin vesveseye dair bir suâli var. Eğer o adamın ciddi olarak Nurlara alâkası varsa, böyle suâllere hiç ihtiyacı olmaz. Hikmetü'l‑İstiâze Lem'ası’nı ve Yirmidokuzuncu Söz’ün melâike ve rûhânilerin vücûdlarına dair kısmını okusun. Onun mânâsız ve yüz yerde cevabı bulunan vesvesesi ise, zındık maddiyûnların şimdilik dehşetli vaziyetinden fırsat bulup bir aşılamalarıdır ki; o adam, ondan müteessir olmuş, o suâli sormuş. Ona selâm ederim. Risale‑i Nur, onun her müşkülünü halledebilir. Hàlisâne, teslîmkârâne ona çalışsın, onu dinlesin.
Medrese‑i Nuriyenin eski ve yeni kahramanlarından Marangoz Ahmed’in mektûbu, üç‑dört cihetten beni mesrûr ve minnetdâr eyledi. O medresenin baş talebesi nâmını verdiği Ahmed ise, hem şehîd Hâfız Ali’nin vazifesini yaptığını, hem Süleyman gibi kıymetli kardeşiyle ve küçük kerîmesiyle üç tane Asâ‑yı Mûsa’yı yazmaları ve mübârek Hasan dayının hafîdi olması, beni meraktan kurtardı, hem çok memnun eyledi. Cenâb‑ı Hak, ona şifâ ve onlara muvaffakıyet ve saâdet versin, âmîn Âmîn
208
Merhum Hâfız Mehmed’in iki kardeşi o merhumun vazifesini yapmaları ve Mustafa’nın yazısı, Husrev’in tatlı hattına mutâbık gelmesi, benim nazarımda, yeniden iki Hâfız Mehmed’i bulmuş kadar memnun oldum.
Kahraman Marangozun gayretiyle Gökdereli Hatîb, Risale‑i Nura üç oğluyla beraber talebe olup yazmaya başlamalarıyla; hem onları, hem Marangozu, hem köylerini tebrik ederiz. Ve Marangozun onlara söylediği manzûmesini Lâhika”ya geçirdik.
Atabeyli alîl (kötürüm) Ali Osman’ın yazdığı uzun mektûbu ve Asâ‑yı Mûsa Risalesi ve Nurların neşrinde cidden te'sirli çalışması ve Hizmet‑i Nuriyede çok çalışkan Çilingir Ali ile ve dayısı Hasan’ın ona yardım etmesi ve mübârek hülyaları ve tevâfukları bizleri ferâhlandırdı. Eğirdir kasabasını bana ziyâde sevdirdi. Cenâb‑ı Erhamürrâhimîn onlardan râzı olsun.

101. En ziyâde lehime çalışması lâzım olan bazı vazifedârlar, aleyhimde isti'mâl ve istihdam edildi

Bir Derece Mahremdir
Geçen kışta bana karşı sû‑i kasdların, inâyet‑i İlâhiye ile ve duânızın yardımıyla gelen sabır ve tahammülüm neticesinde akîm kalan plânı pek geniş bir tarzda olduğuna delil ise; bu yakında Reis‑i Cumhûr, Afyon’da demiş: Bu vilâyette din cihetinde bir karışıklık çıkacağını zannederdik…”
Demek, gizli komite beni sıkıştırmakla bir hâdise çıkarmak istiyordular. Bir ecnebî müdâhalesi hesabına ve Müslümanlar ve vatan zararına, bütün bütün kanunsuz ve keyfî bir tarzda, damarıma şiddetle dokunan ihanetler ve sıkıntılarla tâzibleri, onlara dünyada tam zarar, âhirette Cehennem ve sakar; ve bize, dünyada mükemmel sevâb ve zafer; ve âhirette, inşâallâh Cennet ve âb‑ı kevseri kazandırır. Demek bu gizli plânı hey'et‑i vekile ve reis hissetmiştiler ki; buralarda umum memurlar, hattâ vâli ve kaymakam, zâbıta benimle görüşmekten kaçıyor ve ürküyordular. Ben de hayret ederdim. Fakat, elimizde yalnız Nur bulunduğunu ve siyaset topuzu bulunmadığını zerre kadar aklı bulunanlar anladılar.
209
Garîbdir ki, en ziyâde lehime çalışması lâzım olan bazı vazifedârlar, aleyhimde isti'mâl ve istihdam edildi. Nurcular, çok ihtiyat ve dikkat ve temkinde bulunmaları lâzımdır. Çünkü, manevî fırtınalar var; bazı dessâs münâfıklar her tarafa sokulur. İstibdâd‑ı mutlaka dinsizcesine tarafdârken, hürriyet fırkasına girer; onları bozsun ve esrârlarını bilsin, ifşa etsin.
Hem Salâhaddin’in, Asâ‑yı Mûsa’yı Amerikalıya vermesi münâsebetiyle deriz:
Misyonerler ve Hıristiyan rûhânileri, hem Nurcular, çok dikkat etmeleri elzemdir. Çünkü, herhalde şimâl cereyanı; İslâm ve İsevî dininin hücumuna karşı kendini müdafaa etmek fikriyle, İslâm ve misyonerlerin ittifaklarını bozmaya çalışacak. Tabaka‑i avâma müsâadekâr ve vücûb‑u zekât ve hurmet‑i ribâ ile, burjuvaları avâmın yardımına dâvet etmesi ve zulümden çekmesi cihetinde Müslümanları aldatıp, onlara bir imtiyaz verip, bir kısmını kendi tarafına çekebilir.”
Her ne ise, bu defa sizin hatırınız için kaidemi bozdum, dünyaya baktım.
Said Nursî

102. Risale‑i Nur dünyada her cereyanın fevkinde bulunması ve umumun malı olması cihetiyle bir tarafa tâbî ve dâhil olmaz

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Çok ehemmiyetli mektûblarınıza bir tek muhtasar cevaba mecburiyetim var.
Evvelâ: Suâlleri, çok nurlu hakikatlerin zuhûruna vesile olan Re'fet’in, hem masûmlara Kur'ân ve Nurları ders vermesi, hem kendisi Nur Lem'alarıyla meşgul olması, hem tashihâtta bana ve Husrev’e yardım etmesi, hem İstanbul’da Asâ‑yı Mûsa’nın insaflı âlimlerin ellerine geçmesine çalışması, çok şâyân‑ı tebriktir. Ve yeni suâline şimdi cevab verilmez, daha zamanı gelmemiş.
210
Kahraman Burhan’ın Serbest Fırkası’nın reisine verdiği cevab güzeldir. Evet, Nurcular, siyasetlerle alâkaları olmaz. Yalnız îmân hakikatleriyle bütün hayatları bağlıdır. Şimdiye kadar gizli komiteden, siyaseti dinsizliğe ve zındıkaya âlet edenler, istibdâd‑ı mutlakla Nurcuları ezdiler. İnşâallâh, bir sebeb çıkar (Hâşiye) o istibdâdı kıracak, masûm ve mazlum Nurcuları kurtaracak. Fakat çok dikkat ve ihtiyat lâzımdır. Risale‑i Nur, dünyada her cereyanın fevkınde bulunması ve umumun malı olması cihetiyle, bir tarafa tâbi ve dâhil olmaz. Belki mütecâviz dinsizlere karşı haklı tarafa yardımcı olur ve dost olur ve ihtiyat kuvveti hükmünde onlara bir nokta‑i istinâd olur. Fakat siyaset hesabına değil; belki Nurların intişarı ve maslahatı hesabına bazı kardeşler; Nurlar nâmına değil; belki kendi şahısları nâmına girebilir. Hususan, mübârek Isparta’nın şimdiye kadar Nurlar medresesi olması ve muârızların dahi ona çok ilişmemesi noktasında, dâhilde tarafgirâne vaziyet almamak, mu'terizlerin nedâmetine ve hakikate dönmelerine bir vesile olabilir. Siz daha iyi bilirsiniz.
Salâhaddin’in mektûbu, birkaç cihette ehemmiyetlidir. Amerika âlimleri, elbette Asâ‑yı Mûsa Risalesi’ne lâkayd kalmayacaklar. Eğer dini, din için seven kısmının ellerine geçse, fütûhât yapar. Yoksa, bazı enâniyetli hocalarımız gibi, kıskançlık damarıyla neşrine ve tervîcine çalışmaları meşkûktür. Her ne ise İnâyet‑i İlâhiye’ye havâledir.

103. Barla’da bulunduğum zaman tashihât ve te'lif hizmetini yapmamda tahakkuk eden inâyet ve muvaffakıyetin aynen Hüsrev ve yardımcılarında nümûnesi var

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Tahiri’nin İstanbul’a gitmesi, inşâallâh hayırdır. Ve Husrev’in pek çok vazifelerini tamamen yapması Kanâatim geldi ki; Barla’da bulunduğum zaman bütün yazanların tashihâtını ve te'lif hizmetini yapmamda tahakkuk eden büyük inâyet ve hàrika muvaffakıyet, aynen Husrev’de, yardımcılarında dahi nümûnesi var.
211
Sâniyen: Tahiri’nin, Denizli hapsinde, unutulmaz hàlisâne hizmeti ile ve Nurlara sarsılmaz sadâkatiyle ve yanılmaz zekâvetiyle ve çekilmez bahâdırlığıyla, dâire‑i Nurda ehemmiyetli makamı için; bütün bu defaki mektûbunu Lâhika”ya geçirdik. Başta Nurun şâkirdlerinden vâlidesi Zübeyde olarak, akrabasına ve rüfekasına selâm ederim. Cenâb‑ı Hak, onlardan ebeden râzı olsun, âmîn!
Sâlisen: Nesli Kureyşîlerden Ahmed Kureyşî, muhterem pederiyle ve ammizâdesi Ahmed ile Nurların hàs nâşir ve talebelerinden olması, o havâli şâkirdlerinin nâmına Nurlar hakkında güzel manzûm fıkraları Lâhika”ya girdi. Cenâb‑ı Hak, onları muvaffak eylesin, âmîn.
Râbian: Eğirdir kasabasında, isimlerini yazmadığım gayet ehemmiyetli kardeşlerimiz var. Onlara ve Mehmed Sabri gibi büyük santrala istinâden ve Sabri’nin yazısına benzettiğim dikkatli ve güzel ifâdeli bir mektûbu çalışkan ve ciddi kardeşlerimizden Çilingir Ali’den aldım. Onun arzusuyla aynını Lâhika”ya geçirdik. Ona ve onu çalıştırana Mâşâallâh ve Veffakakümullâh deriz.

104. Benden sergüzeşte‑i hayatıma ait sorduğun maddelere gayet kısa ve mücmel işaret edilecek

Azîz, Sıddık, Âlîcenâb Eski ve Yeni Kardeş Yeşil Sâlih!
Benden, sergüzeşte‑i hayatıma ait sorduğun maddelere gayet kısa ve mücmel işâret edilecek. Bir zaman sonra inşâallâh başkalar izâhla cevab verecekler. Fakat tarihe geçmek ve bu asır âlimlerinin içinde kendi âdi şahsımı nesl‑i âtîye göstermek, bildirmek ne isterim ve ne de liyâkatim var. Cenâb‑ı Hakk’a hadsiz şükür ederim ki; beni, bana beğendirmemiş dehşetli kusurlarımı bana göstermiş.
Hem insanlara kendini bildirmek bir şöhret‑perestlik olmasından; bir enâniyet, bir hodfürûşluk, bir riyâkârlık ihtimali var. Bu ise, bizim gibilere tam zarardır.
212
Hem ben, mâdem bu asırda maddeten ve ma'nen münferid yaşamağa ve hayat‑ı ictimâiyeden çekilmeğe mecbur olmuşum; elbette hakkım yoktur ki, hayat‑ı ictimâiyeyi geçirenler içinde tarihe binip istikbâldekilere görüneyim. Yalnız bu cihet var ki; Risale‑i Nur, bu vatana ve bu millete pek büyük menfaati, mahkemelerin ve ehl‑i vukûfların müttefikan kararlarıyla tahakkuk etmiş. Bu nokta‑i nazarda, benim ehemmiyetsiz, bîçâre, perîşan, çok kusurlu şahsiyetim değil; belki yalnız Kur'ânın malı ve meâli olan Risale‑i Nur nâmına, sizin suâllerinize cevab için ben işâretler ederim, sonra da Risale‑i Nur ve şâkirdleri izâhla cevab versinler.
Evvelâ: Otuz sene evvelki hayatımın tarihçesini merhum Abdurrahman yazmış, tab'edilmiş.
Sâniyen: Risale‑i Nurun zuhûr zamanının bir nev'i tarihçesi Eskişehir hapsinin müdafaanâmesiyle (Yirmiyedinci Lem'a olmuş) ve Denizli hapsindeki Müdafaa risaleleriyle (Onbirinci ve Onikinci Şuâ) İhtiyarlar Lem'ası ve Âyet‑i Hasbiye Risalesi ve Onaltıncı Mektûb’la Hücumât‑ı Sitte ve İşârât‑ı Selâse ve İşârât‑ı Seb'a risaleleri gibi Nur eczâları, suâllerinize tafsîlen cevab vermek için mahkeme bana iâde ettiği ve şimdi elimde bulunmayan risaleler bir zaman elinize gelecek. İnşâallâh sizi hiç unutmayacağım. Bu hâlimde bu alâkadarlığınız, benim çok ağır sıkıntılarımı hafifleştirdi. Allah senden râzı olsun, âmîn!

105. Meşhûr duâ‑yı Nebevî olan Cevşenü'l-Kebîrin sevâb ve faziletine dair bir hadîs

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bir bîçâre vesveseli ve hassas ve dinsizlerle görüşen bir adam, meşhûr duâ‑yı Nebevî olan Cevşenü'l‑Kebîr hakkında ve akıl haricindeki sevâb ve faziletine dair bir hadîsi görmüş, şübheye düşmüş. Demiş:
213
Râvi, Ehl‑i Beyt’in imâmlarındandır. Hâlbuki hadsiz bir mübâlağa görünüyor. Meselâ içinde der: Bu duâya Kur'ân kadar sevâb verilir. Hem göklerdeki büyük melâikeler, o duâ sâhibini gördükçe kürsîlerinden inip ona pek büyük bir tevâzu' ile hürmet ederler. Bu ise, aklın ve mantığın mikyâslarına gelmez.” diye, Risale‑i Nurdan imdâd istedi. Ben de Kur'ân’dan ve Cevşenden ve Nurlardan gayet kat'î ve tam akıl ve hikmete mutâbık bir cevab verdim. Size gayet kısa bir icmâlini beyân ediyorum. Şöyle ki, ona dedim:
Evvelâ: Yirmidördüncü Sözün Üçüncü Dalında on aded usûl var, böyle şübheleri esâsıyla keser, izâle eder. Ona bak, cevabını al.
Sâniyen: Her gün bütün ümmet kadar hasenât ona işlenen ve bütün ümmetin saâdetlerine yardım eden ve ism‑i a'zamın mazharı ve kâinâtın çekirdek‑i aslîsi, hem en mükemmel ve câmi' meyvesi olan Zât‑ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, o duânın kendi hakkında o azîm mertebesini görmüş, ona haber veren Cebrâil Aleyhisselâm’dan işitmiş, başkalarını kendine kıyâs etmiş veya edilmiş. Demek o pek fevkalâde ve acîb sevâb, Zât‑ı Ahmediye’nin (A.S.M.) velâyet‑i kübrâsından ona gelmiş. Küllî, umumî değil, belki o duânın mâhiyetinde böyle hàrika bir kıymet var ve ism‑i a'zam mazharı olan zâtın tebaiyetiyle başkalara dahi o sevâb mümkündür; fakat gayet ehemmiyetli şartları var, yalnız okumak kâfî gelmez. Yoksa muvâzene‑i ahkâmı bozar, farzlara ilişir.
Sâlisen: O duâ, nasıl ki Zât‑ı Ahmediye’ye baktığı vakit mübâlağadan münezzeh ve ayn‑ı hakikat oluyor; öyle de: O duâdaki yüzer Esmâ‑i Hüsnâ’nın hakikatlerine baktığı zaman, değil mübâlağa, belki onların nihâyetsiz tecellîlerinden gelmesi mümkün ve gelebilen feyizlerin nihâyetsizliğini göstermek için pek az bir kısmını Muhbir‑i Sâdık (A.S.M.) haber vermiş ve teşvik için mübhem ve mutlak bırakmış. Sonra mürûr‑u zamanla o kaziye‑i mümkine ve mutlaka, bilfiil vâki ve külliye telâkki edilmiş.
214
Râbian: Yirminci Lem'a‑i İhlâs’ta bir adama beşyüz senelik bir genişlikte bir Cennet verilmesine dair olan bir hâşiye var. Ona da bak, gör ki; o koca Cennet’in verilmesi, bilmediğimiz tarzda bir mâlikiyet değil, belki insan nasıl hususî hânesine çok cihetlerle mâliktir, sâhibdir; öyle de, zemin yüzündeki şeylere çok duygularıyla bir nev'i mâliktir, tasarruf ve istifade edebilir. Hem, koca dünyayı, benim hânemdir, bana vermiş ve güneş lambamdır diyebilir.
Demek bazı fevkalhad, hàrika ve akıl haricindeki bir kısım sevâblar, bu mezkûr hakikate bakar.
Hem İslâmiyette her sevâbın, her fazilet‑i a'mâlin en evvel mazharı ve bizlerin bir duâda bir zerre sevâbımızda, o duâda bir dağ kadar sevâb ve feyzi kazanan Zât‑ı Ahmediye (A.S.M.), hususî virdler ve duâlar ve şerîat ve risalet cihetiyle değil, belki velâyet‑i Ahmediye noktasında ve umumî olmayan derslerinde, kendine verilen en yüksek mertebeyi beyân eder. Kendine tam tebaiyet eden hàs vârislerini, o noktalara teşvik eder.
وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِلَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُdedim. O vesvese edip şübhelere düşen adam Lillâhi'l‑Hamd kurtuldu, tam kanâati geldi. Belki sizin bazılarınıza fâidesi var diye size de gönderdim.
Umumunuza binler selâm

106. Neden herkesten ziyâde medreseden çıkanlar Risale‑i Nura sarılmaları lâzım iken, en ziyâde çekinen, onlardan resmî vazifeyi alanlardır?

Bu Fıkra Bir Derece Mahremdir, Yalnız Hàslara Mahsûstur
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Çok defa hâtırıma geliyordu ki: Neden herkesten ziyâde medreseden çıkanlar Risale‑i Nura sarılmaları lâzım iken, en ziyâde çekinen, onlardan resmî vazifeyi alanlardır?”
Şimdi birden hâtıra gelen cevabın bir az kısmını beyân etmek lâzım geldi.
215
Evvelâ: Gizli münâfıklar aleyhimizde büyük makamlarda olanların bir kısmını isti'mâl ederek resmî bir tarzda şiddetli propaganda etmelerinden, bütün resmî memurlar ürkmeye ve çekinmeye mecbur olmuşlar. Onlar içinde dahi enâniyetli ve evhâmlı ve bid'aları kabûl eden hocalar, daha ziyâde çekinmeye başlamışlar; kendilerine bir özür, bir bahâne aramışlar.
Risale‑i Nurdan İşârât‑ı Seb'a’nın bid'acılara şiddetli tokadı ve Sekizinci ve Onsekizinci Lem'a’da İmâm‑ı Ali’nin (R.A.) Ercûze’de, ulemâü's‑sû' hakkında dehşetli tokadı ve bid'alara bir derece ve bir cihette müsâid olan Vehhâbîlik Mezhebini perde altında kabûl edenler, Yirmisekizinci Mektûb’un, Vehhâbîler hakkındaki mes'elenin tokadı ve Kur'ân tercümesini yapan ve Kur'ân yerinde tercümesinin okunmasına cevâz gösterenlere Risale‑i Nurun şiddetli tokatları ve derd‑i maîşet zarûreti ve mevki‑i ictimâîde haysiyetini düşünmeleri sebebiyle hocalar, hattâ İstanbul’un eskide dost hocaları, kaçmağa; ve az bir kısmı, tenkide çalışmaya; hattâ, Âl‑i Beyt ve İmâm‑ı Ali’ye adâvetleri bulunan müfrit Vehhâbîlik hesabına Risale‑i Nurun Âl‑i Beyt ve İmâm‑ı Ali’nin bir manevî hediyesi ve eseri olmasından, i'tirâz etmeye başlamışlar. Fakat biz, İstanbul âlimlerinden kızmıyoruz, belki bir cihette memnunuz Çünkü, başkalara nisbeten ilişmiyorlar.
Hem merhum Fetvâ Emini Ali Rıza ve merhum Ahmed Şîrani ve merhum Şevket Efendi ve merhum Mehmed Âkif gibi insaflı, Risale‑i Nuru fevkalâde takdir ve tahsin eden o muhterem ve merhum zâtların hatırı için biz, İstanbul hocalarına dostuz, onlardan gücenmeyiz. İnşâallâh, bir zaman Yirminci Lem'a‑i İhlâs, kendini onlara okutturacak, o eski dostları da yeni dostlar yapacak.
Kardeşlerim! Herkes sizin gibi sebatkâr olamaz. Perde altında Nurcuların kuvve‑i maneviyelerini kırmak için bazı hocalar vâsıta oluyorlar, aldanmayınız ve sarsılmayınız; ve onlarla münâkaşa etmeyiniz, mümkün oldukça dostâne muâmele ediniz. Biz onlarla kardeşiz deyiniz; ve bu pusuladaki noktaları unutmayınız; sizi aldatmasınlar.
216
Husrev’in himmetiyle dâireye giren ve Nurun yeni şâkirdlerinden, bana mektûb yazan Hatice ve Râbia, hàslar içinde kabûl edildiler. Ve çok alâkadar olduğum Barla’da harâretle Bahri ve evlâdı ve Eyyûb ve Ali ve Mehmed ve Süleymanların gayretleriyle Nurlar dersine çalışmaları, beni sevinçle ağlattırdı. Ben, bütün Barla halkına, hususan Süleymanlar ve Bahri ve Mehmedler ve Mustafalar, eski zamanda Nurlara kıymetdâr hizmet eden Şamlı Hâfız Tevfik ve mübârek Hâfız Hâlid ve imâm Hakkı Efendi ve Muhâcir Hâfız Ahmed ve evlâdı ve ahfâdı ve Şem'i ve bana çok hizmet eden Abdullâh Çavuş ve oradaki komşularıma ricâlen ve nisâen binler selâm ve duâ ederim ve mübârek aylarda duâlarını isterim.
Bahri ve evlâdları üç Asâ‑yı Mûsa yazdıklarını şimdi haber aldım. Muhâcir Hâfız Ahmed ile Barla’da kardeşlerimizin hesabına hem Kâzım’ın, hem berber Mehmed’in ciddi hàlisâne mektûbları Lâhika”ya girmeğe hak kazandılar ve Bahri’nin güzel manzûmesi, küçük bir Medrese‑i Nuriye hesabına tam girebilir.
Medâr‑ı hayret bir latîf inâyettir ki; Büyük Mustafa’yı (R.H.) aynen merhum Abdurrahman gibi hem sadâkatiyle, hem kalemiyle, hem iktidarıyla Nurlara hizmet edeceğini kalbime ihtar edilmesiyle o zamanda Abdurrahman’ın vefâtını unutmaya çalıştım. Hakikaten Küçük Ali, o hâtıra‑i gaybiyeyi kalem cihetinde dahi tam tamına tasdik ettirdi. Kardeşinin kalemini kendisi aldı. Sarı bıçağı, elmas kılıncı yaptı. Demek o zaman, onu da mübârek Mustafa’nın rûhunda hissetmiştim.
Hem Muhâcir Hâfız Ahmed’i, hem bana, hem nurlara alâka ve sadâkat noktasında Nurların birinci talebesi ve fedâkâr bir nâşiri kalben hissetmiştim. Hâlbuki, kalemle hizmete muvaffak olamadı. Çok defa, o gaybî hissimi tahattur ederdim. Sonra, birden hem oğlu Kâzım, hem dâmadı Bahri, hem diğer dâmadı berber Mehmed ondan his ve ümîd ettiğim metînâne hizmeti fevkalâde bir alâka ve sadâkatle tam tamına yerine getirmeye, çalışmaya başladılar. Hattâ hafîdeleri dahi masûm şâkirdler içine girmişler. Umuma selâm.
Said Nursî
217

107. Şan ü şeref ve hodfüruşluk ve kendine güvenmek ve şahsımı beğendirmekten ürküyorum, kaçıyorum ve şahsıma karşı medihlerden hoşlanmıyorum

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddık, Bahtiyar, Vefâkâr, Fa'âl, Sebatkâr Kardeşlerim!
Evvelâ: Tekraren hem sizin Receb‑i şerîfinizi ve Leyle‑i Regâibinizi tebrik, hem Safranbolulu kardeşlerimizin tebriklerine mukàbeleten şühûr‑u selâselerini ve dört leyâli‑i mübârekelerini ve Nurlarla gayet ciddi alâkalarını tebrik ederiz. Ve oranın şâkirdleri nâmına yazılan tebriknâme mektûbunda benim pek çok kusurlu şahsıma verdikleri ünvânları ve senâları, Halîl İbrahim’in bazı mektûbları gibi, ta'dil ile Risale‑i Nura çevirip Lâhika”ya girmesini istedim; fakat şahsım pek sarîh bir tarzda mevzû yapıldığı için yakıştıramadım, şimdilik geri kaldı.
Kardeşlerim! Kat'iyyen biliniz: Şân ü şeref ve hodfürûşluk ve kendine güvenmek ve şahsımı beğendirmekten ürküyorum ve kaçıyorum ve şahsıma karşı medihlerden hoşlanmıyorum. Yalnız Risale‑i Nura karşı sadâkat ve kanâate bir emâre olmak cihetiyle, bazı müfritâne tâbirleri, ya hatırları için veya hüsn‑ü zanlarını kırmamak fikriyle kısmen ta'dil ile kabûl ve sükût ederim. Fakat iki İhlâs Lem'aları ve mesleğimizin hıllet ve ihlâs ve uhuvvet esâsları, bu tarz medihlere müsâade etmez. Hem, bu benlik ve enâniyet asrında ve şöhret‑perestlerin nazarında Nurların sâfiyetine ve hàlisiyetine zarar verebilir.
Sâniyen: Hıfzı’nın iki masûmunun yazdıkları Asâ‑yı Mûsa ve Rehber ve Küçük Sözler bizi mesrûr eyledi. Yüz Mâşâallâh. Böyle binler Nurcu masûmlar, istikbâli nurlandıracaklar.
Said Nursî
218

108. Bu şuhur‑u mübarekede Nurcuların şirket-i maneviyesine inşaallah pek çok kudsî servet girecek

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bu şühûr‑u mübârekede, Nurcuların şirket‑i maneviyesine inşâallâh pek çok kudsî servet girecek. Herbir Nurcu, binler lisânla ve yüzer kalemle çalışacak gibi kâr kazanacak. Ve bu mübârek ve çok bereketli aylarda beş tarzda ibâdet sayılabilen kalemle Zülfikàr (Mu'cizât) Mecmuası’na hizmet edenler, tam bahtiyardırlar. Fakat yazıdan ziyâde, sıhhatine dikkat etmek lâzım ve elzemdir. Bugün de tatlı iki mânidâr tevâfuku gördüm. Kanâatim geldi ki; benim bugünlerde zahmetler içinde Asâ‑yı Mûsa tashihinde sıkıntılarıma mukâbil, inâyet‑i İlâhiye ücretimi ve ta'yinâtımı şirin bir sûrette veriyor.
Birisi: Kahraman Tahiri’nin teberrük olarak getirdiği tatlı lokmalar, acîb bir bereketle, her gün ikişer üçer yediğim hâlde bitmiyordu. Hayret ederdim. Bugün âdetimle iki alacaktım; baktım yalnız iki tane kalmış; iktisad için birisini aldım. Aynı saatte, Hıfzı’nın iki masûm evlâdının, bir kutu içinde yazdıkları nüshalar altında şekerden, ekmekten, aynen Tahiri’nin lokmaları gibi, hem onun mikdarında elime verildi. Ben, bu tatlı tevâfuktan zevk alırken, dünkü gün, aynı saatte çok harâretim vardı, çok su içiyordum. Canım, üryani erik hoşafı istedi. Ben bilmiyordum, unutmuştum; şiddetli bir arzu ile harâretimi teskin edecek eskide alıştığım ve çok isti'mâl ettiğim üryani erik, bir kutu içinde ve Âsiye’nin hàs arkadaşlarından Nurcu Şerîfe Hanımın şekeriyle elime verildi. Ben de bu çok tatlı tevâfukun hatırı için hem masûmların, hem onların teberrüklerini yüz misli kadar kabûl ettim.
Umumunuza binler selâm.
Said Nursî
219

109. Nur'un hizmeti, hem maişet, hem rahat‑ı kalbe yardım ettiği gibi, ibadet-i tefekkürî nev’inden olması cihetiyle, mübarek ayların sevaplarına büyük yardımı olur

Azîz, Sıddık, Sarsılmaz, Usanmaz, Çekinmez, Çekilmez Kardeşlerim!
Evvelâ: Bu yaz, derd‑i maîşet cihetiyle ve bu şühûr‑u selâse, ibâdet haysiyetiyle bir derece Nurların kitabetine fütûr verebilir diyenlere beyân ederiz ki: Bil'akis, yazmağa şevk verir ve vermek gerektir. Çünkü Nurun hizmeti; hem maîşet, hem rahat‑ı kalbe bereketleriyle yardım ettiği gibi; ibâdet‑i tefekkürî nev'inden olması cihetiyle, mübârek ayların sevâblarına büyük yardımı olur.
Sâniyen: Nurun bir şâkirdi bana dedi ki: Geçen sene daha Nurlar bize teslîm olmadan ve hususî bir iâde neticesinde burada rahmet dahi hususî bir derece tezâhürüyle demiştin ki: Ne vakit tam serbestiyetle Nurlar okunsa ve yazılsa ve bize iâde edilse, yağmurla, rahmet tam olacak.’ haber vermiştin. Hakikaten bu baharda hem Asâ‑yı Mûsa her tarafta merakla yazılması ve okunması, hem Zülfikàr (Mu'cizât) yazılmasına şevkle başlanması bu emsâlsiz rahmete bir vesile olduğuna kat'î kanâatim geliyor .” dedi.

110. İnşaallah yine Nurlar, Nurcuların lâyık elleriyle kalemleri gibi tab’ ve neşredilecek; yabanî ve lâyık olmayanlara muhtaç olmayacak

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Husrev’le bir rûh iki cesed ve kendisi, bahâdır biraderiyle Nur hizmetinde çok ehemmiyetli mevki alan kahraman Rüşdü’nün acîb bir el makinesini Nurlar için celbine çalışması, ehemmiyetli bir fütûhât‑ı Nuriyenin mukaddimesidir. İnşâallâh, yine Nurlar, Nurcuların lâyık elleriyle kalemleri gibi tab' ve neşredilecek; yabânî ve lâyık olmayanlara muhtaç olmayacak. Fakat herşeyden evvel sıhhatli ve yanlışsız ve güzel bir tarzda makine ile, mümkün ise evvel eski harfle yazılsa, sonra yeni harfle daha münâsibdir. Sizlerin isabetli tedbirinize havâle ediyoruz.
220
Sâniyen: Konyalı Sabri’nin Re'fet’e yazdığı mektûbunu gördüm, ondan bildim ki; bu Sabri, öteki Sabri gibi gayet hàlis ve samîmî ve çalışkan bir Nurcudur. Bin Bârekallâh hem ona, hem onu teşvik ve teşci' eden ve hocaların yüzlerini ak eden Konya âlimlerine. Başta müfessir mübârek Hoca Vehbi olarak onlara ve oradaki Nur şâkirdlerine çok selâm ederiz ve bu mübârek şühûr‑u selâsede duâlarını isteriz.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪يSaid Nursî

111. Risale‑i Nur bu millete her gün ekmek gibi lazımdır

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Sekiz sene çoluk ve çocuğuyla sadâkatle bana hizmet eden; ve evlâd ve ahfâd ve refîka ve damatlarıyla Nurlara ciddi çalışan; ve ders ve va'zlarını bütün Nurlardan veren; ve vefâtından on dakika evvel dünyaca en ehemmiyetli vasiyeti, kendinin Nur Risalelerini tekmîl için Şamlı Hâfız’a ricâ eden, vefâtından iki gün evvel bana mektûb yazıp benim aynı vakitte Sava’yı Barla’ya tercih ederek Sava mezaristanında defnimi arzu ettiğimi sizlere yazdığımı, sadâkatin kerâmetiyle hissedip bana mukàbele ve i'tirâz tarzında o mektûbunda der:
Sen Barla’yı ikinci vatanımdır dediğin hâlde, neden ona gelmiyorsun, başka yerleri tercih edersin? İbtidâ‑i Medrese-i Nuriye Barla’dır, senin mezarın orada olmalı.” diye bana ihtar etti. İki gün sonra size yazdığım daha size yetişmeden onun mektûbunu, hem Şamlı Hâfız ikinci sahifesinde yazdığı vefât haberini aldığım merhum Muhâcir Hâfız Ahmed’in (R.H.) dünyadan göçmesi, aynen Abdurrahman gibi beni çok sarstı, ağlattırdı, ﴿اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ dedirtti. Binler rahmet onun rûhuna insin âmîn! Kabri de hânesi gibi Kur'ân ve Nurun bir menzili olsun âmîn! Şübhem kalmadı ki; bu zâhir sadâkat kerâmeti, Nurcuların îmânla kabre gireceklerini isbât ediyor ve hüsn‑ü hâtimeye mazhardırlar. Benim tarafımdan onun akrabasını tâziye ediniz. Ve ben bütün duâlarımda onu hissedar ediyorum diye tebliğ ediniz.
221
Sâniyen: Kardeşimiz Re'fet bana yazıyor ki: İstanbul’da Nurlara çok ihtiyaç var ve ekmek gibi herkes muhtaçtır. Ve kardeşlerimizden ve Nurlarla çok alâkadar ve çok okumuş ve Nurcu olan Yeşil Şemseddin, Nurun hakikatlerinden ders verdiğinden; va'zında binlerle adam bulunur.”
Hem Re'fet der: Bundan anlaşılıyor ki; Risale‑i Nur, bu millete her gün ekmek gibi lâzımdır.
Hem bir kısım Nurları, ehemmiyetli zâtlara vermiş ve Zülfikàr Mu'cizât’ın benim tashihimden geçmiş bir nüshasını istiyor.
Umuma birer birer selâm ve duâ ederiz ve duâlarını isteriz.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪يSaid Nursî

112. Her tarafta Nurlara kuvvetli ve kesretli eller sahip çıkıyorlar ve tam muhafaza ve neşrine çalışıyorlar, elbette ben bir parça istirahat etsem tenbellik olmaz

Husrev’i tashihte ve tevzî'de ve tedbirde ve muhâberede ve Nurların neşir ve yetiştirmesinde tebrik; ve muvaffakıyetine duâ ederiz. Bu ehemmiyetli vazifelerle beraber; yine o şirin ve parlak kaleminin yazılarını çok nüshalarda görüyoruz; hem müstakil nüshaları da yazıyor, mektûbundan anlıyorum.
Şimdi birden Medrese‑i Nuriyenin (Sava) Hacı Hâfız Mehmed, merhum Hâfız Mehmed ve kardeşleri ve Mehmedleri ve Ahmedleri ve masûm Nurcuları ve mübârek ihtiyar ve sâir kahramanları şâkirdlerini düşündüm. Hayatım müddetince ona yakın olmak bütün canımla istedim ve vefâttan sonra onların mezaristanında defnolmamı arzuladım.
Birden ihtar edildi ki:
Gerçi Medresetü'z‑Zehrâ’nın merkezi olan Isparta Vilâyetinde maddeten bulunmak çok cihetle fâideli, saâdetlidir; fakat Nurun mesleği ve Nurcuların meşrebi cihetiyle dâima berabersiniz. Zaman ve mekân, perde olamazlar. Şarkta, garbda, şimâlde, cenûbda, dünyada, berzahta bulunsanız, ma'nen bir mecliste, beraber sayılırsınız. Onların manevî yardımları dâima birbirine oluyor ve sana da gelir.” diye beni teskin etti.
222
Ben dedim: Mâdem şimdi her tarafta Nurlara kuvvetli ve kesretli eller sâhib çıkıyorlar ve tam muhâfaza ve neşrine çalışıyorlar, elbette ben bir parça istirahat etsem tenbellik olmaz.

113. Bu sene Berat Gecesi, Nurcular hakkında çok bereketli ve kerametli olduğuna bir emaresini hayretle gördük

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Geçen mübârek Leyle‑i Berât’ınızı ve gelecek Ramazan‑ı Şerîfinizi tebrik ederiz. Bu sene, Berât gecesi, Nurcular hakkında çok bereketli ve kerâmetli olduğuna bir emâresini hayretle gördük. Şöyle ki:
Ben, Berât gecesinden az evvel Asâ‑yı Mûsa tashihiyle meşgul iken; bir güvercin pencereye geldi, bana baktı. Ben dedim: Müjde mi getirdin?” İçeriye girdi, güyâ eskiden dost idik gibi hiç ürkmedi. (Hâşiye) Asâ‑yı Mûsa üstüne çıktı, üç saat oturdu; ekmek, pirinç verdim, yemedi; akşama kaldı, sonra gitti, tekrar geldi. Berât gecesinde, sabaha kadar yanımda kaldı. Ben yatarken başıma geldi, Allah’a ısmarladık nev'inden başımı okşadı, sonra çıktı gitti. İkinci gün, ben teessüf ederken, yine geldi; bir gece daha kaldı. Demek bu mübârek kuş, hem Asâ‑yı Mûsa’yı, hem Berâtımızı tebrik etmek istedi.

114. Feyzi ve Emin’in Üstadlarının Kastamonu’daki hayatımın tarihçesini, hüsn‑ü zanla haddimden çok fazla senâlarını tebdil etmeyerek kabûlümün sebebi

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Kastamonu Husrev’i ve Süleyman Rüşdü’sü olan Mehmed Feyzi ve Emin’in, üstadlarının Kastamonu’daki hayatının bir tarihçesini, hüsn‑ü zanla haddimden çok fazla senâlarını tebdil etmeyerek kabûlümün sebebi şudur ki:
223
Bugünlerde Afyon’un büyük memuru, bir çavuşu bana ihanete vâsıta yapıp güyâ teveccüh‑ü âmmeyi hakkımda kırarak; bu vilâyet, Denizli, Isparta gibi Nurlara tam sâhib çıkmasın ve Nurlar parlamasın. Gerçi ben tahammül ettim, fakat buranın yeni şâkirdlerinin teessürlerinden müteessirdim. Düşünürken, Mehmed Feyzi’nin bu samîmâne ve âlimâne, hürmetkârâne mektûbu o herifin ve o âmirinin ihanetlerini yüzlerine vurup hiçe indirerek, teessürâtımı tam sildi, süpürdü. Binler derece o iki bedbahttan yüksek olan iki Nurcunun böyle medih ve hürmetleri, onların kanunsuz cebir ve ihanetlerinin aynı zamanda tam tamına tevâfuku; Feyzi ve Emin’in sadâkatlerinin bir kerâmeti olduğuna kanâat ettiğimdir.

115. Risale‑i Nur bir vesile-i def-i belâdır; ta’tile uğradıkça, belâ fırsat bulup gelir

Kardeşlerim!
Şimdi tebeyyün etti ki: Beni karakola çağırmak, lüzumsuz bahânelerle beni hükûmete celbetmekte maksad, ihanet ve halkın nazarında ehemmiyetsizliğim ve bana müttehem vaziyeti vermek içindi. Şimdi tahammülüm kalmadı. Mümkün oldukça oraya beni çağırmamak lâzımdır. Ceza hâkimini görünüz. Bana bir da'vâ vekili tarzında bir adamı bulunuz; benim bedelime lüzum olsa karakola gitsin. Yirmibeş sene münzevî bir adam, böyle ihanetkâr insanlarla görüşmek, işkenceli bir azâbdır. Ben, sekiz sene, Kastamonu’da, bir tek defa vâlinin ısrarıyla yanına ve iki defa da polishâneye gittim. Burada sebebsiz on defadan geçti. Ben, daha gidemem. Hem, doktordan bir rapor alınız; yoksa, bu şehre maddî ve manevî zarardır.
Husrev’in, müdafaâtımda yazılan dört zelzele mes'elesini tasdik eden bu geceki şiddetli dört defa zelzele, bana ve nurlara ve bu memlekete kat'î bir sû‑i kasd eseri olarak hükûmet içinde hizmetçime bağırarak bana tahkîrkârâne ihanet ve şetmedip Git ona söyle!” diyen ve kaymakamın emr‑i cebrîsiyle Hasta da olsa buraya getiriniz!” bekçilere ve jandarmalara emir veren ve Afyon’un perde altındaki büyük memura dayanan Emirdağ zâbıtası, hem Nur şâkirdlerinin şevklerine, hem Nurların burada yazılmasına, hem bana ehemmiyetli sıkıntı vermesi, aynı vakitte böyle burada görülmeyen bu şiddetli zelzelenin gelmesi gösteriyor ki; Risale‑i Nur, bir vesile‑i def'-i belâdır; ta'tîle uğradıkça, belâ, fırsat bulup gelir.
224
Nurlara az zamanda çok hizmet eden Mustafa Osman’ın gayet tevâzu'kârâne ve mahviyetkârâne mektûbu, tam onun hàlisâne sadâkatini ve ihlâsını isbât edip onbeş senelik hàslarla omuz omuza geldiğini gösterir. Zâten yazdığı Asâ‑yı Mûsa Mecmuası, kuvvetli bir delildir. İşte bu dakikada bunu yazarken, yine hafif zelzele başladı.

116. Emirdağ zabıtasıyla bir hasbihaldir

Emirdağı Zâbıtasıyla Bir Hasbihâl
Hem insaniyet nâmına istediğim bir hukukuma karşı yapılan, hayretimi mûcib acîb bir muâmelenin sebebi nedir?” diye bir suâlim var.
Birincisi: Bir seneden beri sakladığım şekvâmı vermedim. Şimdi zâbıtanın vâsıtasıyla Ankara makàmâtına vermek üzere bir zâta gönderdik. Dedim: Afyon Emniyet Müdürü insaflıdır. Ona da bir sûret elden gönderdim. Ondan istirahatime dair bir eser beklerken, bil'akis beni sıkıştıran zâtlara yazmış: Bu güzel yazı onun değil. Kim yazmışsa tahkîk ediniz.”
Acaba çok kuvvetli ve ayn‑ı hakikat o şekvâyı nazara almayıp lüzumsuz, ehemmiyetsiz, zararsız bir yazıyı merak etmek, benim istirahatimi bozmak; bin liraya ehemmiyet vermemek, beş paraya çok ehemmiyet vermek gibi olmaz ? Yüzotuz risalelerden binler nüshaları ayrı ayrı yazılarla üç mahkeme inceden inceye tedkikten sonra ve onları yazanların mühim bir kısmı benimle beraber mahkemede bulunmaları ve zerre kadar medâr‑ı mes'ûliyet olmadığı hâlde, Kim ona yazıyor diye tahkîk ediniz.” demek yüzünden bir kanun, bir maslahat var ? Bir bîçâreyi bu bahâne ile karakola çağırmak, endişe vermek; ve bilhassa benim ihbarımla istemek ne lüzumu var? İşte ben size haber veriyorum: Eğer arzu etsem, binler adam yazılarımı yazacaklar; hem her tarafta millet ve vatan menfaatine yazıyorlar.
İkincisi: İnsaniyet nâmına sizden isterim ki, bayrama kadar benim yüzümü dünyaya çevirmeyiniz. Ben sizi düşünmediğim gibi; siz dahi beni unutunuz. Bu mübârek aylarda benim gibi dünyadan küsmüş bir bîçâreyi âhiret zararına gayet ehemmiyetsiz dünya işleriyle meşgul etmeye mecbur etmeyiniz.

117. Eğer Nur'un buradaki küçücük medresesinin kapısını kırsaydılar, elbette tokat ciddi olacaktı, yalnız ihtar için olmayacaktı

Bu mânidâr yeni zelzeleyi merak ettim. Kalben dedim: Eğer sâir yerlerde bu şiddetle olmuşsa, her hâlde Nur şâkirdlerine dahi yine bir tecâvüz var. Yoksa benim yalnız mektûbumla alâkadardır? diye sordum. Dediler: Yalnız Ankara hafif, Afyon ve Eskişehir ve bu Emirdağ’ında ve en şiddetlisi bu kasabada olmuş. Fakat medâr‑ı hayrettir ki, dört defa şiddetli olduğu hâlde, hiçbir zarar olmadı. Bunun bir hikmeti budur:
225
Kat'î emir verilmiş ki: Said’i cebren hükûmete getiriniz!”
Bekçiler ve bir onbaşı gelmişler. Kapımı kapamıştım, kilitlemiştim. Onlar demişler: Biz istifâ ederiz, onun kapısını kırmayacağız.” Dönmüşler, gitmişler.
Demek bu hususî zelzele müdafaâtımdaki zelzeleler gibi Risale‑i Nurla alâkadardır ki, bu defa hususî kaldı, hem şiddetiyle beraber zararsız geçti.
Eğer Nurun buradaki küçücük medresesinin kapısını kırsaydılar, elbette tokat ciddi olacaktı; yalnız ihtar için olmayacaktı. Gerçi bu taarruz cüz'î ve hafif idi, fakat ben gizlemem ki, hiç bu defa gibi damarıma dokunmamıştı. Fakat Nur ve Nurcuların hatırı için, hàrika tahammül ettim. Çünkü o bedbaht, hükûmette, vazife sandalyesinde bana şetmedip hizmetçime der: Git, ona söyle!” Hükûmetin nüfûzunu serseri şahsına mal ederek meydân okumuş ve Eski Said’in bende irsiyet kalan damarıma çok ilişti. Fakat fevkalâde ehemmiyetli olan sükûn ve temkin ve îtidâl‑i dem ve sabır ve tahammülün kat'î lüzumu beni teskin etti.
Sâlisen: Marangoz, merhum Barlalı hàrika sadâkatli Mustafa Çavuş’un tam yerine geçen Medrese‑i Nuriyenin tam çalışkan kahramanlarından Marangoz Ahmed’in benim için Sava’nın Davraz Dağı’nda berzahî ve uhrevî bir menzil, bir mezar düşünmesi ve yazması, beni çok sevindirdi ve hazînâne ağlattırdı.

118. Bir aydan beri burada hiç yağmur gelmiyordu ve kalbimiz dahi malum taarruzdan Nurculara gelen füturdan ağlıyordu

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Tekrar mübârek Ramazanınızı tebrik ederiz. İki kahraman kardeşin ve Mu'cizât‑ı Ahmediye’de yedi çocuğun bir cihette bir sekizincisi hükmüne geçen Süleyman Rüşdü’nün mübârek kerîmesinin makine ile Zülfikàr (Mu'cizât)’a çalışmasını ve Husrev ve Tahiri’nin şirin ve dikkatli yazılarını teksir etmeğe; fedâkârâne derûhde etmelerini bütün rûh u canımızla onları tebrik ederek, şimdiye kadar pek fevkalâde Nurlara ettikleri kıymetdâr ve meyvedâr sâbık hizmetlerine karşı, Risale‑i Nur hesabına binler Mâşâallâh ve Bârekallâh ve Veffakakümullâh deriz. (Hâşiye) .
226

119. İnebolu kahramanlarının tebrik ve mektuplarında iki tevafuk ve iki kuşun garip ziyaretleri çok manidardır

Azîz, Sıddık, Fedâkâr Kardeşlerim!
İnebolu kahramanlarının tebrik mektûblarında iki tevâfuk ve iki kuşun garîb ziyaretleri çok mânidârdır. Evet, benim bir tek mektûbumu yazan bir tek adamın hükûmetçe araştırılması ve ehemmiyetle bakılması tazyîki zamanında, şahsımdan binler derece daha ziyâde konuşan ve te'sirli ders veren Risale‑i Nurun, Zülfikàr (Mu'cizât)”ın bin nüshaları ve bin dille ve binler mektûbatıyla şimdiye kadar çok rakìbleri bulunan ve takib edilen ve mümâşâta tenezzül edemeyen Ahmed Nazîf’in kalemiyle serbest ve mümânaat görmeden yazılmasına değil yalnız kuşlar, belki melekler ve rûhânilerden bir kısım, temessül edip bu hàrika muvaffakıyeti tebrik etseler, yine çok değil. Biz dahi o küçük Isparta kahramanlarına binler Bârekallâh ve Mâşâallâh ve Veffakakümullâh deriz. Bütün rûh u canımızla onları tebrik ederiz ve bu pek büyük vazifede ihtiyat ve dikkatin lüzumunu ihtar ederiz.
227

120. Senin yazdığın kesretli risaleler, senin bedeline Nurların neşrine hizmet ederler

İnebolu civarında bulunan ve Nurlara güzel kalemiyle çok hizmet eden kardeşlerimizden Mehmed Zekeriya’nın bir mektûbunu aldım. Endişelerimi izâle edip beni mesrûr eyledi. Şimdi Nurların bir vazifesi olan çocuklara Kur'ân okutmak ve îmân derslerini vermek hizmetiyle meşgul olduğunu yazıyor.
Ona yazınız ki: Bu hizmetin, aynen eskide Nurlara çalışmanız gibi kıymetlidir. Hem, senin yazdığın kesretli risaleler, senin bedeline Nurların neşrine hizmet ederler. Merak etmesin; o, eski makamını muhâfaza ediyor.

121. Bugünlerde rahatsızlık için Evrad‑ı Bahaiye'yi ezber değil, kitaba bakarak okudum

Bugünlerde rahatsızlık için Evrâd‑ı Bahâiye”yi ezber değil, kitaba bakarak okudum. Âhirinde ihtitam‑ı Bahâiye olan hâtimesini bilemediğimden, eskiden beri okumuyordum. Haydi bir defa bunu da okuyayım dedim. Gördüm ki: Bir sahifede ve uzun altı buçuk satırında, ondokuz defa nur, nur, nur kelimeleri Kat'î kanâatim geldi ki Şah‑ı Nakşibend, Gavs‑ı A'zam gibi Risale‑i Nuru ve kudsî hizmetini keşfen müşâhede edip tahsinkârâne haber vererek ona işâretler ediyor. Ben de, yalnız o altı satırı ve baştaki satırı ve âhirdeki satırı ile otuz senelik Bahâiye virdime, o meleklerin, Nurların intişarına muâvenetleri niyetiyle, ilhâk eyledim.

122. Isparta’nın acib yangınında musibetzedelerin elemlerine ben cidden iştirak ediyorum

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Isparta’nın acîb yangınında musîbet‑zedelerin elemlerine ben cidden iştirâk ediyorum. Çünkü müteaddid vecihle ben Ispartalı olduğum gibi; o mübârek şehir, taşıyla, toprağıyla nazarımda çok ehemmiyeti var; ve Nurların Câmiü'l‑Ezher’i ve Medresetü'z‑Zehrâ’sının merkezi hükmündedir.
228
Benim tarafımdan o musîbet‑zedelere deyiniz ki: Nass‑ı Hadîsle, böyle musîbetlerde, ehl‑i îmânın zâyi' olan malları tam sadaka hükmündedir. Hususan bu zamanda, yüz sadaka kadar o fânî malları, bâkî ve daha çok ebedî mallara inkılâb ederler. Onun için sabır içinde bir cihette şükretmek gerektir. İnşâallâh, dünyada dahi o keffâretü'z‑zünûb olan zâyiâtın yerine Erhamürrâhimîn ihsân eder. Geçmiş olsun, başınız sağ olsun, fâidesiz merak etmeyiniz deyiniz.
Sâniyen: Bu çeşit kazâların bir sebebi, beşerin çirkin bir hatâsı bulunmasından; bu Ramazan‑ı Şerîfin hürmetini ve kıymetini muhâfaza etmek ve Nurları himâye etmeye, her yerden ziyâde Nurların menba'ı ve medresesi olan Isparta borçludur ve vazifesidir. Ve sefâhetlere karşı Şeâir‑i İslâmiyeyi muhâfaza etmekle mükelleftir.

123. “Levlâke levlâk…” beyanı doğrudan Resulullah’a (asm) bakar… Senin şimdi vazife‑i resmiye cihetiyle çocuklara Kur'ân-ı Azîmüşşan’ı okutmanı bütün ruh u canımla tebrik ediyorum

Hem meselâ: لَوْلَاكَ لَوْلَاكَ لَمَا خَلَقْتُ الْاَفْلَاكَ beyânında Bu hitâb zâhiren Hazret‑i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’a müteveccih ise de, zımnen hayata ve zevi'l‑hayata râci'dir.” fıkrası, ta'dile muhtaçtır. Çünkü: Küllî Hakikat‑i Muhammediye (A.S.M.) hem hayatın hayatı, hem kâinâtın hayatı, hem ism‑i a'zamın tecellî‑i a'zamının mazharı ve bütün zîrûhların nuru ve kâinâtın çekirdek‑i aslîsi ve gaye‑i hilkati ve meyve‑i ekmeli olmasından, o hitâb, doğrudan doğruya ona bakar. Sonra hayata ve şuûra ve ubûdiyete onun hesabına nazar eder.
229
Hem meselâ: Felsefeye temâs eden bazı cümleler, Mürûr‑u zamanla kabuk bağlamış, sonra toprağa inkılâb etmiş, sonra nebâtât husûle gelmiş, sonra hayvanat vücûda gelmiş.” gibi tâbirler, icâd ve hilkat‑i İlâhî noktasında felsefîdir ki, Risale‑i Nurun san'at ve icâd‑ı İlâhî cihetindeki beyânâtına münâsib düşmüyor.
Kardeşim Abdülmecîd!
Her ne ise, bu küçücük kusurla beraber sen, haşir hakkında, Nurun emsâlsiz hüccetlerinden tam ve mükemmel bir ders alıp, Eski Said’in mümtâz bir şâkirdi olduğun gibi; inşâallâh Risale‑i Nurun dahi mükemmel bir şâkirdi ve dikkatli bir muallimi olacağına kuvvetli bir hüccettir. Ben müsâid bir vakitte bazı kelimeleri ya ıslah veya ta'dil ederek Haşir Mes'elesine Bir İzâhlı Hâşiye nâmında Lâhika”ya dercetmek için senin gibi Nurdan tam ders alanlara göndereceğim. Sen evlâdlarınla beraber başta Fuâd, her gün duâlarımda ve manevî yanımda bulunuyorsunuz. Ve senin şimdi vazife‑i resmiye cihetiyle çocuklara Kur'ân‑ı Azîmü'ş-Şân’ı okutmanı bütün rûh u canımla tebrik ediyorum. Bin Bârekallâh derim.
Hem civarınızda, hem memlekette bütün dost ve akrabalara selâmımı tebliğ ediniz. Şimdi Zülfikàr (Mu'cizât) ve Asâ‑yı Mûsa Mecmuaları teksir makinesiyle iki merkezde tab'edilmesinden sen bütün kuvvetinle ve tashih cihetinde güzel kalemin ile ve dikkatli ilmin ile tam alâkadar ol.
KardeşinizSaid Nursî

124. Benim yanıma çok defa gelen bu hemşirelerimin masum evlatları, Nur Şakirdlerinden masumlar dairesinde dâhildirler

Re'fet ameliyât oldu mu? Ne hâldedir? Merak ediyorum. Ona, çok duâ edildi. Savalı kahraman Ahmed’in kerîmesi Hatice’nin yazdığı Asâ‑yı Mûsa Mecmuası’nı kahraman Tahiri, İstanbul’da birisine emâneten bırakmış. O nüsha hanımları Nurculuğa teşvik ettiği için zâyi' olmasın. Muattal kalmışsa, lüzum kalmamışsa bana gönderilsin.
230