Risale-i Nur'da ara ve doğrudan okumaya geç

105. Meşhûr duâ‑yı Nebevî olan Cevşenü'l-Kebîrin sevâb ve faziletine dair bir hadîs

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bir bîçâre vesveseli ve hassas ve dinsizlerle görüşen bir adam, meşhûr duâ‑yı Nebevî olan Cevşenü'l‑Kebîr hakkında ve akıl haricindeki sevâb ve faziletine dair bir hadîsi görmüş, şübheye düşmüş. Demiş:
213
Râvi, Ehl‑i Beyt’in imâmlarındandır. Hâlbuki hadsiz bir mübâlağa görünüyor. Meselâ içinde der: Bu duâya Kur'ân kadar sevâb verilir. Hem göklerdeki büyük melâikeler, o duâ sâhibini gördükçe kürsîlerinden inip ona pek büyük bir tevâzu' ile hürmet ederler. Bu ise, aklın ve mantığın mikyâslarına gelmez.” diye, Risale‑i Nurdan imdâd istedi. Ben de Kur'ân’dan ve Cevşenden ve Nurlardan gayet kat'î ve tam akıl ve hikmete mutâbık bir cevab verdim. Size gayet kısa bir icmâlini beyân ediyorum. Şöyle ki, ona dedim:
Evvelâ: Yirmidördüncü Sözün Üçüncü Dalında on aded usûl var, böyle şübheleri esâsıyla keser, izâle eder. Ona bak, cevabını al.
Sâniyen: Her gün bütün ümmet kadar hasenât ona işlenen ve bütün ümmetin saâdetlerine yardım eden ve ism‑i a'zamın mazharı ve kâinâtın çekirdek‑i aslîsi, hem en mükemmel ve câmi' meyvesi olan Zât‑ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, o duânın kendi hakkında o azîm mertebesini görmüş, ona haber veren Cebrâil Aleyhisselâm’dan işitmiş, başkalarını kendine kıyâs etmiş veya edilmiş. Demek o pek fevkalâde ve acîb sevâb, Zât‑ı Ahmediye’nin (A.S.M.) velâyet‑i kübrâsından ona gelmiş. Küllî, umumî değil, belki o duânın mâhiyetinde böyle hàrika bir kıymet var ve ism‑i a'zam mazharı olan zâtın tebaiyetiyle başkalara dahi o sevâb mümkündür; fakat gayet ehemmiyetli şartları var, yalnız okumak kâfî gelmez. Yoksa muvâzene‑i ahkâmı bozar, farzlara ilişir.
Sâlisen: O duâ, nasıl ki Zât‑ı Ahmediye’ye baktığı vakit mübâlağadan münezzeh ve ayn‑ı hakikat oluyor; öyle de: O duâdaki yüzer Esmâ‑i Hüsnâ’nın hakikatlerine baktığı zaman, değil mübâlağa, belki onların nihâyetsiz tecellîlerinden gelmesi mümkün ve gelebilen feyizlerin nihâyetsizliğini göstermek için pek az bir kısmını Muhbir‑i Sâdık (A.S.M.) haber vermiş ve teşvik için mübhem ve mutlak bırakmış. Sonra mürûr‑u zamanla o kaziye‑i mümkine ve mutlaka, bilfiil vâki ve külliye telâkki edilmiş.
214
Râbian: Yirminci Lem'a‑i İhlâs’ta bir adama beşyüz senelik bir genişlikte bir Cennet verilmesine dair olan bir hâşiye var. Ona da bak, gör ki; o koca Cennet’in verilmesi, bilmediğimiz tarzda bir mâlikiyet değil, belki insan nasıl hususî hânesine çok cihetlerle mâliktir, sâhibdir; öyle de, zemin yüzündeki şeylere çok duygularıyla bir nev'i mâliktir, tasarruf ve istifade edebilir. Hem, koca dünyayı, benim hânemdir, bana vermiş ve güneş lambamdır diyebilir.
Demek bazı fevkalhad, hàrika ve akıl haricindeki bir kısım sevâblar, bu mezkûr hakikate bakar.
Hem İslâmiyette her sevâbın, her fazilet‑i a'mâlin en evvel mazharı ve bizlerin bir duâda bir zerre sevâbımızda, o duâda bir dağ kadar sevâb ve feyzi kazanan Zât‑ı Ahmediye (A.S.M.), hususî virdler ve duâlar ve şerîat ve risalet cihetiyle değil, belki velâyet‑i Ahmediye noktasında ve umumî olmayan derslerinde, kendine verilen en yüksek mertebeyi beyân eder. Kendine tam tebaiyet eden hàs vârislerini, o noktalara teşvik eder.
وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِلَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُdedim. O vesvese edip şübhelere düşen adam Lillâhi'l‑Hamd kurtuldu, tam kanâati geldi. Belki sizin bazılarınıza fâidesi var diye size de gönderdim.
Umumunuza binler selâm

106. Neden herkesten ziyâde medreseden çıkanlar Risale‑i Nura sarılmaları lâzım iken, en ziyâde çekinen, onlardan resmî vazifeyi alanlardır?

Bu Fıkra Bir Derece Mahremdir, Yalnız Hàslara Mahsûstur
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Çok defa hâtırıma geliyordu ki: Neden herkesten ziyâde medreseden çıkanlar Risale‑i Nura sarılmaları lâzım iken, en ziyâde çekinen, onlardan resmî vazifeyi alanlardır?”
Şimdi birden hâtıra gelen cevabın bir az kısmını beyân etmek lâzım geldi.
215
Evvelâ: Gizli münâfıklar aleyhimizde büyük makamlarda olanların bir kısmını isti'mâl ederek resmî bir tarzda şiddetli propaganda etmelerinden, bütün resmî memurlar ürkmeye ve çekinmeye mecbur olmuşlar. Onlar içinde dahi enâniyetli ve evhâmlı ve bid'aları kabûl eden hocalar, daha ziyâde çekinmeye başlamışlar; kendilerine bir özür, bir bahâne aramışlar.
Risale‑i Nurdan İşârât‑ı Seb'a’nın bid'acılara şiddetli tokadı ve Sekizinci ve Onsekizinci Lem'a’da İmâm‑ı Ali’nin (R.A.) Ercûze’de, ulemâü's‑sû' hakkında dehşetli tokadı ve bid'alara bir derece ve bir cihette müsâid olan Vehhâbîlik Mezhebini perde altında kabûl edenler, Yirmisekizinci Mektûb’un, Vehhâbîler hakkındaki mes'elenin tokadı ve Kur'ân tercümesini yapan ve Kur'ân yerinde tercümesinin okunmasına cevâz gösterenlere Risale‑i Nurun şiddetli tokatları ve derd‑i maîşet zarûreti ve mevki‑i ictimâîde haysiyetini düşünmeleri sebebiyle hocalar, hattâ İstanbul’un eskide dost hocaları, kaçmağa; ve az bir kısmı, tenkide çalışmaya; hattâ, Âl‑i Beyt ve İmâm‑ı Ali’ye adâvetleri bulunan müfrit Vehhâbîlik hesabına Risale‑i Nurun Âl‑i Beyt ve İmâm‑ı Ali’nin bir manevî hediyesi ve eseri olmasından, i'tirâz etmeye başlamışlar. Fakat biz, İstanbul âlimlerinden kızmıyoruz, belki bir cihette memnunuz Çünkü, başkalara nisbeten ilişmiyorlar.
Hem merhum Fetvâ Emini Ali Rıza ve merhum Ahmed Şîrani ve merhum Şevket Efendi ve merhum Mehmed Âkif gibi insaflı, Risale‑i Nuru fevkalâde takdir ve tahsin eden o muhterem ve merhum zâtların hatırı için biz, İstanbul hocalarına dostuz, onlardan gücenmeyiz. İnşâallâh, bir zaman Yirminci Lem'a‑i İhlâs, kendini onlara okutturacak, o eski dostları da yeni dostlar yapacak.
Kardeşlerim! Herkes sizin gibi sebatkâr olamaz. Perde altında Nurcuların kuvve‑i maneviyelerini kırmak için bazı hocalar vâsıta oluyorlar, aldanmayınız ve sarsılmayınız; ve onlarla münâkaşa etmeyiniz, mümkün oldukça dostâne muâmele ediniz. Biz onlarla kardeşiz deyiniz; ve bu pusuladaki noktaları unutmayınız; sizi aldatmasınlar.
216
Husrev’in himmetiyle dâireye giren ve Nurun yeni şâkirdlerinden, bana mektûb yazan Hatice ve Râbia, hàslar içinde kabûl edildiler. Ve çok alâkadar olduğum Barla’da harâretle Bahri ve evlâdı ve Eyyûb ve Ali ve Mehmed ve Süleymanların gayretleriyle Nurlar dersine çalışmaları, beni sevinçle ağlattırdı. Ben, bütün Barla halkına, hususan Süleymanlar ve Bahri ve Mehmedler ve Mustafalar, eski zamanda Nurlara kıymetdâr hizmet eden Şamlı Hâfız Tevfik ve mübârek Hâfız Hâlid ve imâm Hakkı Efendi ve Muhâcir Hâfız Ahmed ve evlâdı ve ahfâdı ve Şem'i ve bana çok hizmet eden Abdullâh Çavuş ve oradaki komşularıma ricâlen ve nisâen binler selâm ve duâ ederim ve mübârek aylarda duâlarını isterim.
Bahri ve evlâdları üç Asâ‑yı Mûsa yazdıklarını şimdi haber aldım. Muhâcir Hâfız Ahmed ile Barla’da kardeşlerimizin hesabına hem Kâzım’ın, hem berber Mehmed’in ciddi hàlisâne mektûbları Lâhika”ya girmeğe hak kazandılar ve Bahri’nin güzel manzûmesi, küçük bir Medrese‑i Nuriye hesabına tam girebilir.
Medâr‑ı hayret bir latîf inâyettir ki; Büyük Mustafa’yı (R.H.) aynen merhum Abdurrahman gibi hem sadâkatiyle, hem kalemiyle, hem iktidarıyla Nurlara hizmet edeceğini kalbime ihtar edilmesiyle o zamanda Abdurrahman’ın vefâtını unutmaya çalıştım. Hakikaten Küçük Ali, o hâtıra‑i gaybiyeyi kalem cihetinde dahi tam tamına tasdik ettirdi. Kardeşinin kalemini kendisi aldı. Sarı bıçağı, elmas kılıncı yaptı. Demek o zaman, onu da mübârek Mustafa’nın rûhunda hissetmiştim.
Hem Muhâcir Hâfız Ahmed’i, hem bana, hem nurlara alâka ve sadâkat noktasında Nurların birinci talebesi ve fedâkâr bir nâşiri kalben hissetmiştim. Hâlbuki, kalemle hizmete muvaffak olamadı. Çok defa, o gaybî hissimi tahattur ederdim. Sonra, birden hem oğlu Kâzım, hem dâmadı Bahri, hem diğer dâmadı berber Mehmed ondan his ve ümîd ettiğim metînâne hizmeti fevkalâde bir alâka ve sadâkatle tam tamına yerine getirmeye, çalışmaya başladılar. Hattâ hafîdeleri dahi masûm şâkirdler içine girmişler. Umuma selâm.
Said Nursî
217

107. Şan ü şeref ve hodfüruşluk ve kendine güvenmek ve şahsımı beğendirmekten ürküyorum, kaçıyorum ve şahsıma karşı medihlerden hoşlanmıyorum

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddık, Bahtiyar, Vefâkâr, Fa'âl, Sebatkâr Kardeşlerim!
Evvelâ: Tekraren hem sizin Receb‑i şerîfinizi ve Leyle‑i Regâibinizi tebrik, hem Safranbolulu kardeşlerimizin tebriklerine mukàbeleten şühûr‑u selâselerini ve dört leyâli‑i mübârekelerini ve Nurlarla gayet ciddi alâkalarını tebrik ederiz. Ve oranın şâkirdleri nâmına yazılan tebriknâme mektûbunda benim pek çok kusurlu şahsıma verdikleri ünvânları ve senâları, Halîl İbrahim’in bazı mektûbları gibi, ta'dil ile Risale‑i Nura çevirip Lâhika”ya girmesini istedim; fakat şahsım pek sarîh bir tarzda mevzû yapıldığı için yakıştıramadım, şimdilik geri kaldı.
Kardeşlerim! Kat'iyyen biliniz: Şân ü şeref ve hodfürûşluk ve kendine güvenmek ve şahsımı beğendirmekten ürküyorum ve kaçıyorum ve şahsıma karşı medihlerden hoşlanmıyorum. Yalnız Risale‑i Nura karşı sadâkat ve kanâate bir emâre olmak cihetiyle, bazı müfritâne tâbirleri, ya hatırları için veya hüsn‑ü zanlarını kırmamak fikriyle kısmen ta'dil ile kabûl ve sükût ederim. Fakat iki İhlâs Lem'aları ve mesleğimizin hıllet ve ihlâs ve uhuvvet esâsları, bu tarz medihlere müsâade etmez. Hem, bu benlik ve enâniyet asrında ve şöhret‑perestlerin nazarında Nurların sâfiyetine ve hàlisiyetine zarar verebilir.
Sâniyen: Hıfzı’nın iki masûmunun yazdıkları Asâ‑yı Mûsa ve Rehber ve Küçük Sözler bizi mesrûr eyledi. Yüz Mâşâallâh. Böyle binler Nurcu masûmlar, istikbâli nurlandıracaklar.
Said Nursî
218

108. Bu şuhur‑u mübarekede Nurcuların şirket-i maneviyesine inşaallah pek çok kudsî servet girecek

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bu şühûr‑u mübârekede, Nurcuların şirket‑i maneviyesine inşâallâh pek çok kudsî servet girecek. Herbir Nurcu, binler lisânla ve yüzer kalemle çalışacak gibi kâr kazanacak. Ve bu mübârek ve çok bereketli aylarda beş tarzda ibâdet sayılabilen kalemle Zülfikàr (Mu'cizât) Mecmuası’na hizmet edenler, tam bahtiyardırlar. Fakat yazıdan ziyâde, sıhhatine dikkat etmek lâzım ve elzemdir. Bugün de tatlı iki mânidâr tevâfuku gördüm. Kanâatim geldi ki; benim bugünlerde zahmetler içinde Asâ‑yı Mûsa tashihinde sıkıntılarıma mukâbil, inâyet‑i İlâhiye ücretimi ve ta'yinâtımı şirin bir sûrette veriyor.
Birisi: Kahraman Tahiri’nin teberrük olarak getirdiği tatlı lokmalar, acîb bir bereketle, her gün ikişer üçer yediğim hâlde bitmiyordu. Hayret ederdim. Bugün âdetimle iki alacaktım; baktım yalnız iki tane kalmış; iktisad için birisini aldım. Aynı saatte, Hıfzı’nın iki masûm evlâdının, bir kutu içinde yazdıkları nüshalar altında şekerden, ekmekten, aynen Tahiri’nin lokmaları gibi, hem onun mikdarında elime verildi. Ben, bu tatlı tevâfuktan zevk alırken, dünkü gün, aynı saatte çok harâretim vardı, çok su içiyordum. Canım, üryani erik hoşafı istedi. Ben bilmiyordum, unutmuştum; şiddetli bir arzu ile harâretimi teskin edecek eskide alıştığım ve çok isti'mâl ettiğim üryani erik, bir kutu içinde ve Âsiye’nin hàs arkadaşlarından Nurcu Şerîfe Hanımın şekeriyle elime verildi. Ben de bu çok tatlı tevâfukun hatırı için hem masûmların, hem onların teberrüklerini yüz misli kadar kabûl ettim.
Umumunuza binler selâm.
Said Nursî
219

109. Nur'un hizmeti, hem maişet, hem rahat‑ı kalbe yardım ettiği gibi, ibadet-i tefekkürî nev’inden olması cihetiyle, mübarek ayların sevaplarına büyük yardımı olur

Azîz, Sıddık, Sarsılmaz, Usanmaz, Çekinmez, Çekilmez Kardeşlerim!
Evvelâ: Bu yaz, derd‑i maîşet cihetiyle ve bu şühûr‑u selâse, ibâdet haysiyetiyle bir derece Nurların kitabetine fütûr verebilir diyenlere beyân ederiz ki: Bil'akis, yazmağa şevk verir ve vermek gerektir. Çünkü Nurun hizmeti; hem maîşet, hem rahat‑ı kalbe bereketleriyle yardım ettiği gibi; ibâdet‑i tefekkürî nev'inden olması cihetiyle, mübârek ayların sevâblarına büyük yardımı olur.
Sâniyen: Nurun bir şâkirdi bana dedi ki: Geçen sene daha Nurlar bize teslîm olmadan ve hususî bir iâde neticesinde burada rahmet dahi hususî bir derece tezâhürüyle demiştin ki: Ne vakit tam serbestiyetle Nurlar okunsa ve yazılsa ve bize iâde edilse, yağmurla, rahmet tam olacak.’ haber vermiştin. Hakikaten bu baharda hem Asâ‑yı Mûsa her tarafta merakla yazılması ve okunması, hem Zülfikàr (Mu'cizât) yazılmasına şevkle başlanması bu emsâlsiz rahmete bir vesile olduğuna kat'î kanâatim geliyor .” dedi.

110. İnşaallah yine Nurlar, Nurcuların lâyık elleriyle kalemleri gibi tab’ ve neşredilecek; yabanî ve lâyık olmayanlara muhtaç olmayacak

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Husrev’le bir rûh iki cesed ve kendisi, bahâdır biraderiyle Nur hizmetinde çok ehemmiyetli mevki alan kahraman Rüşdü’nün acîb bir el makinesini Nurlar için celbine çalışması, ehemmiyetli bir fütûhât‑ı Nuriyenin mukaddimesidir. İnşâallâh, yine Nurlar, Nurcuların lâyık elleriyle kalemleri gibi tab' ve neşredilecek; yabânî ve lâyık olmayanlara muhtaç olmayacak. Fakat herşeyden evvel sıhhatli ve yanlışsız ve güzel bir tarzda makine ile, mümkün ise evvel eski harfle yazılsa, sonra yeni harfle daha münâsibdir. Sizlerin isabetli tedbirinize havâle ediyoruz.
220
Sâniyen: Konyalı Sabri’nin Re'fet’e yazdığı mektûbunu gördüm, ondan bildim ki; bu Sabri, öteki Sabri gibi gayet hàlis ve samîmî ve çalışkan bir Nurcudur. Bin Bârekallâh hem ona, hem onu teşvik ve teşci' eden ve hocaların yüzlerini ak eden Konya âlimlerine. Başta müfessir mübârek Hoca Vehbi olarak onlara ve oradaki Nur şâkirdlerine çok selâm ederiz ve bu mübârek şühûr‑u selâsede duâlarını isteriz.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪يSaid Nursî

111. Risale‑i Nur bu millete her gün ekmek gibi lazımdır

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Sekiz sene çoluk ve çocuğuyla sadâkatle bana hizmet eden; ve evlâd ve ahfâd ve refîka ve damatlarıyla Nurlara ciddi çalışan; ve ders ve va'zlarını bütün Nurlardan veren; ve vefâtından on dakika evvel dünyaca en ehemmiyetli vasiyeti, kendinin Nur Risalelerini tekmîl için Şamlı Hâfız’a ricâ eden, vefâtından iki gün evvel bana mektûb yazıp benim aynı vakitte Sava’yı Barla’ya tercih ederek Sava mezaristanında defnimi arzu ettiğimi sizlere yazdığımı, sadâkatin kerâmetiyle hissedip bana mukàbele ve i'tirâz tarzında o mektûbunda der:
Sen Barla’yı ikinci vatanımdır dediğin hâlde, neden ona gelmiyorsun, başka yerleri tercih edersin? İbtidâ‑i Medrese-i Nuriye Barla’dır, senin mezarın orada olmalı.” diye bana ihtar etti. İki gün sonra size yazdığım daha size yetişmeden onun mektûbunu, hem Şamlı Hâfız ikinci sahifesinde yazdığı vefât haberini aldığım merhum Muhâcir Hâfız Ahmed’in (R.H.) dünyadan göçmesi, aynen Abdurrahman gibi beni çok sarstı, ağlattırdı, ﴿اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ dedirtti. Binler rahmet onun rûhuna insin âmîn! Kabri de hânesi gibi Kur'ân ve Nurun bir menzili olsun âmîn! Şübhem kalmadı ki; bu zâhir sadâkat kerâmeti, Nurcuların îmânla kabre gireceklerini isbât ediyor ve hüsn‑ü hâtimeye mazhardırlar. Benim tarafımdan onun akrabasını tâziye ediniz. Ve ben bütün duâlarımda onu hissedar ediyorum diye tebliğ ediniz.
221
Sâniyen: Kardeşimiz Re'fet bana yazıyor ki: İstanbul’da Nurlara çok ihtiyaç var ve ekmek gibi herkes muhtaçtır. Ve kardeşlerimizden ve Nurlarla çok alâkadar ve çok okumuş ve Nurcu olan Yeşil Şemseddin, Nurun hakikatlerinden ders verdiğinden; va'zında binlerle adam bulunur.”
Hem Re'fet der: Bundan anlaşılıyor ki; Risale‑i Nur, bu millete her gün ekmek gibi lâzımdır.
Hem bir kısım Nurları, ehemmiyetli zâtlara vermiş ve Zülfikàr Mu'cizât’ın benim tashihimden geçmiş bir nüshasını istiyor.
Umuma birer birer selâm ve duâ ederiz ve duâlarını isteriz.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪يSaid Nursî

112. Her tarafta Nurlara kuvvetli ve kesretli eller sahip çıkıyorlar ve tam muhafaza ve neşrine çalışıyorlar, elbette ben bir parça istirahat etsem tenbellik olmaz

Husrev’i tashihte ve tevzî'de ve tedbirde ve muhâberede ve Nurların neşir ve yetiştirmesinde tebrik; ve muvaffakıyetine duâ ederiz. Bu ehemmiyetli vazifelerle beraber; yine o şirin ve parlak kaleminin yazılarını çok nüshalarda görüyoruz; hem müstakil nüshaları da yazıyor, mektûbundan anlıyorum.
Şimdi birden Medrese‑i Nuriyenin (Sava) Hacı Hâfız Mehmed, merhum Hâfız Mehmed ve kardeşleri ve Mehmedleri ve Ahmedleri ve masûm Nurcuları ve mübârek ihtiyar ve sâir kahramanları şâkirdlerini düşündüm. Hayatım müddetince ona yakın olmak bütün canımla istedim ve vefâttan sonra onların mezaristanında defnolmamı arzuladım.
Birden ihtar edildi ki:
Gerçi Medresetü'z‑Zehrâ’nın merkezi olan Isparta Vilâyetinde maddeten bulunmak çok cihetle fâideli, saâdetlidir; fakat Nurun mesleği ve Nurcuların meşrebi cihetiyle dâima berabersiniz. Zaman ve mekân, perde olamazlar. Şarkta, garbda, şimâlde, cenûbda, dünyada, berzahta bulunsanız, ma'nen bir mecliste, beraber sayılırsınız. Onların manevî yardımları dâima birbirine oluyor ve sana da gelir.” diye beni teskin etti.
222
Ben dedim: Mâdem şimdi her tarafta Nurlara kuvvetli ve kesretli eller sâhib çıkıyorlar ve tam muhâfaza ve neşrine çalışıyorlar, elbette ben bir parça istirahat etsem tenbellik olmaz.

113. Bu sene Berat Gecesi, Nurcular hakkında çok bereketli ve kerametli olduğuna bir emaresini hayretle gördük

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Geçen mübârek Leyle‑i Berât’ınızı ve gelecek Ramazan‑ı Şerîfinizi tebrik ederiz. Bu sene, Berât gecesi, Nurcular hakkında çok bereketli ve kerâmetli olduğuna bir emâresini hayretle gördük. Şöyle ki:
Ben, Berât gecesinden az evvel Asâ‑yı Mûsa tashihiyle meşgul iken; bir güvercin pencereye geldi, bana baktı. Ben dedim: Müjde mi getirdin?” İçeriye girdi, güyâ eskiden dost idik gibi hiç ürkmedi. (Hâşiye) Asâ‑yı Mûsa üstüne çıktı, üç saat oturdu; ekmek, pirinç verdim, yemedi; akşama kaldı, sonra gitti, tekrar geldi. Berât gecesinde, sabaha kadar yanımda kaldı. Ben yatarken başıma geldi, Allah’a ısmarladık nev'inden başımı okşadı, sonra çıktı gitti. İkinci gün, ben teessüf ederken, yine geldi; bir gece daha kaldı. Demek bu mübârek kuş, hem Asâ‑yı Mûsa’yı, hem Berâtımızı tebrik etmek istedi.

114. Feyzi ve Emin’in Üstadlarının Kastamonu’daki hayatımın tarihçesini, hüsn‑ü zanla haddimden çok fazla senâlarını tebdil etmeyerek kabûlümün sebebi

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Kastamonu Husrev’i ve Süleyman Rüşdü’sü olan Mehmed Feyzi ve Emin’in, üstadlarının Kastamonu’daki hayatının bir tarihçesini, hüsn‑ü zanla haddimden çok fazla senâlarını tebdil etmeyerek kabûlümün sebebi şudur ki:
223
Bugünlerde Afyon’un büyük memuru, bir çavuşu bana ihanete vâsıta yapıp güyâ teveccüh‑ü âmmeyi hakkımda kırarak; bu vilâyet, Denizli, Isparta gibi Nurlara tam sâhib çıkmasın ve Nurlar parlamasın. Gerçi ben tahammül ettim, fakat buranın yeni şâkirdlerinin teessürlerinden müteessirdim. Düşünürken, Mehmed Feyzi’nin bu samîmâne ve âlimâne, hürmetkârâne mektûbu o herifin ve o âmirinin ihanetlerini yüzlerine vurup hiçe indirerek, teessürâtımı tam sildi, süpürdü. Binler derece o iki bedbahttan yüksek olan iki Nurcunun böyle medih ve hürmetleri, onların kanunsuz cebir ve ihanetlerinin aynı zamanda tam tamına tevâfuku; Feyzi ve Emin’in sadâkatlerinin bir kerâmeti olduğuna kanâat ettiğimdir.

115. Risale‑i Nur bir vesile-i def-i belâdır; ta’tile uğradıkça, belâ fırsat bulup gelir

Kardeşlerim!
Şimdi tebeyyün etti ki: Beni karakola çağırmak, lüzumsuz bahânelerle beni hükûmete celbetmekte maksad, ihanet ve halkın nazarında ehemmiyetsizliğim ve bana müttehem vaziyeti vermek içindi. Şimdi tahammülüm kalmadı. Mümkün oldukça oraya beni çağırmamak lâzımdır. Ceza hâkimini görünüz. Bana bir da'vâ vekili tarzında bir adamı bulunuz; benim bedelime lüzum olsa karakola gitsin. Yirmibeş sene münzevî bir adam, böyle ihanetkâr insanlarla görüşmek, işkenceli bir azâbdır. Ben, sekiz sene, Kastamonu’da, bir tek defa vâlinin ısrarıyla yanına ve iki defa da polishâneye gittim. Burada sebebsiz on defadan geçti. Ben, daha gidemem. Hem, doktordan bir rapor alınız; yoksa, bu şehre maddî ve manevî zarardır.
Husrev’in, müdafaâtımda yazılan dört zelzele mes'elesini tasdik eden bu geceki şiddetli dört defa zelzele, bana ve nurlara ve bu memlekete kat'î bir sû‑i kasd eseri olarak hükûmet içinde hizmetçime bağırarak bana tahkîrkârâne ihanet ve şetmedip Git ona söyle!” diyen ve kaymakamın emr‑i cebrîsiyle Hasta da olsa buraya getiriniz!” bekçilere ve jandarmalara emir veren ve Afyon’un perde altındaki büyük memura dayanan Emirdağ zâbıtası, hem Nur şâkirdlerinin şevklerine, hem Nurların burada yazılmasına, hem bana ehemmiyetli sıkıntı vermesi, aynı vakitte böyle burada görülmeyen bu şiddetli zelzelenin gelmesi gösteriyor ki; Risale‑i Nur, bir vesile‑i def'-i belâdır; ta'tîle uğradıkça, belâ, fırsat bulup gelir.
224
Nurlara az zamanda çok hizmet eden Mustafa Osman’ın gayet tevâzu'kârâne ve mahviyetkârâne mektûbu, tam onun hàlisâne sadâkatini ve ihlâsını isbât edip onbeş senelik hàslarla omuz omuza geldiğini gösterir. Zâten yazdığı Asâ‑yı Mûsa Mecmuası, kuvvetli bir delildir. İşte bu dakikada bunu yazarken, yine hafif zelzele başladı.

116. Emirdağ zabıtasıyla bir hasbihaldir

Emirdağı Zâbıtasıyla Bir Hasbihâl
Hem insaniyet nâmına istediğim bir hukukuma karşı yapılan, hayretimi mûcib acîb bir muâmelenin sebebi nedir?” diye bir suâlim var.
Birincisi: Bir seneden beri sakladığım şekvâmı vermedim. Şimdi zâbıtanın vâsıtasıyla Ankara makàmâtına vermek üzere bir zâta gönderdik. Dedim: Afyon Emniyet Müdürü insaflıdır. Ona da bir sûret elden gönderdim. Ondan istirahatime dair bir eser beklerken, bil'akis beni sıkıştıran zâtlara yazmış: Bu güzel yazı onun değil. Kim yazmışsa tahkîk ediniz.”
Acaba çok kuvvetli ve ayn‑ı hakikat o şekvâyı nazara almayıp lüzumsuz, ehemmiyetsiz, zararsız bir yazıyı merak etmek, benim istirahatimi bozmak; bin liraya ehemmiyet vermemek, beş paraya çok ehemmiyet vermek gibi olmaz ? Yüzotuz risalelerden binler nüshaları ayrı ayrı yazılarla üç mahkeme inceden inceye tedkikten sonra ve onları yazanların mühim bir kısmı benimle beraber mahkemede bulunmaları ve zerre kadar medâr‑ı mes'ûliyet olmadığı hâlde, Kim ona yazıyor diye tahkîk ediniz.” demek yüzünden bir kanun, bir maslahat var ? Bir bîçâreyi bu bahâne ile karakola çağırmak, endişe vermek; ve bilhassa benim ihbarımla istemek ne lüzumu var? İşte ben size haber veriyorum: Eğer arzu etsem, binler adam yazılarımı yazacaklar; hem her tarafta millet ve vatan menfaatine yazıyorlar.
İkincisi: İnsaniyet nâmına sizden isterim ki, bayrama kadar benim yüzümü dünyaya çevirmeyiniz. Ben sizi düşünmediğim gibi; siz dahi beni unutunuz. Bu mübârek aylarda benim gibi dünyadan küsmüş bir bîçâreyi âhiret zararına gayet ehemmiyetsiz dünya işleriyle meşgul etmeye mecbur etmeyiniz.

117. Eğer Nur'un buradaki küçücük medresesinin kapısını kırsaydılar, elbette tokat ciddi olacaktı, yalnız ihtar için olmayacaktı

Bu mânidâr yeni zelzeleyi merak ettim. Kalben dedim: Eğer sâir yerlerde bu şiddetle olmuşsa, her hâlde Nur şâkirdlerine dahi yine bir tecâvüz var. Yoksa benim yalnız mektûbumla alâkadardır? diye sordum. Dediler: Yalnız Ankara hafif, Afyon ve Eskişehir ve bu Emirdağ’ında ve en şiddetlisi bu kasabada olmuş. Fakat medâr‑ı hayrettir ki, dört defa şiddetli olduğu hâlde, hiçbir zarar olmadı. Bunun bir hikmeti budur:
225
Kat'î emir verilmiş ki: Said’i cebren hükûmete getiriniz!”
Bekçiler ve bir onbaşı gelmişler. Kapımı kapamıştım, kilitlemiştim. Onlar demişler: Biz istifâ ederiz, onun kapısını kırmayacağız.” Dönmüşler, gitmişler.
Demek bu hususî zelzele müdafaâtımdaki zelzeleler gibi Risale‑i Nurla alâkadardır ki, bu defa hususî kaldı, hem şiddetiyle beraber zararsız geçti.
Eğer Nurun buradaki küçücük medresesinin kapısını kırsaydılar, elbette tokat ciddi olacaktı; yalnız ihtar için olmayacaktı. Gerçi bu taarruz cüz'î ve hafif idi, fakat ben gizlemem ki, hiç bu defa gibi damarıma dokunmamıştı. Fakat Nur ve Nurcuların hatırı için, hàrika tahammül ettim. Çünkü o bedbaht, hükûmette, vazife sandalyesinde bana şetmedip hizmetçime der: Git, ona söyle!” Hükûmetin nüfûzunu serseri şahsına mal ederek meydân okumuş ve Eski Said’in bende irsiyet kalan damarıma çok ilişti. Fakat fevkalâde ehemmiyetli olan sükûn ve temkin ve îtidâl‑i dem ve sabır ve tahammülün kat'î lüzumu beni teskin etti.
Sâlisen: Marangoz, merhum Barlalı hàrika sadâkatli Mustafa Çavuş’un tam yerine geçen Medrese‑i Nuriyenin tam çalışkan kahramanlarından Marangoz Ahmed’in benim için Sava’nın Davraz Dağı’nda berzahî ve uhrevî bir menzil, bir mezar düşünmesi ve yazması, beni çok sevindirdi ve hazînâne ağlattırdı.

118. Bir aydan beri burada hiç yağmur gelmiyordu ve kalbimiz dahi malum taarruzdan Nurculara gelen füturdan ağlıyordu

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Tekrar mübârek Ramazanınızı tebrik ederiz. İki kahraman kardeşin ve Mu'cizât‑ı Ahmediye’de yedi çocuğun bir cihette bir sekizincisi hükmüne geçen Süleyman Rüşdü’nün mübârek kerîmesinin makine ile Zülfikàr (Mu'cizât)’a çalışmasını ve Husrev ve Tahiri’nin şirin ve dikkatli yazılarını teksir etmeğe; fedâkârâne derûhde etmelerini bütün rûh u canımızla onları tebrik ederek, şimdiye kadar pek fevkalâde Nurlara ettikleri kıymetdâr ve meyvedâr sâbık hizmetlerine karşı, Risale‑i Nur hesabına binler Mâşâallâh ve Bârekallâh ve Veffakakümullâh deriz. (Hâşiye) .
226

119. İnebolu kahramanlarının tebrik ve mektuplarında iki tevafuk ve iki kuşun garip ziyaretleri çok manidardır

Azîz, Sıddık, Fedâkâr Kardeşlerim!
İnebolu kahramanlarının tebrik mektûblarında iki tevâfuk ve iki kuşun garîb ziyaretleri çok mânidârdır. Evet, benim bir tek mektûbumu yazan bir tek adamın hükûmetçe araştırılması ve ehemmiyetle bakılması tazyîki zamanında, şahsımdan binler derece daha ziyâde konuşan ve te'sirli ders veren Risale‑i Nurun, Zülfikàr (Mu'cizât)”ın bin nüshaları ve bin dille ve binler mektûbatıyla şimdiye kadar çok rakìbleri bulunan ve takib edilen ve mümâşâta tenezzül edemeyen Ahmed Nazîf’in kalemiyle serbest ve mümânaat görmeden yazılmasına değil yalnız kuşlar, belki melekler ve rûhânilerden bir kısım, temessül edip bu hàrika muvaffakıyeti tebrik etseler, yine çok değil. Biz dahi o küçük Isparta kahramanlarına binler Bârekallâh ve Mâşâallâh ve Veffakakümullâh deriz. Bütün rûh u canımızla onları tebrik ederiz ve bu pek büyük vazifede ihtiyat ve dikkatin lüzumunu ihtar ederiz.
227

120. Senin yazdığın kesretli risaleler, senin bedeline Nurların neşrine hizmet ederler

İnebolu civarında bulunan ve Nurlara güzel kalemiyle çok hizmet eden kardeşlerimizden Mehmed Zekeriya’nın bir mektûbunu aldım. Endişelerimi izâle edip beni mesrûr eyledi. Şimdi Nurların bir vazifesi olan çocuklara Kur'ân okutmak ve îmân derslerini vermek hizmetiyle meşgul olduğunu yazıyor.
Ona yazınız ki: Bu hizmetin, aynen eskide Nurlara çalışmanız gibi kıymetlidir. Hem, senin yazdığın kesretli risaleler, senin bedeline Nurların neşrine hizmet ederler. Merak etmesin; o, eski makamını muhâfaza ediyor.

121. Bugünlerde rahatsızlık için Evrad‑ı Bahaiye'yi ezber değil, kitaba bakarak okudum

Bugünlerde rahatsızlık için Evrâd‑ı Bahâiye”yi ezber değil, kitaba bakarak okudum. Âhirinde ihtitam‑ı Bahâiye olan hâtimesini bilemediğimden, eskiden beri okumuyordum. Haydi bir defa bunu da okuyayım dedim. Gördüm ki: Bir sahifede ve uzun altı buçuk satırında, ondokuz defa nur, nur, nur kelimeleri Kat'î kanâatim geldi ki Şah‑ı Nakşibend, Gavs‑ı A'zam gibi Risale‑i Nuru ve kudsî hizmetini keşfen müşâhede edip tahsinkârâne haber vererek ona işâretler ediyor. Ben de, yalnız o altı satırı ve baştaki satırı ve âhirdeki satırı ile otuz senelik Bahâiye virdime, o meleklerin, Nurların intişarına muâvenetleri niyetiyle, ilhâk eyledim.

122. Isparta’nın acib yangınında musibetzedelerin elemlerine ben cidden iştirak ediyorum

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Isparta’nın acîb yangınında musîbet‑zedelerin elemlerine ben cidden iştirâk ediyorum. Çünkü müteaddid vecihle ben Ispartalı olduğum gibi; o mübârek şehir, taşıyla, toprağıyla nazarımda çok ehemmiyeti var; ve Nurların Câmiü'l‑Ezher’i ve Medresetü'z‑Zehrâ’sının merkezi hükmündedir.
228
Benim tarafımdan o musîbet‑zedelere deyiniz ki: Nass‑ı Hadîsle, böyle musîbetlerde, ehl‑i îmânın zâyi' olan malları tam sadaka hükmündedir. Hususan bu zamanda, yüz sadaka kadar o fânî malları, bâkî ve daha çok ebedî mallara inkılâb ederler. Onun için sabır içinde bir cihette şükretmek gerektir. İnşâallâh, dünyada dahi o keffâretü'z‑zünûb olan zâyiâtın yerine Erhamürrâhimîn ihsân eder. Geçmiş olsun, başınız sağ olsun, fâidesiz merak etmeyiniz deyiniz.
Sâniyen: Bu çeşit kazâların bir sebebi, beşerin çirkin bir hatâsı bulunmasından; bu Ramazan‑ı Şerîfin hürmetini ve kıymetini muhâfaza etmek ve Nurları himâye etmeye, her yerden ziyâde Nurların menba'ı ve medresesi olan Isparta borçludur ve vazifesidir. Ve sefâhetlere karşı Şeâir‑i İslâmiyeyi muhâfaza etmekle mükelleftir.

123. “Levlâke levlâk…” beyanı doğrudan Resulullah’a (asm) bakar… Senin şimdi vazife‑i resmiye cihetiyle çocuklara Kur'ân-ı Azîmüşşan’ı okutmanı bütün ruh u canımla tebrik ediyorum

Hem meselâ: لَوْلَاكَ لَوْلَاكَ لَمَا خَلَقْتُ الْاَفْلَاكَ beyânında Bu hitâb zâhiren Hazret‑i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’a müteveccih ise de, zımnen hayata ve zevi'l‑hayata râci'dir.” fıkrası, ta'dile muhtaçtır. Çünkü: Küllî Hakikat‑i Muhammediye (A.S.M.) hem hayatın hayatı, hem kâinâtın hayatı, hem ism‑i a'zamın tecellî‑i a'zamının mazharı ve bütün zîrûhların nuru ve kâinâtın çekirdek‑i aslîsi ve gaye‑i hilkati ve meyve‑i ekmeli olmasından, o hitâb, doğrudan doğruya ona bakar. Sonra hayata ve şuûra ve ubûdiyete onun hesabına nazar eder.
229
Hem meselâ: Felsefeye temâs eden bazı cümleler, Mürûr‑u zamanla kabuk bağlamış, sonra toprağa inkılâb etmiş, sonra nebâtât husûle gelmiş, sonra hayvanat vücûda gelmiş.” gibi tâbirler, icâd ve hilkat‑i İlâhî noktasında felsefîdir ki, Risale‑i Nurun san'at ve icâd‑ı İlâhî cihetindeki beyânâtına münâsib düşmüyor.
Kardeşim Abdülmecîd!
Her ne ise, bu küçücük kusurla beraber sen, haşir hakkında, Nurun emsâlsiz hüccetlerinden tam ve mükemmel bir ders alıp, Eski Said’in mümtâz bir şâkirdi olduğun gibi; inşâallâh Risale‑i Nurun dahi mükemmel bir şâkirdi ve dikkatli bir muallimi olacağına kuvvetli bir hüccettir. Ben müsâid bir vakitte bazı kelimeleri ya ıslah veya ta'dil ederek Haşir Mes'elesine Bir İzâhlı Hâşiye nâmında Lâhika”ya dercetmek için senin gibi Nurdan tam ders alanlara göndereceğim. Sen evlâdlarınla beraber başta Fuâd, her gün duâlarımda ve manevî yanımda bulunuyorsunuz. Ve senin şimdi vazife‑i resmiye cihetiyle çocuklara Kur'ân‑ı Azîmü'ş-Şân’ı okutmanı bütün rûh u canımla tebrik ediyorum. Bin Bârekallâh derim.
Hem civarınızda, hem memlekette bütün dost ve akrabalara selâmımı tebliğ ediniz. Şimdi Zülfikàr (Mu'cizât) ve Asâ‑yı Mûsa Mecmuaları teksir makinesiyle iki merkezde tab'edilmesinden sen bütün kuvvetinle ve tashih cihetinde güzel kalemin ile ve dikkatli ilmin ile tam alâkadar ol.
KardeşinizSaid Nursî

124. Benim yanıma çok defa gelen bu hemşirelerimin masum evlatları, Nur Şakirdlerinden masumlar dairesinde dâhildirler

Re'fet ameliyât oldu mu? Ne hâldedir? Merak ediyorum. Ona, çok duâ edildi. Savalı kahraman Ahmed’in kerîmesi Hatice’nin yazdığı Asâ‑yı Mûsa Mecmuası’nı kahraman Tahiri, İstanbul’da birisine emâneten bırakmış. O nüsha hanımları Nurculuğa teşvik ettiği için zâyi' olmasın. Muattal kalmışsa, lüzum kalmamışsa bana gönderilsin.
230
Ramazanınızı, Leyle‑i Kadr’inizi, hem bayramınızı tebrik ederim. Kastamonu’da iken nasıl her gün duâlarımda ve manevî kazançlarımda Nurun hàs şâkirdlerinden Âsiye, Ulviye, Lütfiyeler, Zehralar, Şerîfeler, Hâcerler, Necmiyeler, Nimetler, Aliyeler hissedar olmak için ma'nen yanımda bulunuyordular; aynen şimdi de öyledirler.
Ben sizleri unutmuyorum. Hattâ bugünlerde birden Ulviye, Lütfiye’yi merak ettim. İkinci gün, ikisinin de mektûblarını, hediyelerini aldım; bunların sadâkatlerine bir emâre oldu. Eskiden beri âdetim hediyeleri kabûl etmemek ile beraber; sizin cübbe ve yeleğinizi bu geceki Leyle‑i Kadir’de giyip Âsiye ile beraber Kastamonu’daki bütün Nur şâkirdleri nâmına kabûl ettim. Fakat kaideme muhâlif olmamak için ona mukâbil, Emin’de bulunan risalelerimden Lütfiye, Ulviye istediklerini alsınlar; veyâhut benim hesabıma Mehmed Feyzi ve arkadaşları onların beğendiklerini yazsınlar.
Benim yanıma çok defa gelen bu hemşirelerimin masûm evlâdları, Nur şâkirdlerinden masûmlar dâiresinde dâhildirler ve çok defa hatırlıyorum.

125. Şimdiye kadar bu derece pek az ve hafif tenkitle Risale‑i Nur gibi kurtulanı hiçbir zaman ve tarih göstermiyor

Hadsiz şükür ve hamd ü senâ ediyorum ki; sizlerin bu mektûblarınız, hem Husrev ve arkadaşlarına ve makinelerine, hem Nazîf ve yardımcılarına ve makinesine ve bu kudsî, yeni hizmette devam edebilmelerine ait sıkıcı çok endişelerimi izâle ettiler. Binler Elhamdülillâh.
Hattâ mektûblarınızı aldığımdan bir gün evvel, araba ile gezmeğe çıkmıştım. Birden, Kur'ânın medhine mazhar olan hüdhüd‑ü Süleymânî kuşu bir müjde vermek istiyor gibi onbeş dakika kadar yolumuzu takiben sağa ve sola ve yola konup, uçup, yine gelip; hiç bu acîb tarzı görmediğimiz sûrette, kanâatim geldi ki, yarın beni mesrûr edecek bir haber alacağım. Beni gezdiren Nureddin’e dedim. O da benim gibi o kuşun o garîb vaziyetinden hayret ediyordu. Birden biz onun sırrını ifşa ettiğimizden kayboldu.
231
İkinci gün, hem tesellîkâr Nazîf’in mektûbunu ve makinesinin yeni mahsulünü, hem Abdurrahman Salâhaddin’in medâr‑ı merak mektûbunu ve bana şapka için Ankara’da sıkıntı veren Vâli Nevzat’ın intiharıyla, kendi tokadını ve cezası kendi eliyle verilmesini ve Zülfikàr hizmetine hiçbir taarruz olmadığını ve devam ettiğini; hem Medresetü'z‑Zehrâ’nın kahramanları hiç telâş etmeyerek Zülfikàr’a devamlarını ve hakikat‑i hâli beyân etmelerini; ve çok alâkadar olduğum Atabey kahramanlarının ve Lütfi vârislerinin ve büyük merhum Hâfız Ali’nin vekil ve vâris ve Hizmet‑i Nuriyede muktedir arkadaşlarının, Tahiri ve Abdullâh Çavuş’un tebrik mektûblarını ve Aliköyü’nün imâmı Ali’nin bu yeni taarruzda pek merdâne ve Nur şâkirdlerine lâyık bir tarzda ve hükûmette suâllerine karşı mânidâr ve hakikatli cevablarını aldım ve dedim: İşte hüdhüdün müjde sözü doğru çıktı.
Nasıl ki Asâ‑yı Mûsa Risalesi tabiatta boğulanları dalâletten kurtarıyor ve bu zamanda herkese, hususan şübheye ve inkâra düşenlere lâzımdır ve tiryâktır; öyle de: Zülfikàr, ehl‑i îmâna ve ehl‑i ilme ve bilhassa hâfızlara elzemdir. Herbir hâfız‑ı Kur'ân, bu mecmuaya bu zamanda şiddetle ihtiyacı var. Kur'ânın kırk vecihle i'câzını beyân eden bu eser, her hâfızın elinde bulunmalı.
Şimdiye kadar hiçbir zaman tarih göstermiyor ki, Risale‑i Nur gibi, pek çok tâifelere ve mesleklere hücum eden, bu derece, pek az ve hafif tenkidle kurtulmuş olsun. Hattâ yüz derece daha az zahmetle, yüz derece kudsî hizmet ve mücâhede mukâbilinde, küçük ve muvakkat ve netice itibariyle hayırlı bir‑iki hapis ve iki‑üç inâyetli ve fütûhâtlı musîbet gördüler.
Umuma binler selâm ve muvaffakıyetlerine duâ.
232

126. Sekiz yüz sayfayı bin beş yüz nüshaya ve bir milyon sayfalara çıkaran o makine, elbette gaybdan imdadımıza gelmiş Nurcu ve bin kalemli bir kâtiptir

Kanâatim geliyor ki; bu sıralarda biz, Zülfikàr’ı ve Asâ‑yı Mûsa’yı pek çok teksir etmeye mecbur olduğumuz hengâmda; ve temiz olmayan matbaacılar dahi çekinmeleri aynı zamanda bu acîb makine kolayca elimize verilmesi, o iki mecmuanın makbûliyetine bir işâret‑i gaybiye ve inâyet‑i İlâhiye’nin bir hàrika ikramıdır ve Nurların kerâmetidir.
Evet, bir âdi mektûbum için Kim yazmış?” diye sekiz defa bana resmen sıkıntı ve eziyet verildiği aynı zamanda, sekizyüz sahifeyi binbeşyüz nüshaya ve bir milyon sahifelere çıkaran o makine, elbette gaybdan imdâdımıza gelmiş Nurcu ve bin kalemli bir kâtibdir. Onun için bazı sahifeleri sönük çıksa, zarar yoktur. Parlak kısmı, bize şimdilik yeter. İyi okunmayan kısmı, ayrı yapılsın; sonra elmas kalemliler, herbiri bir‑iki nüshayı ıslah etsin.
Bir zaman bir memlekete şimendifer geldiği vakit, arabacılar telâş edip dediler: Bizim san'atımız bozuldu.” Hâlbuki şimendiferin gelmesiyle memlekette fa'âliyet çoğaldığından, faytonculuğa iki kat ziyâde ihtiyaç olmuş. İnşâallâh, onun gibi Nur yazıcıları değil tevakkuf, belki daha ziyâde yazı ile defter‑i a'mâllerine hasenât kaydedecekler.

127. Ben ehl‑i siyasetin her nevi taziblerine karşı “Hasbünallahü ve ni’me’l-vekîl” deyip sabır ve tahammüle karar vermişim

Ben ehl‑i siyasetin her nev'i tâziblerine karşı ﴿حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ deyip sabır ve tahammüle karar vermişim. Kâzım Karabekir ile eskiden münâsebetim vardı. Acaba şimdi de o münâsebetin sebebi olan merdâne mesleğini muhâfaza ediyor mu? Eğer eski gibi ise ve Nurlara zararı yoksa ve Nura fâidesi muhtemel ise ve dost ise, benim selâmımı ona tebliğ edebilirsiniz. Fakat, mâdem ehl‑i siyaset, hayat‑ı bâkiyesi için Risale‑i Nura müracaata tenezzül etmiyor, o hayata nisbeten beş paralık olan bu hayat‑ı fâniye için onlara müracaata ben de tenezzül etmem ve istirahatim için şekvâ ve ricâ etmem.
233

128. Nur'da şefkat esas olmasından, hanımlar o cihette ileridir ve Nurlara ciddi yapışıyorlar

Merhum Büyük Ali’nin tam vârisi ve tam bir sistemi ve merhum Abdurrahman’ın tam misli ve halefi ve mübâreklerin pehlivanı ve kahramanı Küçük Ali’nin iki büyük ve pek güzel hediye‑i Nuriyesini aldık. Fakat Zülfikàr’ın âhirinde Hizb‑i Nuriye’nin parçası yazılmamış; o parçayı da o hàrika kalemiyle yazsın, bana göndersin.
HÂŞİYE: Memleketimizde medrese talebelerinden birisi bir kitabı bitirse veya başlasa, bir tatlı veya yemek meftihâne veya mahtumâne diye vermek âdettir. Aynen bu kaideyi Kâtib Osmanın üzümünde gördük. Onun yazdığı Asâ‑yı Mûsa’nın tashihini bitirdiğim aynı vakitte mahtumânesi olarak bu üzümün gelmesi, tatlı bir latîfe ve şirin bir hâtıra‑i hayat-ı medresiye oldu.
Nurda şefkat esâs olmasından, hanımlar o cihette ileridir ve Nurlara ciddi yapışıyorlar. Ben, kardeşlerim dediğim zaman, hanım hemşirelerimi kardeşler içinde kasdederim. Bütün mektûblarımda onlar dahi muhâtablarımdır.

129. Duanızı almak için şiddetli ve suikast eseri olan hastalığımı evvelce size yazdığım gibi beyan ediyorum

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Hiç merak etmeyiniz. Yalnız duânızı almak için şimdilik şiddetli ve sû‑i kasd eseri olarak, evvelce size yazdığım gibi hastalığımı beyân ediyorum. Fakat kat'iyyen telâş etmeyiniz. Hadsiz şükür olsun ki; hem evrâdıma, hem vazife‑i tashihe mâni olmuyor. İnşâallâh, büyük bir sevâb ve hayır var içinde. Ben kendim, bundan bir cihette memnunum; siz de hiç müteessir olmayınız. Zâten benim vazifem bitmek üzeredir. Risale‑i Nur, hususan mecmuaları, herbir nüshası, Said’e karşı hüsn‑ü zannınızın fevkınde onun vazifesini görebilir ve görüyor; ve Nur şâkirdlerinin hàslardan herbir fedâkârı, o Said’in vazifesini mükemmel görebilir. İnşâallâh ileride tam görecekler. Bir Said içinizde noksan olmakla, yüzer manevî Said olan mecmualar ve binler maddî Saidler, içinizde hàlis ve mükemmel o vazifeyi görebilirler ve görüyorlar. Bu hakikate binâen, benim şahsıma ve başıma gelen hâdiselere çok ehemmiyet vermeyiniz. Yalnız çok duâ ediniz. Za'f ve ihtiyarlık ve ziyâde teessürâtıma, bence makbûliyetleri şüphesiz olan duâlarınızla yardım ediniz.
234
Kahraman Tahiri’nin Nurcu masûme, merhume mübârek Hicret’i dünyadan Cennet’e hicret etmesi, hakikaten beni mahzûn eyledi. Öyle bir Nur şâkirdi ve masûm tâifesinin ehemmiyetli bir çalışkanı gitmesi, Nur hesabına da beni müteessir etti. İnşâallâh onun yerine çoklar girecek, yerini boş bırakmayacaklar. Nasıl ki şimdiden Uşaklı küçücük Haydar meydâna çıktı, hicret eden hemşiremin vazifesini göreceğim diye bizi mesrûr eyledi. Cenâb‑ı Hak, Hicret’in peder ve vâlidesine ve akrabasına sabr‑ı cemîl ihsân edip, Hicret’i onlara şefâatçi eylesin ve o merhumeyi de merhume hemşirem Hânım’la Cennet’te mesrûr eylesin âmîn.
Uşaklı Haydar’a benim tarafımdan onu tebrik ve Nur hizmetinde tevfikine duâ ettiğimi ve Nurun masûmlar tâifesi içinde dâhil olduğunu bildiriniz ve onun hocası İzzet’e de pek çok selâm ediyorum.

130. Nur Şakirdleri hiç siyasete karışmadılar, hiçbir partiye girmediler. Çünkü iman umumun malıdır

Nur şâkirdleri, hiç siyasete karışmadılar, hiçbir partiye girmediler. Çünkü îmân, mal‑i umumîdir. Her tâifede muhtaçları ve sâhibleri vardır. Tarafgirlik giremez. Yalnız küfre, zındıkaya, dalâlete karşı cebhe alır. Nur mesleğinde, mü'minlerin uhuvveti esâstır.
235

131. Yirmi Beşinci Söz ve Yirminci Söz’ün Birinci Makamındaki ayetler hakkında

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bir mes'eleyi, çoktan beri size söylemek lâzım iken unutmuştum. O da şudur: Mu'cizât‑ı Kur'âniye Risalesi’ndeki ekser âyetler, herbiri, ya mülhidler tarafından medâr‑ı tenkid olmuş veya ehl‑i fen tarafından i'tirâza uğramış veya cinnî, insî şeytanların vesvese ve şübhelerine ma'rûz olmuş âyetlerdir.
İşte Yirmibeşinci Söz öyle bir tarzda o âyetlerin hakikatlerini ve nüktelerini beyân etmiş ki, ehl‑i ilhâd ve fennin kusur zannettikleri noktalar, i'câzın lemeâtı ve belâğat‑ı Kur'âniye’nin kemâlâtının menşe'leri olduğunu, ilmî kaideleri ile isbât edilmiş; bulantı vermemek için onların şübheleri zikredilmeyerek cevab‑ı kat'î verilmiş, ﴿وَالشَّمْسُ تَجْر۪ي ﴿وَالْجِبَالَ اَوْتَادًا gibi yalnız Yirminci Söz’ün Birinci Makamında üç‑dört âyette şübheleri söylenmiş.
Hem o Mu'cizât‑ı Kur'âniye Risalesi de gerçi gayet muhtasar, acele yazılmış ise de; fakat, ilm‑i belâğat ve ulûm‑u Arabiye noktasında âlimlere hayret verecek derecede âlimâne ve derin ve kuvvetli bir tarzda beyân edilmiş. Gerçi her bahsini, her ehl‑i dikkat tam anlamaz, istifade etmez; fakat o bahçede herkesin ehemmiyetli hissesi var. Pek acele ve müşevveş hâletler içinde te'lif edildiğinden, ifâde ve ibaresinde kusur var olması ile beraber, ilim noktasında çok ehemmiyetli mes'elelerin hakikatini beyân etmiş.

132. Risale‑i Nur ekser eczalarında felsefenin yoldan çıkmış kısmına ilişiyor, tokatlıyor; müstakim, menfaattar felsefeye ilişmiyor

Mâdem Risale‑i Nur, makine ile taammüm etmeye başlamış ve mâdem felsefe ve hikmet‑i cedîdeyi okuyan mektebliler ve muallimler çoklukla Risale‑i Nura yapışıyorlar; elbette bir hakikat beyân etmek lâzım geliyor. Şöyle ki:
236
Risale‑i Nurun şiddetli tokat vurduğu ve hücum ettiği felsefe ise mutlak değildir. Belki muzır kısmınadır. Çünkü felsefenin hayat‑ı ictimâiye-i beşeriyeye ve ahlâk ve kemâlât‑ı insaniyeye ve san'atın terakkiyâtına hizmet eden felsefe ve hikmet kısmı ise, Kur'ân ile barışıktır. Belki Kur'ânın hikmetine hàdimdir, muâraza edemez. Bu kısma Risale‑i Nur ilişmiyor.
İkinci kısım felsefe, dalâlete ve ilhâda ve tabiat bataklığına düşürmeye vesile olduğu gibi, sefâhet ve lehviyât ile gaflet ve dalâleti netice verdiğinden ve sihir gibi hàrikalarıyla, Kur'ânın mu'cizekâr hakikatleri ile muâraza ettiği için, Risale‑i Nur ekser eczâlarında mîzanlarla ve kuvvetli ve bürhânlı muvâzenelerle felsefenin yoldan çıkmış bu kısmına ilişiyor, tokatlıyor; müstakîm menfaatdâr felsefeye ilişmiyor. Onun için mektebliler Risale‑i Nura i'tirâzsız çekinmeyerek giriyorlar ve girmelidirler. Fakat gizli münâfıklar nasıl ki bir kısım hocaları bütün bütün mânâsız ve haksız bir tarzda ehl‑i medresenin ve hocaların hakîki malı olan Risale‑i Nur aleyhinde isti'mâl ettikleri gibi; bazı felsefecilerin enâniyet‑i ilmiyelerini tahrîk edip, Nurlar aleyhinde isti'mâl etmek ihtimaline binâen bu hakikat Asâ‑yı Mûsa ve Zülfikàr Mecmuaları’nın başında yazılsa münâsib olur.

133. Dünya malları kaide‑i şahsiyeme girmediği ve muavenetleri kendime kabul etmediğim için, bu işteki maslahatı bilemiyorum

Safranbolu Eflani Nahiyesi Mülâyim Köyünde mütekâid muallim bir kardeşimiz ve Nurun hàs şâkirdi, Nurların neşri ve tab'ı için âdeta sermâyesinin kısm‑ı a'zamını teberru etmek istiyor, kabûlünü ricâ ediyor. Ben, bu hàlis ve hàs kardeşimizin fedâkârâne ve hàlisâne ricâsını reddedemiyorum ve dünya malları kaide‑i şahsiyeme girmediği ve muâvenetleri kendime kabûl etmediğim için, bu işteki maslahatı da bilemiyorum. İki Isparta’nın kahramanlarına ve Husrev ve Tahiri ve arkadaşlarına ve Nazîf ve refîklerine bu mes'eleyi havâle ediyorum. Nurun neşri için böyle çok büyük bir hayır ve sevâba mâni olamam. Sizler ya bütün niyet ettiği mikdarı, veyâhut bir kısmını, iki hisse ile biri büyük Isparta’nın, biri küçük Isparta’nın makinelerine verilsin. Onun istediği gibi, ya teberru veya ileride başka muâvenet edenler gibi bir mukàbele nev'inde, ya Nurlardan veya başka bir istediği ne varsa vermek sûretiyle o hàs kardeşimizi memnun edersiniz.
237

134. Rumuzat‑ı Semaniye hakkında yazılmış mektuptur

Rumûzât‑ı Semâniye”yi yazdığım zaman hem çok acele te'lif edilmiş, hem benim eski mahfûzâtıma i'timâd ederek, takribî iki mikyâs yaptım. Onunla, hem eski ulemânın hesablarına binâen hurûfât‑ı Kur'âniyenin i'câz cihetinde esrârını yazdım. Sonra, meşhûr Kamusü'l‑Lûgat sâhibi Mecdüddîn‑i Firuz Âbâdî’nin, El‑Mikbâs nâmındaki tefsir‑i meşhûru ve makbûlünün hurûfât ve kelimât‑ı Kur'âniye’ye dair beyânâtına baktık, yüzde doksanı bizim hesabımıza tevâfuk etmiş. Yalnız, beş‑on yerinde muhâlefet gördük. Sonra tahkîkî bir hesab yaptım. Bizimki doğru, onunki matbaaların sehvi olduğu tahakkuk etti. Mâdem böyle azîm yekûnlardaki tevâfuklarda küçük küsûrâtlar ve küçük farklar zarar vermez diye daha tam tamına tahkîkî bir tarzda bütün Kur'ânı, bütün hurûfâtıyla ve kelâm ve kelimâtıyla hesab etmeğe ve letâif‑i i'câziyeyi onunla tam takviye etmeğe vakit bulamadım. Zâlimler, bana vakit bırakmadılar. Ben de o takribî mikyâslarımla ve mahfûzâtımla ve eski ulemânın hesablarına ve Kenzü'l‑Arş Duâsı”ndaki adedlerime iktifâ eyledim.

135. Salâhaddin’in Câmiü'l‑Ezher’le Medresetü'z-Zehrâ’nın münâsebetini te'mine çalışmasını rûh u canımızla tebrik ediyoruz

Nazîf Çelebi’nin İnebolu hàlis kardeşlerimizin nâmına bayram tebriki ile ve Zülfikàr’ın gayet dikkat ve ehemmiyet ve ihtiyatla devam‑ı hizmeti ve Mu'cizât‑ı Kur'âniye’yi de bitirip zeyillerinden bir kısmını da tamam etmesi ve Abdurrahman Salâhaddin’in Amerika misyonerlerine dört‑beş ay okutturduğu Asâ‑yı Mûsa ve Mu'cizât‑ı Ahmediye’yi emin bir vâsıta ile bizim nâmımıza Câmiü'l‑Ezher’e hediye edip göndermesini; ve ehemmiyetli bir Nur şâkirdi Ahmed Kureyşî’nin onların makinesinin masrafına yüz banknot vermesini beyân eden bir mektûbunu aldım.
238
Bu kahraman Nazîf kardeşimize ve gayet ciddi ve sebatkâr ve tam alâkadar İnebolu Nurcularına ve Ahmed‑i Kureyşî ve rüfekalarına, hem bayramlarını, hem devamlı hizmetlerini, hem yüksek sadâkatlerini, hem Zülfikàr’ın tab' ve muvaffakıyetini, hem Salâhaddin’in Câmiü'l‑Ezher’le Medresetü'z‑Zehrâ’nın münâsebetini te'mine çalışmasını rûh u canımızla tebrik ediyoruz. Cenâb‑ı Hak, onları muvaffak eylesin âmîn. Ve hizmetlerini tam makbûl eylesin, âmîn.