Risale-i Nur'da ara ve doğrudan okumaya geç
159

101. Ahmed Galib’in Sözler hakkında bir fıkrasıdır

Ahmed Gâlib’in Sözler hakkında bir fıkrasıdır
Âdem‑i ilm-i hakikattir sözün,
Tercümân‑ı kenz ü vahdettir sözün.
.
Hazret‑i Hak’tan atâ‑yı mahzdır,
Neş'e‑i Şît-i hüviyettir sözün.
.
Ders‑i hikmettir, bütün ulvî beyân,
Misl‑i İdris, pîr‑i hikmettir sözün.
.
Mevc‑i tûfân-ı dalâletten siper,
Keştî‑i Nuh-u selâmettir sözün.
.
Sarsar‑ı ilhâddan inkaz eden,
Şu'le‑i Hûd-u hidayettir sözün.
.
Tezkiyet‑bahş-ı kulûb-u mü'minîn,
Sâlih‑i dâr-ı emânettir sözün.
.
Vahdetin esrârını ilân eden,
Ol Halîl‑veş asl‑ı millettir sözün.
.
Bahş‑ı zemzem eyler, ehl‑i hayrete,
İsmail‑i feyz-i hürmettir sözün.
.
Mahz‑ı tahkîktir, hayâlâttan ulâ,
Sırr‑ı İshak-ı hakikattir sözün.
.
Zümre‑i tâğutu hep berbat eder,
Lût gibi rükn‑ü salâbettir sözün.
.
160
Din‑i Hakkın neşr ü ta'mîmi için,
Fazl‑ı İsrail-i kudrettir sözün.
.
Hak cemâliyle kemâlin gösteren,
Hüsn‑ü Yûsuf’tan işârettir sözün.
.
Yokluk içre, varlığa kàim olan,
Sabr‑ı Eyyûb-u metânettir sözün.
.
Mülhidân fir'avunların gark eyleyen,
Tûr‑u Mûsa-i şerîattır sözün.
.
Ser tâ‑ser mîzan‑ı hikmetle rasîn,
Çün Şuayb‑ı emn ü adâlettir sözün.
.
Ehl‑i idlâli, eden zîr ü zeber,
Sanki Hârun‑u fesâhattir sözün.
.
Asker‑i Câlût-u küfrü mahveder,
Savt‑ı Dâvud-u hilâfettir sözün.
.
Mârifet‑i takvâ ve hikmet mülküne,
Bir Süleyman‑ı emârettir sözün.
.
Hâsılı dertlilere derman eder,
Dest‑i Lokman-ı hazâkattir sözün.
.
Ba'sü ba'de'l‑mevte kàim hüccetin, ()
Çün Üzeyr mazhariyettir sözün.
.
Ehl‑i şevke âb‑ı hayat bahş eden,
Hıdr‑ı bahreyn-i velâyettir sözün.
.
161
Bâr‑ı sıkletten ukùlü kurtaran,
Nur‑u İlyas-ı riyâzettir sözün.
.
Kulluğun efdalini izhâr eder,
Sırr‑ı Zülkifl-i ibâdettir sözün.
.
Sed çeker kâfir olan ye'cüclere,
Çünkü, Zülkarneyn‑i kudrettir sözün. ()
.
Sırr‑ı tesbihâtı telkin eyleyen,
Yûnus‑u gavvâs-ı hakikattir sözün.
.
Rahmet‑i Rahmân’ı hep tezkâr eder,
Hamd‑i Zekeriya-yı rahmettir sözün.
.
Tâb ile şerh‑i kitab-ı Hak eder, (❋❋)
İlm‑i Yahyâ-yı verasettir sözün.
.
Mürdeyi ihyâ, körü bînâ eder,
Nefha‑i İsâ-yı fıtrattır sözün.
.
Müjde‑peymâ-yı kulûb-u ehl-i hak,
Mâhî‑i târîk-i fetrettir sözün.
.
Ahmed’in mi'râcını eyler beyân, (❋❋❋)
Şerh‑i ahkâm-ı Nübüvvettir sözün.
.
Hep Kelâmullâh‑ı nâtık şerhidir,
Kenz‑i i'câz-ı Risalettir sözün.
.
Söz değil, özdür bütün tibyânınız,
Vech‑i Hakka hep işârettir sözün.
.
Lübb‑i lübb-i mârifettir mâ‑hasal,
Yüzyüze Hakka itâattir sözün.
.
Şu'le‑i envâr-ı hurşid-i ezel,
Mağz‑ı Kur'ân’dan ibarettir sözün.
.
Hak Teâlâ dâima pür‑nur ede,
Çünkü irfan‑ı saâdettir sözün
.
Şân‑ı Üstadda ne dersen Gâlibâ!‥
Az ki, bir îmâ‑yı hayrettir sözün.
Ahmed Gâlib
162

102. Ahmed Galib’in Sözler hakkında Arabî fıkrasıdır

Ahmed Gâlib’in Sözler hakkındaki Arabî fıkrasıdır
مُق۪يمُ السُّنَّةِ بِالْاِجْتِهَادِ ❋ قِوَامُ الدّ۪ينِ ف۪ي يَوْمِ الْفَسَادِ
سَلَلْتَ السَّيْفَ عَلَى الَّذ۪ينَ ضَلُّوا ❋ عَنِ الْحَقِّ وَهُمْ اَهْلُ الْعِنَادِ
بَيَانُكَ كَانَ صَمْصَامًا شَد۪يدًا ❋ عَلٰى اَهْلِ الضَّلَالَةِ وَالْاِرْتِدَادِ
وَنَادَيْتَ الْجَوَانِبَ هَلْ اَجَابُوا ❋ اِلٰى نَهْجِ الْحَق۪يقَةِ وَالسَّدَادِ
اَجَابَ اَهْلُ قَلْبٍ طَائِع۪ينَ ❋ وَتَهْتَزُّ الْقُلُوبُ بِالْوَدَادِ
لَاَنْتَ دَعَوْتَهُمْ سِرًّا وَجَهْرًا ❋ لَقَدْ جَاؤُكَ مِنْ اَقْصَى الْبِلَادِ
فَمَا اسْتَغْنَوْا عَنِ الْاٰيَاتِ طُرًّا ❋ لِاَنَّهُمْ اَتَوْكَ بِاِعْتِمَادٍ
163
رَاَوْ ف۪ي نُطْقِكُمْ نُورًا جَلِيًّا ❋ فَيَوْمًا بَعْدَ يَوْمٍ مُسْتَزَادٌ
فَتَحْتَ عَلَيْهِمْ اَبْوَابًا كَث۪يرًا ❋ مِنْ اَقْسَامِ الْعُلُومِ بِالرَّشَادِ
جَزَاكَ اللّٰهُ مِنْ خَيْرٍ كَث۪يرٍ ❋ وَاَعْطَاكَ الصَّفَا ف۪ي كُلِّ وَادٍ
وَيَحْفَظُ قَلْبَكُمْ مِنْ كُلِّ هَمٍّ ❋ وَاٰثَارَكَ مِنْ طَوْرِ الْكَسَادِ
يُرَوِّجُ نُطْقَكُمْ ف۪ي سُوقِ حِكْمَةٍ ❋ بِاَنْوَارٍ اِلٰى يَوْمِ التَّنَادِ
اَلَا لَا تَرْتَعِبْ عَنْ دَعْوَةِ النَّاسِ ❋ فَبَشِّرْ قَلْبَهُمْ وَاللّٰهُ هَاد۪ي
164

103. Murad Efendi’nin Sözler hakkında yazdığı bir fıkra

Sözler hakkında Murad Efendi’nin fıkrasıdır
Azîz Dost!
Deryâ‑yı maâriften, semâ‑yı irfana İlâhî bir hava ile coşup fışkıran ve semâ‑yı irfandan zemin‑i maârife İlâhî bir hava ile inen bârân‑ı mârifeti ve feyezân‑ı hikmeti, zemin ile âsumân arasında seyre dalmıştım. Bu sırada coşan deryânın ka'rından, sâhil‑i beyâna bahâ takdir edilemeyen cevâhir geliyordu. Bunlardan bir mikdar olsun almaya iktidarım gelmiyor ve gelemiyordu. Yalnız görüp alabildiğim bir şey varsa bedî'in cilvesiyle, bedîiyâtın neş'esiyle hayrettir.
Murad

104. Sabri Bey’in Risale‑i Nurun tanzim ve tarsin edilmesi vazifesine ta'yin ve kabûl edilmesinden duyduğu memnuniyet

Sabri’nin fıkrasıdır
Ondördüncü asrın elliikinci sâline yetişip, ahkâm‑ı kat'iyyesiyle mü'mine berâet ve mücrime i'dâm‑ı ebedî kararının infaz ve icrası gününe kadar bâkî kalacak olan kavânîn‑i ezeliye-i Sübhâniyeyi, bilkülliye hedm ve imha etmek âmâl‑i bâtıla ve efkâr‑ı münâfıkânesine kapılan ehl‑i dalâlet, ilk hatvelerini atmak istedikleri sırada, keşf‑i kable'l-vukû' olarak, işbu çelik kale tâbir ettiğimiz, Kur'ân‑ı Mu'cizü'l-Beyân’ın müfessir ve mümessili olan Nur deryâsı, zâhiren otuzüç aded, ma'nen otuzüç milyon elmas, inci ve mücevherât‑ı mütenevvia ve müteaddideyi vücûda getirdikten sonra, asıl kalenin bu teşkilât‑ı nurâniye ve mühimme dâiresinde tanzim ve tarsini iktiza ettiği hengâmda, ednâ bir amele olarak, yüzbin defa haddimin fevkınde olan şu kudsî vazifeye, bu abd‑i âciz de ta'yin ve kabûl edilmekliğimdeki tevfikat‑ı Sübhâniyeye karşı, secdegâh‑ı Rabbâniyede mütâlaa ve riyâ olmasın, şu fânî vücûdumu ârâmsız ifnâ etsem, o mukaddes vazife dâiresinde, bir dakika müşerrefiyetime mukâbil ubûdiyet etmiş olamayacağımdan, اِلٰه۪ي اَنْتَ ذُو فَضْلٍ وَمَنٍّ ❋ وَاِنّ۪ي ذُو خَطَايَا فَاعْفُ عَنّ۪ي kaside‑i şerîfesiyle arz‑ı ubûdiyet etmekle iktifâ ettim.
Hulûsi‑i sânî Sabri
165

105. Takib ettiğin yoldan daha güzel ve ondan daha parlak ve nurlu bir yol olamaz

Ahmed Husrev’in fıkrasıdır
Sevgili Üstadım!
Bu hâl karşısında kendimi düşünüyorum. Ve bir de peşinde koştuğum bu kudsî hizmete bakıyorum. Cenâb‑ı Hakk’ın lütf‑u ihsânlarına hamdeder ve şükrederken bir kardeşimizin dediği gibi, ben de kendime diyorum ki:
Evet Husrev, iyi olan sen değilsin; takib ettiğin yol iyidir, güzeldir, parlaktır. Ondan daha güzel ve ondan daha parlak ve onlardan daha nurlu, hiçbir şey olamaz diyorum.
Sevgili Üstadım, size medyûnuz, risalelere medyûnuz. Bizi size ve risalelere ulaştıran Cenâb‑ı Hakk’a medyûn ve müteşekkiriz ve hâmidiz.
166
Sevgili Üstadım, mektûbunuzda yorgunluğumdan bahis buyuruyorsunuz. Evet, bazen yoruluyorum, fakat yorgunluktan istirahati arzu eden nefsimi, rûhum vazifeye dâvet ediyor ve belki bugünkü sa'yim, keffâretü'z‑zünûb olur. Çünkü, Cenâb‑ı Hakk’ın rahmeti vâsi'dir, diyorum. İşte bu düşünce ile şevk ve sevince doğru ilerlerken, yazılarımın kıymetdâr Üstadımı memnun etmesi, bu hâlimi kat kat tezyîd ediyor.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي
Ahmed Husrev

106. Risalenin dinsizleri iskâta kâfi geleceğine hepimiz kanaat ve iman getirdik

Küçük Zühtü’nün fıkrasıdır
Yirmidokuzuncu Mektûbun Yedinci Kısmı’nı akşam fakirhânede Bekir Ağa ile beraber bazı hususî arkadaşlarımızla okuduk. Ve son risalenin, dinsizleri iskâta kâfî geleceğine hepimiz kanâat ve îmân getirdik.
Küçük Zühtü

107. Ümmet‑i Muhammed’in kulûb-u mecruhalarını Kur’ân-ı Mu’cizü'l-Beyan’ın âb-ı hayatıyla ihya buyuruyorsunuz

Sabri’nin fıkrasıdır
Vakit vakit mukaddesât‑ı diniyeye ehl‑i dalâletin icra etmekte oldukları hücumlarla rûhumda açılan cerîhaların teellümâtıyla müteellim olduğum bir ânda, muhterem Bekir Ağa Hızır gibi yetişerek, Yirmidokuzuncu Mektûbun Yedinci Kısmı’nı sunup, derdime derman oldu.
167
Evet eczâhâne‑i Kur'ân’ın müstahzarâtından ve ancak binden bir nisbetindeki hikmetinden olan işbu dürr‑i meknûn, es'ile ve ecvibe, işâret ve sarâhatiyle tedâvi ile, mağmûm kalbimi tesrîr ve müteessir vicdânımı tenvir ve mükedder rûhumu mahzûz edince dedim: Aman! Yâ Rabbî! Sen, Resûlün ve Habîbin Muhammed Mustafa’nın (A.S.M.) hakîki ümmetine öyle bir tükenmez hazâin‑i hikmet bahşetmişsin ki, o hazine‑i kudsiye 1351 sene ahkâm‑ı ezelîsi ve fermân‑ı ebedîsiyle öyle bir hayat‑ı bâkiye ihsân etmiş ki, hakîki verese‑i Enbiyâ olan ulemâ‑i be-nâm, en kısa bir âyetten nice hakàik‑ı nâmütenâhiye istinbat ve istihrâc ederek Ümmet‑i Muhammed’in kulûb‑u mecrûhalarını Kur'ân‑ı Mu'cizü'l-Beyân’ın âb‑ı hayatıyla ihyâ buyuruyorsunuz. Ey Mâlikü'l‑mülk, ey Hàlık‑ı Zülcelâl, ey Hakîm‑i Bî-misâl! Senin Zât‑ı Azamet-i Kibriyâna ilticâ ederek niyâz ediyorum, şöyle ki: Ahkâm‑ı Kur'âniyeyi i'lâ ve tarîk‑ı Ahmediyeyi ibkà ve hakîki verese‑i Enbiyânın âmâl ve makàsıdını teshîl ve teysir buyurarak bu bîçâre kullarını Kur'ân‑ı Azîmü'ş-Şân’ın dâire‑i nurâniyesine mes'ûdâne İ'lâ‑yı Kelimetullâh etmeyi göstermeden hayat‑ı bâkiye âlemine göçürme Allah’ım, diyerek zâhirî ve bâtınî gözlerimi levâih‑ı Kur'âniye ile perdeledim, Üstadım Efendim.
Pür‑kusur talebeniz Sabri
168

108. O Sözlerin kıymetini tariften âcizim. Ne kadar yazsam, o eserlerin kıymetinden binde bir nebzesini gösteremez

Sözler’i, müştâkların ellerine yetiştiren kardeşim Bekir Ağa’nın fıkrasıdır
Elimizdeki hakàik‑ı Kur'âniyeyi câmi' Nur Risaleleri, her ân ve zaman bizi tarîk‑ı hakikatin nurlarına istiğrak ederek, şu zaman‑ı hâzıranın ehl‑i îmânın kalbine verdiği ızdırâbı izâle etmektedir.
Hakka şükürler olsun ki, ehl‑i îmânın üzerine musallat olan ve gayr‑ı kàbil-i tahammül olan hâlât karşısında, îmân ve irşadın nurânî dâiresi dâhilinde, hak ve hakikate lâyık bir vazifede istihdam ediliyoruz. Şu zamanda yegâne medâr‑ı tesellîmiz olan şey, ancak Erhamürrâhimîn’in, tavassutunuzla; bize kavuşturduğu hakikatlerdir. Lisânım, şükrânlarıma tercümân olamıyor. Ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Ancak söyleyebildiğim şey, beklediğim ümîd; benim ve ehl‑i îmânın, bilhassa risalelerle alâkadar kardeşlerimin iki cihanda mesrûr olmalarını ve bilhassa başta Üstadımızın kudsî ve pek azîm hizmetinden, Hàlık‑ı Kâinât Hazretlerinin râzı olmasını temennîden ibaret kalıyor. Bugünkü ahvâl‑i müessifeden müteessir olmamak mümkün değil. Allah iyi yapar, inşâallâh. Ben câhilim, bu kadar yazabildim. O Sözler’in kıymetini ta'riften âcizim. Ne kadar yazsam, o eserlerin kıymetinden binde bir nebzesini gösteremez.
Talebeniz Emrullâh oğlu Bekir
169

109. Tarîkat hakkında olan Telvihât‑ı Tis'a münâsebetiyle yazılmış bir mektûb

Tarîkat hakkında olan Telvihât‑ı Tis'a münâsebetiyle yazılmış.
بِاسْمِهِ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Sevgili ve Kıymetdâr Üstadım, Efendim!
Hâfız Ali Efendi kardeşimle irsâl buyurulan Yirmidokuzuncu Mektûbun Dokuzuncu Kısmı’nı pek büyük bir sevinçle aldım ve okudum. Kısmen kardeşlerimle, kısmen de yalnız başıma, beş‑altı defa okuduğum hâlde, bu risalenin rûhuma ilkà eylediği nurânî feyizleri karşısında, okudukça okumak ihtiyacım artıyordu. Ve senelerden beri müştâkı bulunduğum tarîkatın böyle ulvî, nezîh, àlî hakikatlerini öğreten bu kıymetdâr risaleyi elimden bırakamıyorum. Her okudukça başka bir zevki veren ve kendi arkadaşları olan diğer risaleler gibi, her bakışta başka bir güzellik ve letâfet gösteren bu risaleyi ve içindeki ulvî ve àlî hakikatleri bize okuyan levhaların münderecâtını, belki dört‑beş seneden beri arıyor, bulamıyordum.
Sevgili Üstadım, Allah sizden ebediyen râzı olsun. Nasıl ki, bahr‑i muhît içerisinde yaşadıkları hâlde, susuz kalmalarından dolayı değil, belki kendilerinde zîkıymet şeylerin husûlü için, Nisan yağmuruna şiddetli bir alâka ile ihtiyaç gösteren balıklar gibi, benim de bu risaleye ihtiyacım şiddetli idi. Cenâb‑ı Hak ve Feyyâz‑ı Mutlak Hazretlerine bînihâye şükür olsun ki, hayatımın bu karanlık sahifesini de arzularımın pek fevkınde olarak nurlandırdı.
170
Evet, bu risalenin fakir talebenizde hâsıl ettiği te'sir ve intibâ'larını, kalemle ifâdeden her vakit için âcizim. Küçük küçük cümleleri ve anahtarlarıyla pek büyük define ve hazineleri açan ve azîm girdabları kapatan ve tarîkatın nezîh, àlî ve çok yüksek feyizli, sürûrlu, zevkli, doyulmaz ve bırakılmaz bir yol olduğunu ders veren bu kıymetdâr risaleyi çok ehemmiyetli buluyorum. Ve bilhassa tarîkata mensûb olup da, haricin ittihamından kaçınan veyâhut öğrenmek ve anlamak istedikleri hâlde muvaffak olamayan ve alâkadar olmak isteyen kardeşlerimi, bu risaleye mâlikiyetlerinden dolayı tebrik etmekte kendimi çok haklı görüyorum.
Kıymetdâr Üstadım!
Risalenin geri kalan kısmının da bir ân evvel ikmaliyle, istifade ve istifazamız için irsâl buyurulmasını, dest ve dâmenlerinizi öperek niyâz etmekteyim. Ve ikmal ve irsâline de arkadaşlarımla birlikte sabırsızlıkla intizarımızı arz ediyorum, Efendim Hazretleri.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪ي Hakîr talebeniz Ahmed Husrev
171

Yirmiyedinci Mektûb’un Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylin Nihâyetidir

110. Bütün dünya Kur’ân’ın beyan ve esrarını manen sizi dinliyor, inşaallah her vakit dinleyecek

İkinci Sabri ve ikinci Husrev ve birinci Ali’nin fıkrasıdır
Ey Yüce Üstad!
Cenâb‑ı Erhamürrâhimîn’e çok şükürler ki; size o muazzam Kitab‑ı Mübîn’in hazine‑i hakàikının miftâhını, rahmetiyle ihsân buyurmuş. O hakàik‑ı azîme ki, bütün dünya halkının eşedd‑i ihtiyaç ile, sabırsızlıkla, mütereddid, mütehayyir, Acaba bir âb‑ı hayat bulacak mıyız?” diye bir hâlette iken, o mahfûz ve mestûr zemzeme‑i azîmenin musluklarını açarak, her meşreb ehlinin müracaatlarında içirilmemek kàbil olmayan bir tarzda, cüz'î, küllî hattâ pek âmî olanlar bile bir damla ile harâretini kestirecek derecede vazife‑i àliyenizde münteşir, tekellüfsüz, tasannu'suz, çok cihetlerle kanâat‑ı kâmile ile şâhid olabildiğimiz bu vazife ile muvazzaf ve ancak ilm‑i bînihâyeden lemeân eden, arş‑ı Hudâ’ya nazar ile âleme rahmete vesile olduğunuz hengâmda ne diyebilmek mümkün ve ne cesâret!
172
Hem bütün mümkinâtla alâkadar o muhît ve ehass‑ı hàvâssın bile tam fâik derecesinde massedebilmesi bence baîd diyebileceğim serâser nur olan eserlere, fakir gibi, her hususta nısf değil hiçin hiçi olanların bu hususta mütâlaa değil, elime kalem alıp o mübârek fikr‑i àlînin içine müşevveş fikrimi karıştırmaktan korkuyorum ve cesâret edemiyorum. Gaye‑i maksad olan yalnız Üstadım her hususta muvaffakıyete kısa nazarım ile bakıyorum. Muvaffakıyetler neticesi, bizim için bir eyyâm‑ı mübâreke uzaktan uzağa görünüyor. İnşâallâh o yevm‑i mev'ûdu duânız himmetiyle göreceğiz ve biz görmezsek fütûhât‑ı azîme nâil olan eserleriniz pek bâlâ bir mevkide kahramanâne müşâhede edecekleri şüphesizdir. Cenâb‑ı Hak sizden ebedî râzı olsun. Duâ‑yı âciziyeden başka bir mütâlaa dermeyân edemeyeceğimden o hususu, fikri àlî, kalbi sâfî kardeşlerime havâle edip, el ve eteklerinize yüzlerim sürerek, kırık dökük sözlerimden affınızı dilerim.
Üstadım, bu üçüncü nükte‑i kenziyeyi mütâlaa ettim. Sûre‑i Alak-ı Mübârek’in hurûfâtının îmâ ettiği sırlar karşısında hayretimden gayr‑ı ihtiyarî, Allah Allah!” Lafz‑ı Celâl’i ağzımdan çıkmakla öz ve gözlerim hazîn hazîn yaşarıyordu ve şöyle düşünüyordum:
Evet nasıl ki, kâinâtın her zerresi Hàlık‑ı Kâinâta şehâdet ve gülümseyerek haber veriyorlar. Öyle de, kâinâtın haritası olan Kur'ân‑ı Hakîm’in vücûdunu teşkil eden harfleri de hâdisât‑ı kevniyenin mâzi, hâl ve müstakbeline lisân‑ı hâlleriyle şehâdet edecekleri bedîhîdir diyorum. Bu düşüncemin izâhını nihâyetteki ihtarında buldum, elhamdülillâh dedim.
Hele mübârek Sûre‑i Rahmân, şu zamanın efkâr‑ı bâtıla ve fir'avun‑meşreb kafalara yıldırım‑misâl sâika ile pek sarîh bir sûrette, her işi Rahmânürrahîm’in diye isbât ve otuzbir defa bir cümle tekrar ile, çör‑çöpten ibaret olan tabîiyyûn ve maddiyûn tahassungâhlarını, o kudsî harflerinin remziyle zîr ü zeber ediyor. Zâten Üstadım, çok yerlerde beyân buyurduğunuz gibi, bu kâinât kitabını açan Kàdir‑i Zülcelâl ve Hakîm‑i Zülkemâl, o kitabı kapayıncaya kadar, o kitabın sahife, satır, harf ve noktalarını hakkıyla izâh edecek ve hikmetini gösterecek bir müfessir, bir muarrifini ve o muarrifin verese‑i hakîkisini rahmeti muktezâsı ile eksik etmeyecek.
173
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي
Evet, Üstadım! Şâhidim ki, çok yorgunsunuz ve yoruluyorsunuz. Fakat o vazifenin kudsiyeti yorgunluğa değil, herşeye tercih edileceğini buyuruyorsunuz. Mâdem şu zamanda iki mühim cereyan‑ı azîmenin birisinin kumandasını Cenâb‑ı Hak size tahmil etmiş oluyor ki, bütün dünya Kur'ân’ın beyân ve esrârından ma'nen sizi dinliyor, inşâallâh her vakit dinleyecek. Bu manevî muhârebe zamanında netice‑i muhârebe yalnız insanların izmihlâline değil, belki bütün mevcûdâtın netice‑i tahribini taşıyan ve isti'mâl eden muharriblerledir. Öyle ise siz yalnız bize değil, ilâ yevmi'l‑kıyâm bâkî kalacak Müslüman yavrularının yaralanmaması için zırh ve bir endahtta dünyayı sarsan, gürûh‑u hazeleyi boğucu dumanlar içinde bırakan Kur'ân‑ı Hakîm’in son sistem malzeme‑i mübârekelerini icâda vesilesiniz. Var ol ey sevgili Üstadım! Hemen Rabbim yorgunluğunuza bedel bin ehl‑i gazâ sevâbı ihsân buyursun, âmîn.
Affınıza mağrûren şunu diyeceğim ki: Mâdem, manevî cihad zamanıdır, muvazzaf askeriz ve askerlikten lezzet aldığımızı söylüyoruz; düşman hem dessâs hem sûrî kuvvetlicedir. Kılınç hasma göre çekilir düsturuyla, sizin telâşsız ve ârâmsız sa'yiniz göz önünde iken, cebhemize hile tuzağı addedilen hubb‑u câh ve sermâye‑i dünya gibi çok câzibedâr şeylerle bizi aldattıklarını bilmeliyiz. Ve cebheyi bırakıp, âfil şeylere aldanıp, çok mübârek ve mukaddes şeylerin ayak altında kalmasına sebebiyet vermemek için, ancak ve ancak Cenâb‑ı Kibriyânın azamet ve kudretinden ve şümûllü rahmetinden ve Şah‑ı Levlâk’in himmet‑i âmmesinden ve Zât‑ı Üstadânelerinin makbûl ed'iyelerinden gece ve gündüz hisse‑mend olmamızı niyâz ediyorum ve böyle îmânım var ve her dakika ârâmsız bekliyorum.
Hâfız Ali (Rahmetullâhi Aleyh)
174

111. Yirmi Dokuzuncu Mektub'un Yedinci Kısmıdır. Bunu yedi işaretle beyan eder

Hulûsi Bey’in bir fıkrasıdır
Yirmidokuzuncu Mektûbun Yedinci Kısmı
1 Şeâir‑i İslâmiyenin tağyîrine asla râzı olmayan ve tahammül edemeyerek kulaklarını tıkayanların kanâatlerindeki isabete kat'î bir hüccet,
2 Te'vilkârâne zâhirî muvâfakat gösteriyorum iddiasında bulunanları, birinci zümreye ilhâk ettirecek müessir bir kuvvet,
3 Ulemâü's‑sû' ahzâbına şedîd bir tokat,
4 Muhtelif nâm ve vesilelerle, dinsizlik gayesiyle bid'alar çıkaranlara, kàhir bir darbe‑i kudret ve tavk‑ı lânet,
5 Beşinci ve Altıncı İşâretler, ıslah‑ı âlemin bizzat Hazret‑i Mehdi’nin zuhûruna vâbeste olduğuna kanâat eden zümreden, bu zât‑ı àlîşânın dahi bu emirde muktedir olmasında şübhe duyanların, bu vehimlerini bertaraf edecek, i'timâdlarını te'min edecek, gayet kuvvetli güneş gibi bir hakikat,
6 Yedinci İşâret, bu asrın en ma'kul mücâhedesinin nasıl yapılmak iktiza ettiğine delâlet eden, mahz‑ı hikmet gibi hàssaları câmi'dir.
175
Âciz kardeşinizin kısa vasfı da, elbette aczine şehâdet eder. Yoksa bu hakàikı lâyıkıyla vasfeylemek, bu bîçârenin haddi değildir.
Dünyevî meşgalem, hususî işlerimiz ve pederime yardım gibi, mecburî ahvâl ve duygular, evvel ve âhir arz ettiğim gibi, Hizmet‑i Kur'âniye’deki vazifeme çok mâni oluyor. Ne yapayım?
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلٰى كُلِّ حَالٍ diyorum. Duânıza çok muhtacım ve muhtacız. Biz her vakit sevgili Üstadımıza duâda bulunuyoruz.
Hulûsi

112. Asr‑ı hâzırı ihya ve tenvir eden ve istikbalin krokisini bihakkın tanzim ve tahkim eden nurlar, ilelebed payidar olsun

Sabri’nin fıkrasıdır
Üstad‑ı Ekremim, Efendim Hazretleri!
Ekalli, kırk seneden beri hakikat âleminde nurlar saçan nurânî, kudsî, feyizli sözlerin kâffesi, bütün safahâtında tarîkat ve seyr ü sülûke ait pencereleri küşâd ile, müştâklara temâşâ ve berk‑ı hâtıf-misâl تَعَالَوْا اَيُّهَا الْاِخْوَانُ nidâ‑i belîği ile dâvet etmekte iken, dûrbînî bir nazara mâlik olanlar, pek âşikâre görüp ve dinleyip ilticâ etmekte iseler de, bu abd‑i pür-kusur o nurlarla omuz omuza yürüyen, tarîkatın ne demek olduğunu, matla'‑i şems-i füyûzât ve menba'‑ı fevz-i necât olan, Yirmidokuzuncu Mektûbun dokuz levha‑i saâdeti câmi' Dokuzuncu Nüktesi’ni okuduktan sonra, alâ‑kadri'l-istitâa öğrendim. Nihâyetsiz füyûzât ve hadsiz ezvâk‑ı mütenevviayı hâvî olduğunu, bir kat daha tasdik ettim. Elhamdülillâh, şu nüktede nura muhtaç kalbime lâyuadd nurlar bahşedildi.
176
Kalbimin hissedip, lisânımın ifâdeye muktedir olamadığı deryâ‑yı hakikate dalarak, şu eser‑i girân-bahânın şâyân‑ı menn ü şükrân olduğunu arz ve mâba'dinin tevâlî ve temâdîsini can u yürekten taleb ve temennî etmekte iken, işte tetimmesi olan üç telvih de ihsân buyuruldu.
Bu hâtime kısmı, vartalardan kurtulmak çaresini gösteren irşad ve îkazlarıyla, cidden bir levha‑i saâdet ve bâis‑i hayat-ı mücedded olmuştur. Acaba her ân, en az binbir nev'i semere‑i saâdet ile teğaddî etmekten kaçan ve o cadde‑i kübrâya asla lâyık olmayan, iftira ve isnâdât perdelerini görüp, şu meş'ale‑i adîmü'l-misâli söndürmek, zulümât ve dalâlât vâdilerine yol açmak isteyen bakar‑körlere, ne demeli?
Nazîrsiz şu'leleriyle asr‑ı hâzırı ihyâ ve tenvir ve istikbâlin krokisini bihakkın tanzim ve tahkîm eden nurlar, ilelebed pâyidâr olsun. Dilerim Bârî‑i Teâlâ Hazretlerinden ki, şu âsâr‑ı pür-nurun, bütün Ümmet‑i Muhammed (A.S.M.)’a ta'mîmine muvaffakıyet ve müyesseriyet ihsân buyursun. Âmîn.
Sabri
177

113. Üstadımız bize söylemekte hiç bir şeyden çekinmediğini biliyoruz

Husrev’in fıkrasıdır
Sevgili Üstadım Efendim!
Kenzü'l‑Arş duâsı’nın feyzinden gelen bir nükte‑i Kur'âniye’de yanlışlığın, tarafımızdan nasıl karşılandığını suâl eden ve hatâsının esbâbını bize izâh eden sevimli mektûbunuzu aldım. Bu kısmı, Sûre‑i Kevser’in latîf ve yüksek tevâfukâtını gösteren Altıncı Remiz’le ve bir de büyük bir fâtihten daha büyük olan tarîkata ait kısımla beraber okudum.
Bu hafta sevincim ve şevkim pek ziyâde idi. Bir taraftan, senelerden beri tab'edilmesi ve Âlem‑i İslâma neşredilmesi için istinsah edilen o kıymetdâr mahzen‑i hakàik, emin vâdilere gönderiliyordu. Diğer taraftan, şu baharın câzibedâr güzelliğinden pek çok yüksek bir nurâniyetle karşımıza çıkan Yirmidokuzuncu Mektûb’un herbir kısmının verdiği zevk‑i manevî içerisinde yaşıyorduk.
Kenzü'l‑Arş duâsının feyzinden gelen ikinci bir nükte‑i Kur'âniyeyi, mektûbunuz gelmeden evvel arkadaşlarla birlikte tekrar okuduk. Tedkik gayesi, hiçbirimizde olmadığı için on dakika içerisinde, yazılan bu kısmın nurânî şu'leleri arasında kaldık. Okurken ağzımızdan arada sırada çıkan sadâ‑yı hayret ve taaccübden başka bir şey işitilmiyor ve yüzümüzden akan beşâşet, duyduğumuz manevî zevki ta'rife kâfî geliyordu.
Sevgili Üstadım!
Herbir risale aramızda pek büyük bir sevinçle karşılandığı ve hayretle okunduğu ve lâyık olduğu şekilde hürmet gördüğü için, her nasılsa vâki olan hatâm hakkındaki mektûbunuzu aldığım vakit, kıymetdâr Üstadım, bu hâli bize ihtar etmeseydiniz, biz hiçbir vakit böyle şeyle meşgul olmayacaktık ve yanlış var diyenlere karşı da hak da'vâ edeceğimizde hiç tereddüd etmeyecektik. Sûre‑i Kevser’in ve Sekizinci Remz’in tevâfukât‑ı hurûfiyeleri üzerinde birer birer tedkîkàtta bulunmuş ve hiçbirinde noksan bulamamıştık. Esâsen bu tedkîkàtımız, noksan aramak gayesiyle değil, belki tevsî'‑i ma'lûmât ve bir de manevî gıdâmızı almak için vukû' buluyordu. Bu akşam fakirhânede Re'fet, Lütfi, Rüşdü Efendi kardeşlerimle oturmuş bu hususta tekrar konuşmuştuk. Hepimiz diyorduk: Üstadımız bize söylemekte, hiçbir şeyden çekinmediğini biliyoruz. İşte bu hâl bize kâfîdir. Şimdiye kadar da böyle bir şey vukû' bulmuş değildir. Bu hususta en büyük şâhid; bu Risaleler, ilmi kendilerine isnâd eden zâtların ellerinde gezdiği hâlde onları da tasdike mecbur etmiştir.
178
İşte sevgili Üstadım Bu hâdisât dimağımızı daha ziyâde takviye etmiş bulunuyor ve bizi size daha ziyâde rabtediyor. Her hususta bizi himâye ve vikàye etmekte olduğunuza kâfî ve daha kat'î bir bürhân yerine geçmiş bulunuyor.
Sevgili Üstadım Bu hafta hatt‑ı destinizle pek çok zahmet çekerek, bin müşkülât içerisinde yazdığınız bütün Kur'ân’daki tevâfukâtı gösterir bir nükteyi daha aldım. Bundan başka bu nükte gibi umumî olup, yalnız tarzları ayrı olmak üzere iki tevâfukât listesi daha yazılacağı iş'âr buyuruluyor. Onları da sabırsızlıkla bekliyoruz ve yorgunluğunuzu hatırladıkça, yüreklerimiz sızlıyor. Cenâb‑ı Hak, sizlere lâyık bir tarzda hayr‑ı kesîr ihsân eylesin. Âmîn
Husrev
179

114. Korku denilen mevhum kuvvet, talebelerinizin hak uğrunda gösterdikleri cesaretten korkmaktadır

Husrev’in fıkrasıdır
Sevgili Üstadım, Muhterem Efendim,
Kur'ân‑ı Kerîm’in âyât ve kelimât ve hurûfâtında görünen ihtilâf bertaraf edilmek üzere, yeniden hakîki ve esâslı bir sûrette âyât ve kelimât ve hurûfâtın tesbit edileceği hakkındaki iş'âr‑ı fâzılâneleri, cidden şâyân‑ı tebşîrdir. Bu ve bu gibi ahvâl, bizi Üstadımızın ulvî ve umumî olan vazifesinde her vakit için Cenâb‑ı Hak’tan muvaffakıyet talebinde bulunmaklığa sevk ediyor. Bilhassa kardeşimiz Hacı Nuh Bey’e yazılan mektûb sûreti ve buna mümâsil diğer mektûbat, bizim hayatımızı değiştirmiş ve müstakbeldeki hayatımıza nurlar serptiği gibi, bugünkü insanlığın giriftâr olduğu riyâkârlık, tabasbus ve temelluk ve emsâli gibi pek çok ahlâk‑ı rezîleden kurtarmış ve herbirerlerinin yerlerine de ahlâk‑ı hasene fidanları gars ederek birer şecere‑i àliye ve nâfizenin vücûda gelmesine sebebiyet vermiştir. Hattâ o kadar diyebilirim ki, bugünkü beşeriyetin duygularından, bambaşka bir hayata sevk etmiş ve her ân, Hàlık’ımız bizden ne sûretle râzı olacak ve bugün ne gibi bir sa'y ile sahife‑i hayatımı kapatacağım? Acaba ümmeti bulunduğumuz o sevgili Peygamber‑i Zîşan Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimizin, dalâlet yolunu tutan veyâhut dalâlete gidenlerin arkalarından giden ümmetlerini, ne sûretle tarîk‑ı hidayete getirmek için sa'y etsek, hoşnudiyet‑i Peygamberîyi (A.S.M.) celbedebiliriz?” duyguları ve mefkûreleriyle yaşatmaktadır.
Kıymetdâr üstadlarına her hatvede ittibâ'ı seven o talebelerinizin rûhlarında, üstadlarının en güzel fıkrası olan Kur'ân‑ı Azîmü'ş-Şân’a fedâ olan bu baş, başka yere eğilmeyecek!” sözü, hayatımızda en güzel ve en büyük bir miftâh ve bir düstur olmuştur.
İşte bu hayatta, bu zevkle yaşadığımız için, bu vâdideki korku denilen mevhûm kuvvet, talebelerinizin hak uğrunda gösterdikleri cesâretten korkmaktadır. Rızâ‑yı İlâhî uğrunda her gelecek hâle memnuniyetle göğüs germeyi, üstadlarının hâlinden her gün ve her ân ders alan talebelerinize ve kardeşlerime hayırlı muvaffakıyetler ve saâdetler temennî ederken; sevgili Üstadım, size de lâyık olduğunuzdan daha güzel bir şekilde ve daha elyak bir tarzda eltâf‑ı Sübhâniyeye nâiliyetiniz için duâ eder ve dâmenlerinizi kemâl‑i hürmet ve ta'zîmle öperim, Efendim Hazretleri
Husrev
180

115. Nasuhizade Mehmed söyledi: Hazine‑i Kur’ân’ın bir miftahıdır Hazret-i Üstad

Nasûhizâde Şeyh Mehmed Efendinin fıkrasıdır
Bülbül‑i Bağistan-ı Kur'ân, Üstad‑ı Ekremim, Efendim Hazretleri!‥
Mürşid‑i ekmel, şeyhim Hacı Rahmi Sultan Hazretleri, seferberliğin ikinci senesinde irtihal‑i dâr-ı bekà buyurdular. Burdur’u teşrîfinizden bir ay evvel, merhum Rahmi Sultan ile beraber bir câmi‑i şerîfte birkaç cemâatle bulunmakta iken, sükût‑u hâl-i murâkabeye varıldı. Bazı velîler rûhâni teşrîf buyurdular. Nihâyette, siz Üstadım teşrîf buyurdunuz. Bir cezbe‑i Rahmân zuhûruyla uyandım, kendime geldim. Bir ay sonra Burdur’u teşrîf ile bazı yevm sohbet‑i irfaniyenizde bulunup rûhlarımıza gıdâ bahşolundu.
Şu tulûâtımı arza ictisâr ediyorum:Halka‑i hakikatte deverândadır ol mübârek Üstad.Kavuşturdular rûhunu, ervâh‑ı enbiyâya ânın,Mest‑i müstağrak olup hayrettedir ol mübârek Üstad.Mübârek Kur'ânın dellâlısın dediler âna,Sözler’i cândır onu tutmayan rûhsuzdur hemân.Bütün söylediği nur‑u hikmettir ânın,Mi'râc‑ı rûhânide deverândadır ol mübârek Üstad.Kalbim içre feyz‑i Nurun görmüşem hemân,İçi ummân‑ı vahdette, dışı sahrâ‑yı kesrette görünür Üstad.Dünyada, uhrâda refîk olalım âna,Umarım, Mevlâm ihsân eder biz âciz kullarına.Nasûhizâde Mehmed söyledi hemân bu sırları,Hazine‑i Kur'ânın bir miftâhıdır Hazret‑i Üstad.
Nasûhizâde Şeyh Mehmed
181

116. Ben öldüğümde sizi arkamda vâris bırakarak ferah ile kedersiz kabrime girmek rahmet‑i İlâhiyeden ümit ederim

Âsım Bey’in fıkrasıdır
Muhterem Üstadım Efendim Hazretleri!
Bu arîzamı takdim ve tasdî'a iki sebeb‑i mücbir hâsıl oldu:
Birincisi: Sevgili Üstadımın geçenki iltifatnâmelerinin bir fıkrasında buyuruluyor ki: Bu fakir ile, azîz kardeşim Husrev gibi yüksek, ciddi hàlis kardeş ve talebelerimi, âhir‑i ömrümüze kadar Hizmet‑i Kur'ân’da dâim eylesin.”
Muazzez Üstadımın bu duâ, bu niyâz ve himmetlerine bütün mevcûdiyetimle âmîn dedim ve dâima da diyorum. Ve Cenâb‑ı Lemyezel Hazretlerine de dâima niyâzım budur. Ve pek muhterem ve pek sevdiğim Üstadımın duâ ve himmeti sürûr, sevinç gözyaşlarımı akıttırıyordu. Bu fıkra ve cümleyi takib eden ikinci fıkra ki; aynen yazıyorum:
Ve ben öldüğümde sizi arkamda vâris bırakarak ferâh ile kedersiz kabrime girmek Rahmet‑i İlâhiye’den ümîd ederim.”
Burası beni çok düşündürdü ve hiçbir dakika Üstadımın bu arzu, bu taleb ve Rahmet‑i İlâhiye’den bu ümîdi zihnimden ve fikrimden ve kuvve‑i muhayyilemden hiç çıkmıyor. Binâenaleyh, bu fıkraya bütün zerrât‑ı mevcûdiyetimle âmîn dedim ve Cenâb‑ı Hakk’ın fazl u keremini tazarru ve niyâz ettim.
182
Bununla beraber hazret! Riyâ değil, tasannu' değil, içimden doğuyor gönül şöyle istiyor ve arzu ediyor: Bu fakir, siz Üstadımdan evvel kabre girsin ve siz, dâr‑ı bekànın ilk kapısına gelinceye kadar dâr‑ı dünyada bulununuz ki, bu fakir ve muhtaç olan talebenize arkasından göndereceğiniz duâ ve hediyenizle mütena'im, şâd ve mesrûr olsun. Ve sizin teşrîfinizde ki Erhamürrâhimîn olan Rabbü'l‑Âlemîn’den duâ ve niyâzım budur rûhum sizi istikbâl etmek şerefiyle müşerref olabilmek gibi, gönül arzu ve hayatı hâsıl oluyor, (Hâşiye) ve çok düşündürüyor. Ve arzu ve niyâzımdan daha büyüğü ve şedîdi şudur ki: Üstadımın dâr‑ı dünyada daha pek çok zamanlar kalması, dolayısıyla vazife‑i kudsiyenizin devamı ve hakikat ve hidayet nurları olan Risale‑i Nur ve Mektûbatü'n‑Nur’ların teksiri ve intişarıyla, hâb‑ı gaflette olanların, dalâlette kalanların, ehl‑i bid'a ve mülhidlerin tarîk‑ı hak ve hidayete girmeleri için siz Üstadımın çok zaman daha yaşamaklığınızı ve başımızdan eksik olmamanızı ve sizin gaybûbetinizle, bizlerin yetîm ve öksüz kalmamaklığımızı gönül arzu ediyor.
Daha çok söylemek isterim, fakat iktidar ve kifâyetsizliğimden kalemim kalbimin tercümânı olamıyor. Her gibi bu arzumu da Cenâb‑ı Kibriyâya havâle ederiz
Âsım (Rahmetullâhi aleyh)

117. Hafız Ali’nin bir fıkrasıdır ki, küçük bir mes'elede “Gücendin mi?” diye istifsar münasebetiyle yazılmıştır

Hâfız Ali’nin bir fıkrasıdır ki; küçük bir mes'elede, Gücendin mi?” diye istifsar münâsebetiyle yazılmıştır
Eyyühe'l‑Üstadü'l-Muhterem!
Hayatımın her safhasından kıymetli ve o hayatı, pervâne‑misâl, bir emrinin infazına ateşte yakmağa her ân hazır olduğum kıymetli Üstadım!
Evet, değil böyle hakikat uğrunda, hattâ bir kıymetli hediyeyi ihsân eden Pâdişah‑ı Zîşan için o hediyeyi sarfetmekte tereddüd edilemez. Öyle de Üstadım, bize emânet olarak ve ne zaman alınacağı mechûl olan hayatın ve her zaman emrine âmâde ve hazır olduğum Cenâb‑ı Mün'imin, o emânet üzerine ne gibi emri vâki olsa inşâallâh bilâ‑tereddüd emânetini iâdeye hazırız. Mâdem siz, O Pâdişah‑ı Bîzevâl’in Kurbiyet‑i İlâhiye’sinde aynı emrini tebliğe memur bulunuyorsunuz; öyle ise her mübârek sözünüz hak ve ayn‑ı rahmettir.
183
Hem efendim, bahçıvan‑misâl fidanları büyütmek üzere, hayvanat‑ı muzırranın taarruzundan bir ân evvel kurtarmak için, aşağı dallar kesilir ki, yükselsin. O fidanların hiçbir cihetle hakları yoktur ki, Bizi tımar eden ve hayatımıza sebeb olan, bizi bazen rencîde ediyor.” diyemezler. Zîra hâl‑i asılları ile kalsaydılar bir muzır hayvan koparacaktı ve topraktaki kökü de tefessüh edecekti, yok olacaktı.
Evet Üstadım, mübâlağasız, pür‑kusurlukta mislim olmadığını nefsime bile bazen kabûl ettirdiğim Yalnız pür‑zünûb talebenizi; dizlerime değil, belime değil, boğaz çukuruma değil, belki de boyumdan aşan ve belki dâhilimin de siyah çamurlara mezcolduğu ve tefessüh etmeğe başladığı bir zamanda Hızır gibi yetişip ve misl‑i Lokman, Kur'ân‑ı Hakîm’in şifâhânesinden lemeân eden muâlecelerle tedâviye başladınız. Hayat ismine lâyık bir hayat bahşına vesilesiniz. O hayatı ihsân edene ve vesile olan uğruna, o hayatı ifnâ etmemek (Hâşiye) kâr‑ı akıl değildir.
Hem bir hasta, ameliyâta muhtaç olduğunu bilmelidir. Ve hastasını gece gündüz tedâvi altında bulunduran eczâcıya karşı yüzbinlerle teşekkür ve o eczâcıya eczâhâneyi teslîm eden Hakîm‑i pür-kemâl, Kadîr‑i Bî-misâl Hazretlerine nihâyetsiz hamd ve şükre borçluyuz. Ve bu borcumu îfâ edemediğimden pek mükedderim. Allâhu teâlâ sizden ebeden râzı olsun.
Hâfız Ali (R.H.)
184

118. Bu nurlu eserler hem okşamak hem korkutmak gibi iki zıt tesiri hâizdir

Hulûsi Bey’in bir fıkrasıdır
Azîz Üstad, Müşfik Kardeş, Muhterem Mücâhid!
Son iki hafta içinde, iki defada vürûd eden Yirmidokuzuncu Mektûbun Altıncı Kısmı ile Kenzü'l‑Arş Duâsı’nın feyzinden gelen bir nükte‑i Kur'âniye ve Yirmidokuzuncu Mektûbun Sekizinci kısmının Sekizinci Remzi ve Altıncı Remzi isimlerini taşıyan mu'ciz‑nümâ eserleri aldım.
Birinci mektûb, hasbe'l‑beşeriye çok sıkıldığım bugünün hemen saatinde elime geçti. Evet, gözlerim böyle bir nura, aklım böyle bir derse, hasta vücûdum böyle bir ilâca, muzdarib rûhum böyle bir tesellîye, nihâyet zâlim nefsim böyle bir manevî terbiyeye çok muhtaç olduğu bir zamanda bu eserin yetişmesi, hem hakikatte üç gün sonra postaya verilen ikinci eserden dokuz gün evvel gelmesi, kat'iyyetle gösteriyor ki; bu kendi kendine veya tesâdüfî olmuş değil. Belki gelmiş değil, gönderilmiş. Yetişmiş değil, yetiştirilmiş. Maksadsız değil, bu hizmete koşturulmuş. Hattâ bir dest‑i gaybî tarafından en lüzumlu bir ânda, en muhtaç ve Kur'ân hàdimlerinin en zaîfi, en âcizi, en liyâkatsizi, en zebûnu bulunan bu bîçâre kardeşinize mahz‑ı eser-i Rahmet ve inâyet olarak sunulmuştur.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي
Yirmidokuzuncu Mektûbun Altıncı Kısmı’nı pederim, Fethi Bey, Hoca Abdurrahman ve diğer bir zât hazır iken, geçen Cuma okudum. Ben birkaç defa sırf kendi hesabıma mütâlaa ettim. Okuyacak ve okunması icâb edecek mahdûd zevâtın da inşâallâh istifadesine çalışacağım. Bu nurlu eserler hem okşamak, hem korkutmak gibi iki zıd te'siri hâizdir. İnsanlara bu iki vâsıtadan birinin müessir olacağı da şüphesizdir. İşte bu hakikati göz önünde bulunduran şerâit‑i îmândaki esâslara müşâbih bir tarzda, Kur'ân‑ı Hakîm’in tilmizlerini ve hàdimlerini hakikaten îkaz ediyor ve aldanmamaları için altı esâsı kendilerine bihakkın ders veriyorsunuz:
185
1 Hubb‑u câh yerine, Allah’a îmânın bir mânâsı olan rızâ‑yı İlâhîyi
2 Havf ve vehim yerine kadere îmânı
3 Hırs ve tama' yerine ﴿اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَت۪ينُ âyet‑i celîlesi delâletiyle, Kur'ân’a, Kütüb‑ü İlâhiye’ye îmânı
4 Menfî milliyetçilik hissi yerine, bütün cin ve inse mürsel, Nebi‑yi Efham Sallallâhu Teâlâ Aleyhi Ve Sellem Efendimiz Hazretlerinin mesleğini ﴿اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ ve ﴿وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعًا وَلَا تَفَرَّقُوا gibi âyât‑ı mübârekeyi der‑hàtır ettirmek sûretiyle peygamberlere îmânı
5 Enâniyet yerine, acze noksanımızı itiraf ve Kur'ân’ın tereşşuhâtının neşr ve muhâfazası bâbında hissemize düşen hizmeti yapmak ve hizmetle mükellef olduğumuzu bilerek neticeyi hesablamamak. Yani bir nev'i beşeriyetten çıkmak, Kütüb ve Suhuf‑u Enbiyâ’yı inzâle vâsıta olan melâikeye benzemek sûretiyle meleklere îmânı
6 Tenbellik ve ten‑perverlik yerine vazifedârlık, kudsî ve her saati bir gün ibâdet hükmüne geçecek kıymette olduğuna şübhe edilmemek lâzım gelen Kur'ânî hizmetine vakit bırakmayacak hâllere karşı, bu hizmetin ulviyetini düşünerek elden çıkmazdan evvel gözü dört açmayı, yani ölmezden evvel hayatın kadrini bilmek gibi, kat'î bir lisânla âhirete îmânı delâleten, remzen, işâreten, sarâhaten ders veriyorsunuz ve îkaz lütfunda bulunuyorsunuz.
186
Allâh‑u Zülcelâl Hazretleri sizden ebeden râzı olsun ve ümmet‑i merhume-i Muhammediye’yi dalâletten kurtarmak ve şahrâh‑ı Kur'ân’a delâlet eylemek hususundaki ihlâslı mücâhede ve hizmetinizde dâim ve muvaffak buyursun, âmîn Bihürmeti Seyyidi'l‑Mürselîn Ve bihürmeti Kur'âni'l‑Mübîn
Kenzü'l‑Arş Duâsının Feyzinden Gelen Bir Nükte‑i Kur'âniye serlevhalı eserle, Yirmidokuzuncu Mektûbun Sekizinci Kısmının Sekizinci Remzi’ndeki füyûzât, ta'rif ve tavsif edilmeyecek àlî ve müstesnâ bir vaziyettedirler.
Birincide, bütün hurûfât‑ı Kur'âniyenin aded itibariyle işâret ve izâh buyurulan tevâfukları, garîk‑ı beht ve hayret etti. Dört küçük sûredeki hurûfâtın tevâfukât vechine kısmen işâret eden ikinci eser, hakka ki, mu'ciz‑nümâdır. Nebi‑yi Âhirzaman, medâr‑ı fahr-i cihan, sebeb‑i hilkat-i ekvân ve nüzûl‑ü Kur'ân Peygamberimiz Muhammed Mustafa (Sallallâhu teâlâ aleyhi ve âlihî ve ashâbihî ve ezvâcihî) Efendimiz Hazretlerinin eser‑i hikmet ve rahmet olarak, şimdiye kadar mahfî kalmış mu'cizelerinden i'câz‑ı Kur'ân’a taalluk eden ve gaybî tevâfuk nâmıyla sevgili Üstadımız tarafından mevki‑i intişara vaz' olunan bu emsâlsiz eserlere karşı duyduğum manevî zevk ve feyzin binden birini bile arzedemeyeceğim. Ve mazhar olduğumuz bu kadar azîm niam‑ı İlâhiye ve Kerem‑i Sübhâniyeye karşı şükürden âcizim.
187
اَللّٰهُمَّ حَصِّلْ مُرَادَنَا وَمَقْصُودَ اُسْتَاذِنَا سَع۪يدِ النُّورْس۪ي بِحُرْمَةِ حَب۪يبِكَ الْمَكِّيِّ الْمَدَنِيِّ الْهَاشِمِيِّ الْقُرَيْشِيِّ
Yirmidokuzuncu Mektûb’un Yedinci Kısmı’ndan bir sûret Abdülmecîd Efendi kardeşimize göndermiştim. Cevabında ezcümle diyor ki: Seydâ’nın bintü'l‑fikri o güzel kıza, Hulûsi ile Abdülmecîd’den mâadâ her kim bakarsa câiz değildir. Mahrem olanlar da, bu hususta nâmahremdir. Bu gibi kızların dışarıya çıkmaları hiçbir menfaati te'min etmediğini ve bil'akis büyük bir mazarratı intac edeceği ihtimali kavlini seydâya yazsan iyi olur. Eski Said’in hiddeti, yenisinde de vardır. Hâlbuki Yeni Said, insanoğullarıyla izâa‑i vakit etmemeli. Meslek ve meşrebi öyle iktiza ediyor. Her ne ise Cenâb‑ı Hak hâfız‑ı hakîkidir.”
Bendeniz de kısaca şu meâlde cevab vermiştim:
Bu mütâlaa bizler için doğrudur. Fakat dünyaya arkasını çeviren ve manevî vazife‑i memuresini îfâ ederken insanlarla Nurlarla alâkadar olanları vâsıtasıyla meşgul olan Üstad Hazretleri için bu fikri muvâfık bulmuyorum. Çünkü o zâtı, bu emr‑i azîmde istihdam eden elbette muhâfaza buyurur. Bana öyle kat'î kanâat gelmiş ki, eğer bizler Nurlarla alâkamızı kesersek Üstad Hazretleri bize arkasını çevirir.
Azîz kardeşimizin endişesi, zâhire bakılırsa haklı ve çok samîmîdir. Fakat, zâten cemâati çok mahdûd olan Nurlarla alâkadar zevâtın, bu hakàiktan mahrum edilmelerini ve bu kudsî eserin tamamen hapsedilmelerini lâyık görmüyor ve esâsa mugâyir buluyorum. Nâsırımız, hâmîmiz, muînimiz, hâfızımız Allah’tır. Bütün desâisi bertaraf ederek, muhterem Üstadın vazife‑i kudsiyesine sâfî niyet, samîmî his ve ciddi şevk ile yardım etmekte olan kardeşlerime selâm ve muvaffakıyetlerine duâ eder, duâlarını ricâ ederim. Pederim, Fethi Bey, Hoca Abdurrahman Efendi, sâbık Müftü Kemâleddin Efendi, İmâm Hâfız Ömer Efendi ve diğer Sözler’le alâkadar olanlar selâm ve duâ ediyor, hayır duânızı istiyorlar.
188
Devam‑ı âfiyet ve muvaffakıyetinizi tekrar eltâf‑ı İlâhiye’den tazarru ve niyâz eyler, mübârek ellerinizi kemâl‑i hürmet ve ta'zîm ile takbîl eyler, kusurumun affını ve hayır duânızdan bu bîçâre sıddıkınızı çıkarmamanızı hàssaten arz ve istirham eylerim