Risale-i Nur'da ara ve doğrudan okumaya geç
174

78. Hakkımızda ve Risale‑i Nur hizmetinde inayet-i Rabbaniye ve tevfikat-ı Samedaniye devam ediyor

Azîz, Sıddık Kardeşlerim ve Mübârek Vârislerim ve Emin Vekillerim!
Evvelâ: Size kat'î haber veriyorum ki; hakkımızda ve Risale‑i Nur hizmetinde, inâyet‑i Rabbâniye ve tevfikat‑ı Samedâniye devam ediyor. Zâhiren çirkin perdeler altında, gayet güzel neticeler var. Bir zararımıza bedel, yüz menfaat bizlere ihsân ediliyor. Onun için, geçici, muvakkat sıkıntılara ve sarsıntılara ehemmiyet vermemek lâzımdır.
Sâniyen: Mümkün olduğu kadar Asâ‑yı Mûsa Mecmuası’nı yazmakta fütûr ve tevakkuf verilmesin. O kudsî birinci vazifenin pek çok ehemmiyeti var. وَبِهِ الظُّلْمَةُ انْجَلَتْ Onun hakkında İmâm‑ı Ali (R.A.) demiş.
Size iki Ali’nin ondört parça mübârek risalelerini tashih edip posta ile gönderdim. Burada hem beni, hem talebeleri şevk ile tam çalıştırdılar. Kastamonu’da imdâdıma geldikleri gibi, burada dahi o iki kahraman yine imdâdıma yetiştiler.
Sâlisen: Ben burada gerçi pek çok sıkılıyorum. Fakat sizlerin fütûrsuz çalışmanızı düşündükçe ve iştiyakla beklediğim mülâyimâne ve tesellîkâr mektûblarınızı gördükçe, o sıkıntılar gider, bazen sevinçlere inkılâb ederler. Benim mektûblarımı yazan, şimdilik yanıma gerçi gelemiyor, fakat şahsî hizmetten başka, Risale‑i Nura ait üç‑dört vazifesi var. Onları mükemmel yapıyor.
Hem, benim hususî işlerimi de kapıya gelip anlar, gider; onları da yapar.
Râbian: Sâir yerlerdeki kardeşlerimiz Asâ‑yı Mûsa yazmasına başlamışlar ? Bu birinci vazifeyi eskiden yapan ve yanında mevcûd bulunan zâtlar, bir cild içine alıp; ikinci vazife‑i îmâniye olan mu'cizâtları zeyilleriyle beraber tedârikine başlasınlar. Veyâhut geri kalanlara yardım etsinler. Elinden geldiği kadar güzel ve tashihli yazılmalı.
175
Hâmisen: Âlimlerden sonra muallimler risaleye ihtiyaçlarını hissetmeye başladıklarına çok emâreler var. Bir emâre budur: İstanbul’da din konferansında okumak niyetiyle Âyetü'l‑Kübrâ risalesini istemeleridir.
Re'fet kardeş! Sen de çok safâlar geldin ve Risale‑i Nur yazısı ile meşguliyetin beni cidden sevindirdi. Hulûsi ve Sabri gibi senin de suâllerinin Risale‑i Nurda ehemmiyetli neticeleri ve tatlı meyveleri var. Senin yanında bulunan ve risalelerde kaydedilmeyen ilmî parçaları münâsib yerlerde veya Lâhika”da yazarsınız.
Kardeşlerim, Asâ‑yı Mûsa Mecmuası’nın yazmasında bir tedbir hâtırıma geldi. Taksimü'l‑a'mâl ile beş‑altı zât, aynı kıt'ada herbiri bir kısmını yazsın; daha çabuk ve daha kolay olur. Hem usandırmaz, hem büyüklüğü için yazmak cesâretini kırmaz. Tahmin ederim ki, bu çok ehemmiyetli vazife‑i Nuriye tam ileri gitmemesi bu sebebdendir. Yazısı güzel olanlar, herhalde bu yeni tedbir ile o vazifeye çalışmalı.
Kardeşlerim! Çok dikkat ve ihtiyat ediniz Sakın sakın hocalarla münâkaşa etmeyiniz mümkün olduğu kadar musâlahakârâne davranınız enâniyetlerine dokunmayınız bid'at tarafdârı da olsa ilişmeyiniz. Karşımızda dehşetli zındıka varken, mübtedi'lerle uğraşıp, onları dinsizlerin tarafına sevketmemek gerektir. Eğer size ilişmek için gönderilmiş hocalara rastgelseniz, mümkün olduğu kadar münâzaa kapısını açmayınız. İlim kisvesiyle i'tirâzları, münâfıkların ellerinde bir sened olur. İstanbul’da, ihtiyar hocanın hücumu ne kadar zarar verdiğini bilirsiniz. Elden geldiği kadar Risale‑i Nur lehine çevirmeğe çalışınız.
Umum kardeşlerime birer birer selâm

79. Dünya fânîdir, binler sene yaşamak olsa bâkî olan hayat‑ı uhreviyenin yanında hiç ender hiç mesabesindedir

Çok Azîz, Sıddık, Kahraman, Bahtiyar Emirdağlı Kardeşlerim!
Geçirdiğiniz çok büyük âfeti müş'ir, mübârek efendimiz hazretlerinin, çok ehemmiyetli ve çok kıymetli ve perde altında çok müjdeli lütûfnâmelerini aldık. Herbirerlerinize, hususan bu yangında daha çok tehlike atlatan kardeşlerime, bura ve bu civar talebeleri nâmına büyük geçmiş olsun der ve bu vesile ile dehşetli küfr‑ü mutlak yangınının mahallemizi sardığı ve kızıl kıvılcımlarının saçaklarımıza sıçramak üzere olduğu bir hengâmda, umum ehl‑i îmân ve hususan Nurcular nâmına, o maddî yangında çocuk Ceylan’ın ağlamakla medet istemesi gibi, bir manevî Ceylan olarak, o büyük ve çok müşfik Üstada Medet! Biz yanıyoruz, mahvolduk!” diye niyâz eylerim.
176
Bu Emirdağ yangınında, günün en çok nüfûzuna sâhib, kızıl Rusya’dan çıkarak, kızıl ateşler ve kızıl kıvılcımlar saçan ve birer birer dünya şehrinin mahallelerini saran ve oraları yakıp kavuran, bazı yerlerde de nifâk ve şikàk ateşleri saçarak, kardeşine: Kardeşini öldür!” diye bağıran ve en nihâyette âlem‑i Hıristiyaniyeti yakıp, kavurup, harman gibi savurduktan sonra, Âlem‑i İslâm mahallesini saran ve evimizin saçaklarına kıvılcımları sıçrayan ve çok büyük ve çok dehşetli bir belâ olan komünizm ve bu azîm yangında itfâiye vazifesini üzerine alan Risale‑i Nura ve Risale‑i Nurun günün en büyük mutfîsi, en büyük tahassungâhı ve en büyük melce'i ve penâhı ve onun şahs‑ı manevîsinin duâlarının, Bârgâh‑ı Ehadiyette kabûl olduğuna, sarîh bir işâret var. Ve âdeta ona hücum edenlere ve etmek isteyenlere karanlık gecede kırmızı diliyle şöyle hitâb ediyor:
Ey Fahr‑i Âlem’in gösterdiği doğru yoldan şaşanlar! Dünyanın fânî metâ'larıyla gururlanıp taşanlar; ve ey dünyamıza zararı olur korkusu ile, Nur‑u Kur'ân’dan kaçanlar! Sizler, dünyanızın, uçurumlara gittiği zannıyla, o bâkî ve tatlı sandığınız fânî ve hakikatte çok acı lezzetlerinizin, zevâl bulmak, şedîd ve elîm elem ve ızdırâblara tahavvül etmek üzere olduğunu tahmin ederek mânâsızca radyoların başına koşuyorsunuz. Bu koşmakta ve bu dedikoduları dinlemekte, ne fâide var?
177
Zevâl bulucu lehviyât ve lezâizle körleşmiş, bakan gözleriniz artık yeter! Biraz hakikati görsün, sağırlaşmış duyan kulaklarınız, biraz hakikati duysun ki, bu acîb ve dehşetli ve hiç misli görülmemiş devirde, hususan ehl‑i îmânın çok sarsıntılar geçirdiği ve çok dehşetli düşmanlar karşısında bulunduğu ve küfr‑ü mutlak ateşinin mahallemizi sardığı bir zamanda ancak ve ancak, günümüzün en müstahkem, kavî, yıkılmaz, sarsılmaz tahkîmatı olan Risale‑i Nurun nurânî siperlerine ilticâ etmekle ve onun dâire‑i kudsiyesine dehàlet etmekle kurtulacak ve îmânınızı kurtararak, i'dâm‑ı ebedî zannettiğiniz ölümü, bir hayat‑ı bâkiyeye tebdil edeceksiniz. Ve işte o nurun mübârek tercümânının ve mübârek şahs‑ı manevîsinin اَجِرْنَا وَاَجِرْ وَالِدَيْنَا وَاَجِرْ طَلَبَةَ رَسَائِلِ النُّورِ وَوَالِدَيْهِمْ مِنَ النَّارِ ve emsâli duâlarının kabûlüyle, şefâatiyle ve hürmetine, benim dehşetli, fakat Cehennem ateşi yanında hiç ehemmiyeti olmayan ateşimden, onun şâkirdlerinin, hàdimlerinin ve risalelerinin muhâfızı bulunan mağazaları, nasıl âzâd olmuş, kurtulmuş ise, sizler de o mübârek şâkirdler gibi, o mübârek dâire‑i kudsiyeye dehàlet ettiğinizde; dünyevî ve uhrevî dehşetli ateşlerden kurtulacak ve evlâd ve iyâlinizin bir nev'i çobanı olmak hasebiyle, o sevgililerinizi de kurtaracaksınız. Ve herbirerleriniz maddî ve manevî felâh ve saâdete nâil olacaksınız.
Bakıp da görmeyen ve görüp de görmek istemediğinizden kapadığınız gözlerinizi açınız, görünüz ve azîm tehlikelerin çok yakın olduğunu ihsâs ve telâş ve ızdırâbınızı arttırmaktan başka bir işe yaramayan dünya havadislerini veren radyo başına değil, ayaklarınızdaki bütün derman ve kuvvetinizle Risale‑i Nur başına ve onun neticesi emniyet, selâmet ve saâdet olan nurânî dâiresine koşunuz!”
Bizlere de Ey Nurcular! Allah’ın sizlere ihsân ettiği ezelî lütfuna karşı secdeden başlarınızı kaldırmayınız. Gecenin soğuğuna aldırmayınız. Sizlere lütfunu hiçbir hususta esirgemeyen Rabb‑i Rahîm’e gecenin bu mübârek saatlerinde kalkarak, vazife‑i şükrü edâ ediniz. Ve bazıların düştüğü, istikbâli düşünmek derdiyle akl‑ı maaşı sarsan hâdiseler karşısında titremeyiniz, korkmayınız; Nurun kudsî kerâmeti ve imdâdını müşâhede ediniz.”
178
Dünya fânîdir, binler sene yaşamak olsa, bâkî olan hayat‑ı uhreviyenin yanında, hiç‑ender hiç mesâbesindedir. Fakat fânî olmakla beraber, bâkî hayatın bâkî meyvelerini verecek bir mezraasıdır. Fırtınaların şiddeti, havanın dehşeti sizleri sarsmasın, korkutmasın. Bu mübârek mezraaya en mübârek ve nurânî ve verimli ve bereketli olan Nur tohumlarını ekiniz. Zîra Eken biçer”, atalarımızdan kalma mübârek bir sözdür.
Ey Nurcular! Sizin hakîki vazifeniz dünyaya bakmak değildir. Farz‑ı muhâl olarak dünyaya da bakılsa, bakınız ve görünüz ve zuhûru muhtemel dehşetli yangınlar sebebiyle ve o yüzden karşılaşmanız ihtimali bulunan tehlikeler dolayısıyla kat'iyyen sarsılmayınız, fütûr getirmeyiniz, çalışınız, çalışınız, çalışınız ve kat'iyyen inanınız ki; Nurun şefâati, Nurun duâsı, Nurun himmeti sizleri kurtaracaktır. İşte bu da'vânın şâhidi Emirdağlı Nurcuların dehşetli ateşten zararsız kurtulmalarıdır. Şimdiden umumunuza müjdeler olsun.
KardeşinizMustafa Osman
179

80. Üstadın vasiyetnamesidir

Vasiyetnâmemdir
Azîz, Sıddık Kardeşlerim ve Vârislerim!
Ecel gizli olmasından, vasiyetnâme yazmak sünnettir. Benim metrûkâtım ve Risale‑i Nurdan olan benim hususî kitaplarım ve güzel cildlenmiş mecmualarım vesâir şeylerimin bütününü, Gül ve Nur fabrikaların hey'etine, başta Husrev ve Tahiri olarak o hey'etten oniki () kahraman kardeşlerime vasiyet ediyorum. Onlara bırakıyorum ki; emr‑i hak olan ecelim geldiği zaman, benim arkamda o metrûkâtım, benim bedelime o sâdık ve mübârek ellerde Hizmet‑i Nuriye ve îmâniyede çalışsın ve isti'mâl edilsin.
Kardeşlerim! Bu vasiyetten telâş etmeyiniz. Ben, teessürâttan ve dokuz defa zehirlenmekten, pek çok zaîf olmakla beraber gizli münâfıkların desîselerle müteaddid sû‑i kasdları için bu vasiyeti yazdım; merak etmeyiniz, inâyet‑i Rabbâniye ve hıfz‑ı İlâhî devam ediyor.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪يKardeşinizSaid Nursî
180

81. Duanız, onların ağır ve işkenceli zulümlerini, benim hakkımda inayetkâr, maslahattar merhametlere çevirmesine sebep olduğuna kat’iyen şüphem kalmadı

Azîz, Sıddık Kardeşlerim ve Hizmet‑i Îmâniyede Azîmkâr Arkadaşlarım!
Evvelâ: Birinci vazife‑i Nuriye, inşâallâh matbaanın pek çok fevkınde görecek. Şimdi de şâkirdlerine büyük sevâblar ve kuvvetli îmân hizmetleri veriyor. Acaba bu vazife ileri gidiyor mu, yoksa bu kışın ağır şerâitiyle geri mi kalıyor?
İkinci vazife de, Onuncu Söz, zeyilleriyle beraber, iki mu'cizât risaleleri ve zeyillerinin âhirinde bulunmak lâzımdır. Birinci vazifesini bitirenler, yine mevcûdu varsa, bir cild içine almağa çalışsınlar; yoksa, tedârik etsinler. Çünkü Âlem‑i İslâm, şimdiki intibâhı, vahdet‑i İslâma çalışması, herhalde Risale‑i Nur gibi eserleri arayacak ve büyük dâirelerin geniş nazarlarına elbette büyük mecmualar lâzımdır.
Sâniyen: Sizin bana yardımınız iki cihetle pek zâhir ve pek büyüktür.
Birincisi: Sizin fütûrsuz Hizmet‑i Nuriyede çalışmanız benim bütün musîbetlerimi ve sıkıntılarımı hiçe indiriyor, bil'akis sürûrlara kalbediyor.
İkinci cihet: Kat'iyyen biliniz ki; duânız, onların ağır ve işkenceli zulümlerini, benim hakkımda inâyetkâr, maslahatdâr merhametlere çevirmesine sebeb olduğuna kat'iyyen şübhem kalmadı.
Ezcümle: Memurları ve halkları benden ürkütmeleri, beni büyük hatâlardan ve tasannu'lardan ve ihlâsa münâfî hâletlerden ve vaktimi zâyi' etmekten kurtarıp, kader‑i İlâhî’nin hakkımda, zulm‑ü beşerî içinde tam adâletini ve inâyetini gösterdi. Buna kıyâsen, başıma ne gelse, altında bir rahmet var. Yalnız benim ile meşgul olmaları için on dirhem zarar, Risale‑i Nurun onbin lirasını kurtarıyor. Onun için, siz hiç beni merak etmeyiniz. Hattâ bazen damarlarıma dokunduracak tarzdaki ihanetlerine karşı bedduâ etmek isterken, onların yakında ölüm i'dâmıyla, kabr‑i haps-i münferitte azâbları ve bu ihanetlerinin neticesinde bana ait maslahatları ve hizmetimize menfaatleri düşündükçe, bedduâdan vazgeçiyorum.
181
Sâlisen: Her hafta bir‑iki mektûbunuz bana hem şifâ, hem medâr‑ı tesellî ve manevî bir sohbetle sizin ile görüşmeye vesile olmasından, kemâl‑i şevk ile postayı bekliyorum.
Umumunuza birer birer selâm ve duâ
Said Nursî

82. Bu defa sizin beş altı mübarek mektuplarınıza yanlız bir tek müşevveş mektupla cevap vermemden gücenmeyiniz

Azîz, Sıddık Kardeşlerim ve Hakikat Yolunda Arkadaşlarım!
Bu defa, sizin beş‑altı mübârek mektûblarınıza yalnız bir tek müşevveş mektûbla cevab vermemden gücenmeyiniz.
Evvelâ: Halîl İbrahim’in mektûbu; şahsıma verdiği fevkalâde meziyetler için kabûl etmemek mesleğimizce lâzım gelirken, iki mânidâr tevâfuku bana hem kendini kabûl ettirdi, hem Lâhika”ya girdi. Fakat şahsıma ait kısmını bazen tayyettim ve bazısının üstünde Risale‑i Nur kelimesini yazdım; ibaredeki suâllerine cevab oldu.
Birinci Tevâfuk: Hakkımda, teveccüh‑ü âmmeyi kırmak için bir yüzbaşı bana karşı beş vecihle kanunsuz hakaret ve ihanet ettiği aynı zamanda, belki aynı saatte, yüz tane böyle yüzbaşıdan ehl‑i hakikat nazarında daha ehemmiyetli ve Risale‑i Nurun erkânından bir kardeşimiz, bu yeni mektûbu, haddimden yüz derece ziyâde ihtiram verip o gibi ihanetleri hiçe indirerek yazmış. Hem şâkirdlerin erkân‑ı mühimmesinden dört zât, aynı mes'eleye iştirâk edip imza basmışlar. Ben de bu garîb tevâfukun hatırı için, mesleğime muhâlif olan senâkârâne mektûbu kabûl edip ta'dil ederek Lâhika”ya geçirdim ve size de müsveddesini gönderdim.
182
İkinci Tevâfuk: Ben, gece, Asâ‑yı Mûsa Risalesi’ni yazanları düşündüm ve yeni mektûblarda o noktada bahis aradım. Bu ağır kışta ve ara sıra bana münâfıkların ilişmeleri, bunlara fütûr vermek ihtimali var. Bu yazıcılara bir kamçı‑yı teşvik lâzım. Nasıl ki Hasan Feyzi ve Halîl İbrahim’in edîbâne iki ta'rifnâmeleri çokları yazıya şevk ile sevkettiler diye bir teşvik vesilesini aradım; birden, sabahta benim ölümümü mevzû yapan ve şâkirdleri korkutan ve sa'yde ve yazıda acele etmelerine medâr o mektûbu aldım, dedim: İbrahim Halîl’in sadâkati, kerâmet derecesine çıkmış.
Sâniyen: Feyzi ve Emin’in mektûbu, benim çok endişelerimi izâle etti. Evet, bu iki kardeşimizin sadâkatleri ve hizmetleri ve Risale‑i Nura sahâbetlerinin çok ehemmiyeti var. Ve hapishânede dokuz ayda, dokuz sene kadar kıymetdâr hizmet eden Hilmi ve Sâdık ve İhsân; ve Beşkardeş nâmında Risale‑i Nura kalemiyle çok hizmet eden ihtiyar Tahsin gibi ve Feyzi ve Emin’in mektûbunda işâret edilen umum o civarda çok alâkadar olduğum kardeşlerimin Hizmet‑i Nuriyede devamları, beni sürûrla ağlattırdı. Fakat öz kardeşim Abdülmecîd, beni çok merak ediyor; görüşemediğim buranın müftüsünden, hâlimi anlamağa çalışıyor. Bundan sonra Feyzi ve Emin’in üçüncüsü Abdülmecîd olsun. Safranbolu kahramanlarından aldıkları lüzumlu mektûbları ona da göndersinler.
Hem, benim tarafımdan ona yazsınlar ki: Eski Said’in birinci talebesi bulunduğun gibi, Yeni Said’in dahi Hulûsi ile beraber yine birinci safta talebelerisiniz.
Hem benim hakkımda musîbet ve fenâ haberleri aldığı vakit, merhum pederim Mirza (R.H.) gibi olsun, merhume vâlidem Nuriye (R.H.) gibi olmasın. Çünkü eski zamanda, dağdağalı hayatımda hakkımda acîb havadisler peder ve vâlideme ihbar ediliyordu. Sizin oğlunuz öldü veya vuruldu veya hapse girdi.” gibi fenâ haberleri babam işittikçe, keyifleniyordu, gülüyordu. Derdi:
Mâşâallâh Oğlum, yine bir ehemmiyetli , bir kahramanlık göstermiştir ki, herkes ondan bahsediyor.”
Vâlidem ise, onun sürûruna karşı şiddetle ağlıyordu. Sonra zaman, babamın haklı olduğunu çok defa gösteriyordu.
183
Sâlisen: Lütfi’nin sebatkâr ve pek ciddi vârisi Abdullâh Çavuş ve İslâmköylü merhum Hâfız Ali’nin şâkird ve vârislerinden Mustafa’nın mektûblarını umum Nur fabrikasının kahramanları hesabına kabûl ettim. Cenâb‑ı Erhamürrâhimîn’e hadsiz şükür olsun ki; o köyleri de Sava ve Kuleönü gibi bir Medrese‑i Nuriye hükmüne getirmiş.

83. Eğer benim elimden gelseydi, hayatımdan ve sıhhatimden size memnuniyetle verirdim

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Sizin bu defa müteaddid mektûblarınıza, rahatsızlık mecburiyetiyle, bir tek mektûbla iktifâ ediyorum.
Evvelâ: Risale‑i Nurun kahramanı Husrev, benim bedelime ölmek ve benim yerimde hasta olmak samîmî ve ciddi istiyor. Ben de derim: Te'lif zamanı değil, şimdi neşir zamanıdır. Senin yazın, benim yazımdan ne derece ziyâde ve neşre fâideli ise, hayatın dahi Hizmet‑i Nuriyede benim bu azâblı hayatımdan o derece fâidelidir. Eğer benim elimden gelseydi, hayatımdan ve sıhhatimden size memnuniyetle verirdim.
Sâniyen: Şehîd merhum Hâfız Ali’nin tam bir vârisi Hasan Feyzi’nin, Denizli hesabına ve o civarda ciddi kardeşlerimizin nâmına yazdığı parlak kaside ve dördüncü şehnâmesi; ve orada dahi şâkirdlerin fa'âliyetle Nura çalışmaları, benim zehirli, şiddetli hastalığıma bir merhem oldu. Cenâb‑ı Erhamürrâhimîn’e hadsiz şükür olsun, Denizli’yi ikinci bir Isparta ve büyük bir İslâmköyü yapıyor.
Evet, hâkim‑i âdil, Muharrem ve Feyzi ve Hâfız Mustafa, bir‑iki senede, yirmi sene kadar Hizmet‑i Nuriyeyi yaptılar; Nurun şâkirdlerini ebede kadar minnetdâr eylediler. Cenâb‑ı Hak, onlardan ve beraberlerinde Nura hizmet edenlerden ebeden râzı olsun, âmîn!
Sâlisen: Medrese‑i Nuriyenin kahramanlarından ve Barlalı Marangoz Mustafa Çavuş ve Hâfız Mehmed’in tam vârisi Marangoz Ahmed’in Medrese‑i Nuriye nâmına pek samîmî ve hazîn tâziyenâmesi, beni sürûrla ağlattırdı. Ben de derim: Mâdem o mübârek medresede küçük ve büyük çok Saidler var; ihtiyar, âciz, vazifesi bitmiş bir Said noksan olsa, ehemmiyeti yok. Hayat‑ı bâkiyede mâdem beraberiz, bir muvakkat müfârakat olsa da, sizi müteessir etmesin.
184
Râbian: Hâkim‑i âdilden sonra en ziyâde hakîki adâlete çalışıp Risale‑i Nurun serbestiyetine hizmet eden (م ح ر م) en hàlis şâkirdler içinde ve benim öz kardeşim ve birinci talebem Molla Mehmed ismiyle onun nâmı, duâlarımda ve manevî kazançlarımda beraberdirler.
Hâmisen: Bu saatte Konyalı Sabri de; Halîl İbrahim ve Hasan Feyzi tarzında, vasiyetnâmem münâsebetiyle kısa, fakat güzel bir kaside yazmış, üstadına çok ziyâde kıymet vermiş; kendi hüsn‑ü zannının parlak âyinesinde, bu bîçâre kardeşine fevkalâde ehemmiyet vermiş. Ve oranın âlimleri pek ciddi Nura çalışmalarını yazıyor.
Ben de derim: O üstad nâmı verdiği ve çok kıymet verdiği şahıs ise, Risale‑i Nurun şahs‑ı manevîsi olabilir. Ben de onun nâmına kabûl ettim, Lâhika”ya geçirdim; hem size de bir sûretini gönderdim.
Merak etmeyiniz hastalığım gittikçe hafifleşiyor. Ispartalı Mustafa nâmında bir kardeşimizin samîmî, fakat garîb bir mektûbu, içinde vardı. Bu zât, hangi Mustafa’dır bilemedim, ona da çok selâm ederim. Acîb rüyası hayırdır, şimdi tâbir edemem
Umum kardeş ve hemşirelerimize birer birer selâm ve duâ ederiz, makbûl duâlarını isteriz.
Hasan Feyzi’nin güzel kasidesini, bazı kelimeleri ilâve ile Lâhika”ya geçirdik ve size de gönderdik.
Said Nursî
185

84. Çok manidar ve kuvvetli bir tevafuk ve şakirdlerin sadakatlerine delil, bir zahir keramet‑i Nuriyeyi beyan etmeme bir ihtar aldım

Çok Azîz, Çok Sıddık ve Sâdık Kardeşlerim ve Risale‑i Nur Cihetinde Emin ve Hàlis Vârislerim!
Çok mânidâr ve kuvvetli bir tevâfuk ve şâkirdlerin sadâkatlerine delil, bir zâhir kerâmet‑i Nuriyeyi beyân etmeme bir ihtar aldım. Şöyle ki:
Ben vasiyetnâmemi yazdığım aynı zamanda, gizli münâfıklar, benim i'timâd ettiğim hizmetçilerimi zâbıta tarafından yanıma gelmekten men'ettikleri aynı vakitte, fırsat bulup, tanımadığım birisiyle, sâbık dokuz defadan daha te'sirli bir zehir bana yutturdular.
Hem aynı zamanda, Tunuslu ve âlim kardeşlerimizden ve buraya kadar geçen sene beni görmek için gelip, görüşmeden giden Hoca Haşmet, Yozgat’tan buraya yazıyor ki: Said vefât etmiş, Risale‑i Nurun yüz otuz risalesi muhâfaza edilsin. ki, ileride tab'edeceğiz.”
Hem aynı zamanda Halîl İbrahim’in, vefâtım hakkında bir hazîn mersiye hükmündeki parlak mektûbu, şâkirdleri ağlattırdı.
Hem bu zamana pek yakın, Husrev’in, kendi âdetine muhâlif benim vefâtıma dair bir‑iki mektûbunda, iki‑üç gün ömür gibi tâbirlerle ecelime işâretleri, bir parça beni müteessir etti. Acaba ben gidiyorum diye endişe ettim.
Hem bu aynı hengâmlarda, en ziyâde hayat‑ı dünyeviyedeki vazifemi düşünüp vefâtımdan sonra şâkirdler bu dehşetli zamanda benim bedelime de o vazifeyi yapacaklar ?” diye çok merak ederken; birden Denizli, Milas, Isparta, İnebolu, ümîdimin yüz derece fevkınde ve öyle bir sahâbetkârâne ve iltizam‑perverâne o vazifeye koşup, başkaları da ve muallim ve âlimleri koşturdular ki, beni hayret hayret içinde bıraktılar.
186
Elhâsıl: Bu beş cihetteki tevâfuk, zâhir bir kerâmet‑i Nuriyedir.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي
Kardeşlerim! Merak etmeyiniz, Cevşen ve Evrâd‑ı Bahâiye bu defa dahi o dehşetli zehirin tehlikesine galebe etti; tehlike devresi geçti, fakat hastalık devam ediyor.
Umum kardeşlerime birer birer selâm ve selâmetlerine duâ edip, şüphesiz makbûl olan duâlarını isterim. Ve İnebolu’da ve civarında hem çok hanımların, hem küçük yavrularının Risale‑i Nuru yazmağa başlamalarını ve Kur'ân dersini çok masûmların almasını bütün rûh u canımla tebrik ederiz.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪يDuânıza muhtaç kardeşiniz Said Nursî

85. Siz müteessir olmayınız, hem merak etmeyiniz, yalnız dua ile bana yardım ediniz

Kardeşlerim!
Siz müteessir olmayınız hem merak etmeyiniz. Yalnız, duâ ile bana yardım ediniz. Çünkü, birkaç gündür sol kolum çok ağrıyor, gece rahatsız ediyor. Kimseyi yanıma bırakmadığımdan, oda içindeki zarûrî işlerimi zahmetle yapabilirim. Zannederim eskiden beri, bende bulunan kulunç illetinin bir şûbesidir ki; buranın mizâcıma çok dokunan maddî havası ve kışı, o insafsızların evhâmı, tazyîkatları ve manevî kışı, damarıma dokunur. Âdeta bir yarım nüzûl isabeti gibi ızdırâb çektim. Fakat Lillâhi'l‑Hamd, sizin makbûl duâlarınız, o tehlikeyi de hafif bir sûrete çevirdi. İnşâallâh, o sûrette geçer; çok sevâblı fâidesi, yerinde kalır.
Kardeşlerim! Salâhaddin’in yazısına göre, o havâlide dahi Asâ‑yı Mûsa Mecmuası çok fa'âliyettedir, fütûhât yapıyor. Demek o tarafta o çok ehemmiyetli vazife‑i Nuriyeyi yapıyor. Yüzbin Elhamdülillâh, yazanlara da yüz Mâşâallâh, Bârekallâh
187

86. Isparta tam bir Medresetü'z‑Zehrâ ve Câmiü'l-Ezher olmaya başladığını, kahraman talebelerinin bu ağır şerâit altında sarsılmadan faaliyetleri ispat ediyor

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Hadsiz şükür olsun ki; Isparta tam bir Medresetü'z‑Zehrâ ve Câmiü'l‑Ezher olacağını ve olmaya başladığını, kahraman talebelerinin bu ağır şerâit altında sarsılmadan fa'âliyetleri isbât ediyor. Diyânetçe ve Kur'ân ve Risale‑i Nura müştâkàne çalışmaları, hattâ Aliköyü’nde, Alilerin gayretiyle çok çocukların talebeliğe girmeleri ve diğer bir köyün umum gençleri gece de Kur'ân’a çalışmaları ve câmiler cemâatle dolmaları, Nur şâkirdlerinin çektikleri bütün sıkıntıları hiçe indiriyor.
Sâniyen: Fevkalâde sadâkat ve alâka taşıyan Halîl İbrahim’in bu dördüncü şehnâmesi, benim Nura hàdimliğim noktasında haddimin pek fevkındeki ta'rifnâmesi gerçi çok güzeldir; fakat Risale‑i Nurdan ziyâde benim şahsıma baktığı cihetiyle, şimdilik size göndermedim, ta'dilden sonra gönderilecek. Hem ona, hem onun rüfekalarına bilhassa selâm ederiz.
Sâlisen: Siz, bana karşı sû‑i kasdlara merak etmeyiniz belki bir cihette memnun olunuz ki; Risale‑i Nur ve şâkirdleri yerinde, benim cüz'î ve vazifesi bitmiş olan şahsıma hücum ediyorlar, tâzib ederler.
Bugünlerde, buranın büyük memurları, çekinmeyerek, bazıları demiş: Said’in vücûdu ortadan kalkmalı.” hâdisesi var. İşte gizli düşmanlarım, bunun gibi, bu fikirlerinden istifade ederek, mu'temed hizmetçilerimi dağıtmakla fırsat bulup beni zehirlediler. Ve bu gibi memurlardan kuvvet alıyorlar. Fakat hıfz ve inâyet‑i İlâhiye, bu sû‑i kasdları da akîm bıraktı. İnşâallâh, dâima inâyet, himâyet edecek, bütün plânlarını akîm bıraktı, bırakacak.
188

87. Dâhiliye Vekili ile hasbihâlden bir parçadır

Dâhiliye Vekili ile Hasbihâlden Bir Parçadır
Hiçbir tarihte ve zemin yüzünde emsâli vukû' bulmayan bir zulme ve on vecihle kanunsuz bir gadre ve tazyîke hedef olmuşum. Şöyle ki:
Hem, şiddetli sû‑i kasd eseri olarak zehirlenmeden hasta;
Hem gayet zaîf, yetmişbir yaşında ihtiyar; hem kimsesiz, acınacak bir gurbette;
Hem sako, hem fanilâ ve pabucunu satmakla maîşetini te'min eden fakirü'l‑hâl;
Hem yirmibeş sene münzevî olmasından, binden ancak tam sâdık bir adam ile görüşebilen bir merdüm‑giriz, mütevahhiş;
Hem, yirmi sene hayatını ve eserlerini üç mahkeme ve Ankara ehl‑i vukûfu inceden inceye tedkikten sonra bil'ittifak berâetine ve eserleri vatana, millete zararsız olarak menfaatli olmasına karar verilmiş bir masûm;
Hem Eski Harb‑i Umumî’de ehemmiyetli hizmet etmiş bir evlâd‑ı vatan;
Hem şimdi bu milleti, bu vatanı, anarşilikten ve ecnebî ifsadlarından kurtarmak için, meydândaki te'sirli âsârıyla bütün kuvvetiyle çalışan bir hamiyet‑perver ve mahkemede yetmiş şâhidle isbât edildiği gibi, yirmibeş senede bir gazeteyi okumayan, merak etmeyen ve yedi sene Harb‑i Umumîye bakmayan, sormayan, bilmeyen ve eserlerinde kuvvetli delillerle siyasetten bütün bütün alâkasını kestiğini isbât eden ve dünyanıza karışmadığını adliyeleriniz resmen itiraf ettiği bir zararsız adam;
189
Hem, âhiretine ve ihlâsına zarar gelmemek için şiddetle teveccüh‑ü âmmeden kaçan ve kardeşlerinin onun hakkındaki hüsn‑ü zanlarından ve medihlerinden çekinen, beğenmeyen bu bîçâre Said’e; başta Dâhiliye Vekili olan sen, Afyon Vâlisini ve Emirdağ zâbıtasını musallat edip, her gün bir ay haps‑i münferid azâbını çektirmek ve tecrid‑i mutlak içinde tek başıyla bir haps‑i münferitte durmağa mecbur etmek, hangi maslahatınız iktiza eder? Hangi kanun bu dehşetli gadre müsâade eder diye, hukuk‑u umumiyeyi muhâfaza eden adliyenin yüksek dâiresi vâsıtasıyla Dâhiliye Vekili’ne beyân ediyorum.
Zulmen bütün hukuk‑u medeniyeden ve insaniyeden ve yaşamak hakkından mahrum edilenSaid Nursî
190

88. Benim vaziyetim ve verilen sıkıntılar altı vecihle kanunsuz olmasından, ileride mesuliyetten kurtarmak için insafsız ve kanunsuz beni tazib edenler, kendilerine bir bahane, bir vesile arıyorlar

Azîz, Sıddık Kardeşlerim ve benim hakkımda bu gurbette samîmî akrabalarım Osman, Mehmed, Hasan Efendiler!
Sizin hàlisâne bana ve Risale‑i Nura karşı hiç unutulmayacak hizmetinize bir mükâfât‑ı àcile olarak Hasan Feyzi ve sâir talebelerin, Çalışkan Hânedânına karşı fevkalâde teveccühleri ve umum memlekette sizin şerefinizi neşretmeleri ve ehl‑i hakikati size dost yapmakları cihetiyle, benden ziyâde Risale‑i Nur ve şâkirdlerini himâye ve muhâfaza etmek ve ehl‑i siyasetin ve beni zehirleyen düşmanlarımın desîselerinden kurtarmak için gayet derecede bir ihtiyat, tam bir sadâkat ve benim yerimde tam bir dikkat ile mükellefsiniz. Yoksa az bir hatâ, yalnız bana değil, belki binler masûm şâkirdlere ve şimdi parlayan şerefinize dokunacak. Benim vaziyetim ve verilen sıkıntılar altı vecihle kanunsuz olmasından, ileride mes'ûliyetten kurtarmak için insafsız ve kanunsuz beni tâzib edenler, kendilerine bir bahâne, bir vesile arıyorlar. Pek çok dikkatli olmanız lâzımdır.

89. Siz, meşveretle ne lazımsa yaparsınız. Fakat ihtiyatla, telâşsız, velveleye vermemek lâzım

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Bir‑iki gün evvel hasbihâlin bir parçası size gönderilmiş. , siz onu esâs tutup, lüzum olduğu zaman ya istid'a veya o vekile ve mahkemeye vermek veya başka makàmâta o parça ile müracaat etmek ve kardeşlerimiz dahi o esâs üzerine kendilerini münâfıklara karşı müdafaa etmek için size gönderilmiş. Demek, şimdiye kadar bana garazla işkenceli sıkıntıları verdiren, en başta o imiş. Her ne ise Siz, meşveretle ne lâzımsa yaparsınız. Fakat ihtiyatla, telâşsız; velveleye vermemek lâzım.
Sâniyen: Bu defa görüşmediğim buranın korkak müftüsü vâsıtasıyla, Hulûsi’nin, Kars’tan bir mektûbunu biraderzâdem Nihad’ın mektûbuyla aldım. Elhak, o kardeşimiz, dâima fevkalâde sadâkatini ve Nurlara kuvvetli alâkasını muhâfaza ediyor. Mânidâr bir tevâfuktur ki, bilmediğim hâlde, Nihad’ın orada bulunması ihtimaliyle, Sabri’ye ait fıkrada demiştim ki: Nihad, Kars’ta ise, Hulûsi ile görüşür meâlinde burada söylediğim ve sonra size yazdığım aynı zamanda, o ikisi şimdiye kadar sükût ettikleri hâlde, beraber bana mektûb yazıyorlar.
191
Sâlisen: Re'fet kardeşimizin kemâl‑i sadâkat ve alâkasını ve Hulûsi gibi Nurların bir kumandanı olduğunu gösteren mektûbu, Hulûsi’nin mektûbunu aldığım zamanına tevâfuku, latîf ve sürûrlu oldu. O ikisi Lâhika”ya girsin ve Re'fetin masûmlara Kur'ân okutması ve kendisi Lem'alar ile, yazmak ve okumakla meşgul olması ve benim hastalığımın şifâsına o masûmlarla duâ etmeleri, bir merhem gibi hastalığıma ferâh ve hìffet verdi.
Ve Râbian: Yazıda, merhum Âsım’a benzeyen Yakub Cemâl’in hayatta olduğunu; ve hayatta ise Nurlar ile, o güzel kalemi ile hizmet ediyor mu bilemediğim için, çok defa hazînâne ve müteessifâne düşünüyordum. Hadsiz şükür olsun ki; hem hayatta, hem Nurlara hizmette, hem sadâkatte olduğunu gösteren bir mektûbunu aldım, Elhamdülillâh dedim.

90. Ben “Hülâsatü’l‑Hülâsa”yı okuduğum zaman, koca kâinat nazarımda bir halka-i zikir oluyor

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Yüz defadan ziyâde, gayet kıymetli bir hakikat‑i îmâniye bana görünüyor. Te'lif zamanı tamam olması hikmetiyle, ne kadar çalıştım, o çok ehemmiyetli hakikati avlayamadım. Vâzıhan ifâde ve ihsâs etmek için bekledim, muvaffak olamadım. Şimdi gayet kısa bir işâretle, o çok geniş ve çok uzun hakikatten kısacık bahsedeceğim.
اِنَّ اللّٰهَ خَلَقَ الْاِنْسَانَ عَلٰى صُورَةِ الرَّحْمٰنِ Hadîsi; hem cevâmiü'l‑kelimden, hem müteşâbih Hadîslerdendir. Pek büyük ve küllî nüktesi, benim kalbime, Hülâsatü'l‑Hülâsa ile Cevşenü'l‑Kebîr’i okuduğum vakit zâhir oldu. Ben de, o acîb ve çok güzel nükteyi kaçırmamak için, şifreler, işâretler nev'inden Hülâsatü'l‑Hülâsa’nın onyedinci mertebesi olan Kur'ân lisânıyla şehâdet ve onsekizinci mertebesi olan Kâinât lisânıyla şehâdet ortasında o şifreli işâretleri şöyle koydum:
192
لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الْوَاحِدُ الْاَحَدُ بِلِسَانِ الْحَق۪يقَةِ الْاِنْسَانِيَّةِ بِكَلِمَاتِ حَيَاتِهَا وَحِسِّيَّاتِهَا وَسَجِيَّاتِهَا وَمِقْيَاسِيَّتِهَا وَمِرْاٰتِيَّتِهَا وَبِكَلِمَاتِ صِفَاتِهَا وَاَخْلَاقِهَا وَخِلَافَتِهَا وَفِهْرِسْتِيَّتِهَا وَاَنَانِيَّتِهَا وَبِكَلِمَاتِ مَخْلُوقِيَّتِهَا الْجَامِعَةِ وَعُبُودِيَّتِهَا الْمُتَنَوِّعَةِ وَاِحْتِيَاجَاتِهَا الْكَث۪يرَةِ وَفَقْرِهَا وَعَجْزِهَا وَنَقْصِهَا الْغَيْرِ الْمَحْدُودَةِ وَاِسْتِعْدَادَاتِهَا الْغَيْرِ الْمَحْصُورَةِ
İşte bu kısa şifreyi, yine gayet muhtasar bir şifre ile tercüme ve izâh edeceğim. Bunu Hülâsatü'l‑Hülâsa’ya bir hâşiye yapınız.
Evet ben, Hülâsatü'l‑Hülâsa’yı okuduğum zaman, koca kâinât, nazarımda bir halka‑i zikir oluyor. Fakat her nev'in lisânı çok geniş olmasından, fikir yoluyla sıfât ve Esmâ‑i İlâhiye’yi ilmelyakìn ile iz'ân etmek için akıl çok çabalıyor, sonra tam görür. Hakikat‑i insaniyeye baktığı vakit, o câmi' mikyâsta, o küçük haritacıkta, o doğru nümûnecikte, o hassas mîzancıkta, o enâniyet hassâsiyetinde öyle kat'î ve şühûdî ve iz'ânî bir vicdân, bir itmi'nân, bir îmân ile o sıfât ve esmâyı tasdik eder. Hem çok kolay, hem hazır yanındaki âyinesinde hiç uzun bir seyahat‑ı fikriyeye muhtaç olmadan îmân‑ı tahkîkîyi kazanır ve اِنَّ اللّٰهَ خَلَقَ الْاِنْسَانَ عَلٰى صُورَةِ الرَّحْمٰنِ hakîki bir mânâsını anlar. Çünkü, Cenâb‑ı Hak hakkında sûret muhâl olmasından, sûretten murad, sîrettir, ahlâk ve sıfâttır.
193
Evet, nasıl ki ehl‑i tarîkat, seyr‑i enfüsî ve âfâkî ile mârifet‑i İlâhiye’de iki yol ile gitmişler ve en kısa ve kolayı ve kuvvetli ve itmi'nânlı yolunu enfüsîde, yani kalbinde zikr‑i hafi-yi kalble bulmuşlar; aynen öyle de: Yüksek ehl‑i hakikat dahi, mârifet ve tasavvur değil, belki ondan çok àlî ve kıymetli olan îmân ve tasdikte, iki cadde ile hareket etmişler.
Biri: Kitab‑ı kâinâtı mütâlaa ile, Âyetü'l‑Kübrâ ve Hizbü'n‑Nuriye ve Hülâsatü'l‑Hülâsa gibi âfâka bakmaktır.
Diğeri: Ve en kuvvetli ve hakkalyakìn derecesinde vicdânî ve hissî, bir derece şühûdî olan hakikat‑i insaniye haritasını ve enâniyet‑i beşeriye fihristesini ve mâhiyet‑i nefsiyesini mütâlaa ile îmânın, şüphesiz ve vesvesesiz mertebesine çıkmaktır ki; sırr‑ı akrebiyete ve veraset‑i Nübüvvete bakar. Ve enfüsî tefekkür‑ü îmânî hakikatinin bir parçası, Otuzuncu Söz’ün ve ene ve enâniyet”te ve Otuzüçüncü Mektûb’un Hayat Penceresi”nde ve İnsan Penceresi”nde ve bazı parçaları da sâir eczâ‑yı Nuriyede bir derece beyân edilmiş.
Bunu hem Lâhika’ya, hem Sikke‑i Gaybiye’ye, hem Hülâsa’nın âhirine yazılsın.
194

91. Halimin müsaadesizliği için müteaddit mektuplarınıza bir tek perişan mektubumla cevap verdiğimden gücenmeyiniz

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Hâlimin müsâadesizliği için müteaddid mektûblarınıza bir tek perîşan mektûbumla cevab verdiğimden gücenmeyiniz.
Evvelâ: Gizli düşmanlarımız hükûmetin ehemmiyetli ve birkaç vazifedârlarını elde edip beni tazyîkatla Menemen ve Şeyh Said hâdisesi gibi bir hâdise çıkarmak için bütün kuvvetiyle en hassas damarlarıma dokunduracak tarzda her desîseyi isti'mâl ettiler. Gördüler ki, Eski Said yok, yenisi ise herşeye tahammül ediyor; o plânı sâir sû‑i kasdlara, ezcümle zehir vermeye tebdil ettiler. Hıfz‑ı İlâhî onu da akîm bıraktı. Şimdi o münâfıklar resmen hükûmetin nüfûzunu, benden halkları ürkütmek ve vazgeçirmek için burada dehşetli bir propaganda ile isti'mâl ediyorlar. Fakat siz hiç telâş etmeyiniz. İnâyet‑i Rabbâniye devam eder. Gittikçe fütûhât‑ı nuriye tevessü' ediyor.
Sâniyen: Bu defa Hasan Feyzi’nin ve bir hafta evvel Halîl İbrahim’in, şahsıma karşı fevkalâde hüsn‑ü zan ile mersiyeleri ve samîmî ve hazîn vedânâmeleri, az ta'dil ile üç sebeb için kabûl edildi.
Birincisi: Onlar, şahsıma değil, belki Kur'ân ve îmâna ve Nurlara hàdimliğim; ve o vazife‑i kudsiyeye bakıp yazmışlar.
İkincisi: Onların ve onlar temsîl ettikleri o civardaki hàlis kardeşlerimizin ve haddimin çok fevkındeki ta'rifatlarını, bir nev'i samîmî duâ ve ulvî bir tefe'ül ve yüksek bir arzu‑yu hayır ve isti'dâdlarının ve i'tikàdlarının ve Nurlara pek ciddi alâkalarının bir in'ikâsı olmasıdır.
Üçüncüsü: Ben onların nazarında Risale‑i Nur ve şâkirdlerdeki şahs‑ı manevîsinin mümessili ve nümûnesi olmam cihetiyle onların sebeb‑i teşvikleri olan o hàrika hüsn‑ü zanlarını ve kuvve‑i maneviyelerini kırmak, maslahat değildir. O ikisine ve arkadaşlarına, hususan Ahmed Feyzi ve Denizli hapsindeki kardeşlerimize ve hakkımızda adâlete çalışanlara binler selâm
195
Sâlisen: Çok defa benim sıkıntılarıma bir merhem hükmüne geçmiş ve yanımdaki sakladığım kahraman Husrev’in çok mektûbları ve onların herbirinden birer ehemmiyetli fıkrayı alıp mecmûunu Lâhika”ya geçirmek için zaman bulamıyorum. İnşâallâh, bir istirahat zamanında tedkik edeceğim. Ahmed Nazîf’in İnebolu Talebeleri nâmına yazdığı ve Halîl İbrahim’in ağlatıcı mersiyesinden iştirâklerini gösteren mektûbu, benim o havâlideki sebatkâr kardeşlerim hakkında endişelerimi izâle eyledi. Cenâb‑ı Hak, onlardan râzı olsun.
Râbian: Çoban İsâ Köyünde Ahmed’in mektûbunda isimleri bulunan eski ve yeni kardeşlerimizin Risale‑i Nura çalışmaları ve çocukları da Kur'ân’a ve Nurlara çalıştırmaları, bu vakitte Nurlara büyük bir hizmettir. Cenâb‑ı Hak, onları muvaffak eylesin, âmîn!
Hâmisen: Münâfık düşmanlarımın maddî ve manevî zehirlerine karşı gerçi Cevşen ve Evrâd‑ı Kudsiye-i Şah-ı Nakşibendî beni ölüm tehlikesinden, belki yirmi defa kudsiyetleriyle kurtardılar, fakat maatteessüf, a'sâbımda ve sinirlerimde ve hassâsiyetimde, o zulümden öyle şiddetli bir te'sir, bir heyecan, bir teellüm, bir teneffür gelmiş ki; en samîmî dostumu ve tam sâdık bir kardeşimi bir saat yanımda tahammül edemiyorum, rûhum kaldırmıyor. Hattâ biri bana baksa da sıkılıyorum. Eskide, bende biraz bulunan merdüm‑girizlik hastalığı, o zâlimlerin gaddârâne sıkıntılarıyla ve tarassudlarıyla bende çok şiddetlenmiş. Güyâ ölmeden evvel hayat‑ı ictimâiye cihetinde ölmüşüm ki; bu hakikat ve bu sır için hakkımda, hàs kardeşlerim vefât mersiyelerini yazıyorlar.
Hem, buranın havası, benim a'sâbıma pek çok dokunuyor. Bu kışın bir günü, Denizli hapsinin o geçirdiğimiz kış kadar bana ağır geliyor, beni üzüyor.
196
Evet, nasıl göz, bir saçı kaldırmıyor; aynen öyle de; şimdiki rûhum ve o durum, bir saç kadar sıkletten, ağırlıktan müteessir olduğu hâlde, Risale‑i Nurun ve şâkirdlerinin selâmetlerine, onların bedellerine ve yerlerinde dağ gibi ağır tazyîkat ve sıkıntıları memnuniyetle o rûh omuza çeker, tahammül eder ve şâkirâne sabreder diye size kat'iyyen haber veriyorum. Fakat mâdem acz ve zaafım ve teessürâtım çok ziyâdedir, hàs kardeşlerim beni medihlerle yüklerimi ağırlaştırmağa bedel; duâlarıyla ve şefkatleriyle ve himmetleriyle ve acımalarıyla yardım edip, yükümü hafifleştirmek lâzımdır. İnâyet‑i Rabbâniye’nin bir cilvesidir ki; bu şiddetli merdüm‑girizlik hastalığıyla, zâlimlerin tecrid‑i mutlaklarını hiçe indiriyor beni tâzib etmiyor, bir cihette memnun ediyor.

92. Bu mecmuayı yazmakla feylesofları susturan kuvvetli bir ders‑i imanîyi en evvel kendileri okuyorlar, manevî bir hazine kazanıyorlar

Azîz, Sıddık, Fa'âl Kardeşlerim, Bu Dehşetli Asırda Mükemmel Tesellîlerim ve Vârislerim!
Sizin fevkalâde sa'y ü gayretiniz Isparta ve civarını bir geniş Medresetü'z‑Zehrâ’ya ve bir Câmiü'l‑Ezher’e çevirdiğine bir delil de, bu defa matbaacıları da hayrette bırakan yazdıklarınız Asâ‑yı Mûsa Mecmuası’ndan yirmiden ziyâde mükemmel tevâfuklu nüshalarını bu yarım ümmî kardeşinize göndermenizdir. Cenâb‑ı Erhamürrâhimîn, sizlere, yazanlara ve yardım edenlere herbir harfine mukâbil bin rahmet eylesin ve binler meyve‑i Cennet ihsân etsin ve yüzer hasenât defter‑i a'mâlinizde yazdırsın, âmîn! Âmîn! Âmîn!
Ben onlara baktım, kalbime geldi ki: Bu kahramanların şimdi de bir mükâfâtları yok mu?
Birden ihtar edildi ki: Onlar, bu mecmuayı yazmakla feylesofları susturan, îmâna getiren kuvvetli bir ders‑i îmânîyi en evvel kendi kendine tam okuyorlar, manevî bir hazine kazanıyorlar.
Hem onların nüshaları, pek çokların îmânlarını kurtaracaklar veya îmâna gelecekler. Bir hadîste vardır ki: Bir tek adam seninle îmâna gelse, sahrâ dolusu kırmızı koyundan daha hayırlıdır.” Hem onlar, bu mübârek kalemleriyle, eski zamanda İslâmiyetin büyük mücâhid kahramanlarının kılınçlarının kudsî hizmetlerini görüyorlar. Elbette istikbâl, onları ve Nurcuları çok alkışlayacak.
197
Sâniyen: Asâ‑yı Mûsa Mecmuası’nın başında bu gelen ve çizgi ile işâret edilen fıkra yazılsa münâsibdir. İsteyen, bu mektûbun başındaki kısmını da beraber yazabilir.
İmâm‑ı Ali Radıyallahu Anh, Celcelûtiye’sinde pek kuvvetli ve sarâhate yakın bir tarzda Risale‑i Nurdan ve ehemmiyetli risalelerinden aynı numara ile haber verdiğini, Yirmisekizinci Lem'a ile Sekizinci Şuâ tam isbât etmişler. İmâm‑ı Ali Radıyallahu Anh, Risale‑i Nurun en son risalesini Celcelûtiye’de وَاسْمُ عَصَا مُوسٰى بِهِ الظُّلْمَةُ انْجَلَتْ fıkrasıyla haber veriyor. Biz bir‑iki sene evvel Âyetü'l‑Kübrâ’yı en son zannetmiştik. Hâlbuki şimdi altmış dörtte te'lifçe Risale‑i Nurun tamam olması ve bu cümle‑i Aleviyenin meâlini, yani; karanlığı dağıtacak, Asâ‑yı Mûsa (Aleyhisselâm) gibi ışık verecek, sihirleri ibtal edecek bir risaleden haber vermesi; ve bu mecmuanın Meyve kısmı bir müdafaa hükmüne geçip başımıza çöken dehşetli, zulümlü zulmetleri dağıttığı gibi; Hüccetler kısmı da, Nurlara karşı cebhe alan felsefe karanlıklarını izâle edip Ankara ehl‑i vukûfunu teslîme ve tahsine mecbur etmesi; ve istikbâlde zulmetleri dağıtacak çok emâreler bulunması; ve Asâ‑yı Mûsa (Aleyhisselâm’ın) bir taşta oniki çeşme akıtmasına ve onbir mu'cizeye medâr olmasına mukâbil ve müşâbih bu son mecmua dahi, Meyve Onbir Mes'ele‑i nurâniyesi ve Hüccetullâhi'l‑Bâliğa kısmı onbir hüccet‑i kàtıası bulunması cihetinde bize kanâat verdi ki: İmâm‑ı Ali Radıyallahu Anh, o fıkra ile doğrudan doğruya bu Asâ‑yı Mûsa ismindeki mecmuaya bakar ve ondan tahsinkârâne haber verir.”
198
Sâlisen: Nur santralı ve Yirmiyedinci Mektûb’da çok ehemmiyetli fıkraları bulunan Sabri’nin bu defaki mersiyesini Lâhika”ya geçirdik ve size de gönderdik. Ve çalışkan mübâreklerden ve Nurların neşrine çok hizmet eden Hâfız Mustafa’nın yedi yaşında iken Altıncı Şuâ’yı ve bana bir mektûb yazan tam mübârek, masûm mahdumu; burada, masûmlar içinde Nurlara bir iştiyak uyandıracak. Onun nâmı Said Nuri olmalı; Nursî köydür, mânâsız olur. Sin olmasın, yalnız Ye olsun; Nurlara alâkasını göstersin. Daha çok şeyler yazacaktım, fakat başımda çok vazifeler ve işler bulunmasından kısa kesmeğe mecbur oldum.
Said Nursî

93. Bazen bir harfin ve bir noktanın yanlışı, kıymetli bir manayı zayi eder

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: İkinci vazife Mu'cizât Mecmuası’na birinci vazifeyi bitirenler başlamalarını müjde vermeniz, sizleri bu hizmet‑i îmâniyede bana hakîki kardeş veren Erhamürrâhimîn, beni hadsiz şükre sevkeyledi. Hatt‑ı Kur'ânî lehinde birincisinin bir kerâmeti, merkezde hatt‑ı Kur'ânînin bir kursu açılması olduğu gibi; inşâallâh ikincisi, daha mu'cizâne bir kerâmet gösterecek.
Sâniyen: Konyalı Sabri sizin vâsıtanız ile benimle muhâbere etse, daha maslahattır ve münâsibdir. Çünkü ekserce siz benim bedelime istediğini yapabilirsiniz. Meselâ, tashihât için oradaki âlimler tam yardım edebildikleri için, orada tashihât yapılsın, etsinler. Siz benim tashihimden geçmiş bazı nüshaları, onlara gönderirsiniz. Hakikaten tashih mes'elesi ehemmiyetlidir. Bazen bir harfin ve bir noktanın yanlışı, kıymetli bir mânâyı zâyi' eder. En evvel yazanlar, bir kere güzelce mukàbele etsinler. Sonra tashihçi adamlara ve bana versinler. Mâşâallâh, bu defa bana gelen Asâ‑yı Mûsa Mecmualarında hem yanlışlar azdır, hem bir derece tashih edilmiş. Cenâb‑ı Hak; hem yazanlardan, hem tashihçilerden ebeden râzı olsun, âmîn.
Sâlisen: Yozgat’ta oturan, Risale‑i Nurla alâkadar Tunuslu Hoca Haşmet, evvelce vefâtımı, sonra hayatta olduğumu işitip buraya samîmî iki mektûb yazmış; ona benim tarafımdan selâm gönderiniz.
199
Râbian: Rüşdü’nün çok defadır hususî selâm eden kahraman biraderi Burhan eskiden beri ümmîliğiyle beraber, Nurlara lüzumlu zamanlarda ehemmiyetli hizmetleri için, onu da hàslar sırasında her gün ismiyle kazançlarımızda hissedar ediyoruz.
Mânidâr bir tevâfuktur ki; ben, Husrev’in ve Sabri’nin mektûbları gelmemesinden gelen küllî endişelerimi yazarken, aynı zamanda me'mûlümün haricinde en cem'iyetli ve bütün o endişelerimi izâle eden müteaddid mektûbları kapıya geldi.
Umum kardeşlerime selâm

94. Ben hayalen eski zamana ve Kastamonu’daki ve Barla’daki malum yerlere gidiyorum. O enislerimi hayalen görüyorum

Azîz, Sıddık Kardeşlerim; ve Ebed ve Hak Yolunda Hakikatli Arkadaşlarım!
Kastamonu efelerinden ve Nurun kahramanlarından ve Safranbolu fedâkârlarından size; oradan buraya gelen hususî mektûblarına hususî cevab vermeğe müstehak ve lâyıktırlar. Fakat hâlim, vaktim müsâade etmediğinden, vâsıtanızla bir kısa cevab verdiğime gücenmesinler.
Evvelâ: Hilmi, İhsân, Emin’in, Taşköprülü Sâdık’ın mektûbları beni çok mesrûr eyledi. Hakikaten bu kardeşlerimiz, hapishânede dokuz ayda dokuz sene kadar Hizmet‑i Nuriyeyi yaparak Isparta kahramanlarıyla omuz omuza geldiler. Ben, onların hem istirahatime, hem hapisteki arkadaşlarımızın ittifaklarına ve yeni Nurların hizmetine tam çalışmalarını hiçbir vakit unutmayacağım. Cenâb‑ı Hak, onlardan ve sizden ebeden râzı olsun. Ben, hayâlen, çok defa eski zamana ve Kastamonu’daki ve Barla’daki ma'lûm yerlere ve seyrangâhlara şevkle gidiyorum. Oralarda oturup ağlıyorum. O enîslerimi hayâlen görüyorum.
Kahraman Sâdık’ın kuvvetli ifâdesine ve güzel yazısına benzeyen bir kısa mektûbda, Safranbolu şâkirdlerinin selâmını da, Mustafa Osman ve Hıfzı (R.H.) yazıyor. Şübhelendim, acaba Sâdık oraya gelmiş, yoksa onlar oraya gitmişler, veya başka Sâdık nâmında bir kardeşimiz midir?
200
Barla sıddıkları Nurların yazmasına tam çalışmaları, herkesten evvel onların vazifeleridir. Çünkü Barla, birinci Medrese‑i Nuriye şerefini kazanmasından, o mübârek medreseyi talebesiz bırakmak câiz değil. İnşâallâh, tekrar şenlenecek. Çalışanlara Bârekallâh deriz. Cenâb‑ı Hak tevfik versin, âmîn.
Sâniyen: Safranbolu’nun sâdık şâkirdlerinden Osman ve Ahmed’in iki mektûbları, onların fevkalâde sadâkat ve Nurlara alâkadarlıklarını gösteriyor. Mâşâallâh, Osman, az zamanda hem Kur'ânı ders almış, hem Nurları yazmış; şimdi de Asâ‑yı Mûsa’yı yazıyor. Fedâkâr Mustafa Osman ve Hıfzı’ya tam bir kardeş ve Ahmed dahi tam alâkadardır. Mektûbunda imlâsı noksan olmasından, dediğini bilemedim. Onlara, Safranbolu’da ve Kastamonu ve civarındaki kardeşlerime çok selâm ve duâ ederiz, duâlarını isteriz. Medresetü'z‑Zehrâ’daki Isparta ve civarı umum kardeşlerimize birer birer selâm ve selâmetlerine duâ ederiz.
Said Nursî

95. Demek Risale‑i Nur’a ve şakirdlerine umumî bir taarruz yoktur, belki yalnız bana ve elimdeki Nurlara

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Bir‑iki hafta Husrev’in kalemiyle mektûbunu almadığımdan; ve Konya’ya gönderdiğim mecmuaların cevabı gelmediğinden; ve bir vekil‑i dâhiliye başta olarak, düşmanlarımız, anarşistlerle beraber beni emsâlsiz tazyîklerinden; ve buradaki münâfıklar bazı sâfdil dostlarımızdan hem Eskişehir’e, hem Konya’ya kitaplar gönderdiğimi ve Asâ‑yı Mûsa Mecmualarını aldığımı haber almalarından endişeler ederken, birden hiç emsâli görülmemiş bir buçuk metre kar ve dehşetli fırtına ve soğuk bu mevsimde gelmesi; bir hiddet, bir gadab eseri ve Nurlara bir tecâvüz niyetinin neticesi olması zannettim. Dört defa zelzeleler ve geçen sene yağmursuzluk gibi, Risale‑i Nur ve şâkirdleriyle münâsebetdâr olabilir diye sordum: Bu belâ umumîdir, yoksa Afyon ve Eskişehir Vilâyetlerine mi mahsûstur?”
Dediler ki: O iki vilâyete mahsûstur.”
201
Ben de, Elhamdülillâh dedim. Demek Risale‑i Nura ve şâkirdlerine umumî bir taarruz yoktur. Belki yalnız bana ve elimdeki Nurlara Çok güvendiğim Eskişehir, Denizli gibi bir Medrese‑i Nuriye olacağını tahmin ettiğim hâlde, Denizli’den on derece noksan kalmasının sebebi; onları da, Afyon ve Emirdağı gibi ürkütmektir. Her ne ise, merak etmeyiniz; inşâallâh bu hâdise‑i cevviye, aynı İstanbul mekteblerinin hâdisesi gibi, gizli masonları, niyet ettikleri yeni bir taarruzdan vazgeçirdi; inâyet‑i Rabbâniye himâye ediyor.
Sâniyen: Bu defa yedi‑sekiz mektûblarınızı aldım. Hususî cevablara hâlim, kalemim ve vaktim müsâade etmediğinden gücenmeyiniz. Mehmed Feyzi ve Emin’in mektûblarını, ilişmeden Lâhika”ya geçirdik. O ikisi, sekiz sene hususî hizmetimde bulunmaları cihetiyle, haddimden çok ziyâde tavsifâtlarını bir nev'i manevî duâ ve sebeb‑i teşvik ve kanâat, bir hüsn‑ü zan ve tercümân‑ı Nur haysiyetiyle üstadlarına bir alâmet‑i sadâkat ve bir vesika‑i i'tikàd ve irtibattır diye ilişmedim. Ve Feyzi’nin merhume vâlidesinin Risale‑i Nur dersleriyle güzel ve nurânî vefâtı; Nurların, şâkirdlerine sekerât vaktinde ve sıkıntılı zamanlarında imdâda yetişmesine bir parlak nümûne olarak Lâhika”ya girmesi münâsibdir.
Halîl İbrahim’in bu defaki mektûbunda kazâ ve kader‑i İlâhî’den nedendir? nedendir?” diye çok suâllerinin birden cevabı, bizlere mücâhidâne çok hasenât kazandırmak ve Nurlara herkesin nazar‑ı dikkatini celbetmekle umuma okutmaktır. Fakat bir derece kazâ ve kadere i'tirâz mânâsını hayâle getirdiği için, şimdilik Lâhika ile ta'mîmi münâsib olmaz. Ve mektûbun âhirindeki Cevşenü'l‑Kebîr’den alınan fıkralar, duâlar çok güzeldir.
Sâlisen: Husrev’in mektûbunda, Atabeyli kötürüm Ali ve Eğirdirli Kâzım’ın Nurlara tam şevkle hizmetleri, hattâ rûhânileri de onları tebrike ve tahsine sevkeder. Ve Aliköyü’nden bana mektûb yazan ondört yaşındaki Mustafa Veysel, pederiyle, hem Kur'ân’a, hem Nurlara hizmetleri ve üç Alilerin gayret ve himmetleriyle o köy masûmları Risale‑i Nura çalışmaları, değil yalnız beni, belki umum Nur şâkirdlerini tahsine ve şükre sevkeder.
202
Râbian: Salâhaddin Abdurrahman, Feyzi’nin vâlidesinin vefâtı münâsebetiyle yazdığı mektûbun âhirindeki Feyzi’ye tâziyesi ve hâşiyede benim ölümümü kabûl etmemesi ve Gavs‑ı A'zam’ın bir kısım himâyeti Asâ‑yı Mûsa Risalesi’ne geçmesi diye beni sürûrlarla ağlattırdı ve Safranbolu kahramanları Mehmed Feyzi ve Emin’in şehnâmelerine iştirâkleri ve merkez‑i hükûmette umumî bir Arabî hattı ve hurûfu kursu açılması ve Asâ‑yı Mûsa Risalesi’nin fütûhâtına ve kerâmetine alâmet olmasını müjdelemeleri, pek büyük bir inşirah vermesiyle bu kışın bütün çektiğim sıkıntıları hiçe indirdi.