2. Risale‑i Nur, Kur’ân eczanesinden verilen ilaçtır
Risale‑i Nur mektûblarından bu mektûbunuzun bendeki te'sirlerini hülâsaten arzedeyim:
Sıhhat ve âfiyetinizin devamı, şükrümü; bu gibi mesâilin hallini isteyenlerin vücûdu, ümîdimi; nazarımda ilim sayılacak herşeyi sizden öğrendiğim için bu vesile ile hakikat sahasındaki ma'lûmâtımı; hasbe'l‑beşeriye fütûr hâsıl oluyorsa, şevkimi; hasta bir talebeniz olduğumdan Kur'ânın eczâhânesinden verdiğiniz bu ilâçlarınızla sıhhatimi; matbaha‑i Kur'ân’dan intihâb buyurduğunuz bu gıdâlarla bütün hâsselerimin kuvvetini, hayatın beş derecesini de ta'lim, mevtin itibarî bir keyfiyet olduğunu tefhim, i'dâm‑ı ebedînin mutasavver olamayacağına kalbimi takvîm buyurduktan sonra Allah için muhabbetin her hâlde bu hayat derecelerinde de devam ederek hayat‑ı bâkiyede bâkî meyvesini vereceğini işâret buyurmakla müddet‑i hayatımı nihâyetsiz artırmağa sebeb olmuştur.
62
Risale‑i Nur ile ihdâ buyurduğunuz duâlar, zâten her gün sevgili Üstadı düşünmeğe kâfî gelmektedir. Kur'ânın nihâyetsiz füyûzâtından, tükenmez hazinesinden inâyet‑i Hak’la edindiğiniz ve tebliğe me'zun olduğunuz mânâları, cevherleri göstermekle, bildirmekle de bu bîçâre ve müştâk talebe ve kardeşinize sonuna kadar ders vermek istediğinizi izhâr ediyorsunuz ki: Bu sûretle de ebeden ve teşekkürle gözümün önünden, hayâlimden ayrılmamaklığınız te'min edilmiş olunuyor.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي
Hulûsi
3. Risale‑i Nur hizmetinde bulunmak Kur’ân hesabına bir hizmetkârlıktır.
Muvâsalatımın ilk gecesi pederimin misâfirlerine tahsîs eylediği odaya devam eden zevâta – mütevekkilen alallâh – akşam ile yatsı arasında Risale‑i Nuru okumağa başladım.
Sevgili Üstadım! Evvelce arzettiğim vechile ben artık bir şey için yaşadığımı zannediyorum. O da Üstadım olan dellâl‑ı Kur'ân’ın vazife‑i memure-i maneviyesini îfâda kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesabına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibarettir. Orada bulunduğunuz müddetçe Hazret‑i Kur'ân’dan hakikat‑i îmân ve İslâm hesabına vâki olacak istihrâc ve tecelliyâttan mahrum bırakılmamaklığımı hàssaten istirham ediyorum. İnşâallâh müstecâb olan duânızla Allâh‑u Zülcelâl, Risale‑i Nur hizmetinde ümîd ve arzu ettiğim neticeye vâsıl, merhum ve mağfûr Abdurrahman gibi âhir nefeste îmân ve tevfik ve saâdet‑i bâkiyede iki cihan serveri Nebi‑yi Ekremimiz Muhammedüni'l‑Mustafa (Sallallâhu Teâlâ Aleyhi Ve Sellem) Efendimize ve siz muhterem Üstadımın arkasında ve yakınında komşuluk vermek sûretiyle âmâl‑i hakîkiyeye nâil buyurur.
63
Risale‑i Nur gerçi zâhiren sizin eserinizdir; fakat nasıl ki, Kur'ân‑ı Mübîn Allah’ın kelâmı iken Seyyid‑i Kâinât, Eşref‑i Mahlûkat Efendimiz nâsa tebliğe vâsıta olmuştur; siz de bu asırda yine o Furkàn‑ı Azîm’in nurlarından bugünün karmakarışık sarhoş insanlarına emr‑i Hak’la hitâb ediyorsunuz. Öyle ise, O Hakîm‑i Rahîm, size bu eseri yaptırtan, o nurları ayak altında bıraktırmaz; elbette ve elbette fânîlerden belki de hiç ümîd edilmediklerden sâhibler, hâfızlar, ikinci üçüncü hattâ onuncu derecede mübelliğler, nâşirler halk buyurur i'tikàdındayım.
Hulûsi
4. Zaman îmânı kurtarmak zamanıdır.
Evet İslâmiyet gibi bir àlî tarîkim, acz ve fakrı Allah’a karşı bilmek gibi bir meşrebim, Seyyidü'l‑Mürselîn gibi bir rehberim, Kur'ân‑ı Azîmü'ş-Şân gibi bir mürşidim, bir dakikada mertebe‑i velâyete erişmek gibi ulvî bir netice almak mümkün olan askerlik gibi bir mesleğim var.
64
Üstadım, bana ve dinleyen her zevi'l‑ukùle, “Tarîkat zamanı değil, îmânı kurtarmak zamanıdır. Beş vakit namazını hakkıyla edâ et, namazın nihâyetindeki tesbihleri yap, ittibâ'‑ı sünnet et, yedi kebâiri işleme” dersini vermiştir. Ben gerek bu derse, gerek Risaletü'n‑Nur ile verilen derslere, Kur'ân’dan istinbat buyurarak gösterdiği hakikatlere karşı Allah’ın tevfikiyle can u dilden “belî” dedim, tasdik ettim ve bana böylece hakikat dersini veren bu zâta da ömrümde ilk defa olarak “Üstad” dedim. Hatâ etmedim, isabet ettim.
Hulûsi
5. Risale‑i Nur, Nur ism-i azîminin tecellisidir
Bu kerre irsâl buyurulan Mektûbatü'n‑Nur zeyilleri, emsâli gibi hoş, güzel ve bedî'dir. Eserlerin Nur ism‑i azîminin tecellîsi olduğuna, ihtiyaca ve hâl‑i âleme göre yazdırıldığına bence asla şübhe kalmamıştır. Bunu küçük misâl ile te'yid etmek isterim. Mülhidler çok ileri gidiyorlar. Meselâ:……… ilâ âhir.
İşte bu ahmakların hezeyanına ve her nev'i iğfallerine ve zâhiren süslü laflarına kanmayarak, îmân ve i'tikàdlarında sâbit‑kadem olmaları için erbâb‑ı îmâna kuvvet ve zümre‑i tuğyana kahr ve şiddetle ders‑i ibret verecek pek münâsebetli sözler, mevzû‑i bahs âsârda ayân‑beyân görülmektedir.
Hayfâ ki, bu nurlar şimdilik (Hâşiye) lihikmetin pek mahdûd sahada ve ancak mü'minler içinde neşredilebilir.
اَلصَّبْرُ مِفْتَاحُ الْفَرَجِ﴿اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَ﴾
Hulûsi
65
6. Risale‑i Nur’un kıymetini anlamak için insan olmak yeterlidir
Otuzikinci Sözün Üçüncü Mevkıfı’nı da Hakkı Efendi kardeşimizle merak ve dikkatle okuduk. Cidden çok àlî mefhûmu var. Tavsife bu âcizin kudreti olsa belki bu ikinci nokta için pek ziyâde rahatsız etmeğe cesâret ederdim. Heyhât ki, diğer hususatta olduğu gibi bunda da sıfru'l‑yed bulunuyorum. Yalnız hulûs ve sâfiyetle ve kısaca derim: Belki diğer bütün Söz’lerin daha fevkınde parlayan bir necm‑i nur-efşândır.
(Doktordan Mi'râc’ı nasıl bulduğunu sordum. Doktor Kemâl der: “Eserin pek büyük kıymetini takdir etmek için İslâm olmağa bile lüzum yok, insan olmak kâfî” cevabını verdi.)
Hulûsi
7. Bizler Kur’ân hizmetinde âciz hizmetkârınız ve talebeniziz
Bizler ki, – Elhamdülillâhi teâlâ – âhiret kardeşiniz, Kur'ân hizmetinde âciz hizmetkârınız, esrâr‑ı Kur'âniyenin beyânında – Eşşükrülillâhi teâlâ – Ashâb‑ı Kehf gibi musâhibiniziz. Liyâkat ve kifâyetimizin çok fevkınde, mahzâ bir lütûf ve inâyet‑i Samedânî olarak talebeniz bulunuyoruz. Bundaki niam‑ı Sübhâniyeye hamd ve şükürden âciz bulunuyoruz.
Hulûsi
66
8. Her geçen gün dünyanın fena ve fânî yüzü bütün açıklığı ile gözükmektedir
Otuzikinci Sözün Birinci Mevkıf’ını, Ramazan hediyesini ikmale muvaffak oldum. Tevfik‑i Hudâ yoldaşım olursa diğerlerini de inşâallâh emir buyurduğunuz müddette yazarım. Bu kadar kıymetli ve nurlu Sözler’in en hüsünlü hat ile ve hattâ altun ile yazılması lâyık ve muktazî iken hasbe'l‑kader bu bîçâre kardeşinizin perîşan ve belki ancak okunabilir hatâlı hattı ile yazılması da hamd ve şükrümü artırmağa vesile oluyor ve her vâsıta ile aldığım meserret‑bahş selâm ve iltifatât‑ı fâzılânelerinin ve herbiri Risale‑i Nura bir zeyl ve tefsir ve hâşiye makamındaki cihan‑değer emirnâme‑i ârifânelerinden maddeten dûr bulunacağımdan dolayı çok müteessir olacağım.
Fakat manevî ciheti böyle düşünmüyorum ve nerede bulunursam bulunayım, inâyet‑i Bârî ile aldığım dersi dinletecek bir muhâtab bulmağa çalışacak ve neşr‑i hakikat yolunda acz ve fakrıma bakmayarak, duânızla elimden gelen her çareye başvuracağım için mütesellî oluyorum.
Yalnız, dünyevî vazifeler ile uğraşmak ise fıtraten hoşlandığım ve hakàikına meclûb olduğum nurlu Sözler’le iştigâlime kısmen mâni oluyor. İşte buna müteessifim, fakat elimden bir şey gelmiyor. Her geçen gün dünyanın fenâ ve fânî yüzünü daha ziyâde üryanlığıyla göstermekte ve bu hayatta bâkî ve sermedî hayat için bir şey kazanılmadan geçen vakitlere teessür hâsıl ettirmektedir. Sûreten ayrıldığımıza o kadar müteessir değilim. Bilhassa sevgili Üstadın son dersi, bu fânî dünyanın en zevkli hâlinden pek çok yukarı derecede bir bâkî hayat olduğunu kat'iyyetle müjde etmektedir.
Hulûsi
67
9. Sözler yanında yazılan yazılar Sözler’e nazaran çok sönük kalır
Gönül isterdi ki, o muazzam Sözler’e sönük yazılarımla biraz uzun cevab yazayım. Fakat buna muvaffak olamıyorum. Kàbiliyetimin azlığı, isti'dâdımın kısalığı, iktidarımın noksanlığıyla beraber uhdeme verilmiş olan birkaç maddî vazifelerin taht‑ı te'sirinde dimağım meşgul ve âdeta meşbû' olduğundan o mübârek cevherlerinize mukâbil âdi boncuk bile ibraz edemeyeceğim.
Biliyorsunuz ki, çok ifâdelerimde sizi taklid ettiğim birinci sebebi, merbûtiyet‑i hàlisânemin; ikinci sebebi, kudret‑i kalemiyemin kifâyetsizliğidir. Fakat mübârek Yirmidördüncü Sözde misâli geçen fakir gibi ben de derim: Ey sevgili Üstadım! Gücüm yetişse elimden gelse bütün o nurlu Sözler ayarında kelimelerden mürekkeb cümlelerle size ma'ruzâtta bulunmak isterim. Fakat biliyorsunuz ki, yok. Niyetime göre muâmele buyurunuz.
Hulûsi
10. Sözler’le zulmetten nura, girdaptan selâmete, felâketten saadete çıkmak
Eser, emsâli gibi nurlu ve hikmetlidir. İnşâallâh temennî buyurduğunuz vechile Ümmet‑i Muhammed’in ictimâî ve pek mühim bir yarasına kat'î devâ olur. Doğrudan doğruya Nur‑u Kur'ân olan mübârek Sözler’in kasd ve işâret edilmek istenildiğini arzettim ve makam‑ı tasdikte şimdiye kadar kendisine birkaç Söz’ü de okudum ve imkân buldukça da okuyacağım. Lâyuadd ve lâyuhsâ niam‑ı Sübhâniyesine mazhar olduğum Allâh‑u Zülcelâl Tebareke ve Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine hamd ve şükürden âciz, isyan ile âlûde iken Zât‑ı Üstadâneleri bizi İzn‑i Rabbânî ile o mübârek münevver Sözler ile irşad edip zulmetten nura çıkardınız.
68
Taharrî‑i hakikat ile ömür geçirir iken mukadderât bu âsî bîçâreyi de beş sene evvel Şah‑ı Nakşibend Hazretlerinden Muhammedü'l‑Küfrevî Hazretlerine doğru açılan tarîk‑ı Nakşibendîye idhal eylemişti. Sonra muvakkat bir küsûf neticesi olarak yol kaybolmuş, zulmet ve dikenler içinde kalınmış iken nurlu Sözler’inizle zulmetten nura, girdabdan selâmete, felâketten saâdete çıktım. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي Fermân buyuruyorsunuz ki: Îmânı kurtarmak zamanıdır. عَلَى الرَّأْسِ وَالْعَيْنِ
Hulûsi
11. Hulûsi Bey ve Fethi Bey’in On Dokuzuncu Mektub'u birlikte okuduktan sonra hissettikleri
Bu defa bu bîçâre talebesine ihsân ettiği hediyeyi, gıyâbî muhiblerinden Fethi Bey ismindeki komşumuzla okuyorum. Baştan başa mu'cize‑i kübrâ-yı Ahmediyeyi ilân eden Ondokuzuncu Mektûb’un tahsîsen bendelerine irsâli, yeniden hayata avdet etmiş kadar müessir olmuş ve mütâlaası, rikkat damarlarını tahrîk ederek hayli ciddi gözyaşı akıtmağa vesile olmuştur.
Hulûsi
69
12. Bu sözler altın ile yazılsa lâyık iken nâkıs hattımla istinsah ettim
Rûhu fezâ‑yı kâinâtta beyne'l‑ecrâm seyr‑i serî ile seyahat ettirecek tarzda tulû' eden manzûme‑i hakikat, bilhassa bizler için büyük mazhariyettir. Tarîk‑ı Nakşî hakkındaki fıkraya mukâbil “tarîk‑ı acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür”ün hesabına tulû' eden fıkra da pek çok kıymetli bir cevherdir. Bu Sözler altun ile yazılsa lâyık iken nâkıs hattımla istinsah ettim. O hâlde kıymeti, âciz bir talebenizin yâdigârı olmasındadır.
Hulûsi
13. Sözler’le Nur yoluna irşad etmek
Sâniyen: Şu zaman‑ı isyan ve tuğyan ve küfranda mahz‑ı inâyet ve lütf‑u Hak olan, Ümmet‑i İslâmiye’yi hakàik‑ı îmâniyeye sevk ve irşada memur edilen zât‑ı hakîmânelerini bütün Ümmet‑i Muhammediye’yi olduğu gibi bu âcizi de nurlu Sözler ile tarîk‑ı Nura irşad buyurduğunuzdan dolayı hürmet ve minnetle dâim yâd eder, dünyevî ve uhrevî muradlarınızı hâsıl eylemesini Rahîm, Kerîm olan Allâh‑u Zülcelâl Hazretlerinden abîdâne niyâz ve istirham eylerim.
Hulûsi
14. Lafzî bir üstadı kaybettimse de, manevî müteaddid mürşidleri buldum diye kendimi tebşir ettim
Kardeşimin bir fıkrasıdır
Ellerinizi öper, duânızı isterim. Dünyadan dargın, nefsinde âciz olan Abdülmecîd’e güzel bir üstad, ulvî bir mürşid olacak yeni eserleriniz geldi. Lafzî bir üstadı kaybettimse de manevî müteaddid mürşidleri buldum diye kendimi tebşîr ettim. Hakikaten irşad edecek nurlu eserlerdir. Allah çok râzı olsun…
Abdülmecîd
70
15. Sözler vasıtasıyla daima sohbet‑i maneviyede bulunuyoruz
Yine Hulûsi’nin
Evet mütesellî olduğum iki cihet var. Biri, elimizdeki mübârek Sözler vâsıtasıyla dâima sohbet‑i manevîde bulunduğumuz; diğeri, muhabbetimizin inâyet‑i Bârî ile hubb‑u fillâh mertebesinde olduğuna îmânımızdır. Binâenaleyh size benim bugün ve yarın en büyük hediyem, verdiğiniz dersi, nâmınıza olarak vekâleten alâ‑kadri'l-imkân mü'minlere tebliğ eylemek ve Allah’ın verdiği hakîki muhabbeti ebeden taşımak ve buna mukâbil Erhamürrâhimîn ve Ekremü'l‑ekremîn, Ahsenü'l‑hàlıkîn, Rabb‑i Rahîm ve Kerîm Hazretlerinden, hakîki muhabbetin Otuzikinci Sözün Üçüncü Mevkıf’ında izâh buyurulan neticesine mazhar buyurulmaktır. Îmân‑ı tahkîkî yolunda buluştuğumuz Hakkı Efendi ile niyetimiz hakka, sıdka, ihlâsa iştirâkimiz muhakkaktır.
Hulûsi
16. Risale‑i Nur manevî bir güneş gibidir
Bu mektûbunuzdaki suâl ile ve en son yazılmış olan Otuzikinci Söz ile münâsebet ve müşâbehet nev'inden bu defaki arîza‑i cevabiyem üç vakfeli oldu.
71
Demek oluyor ki, Risale‑i Nur manevî bir güneş, herbir Söz muhtelif kadirlerden nurânî yıldızlar ve Otuzikinci Söz üç mevkıfı ile bu yıldızların hepsinin üstünde parlayan ve enzâr‑ı dikkati hâh‑nâhâh üzerlerine celbeden hàlis nurdan vücûda gelmiş birinci kadirden pek nurlu, erbâb‑ı îmâna gülümseyen, ahzâb‑ı dalâlete haşmetle bakan, gözlerini kör eden, erbâb‑ı gafleti uyandıran pek haşmetli, çok nurlu birinci kadirden bir kevkeb‑i nevvârdır. Ne yapayım talebenizin dili bu kadar dönüyor. Yoksa bu sönük ifâde o mübârek Sözler için sarfedilmek lâyık olmadığını biliyorum.
Bizden Üçüncü Maksad’ın te'sirini suâl buyuruyorsunuz. Biz Hakkı Efendi ile ittifaken deriz ki:
İçindeki hakikatler cerhedilmez, içinde lüzumsuz bir şey yok, zararlı bir kayıt mutasavver değil. Dikkatle dinleyenler, Allah tevfik verirse îmânını kurtarabilirler. Bu hakàikla Avrupa ehl‑i dalâletine de meydân okunur, fikrindeyiz. Bu kabîl dalâlet ve gaflette olanlar ya mübârezeden mağlûb olurlar ya ulviyeti hissedip teğayyüb ederler yâhut Ebû Cehil gibi hakikati kabûl etmemekte inâd ederler veya dehşetlerinden kulaklarını kapayıp kaçarlar, fikir ve kanâat ve îmânındayız. Sözler’i dinleyenlerin bir sükût‑u mestî göstermeleri, izhâr‑ı hayret eylemeleri, kudretleri derecesinde takdirâtta bulunmaları herhalde düşündüğümüze kuvvet verir bir keyfiyettir; ümîd ve tahminimizi tasdik ediyor.
Hulûsi
72
17. Her işimde Allah’a dayandığım için ümitsizliğe düşmüyorum
Niyetim büyük, tevfik Hudâ’dan. Yalnız oda cemâatimize Yirmibeşinci Söz’e kadar okudum. Ve inşâallâh devam edeceğim. Emrinize tebean ve duânıza binâen fütûr getirmiyorum. Maddî vazifem oradakinden daha ağırdır. Fakat her umûrumda Allah’a istinâd ettiğim için ümîdsizliğe düşmüyorum. Oradan ayrıldıktan sonraki füyûzâttan istifade etmeyi can u yürekten arzu ediyorum. Nâtamam kalan Otuziki ve Otuzüçüncü Söz’lerin de itmâmına muvaffak olmanızı eltâf‑ı İlâhiye’den niyâz eylerim.
Hulûsi
18. Nurlar ayak altında kalamazlar
Ben burada inşâallâh emânetçi olduğum Sözler’i inâyet‑i Hak’la ve duânız berekâtıyla lâyıklı kulaklara duyurabileceğimi ümîd ediyorum. Üstadım müsterih olunuz, bu Nurlar ayak altında kalamazlar. Onları dellâl‑ı Kur'ân’dan enzâr‑ı cihana vaz'eden Hàlık (Celle Celâlühû) bizim gibi, kimsenin ümîd ve tahayyül etmeyeceği âciz insanlarla bile neşr ve muhâfaza ettirir. Bu işi ben sa'yim ile, kudretim ile kazandım diyen huddâm, o gün görecekler ki, o mukaddes hizmet, zâhiren ehliyetsiz görünen, hakikaten çok değerli diğerlerine devredilmiş olur kanâatindeyim. Bu sebeble oradaki kardeşlerimizden Risale‑i Nur ile çok alâkadar olmalarını ricâ etmekteyim.
Hulûsi
19. Nurlarla çalışılmadan geçen zamana acımak
Risaletü'n‑Nur, Mektûbatü'n‑Nur’un mütâlaası, tahrir edilmesi, başkalara neşr ve tebliğe alâ‑kadri'l-istitâa çalışılması gibi emr‑i hayr-ı azîme, havl ve kuvvet‑i Samedânî ve inâyet ve lütf‑u Rabbânî ile muvaffak olduğum zamanlar ki; bu evkàtta evvelen ve bizzat bu fakir istifade, istifaza, istiâne etmiş oluyor. Bu itibarla mezkûr saatleri çok mübârek tanıyor, firâkına acıyor, o yaşayışın devamını, tekrarını, kesilmemesini ez‑can u dil arzu ediyorum.
73
Fakat ne çare ki: İğtinam edebildiğim kısacık vakitlerde zihnimi sâfîleştirip Nurların karşısına, dolayısıyla Kur'ân’ın mu'cizeleri mecmuasına ve azîz, muhterem Üstadımın medresesine ve ol Seyyidü'l‑kevneyn Peygamberimiz Efendimiz (A.S.M) Hazretlerinin ravza‑i saâdetlerine ve nihâyet Rabbü'l‑Âlemîn Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinin huzur‑u lâmekânîsine çıkıyorum. Bu sebeble cidden o Nurlarla iştigâl etmediğim zamanlar, keşke enfâs‑ı ma'dûde-i hayattan olmaya idiler, diyorum.
Hulûsi
20. Mübârek nurlu pencerelere koşuyorum
Geçen hafta muhtelif iki cemâate Yirmidördüncü Mektûbun Birinci ve İkinci Zeyilleri’ni okudum. Dinleyenler hayran ve bu fakir de o parlak i'câz‑ı Kur'ân’dan âdeta gaşyoldum. Bu eserinizi Risale‑i Nur ve Mektûbatü'n‑Nur’un en münevverleri safında mütâlaa ediyorum. Bugün Cuma idi. Komşumuz Fethi Bey’e onbir ve onüç numaralı Söz’leri okudum. Dünyevî işlerden tahlîs‑i nefis ile iğtinam edebildiğim vakitlerde o mübârek nurlu pencerelere koşuyorum. Rûhî ve manevî gıdâmı almağa ve bulabildiğim böyle bir muhâtabı da hissedar etmeğe çalışıyorum.
Hulûsi
74
21. Hulûsi Bey’in Yirmialtıncı Mektûb hakkındaki hissiyâtı
Yirmialtıncı Mektûb’u büyük sevinçle aldım. Defaatle, dikkatle, merakla, muhabbetle, lezzetle okudum ve neticede “Duânız olmazsa ne değeriniz var.” fermân buyuran Zât‑ı Zülcelâl’e ubûdiyetle intisabım hasebiyle ve abdiyetin tazammun ettiği lisânla kemâl‑i acz ve fakr ve şevkle; tamamen hasbî, bütün mânâsıyla Allah nâmına, bütün vuzûhuyla ehl‑i îmân ve Kur'ân nef' ve hesabına olan maddî, manevî, zâhirî, bâtınî, dünyevî, uhrevî hidemâtınızın mükâfâtını, lütûf ve kerem‑i bînihâyesine münâsib bir tarzda ihsân ve ikram buyurmasını ve Zât‑ı Üstadânelerini her iki cihanda azîz etmesini ol Hàlık‑ı Rahîm ve Kerîm Hazretlerinden abîdâne tazarru ve niyâz eyledim. Ümîdim ﴿اُدْعُون۪ٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْ﴾ fermânının tecellî edeceğindendir.
Muhterem Üstad!
Zâten sizin biz bîçârelerden beklediğiniz yalnız duâ değil mi? Mübârek Sözler hakkında şimdiye kadar mektûblarımda mevcûd olan ihtisasâtımı nâtık, sönük ifâdâtımı Risaletü'n‑Nura takriz yapmak hususundaki niyet‑i üstadânelerine bir şey demeğe hakkım yok. Fakat benim o perîşan ifâdelerim, güneşin yanına mum yakmak kabîlinden olacak ve muhtemelen hakikatteki sönüklüğüne rağmen o Nurların komşuluğundan, âyinedârlığından hisse‑mend olarak nisbî bir parlaklık arzedebilecektir.
75
Risaletü'n‑Nurun müstemi'leri arasında, Sultan Abdülhamid’in devrinde Kerbelâ’da senelerce müderrislik hizmetinde bulunmuş olan Hacı Abdurrahman Efendi nâmında 88 yaşında bir hoca vardır. Her defaki mütâlaadan büyük memnuniyet göstermekte, “Çok istifade ettim Allah râzı olsun.” demekte ve çok duâ etmektedir. Yirmialtıncı Mektûbun Üçüncü Mebhası’nı gayr‑ı ihtiyarî muhtelif rütbede mühim zâtlara okudum. Hepsi “çok doğru, çok güzel” dediler.
Evet bu fakir çok tecrübe ettim ve yakìn hâsıl ettim ki: ﴿وَقُلْ جَٓاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ﴾ ilâ‑âhiri'l-âye‥ âyetinin lâyemût mu'cizesi vardır. Bu defaki mektûbları birkaç defa muhtelif küçük cemâatlere okumak nasîb oldu. Bunların birinde mühim bir âlim de vardı. Cümlesi hayret ve takdirlerini izhâr ettiler.
Benim fikrime gelince: Bütün Risaletü'n‑Nur ve Mektûbatü'n‑Nur, ihtiyac‑ı zamana göre her sınıf ve erbâb‑ı din ve hattâ müfrit muannid olmamak şartıyla, dinsizleri bile ilzam ve iknâ edecek derecededirler. Fakat – dünya bu – sevk‑i menfaat, hırs‑ı câh, küfür ve inâd, gaflet ve kesel, şirk ve dalâl gibi ilâçsız hastalıklara tutulanlar için bu Nurlara karşı göz yummak, görse bilse kabûl etmemek, gördüğünü inkâr etmek, hak ve hakikati reddetmek gibi dîvânelikler istib'âd edilemez. Ma'lûm‑u fâzılâneleri, Allah’ın şu muvakkat misâfirhânesinde insan sûretinde hayvanları eksik değildir. Bu Nurlar intişar etse idi elbette böylelerinin bugün istidlâlen dermeyân edilen dîvânelik hezeyanları da açık olarak görülürdü.
Hulûsi
76
22. Bu eserler bütün sınıflara ve cemaatlere daima mazhar‑ı takdir oluyor
Şu fıkra kardeşim Abdülmecîd’indir
Bu eserler bütün sınıflara ve cemâatlere dâima mazhar‑ı takdir oluyor. Kim görse istihsân eder. Tenkide ma'rûz olacak eserler değil. Fakat derecât‑ı takdir, derecât‑ı fehim gibi mütefâvit ve müteaddiddir. Herkes derece‑i fehmine göre takdir edebilir.
Abdülmecîd
23. Abdurrahman’ın vefatından iki ay önce yazdığı mektup
Hulûsi Bey’in selefi, yirmialtı yaşında vefât eden biraderzâdem merhum Abdurrahman’ın, vefâtından bir‑iki ay evvel yazdığı mektûbdur
بِاسْمِهِ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ
Ellerinizden öper, duânızı dilemekteyim. Sıhhat haberinizi, irşad edici olan “Onuncu Söz” risalenizle beraber Tahsin Efendi vâsıtasıyla aldım; çok teşekkür ederim. Evvelce gerçi emrinize muhâlefet ederek muhterem ve değerli amcamdan ayrıldığıma pişman olmuş isem de ve itâbınıza müstehak olmuş isem de bu da mukadder imiş. Ve Cenâb‑ı Hakk’ın emir ve irâdesiyle ve belki de bizim için hayırlı olduğu için oldu. Binâenaleyh ben cehâlet sâikasıyla bir kusur yaptım ve belâsını da çektim. Bundan sonra çekmemek için affınızı ricâ ve duânızı dilerim.
77
Azîz mamo! (❋) Şunu da şurada arzedeyim ki; himâye ve himmetiniz sâyesinde din ve âhiretime dokunacak ef'âl ve harekâttan kendimi muhâfaza ettim ve etmekte berdevamım. Gerçi dünyanın değersiz çok musîbetlerini gördüm ve çektim ve birçok da lezâiz ve safâsını gördüm, geçirdim. Hiçbir vakit ve hiçbir zaman unutmadım ki; bunların hepsi hebâ olduğu ve dünyanın Allah için olmayan lezâiz ve safâsı neticesi, zillet ve şedîd azâb olduğu ve dünyada Allah için ve Allah’ın emir buyurduğu yollarda çekilen ve çekilmekte olan mezâhim neticesi, sonu lezzet ve mükâfât verildiğini bildiğim ve îmân ettiğimden, fenâ şeylerin irtikâbından kendimi muhâfaza edebildim. Bu his ve bu fikir ise terbiye ve himmetinizle zihnimde ve hayâlimde yer yapmıştır. Hakikat böyle olduğunu bildiğim için bütün meşakkatlere şükür ile beraber sabretmekteyim.
Şimdi amcacığım ve büyük Üstadım!
Habîs olan nefsimle mücâdele edebilmek ve onun hevâî ve bilâhare elem verici olan arzularını yapmamak ve dinlememek için teehhül etmek mecburiyetinde kaldım ve şimdi artık her cihetle Cenâb‑ı Hakk’ın lütûf ve keremiyle rahatım. Kimsenin dediğini, şer ise duymamazlığa gelir ve kimse ile fenâ hasletleri kapmamak için ihtilât etmemekteyim. Dâirede müddet‑i mesâîden hariç zamanlarımı kendi evimde Cenâb‑ı Hakk’ın şükrü ile geçiriyorum. Bundan başka ey amca! Sizden sonra şimdiye kadar en çok beni îkaz ve fenâ şeylerden men'eden, üstad‑ı a'zam ve mürşidim olan bu âyet‑i kerîmeden duyduğum ve hissettiğimdir: ﴿﷽﴾﴿اَلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلٰٓى اَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَٓا اَيْد۪يهِمْ وَتَشْهَدُ اَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ﴾ Ve öyle biliyorum ki, o gün de pek yakındır. (Hâşiye‑1)
اَللّٰهُمَّ لَا تُخْرِجْنَا مِنَ الدُّنْيَا اِلَّا مَعَ الشَّهَادَةِ وَالْا۪يمَانِ
Duâm bu ve i'tikàdım böyledir ve böyle de îmân ederim: (Hâşiye‑2)
78
اٰمَنْتُ بِاللّٰهِ وَمَلٰئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَبِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَبِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ مِنَ اللّٰهِ تَعَالٰى وَالْبَعْثُ بَعْدَ الْمَوْتِ حَقٌّ اَشْهَدُ اَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ (Hâşiye‑3)
Biraderzâdeniz Abdurrahman
24. Onuncu Söz, Abdurrahman hakkında bir mürşid‑i hakikî hükmüne geçmiştir
Demek Onuncu Söz, onun hakkında bir mürşid‑i hakîki hükmüne geçmiştir ki; birden onu derece‑i velâyete çıkararak şu üç kerâmeti söylettirmiştir. Benden sekiz sene evvel ayrılmış, Onuncu Söz eline geçmiş, mektûbunun başında söylediği gibi çok azîm istifade edip sekiz sene zarfında aldığı kirleri onunla silmiştir. Hattâ tayyedilmiş, mektûbunun diğer bir parçasında Onuncu Söz’ün şevkinden demiş: “Yazdığın Sözler’in hepsini bana gönder, kendi hattımla herbirisinden otuzar nüsha yazar ve yazdırırım. Tâ intişar edip kaybolmasın.” İşte böyle bir kahraman vârisi kaybettim. Rûhuna El‑Fâtiha.
Said Nursî
79
Yirmiyedinci Mektûbun Zeyli ve İkinci Kısmı
25. Risale‑i Nur’un insanlar üzerinde bıraktığı tesir
Hulûsi‑i sânî ve büyük bir âlim olan Sabri Efendi’nin fıkralarıdır.
Meb'ûs‑u âlem Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz Hazretlerinin, insanları hayrette bırakan ve cüz'î şuûru olana îmân‑ı kâmil bahşeden fevkalhad ve hàrikulâde, ma'nen bin envâ'‑ı Mu'cizât-ı Ahmediye’yi ihtiva eden ve pek àlî ve azîm kıymeti müsbet ve müsellem bulunan Ondokuzuncu Mektûbun dördüncü cüz'ünü; nazar ve teveccüh‑ü fâzılânelerinde mingayr‑i haddin vekilleri bulunduğum mümâileyh Hulûsi Beyefendiye irsâl kılınmak üzere istinsaha başlamıştım.
Bin mu'cize‑i Muhammediye münderic olan Ondokuzuncu Mektûb, mukaddimen dahi arzedildiği vechile arzumun fevkınde pek ziyâde ulvî ve nurânî mebâhis ve vekâyi‑i risalet-meâbiyeyi beyân ve müjde ile rûh ve kalb‑i âcizîyi bahar‑ı âlem gibi gül ve gülistanlığa çevirmiştir. Bu hususta kalben hisseylediğim duygulardan mütevellid ve lâzımü'l‑arz medh ü senâyı gayet parlak bir tarzda arzetmek ehass‑ı emelim ise de maalesef söylemekten âciz bulunduğumu beyân ile iktifâ ediyorum. Yalnız şu noktayı hissettim ki:
O vekâyi’de siz cismen değilse de fakat rûhen, Server‑i Kâinât Efendimiz Hazretleriyle beraber idiniz tasavvur ediyorum. Zîra o vekâyi‑i mezkûrenin künyesiyle, mevkiiyle, an'anesiyle kat'iyyen müşâhede ve ol vechile nakl ve tahrir buyurduğunuza kàni' ve kàilim.
80
Onaltıncı Mektûbu Atabey’e giderken götürdüm. Ekserî noktalar bir kısım ihvânı ağlattı ve amcazâdem Zühtü Efendi, Onaltı’yı okuyunca, “Şimdiye kadar bilmediğim ve görmediğim nurânî ve pek kesretli sürûr‑u manevîyi ihtiva eden bir pencere bugün kalbimde açıldı. Şu pencereden hâsıl olan netâici yazmak iktidarımın fevkınde ise de avn‑i İlâhîye dayanarak bir arîza ile arzetmek ehass‑ı emelimdir. Nihâyetsiz selâm ve hürmetlerimi tebliğe tavassutunuzu ricâ ederim.” dediler.
Sabri
26. Bu gibi kıymettar eserleri işittikten sonra görmek iştiyakı gittikçe artıyor
Gönül ister ki, hemen Risaletü'n‑Nurun umumunu yazıversem de mâmelekimde bulunan dürr‑i yektâları isti'dâdım nisbetinde mütâlaaya başlasam.
Otuzbirinci elmas külliyatını avn‑i Hak ve inâyet‑i ekremîleriyle iki gün evvel ikmale muvaffak oldum. Ahmed kardeşime ait derkenarı tefhim ettim. Biraz okur ve Onuncu Söz’ü istiyor, fakat bu söz kıymet‑i maneviye itibariyle mevcûdâttan ağırdır. İ'câz‑ı Kur'ân’ın ikinci cüz'ünü hemen hitâm buldurmak üzereyim. Fakat müştâk bulunduğum Otuzikinci Söz’ü dahi lütûf buyuracak olursanız hâsıl olacak memnuniyetimi bir vechile arzetmekten âciz kalacağım. Çünkü, bu gibi kıymetdâr ve mânidâr eserleri işittikten sonra görmek iştiyakı gittikçe artıyor ve bu tabiattan bir türlü kendimi men'edemiyorum.
Sabri
81
27. Yirmi Dokuzuncu Söz’ü istinsah ederken aldığım nasihat
Bu defa istinsahına muvaffak olduğum nurlu Yirmidokuzuncu Söz’de, melâike denizlerinde sefâin‑i Kibriyâya yapışarak seyran ederken ve beşerin hatâ‑savâb işlediği ef'âli kat'î olarak umumî yoklama defter‑i kebîrinde okunacağını, nef' ve zarar hiçbir şeyin mektûm bırakılmayacağını şiddetle ihtar eden bekà‑i rûh âlemini temâşâ ederken; matlab‑ı a'lâ ve maksad‑ı aksa olan ba's ve mahkeme‑i kübrâ’nın ahkâmını kable'l‑vukû' makam‑ı istimâ'da dinlerken ve bilhassa “Medârlar” merdivenlerinden àlî makamlara manevî suûd ederken, hele Onuncu Medâr ve Üçüncü, Dördüncü Mes'elelerde deniz dalgıçları gibi deryâ‑yı maneviyatta dalıp yüzerken o kadar envâr‑ı hakàik-ı kibriyâya ve ezvâk‑ı letâif-i ulyâya müstağrak oldum ki, arz ve ifâdeden âcizim.
Sabri
28. Müşrik ve münkirleri mağlûp eden Otuzuncu Söz’ü istinsah ettim.
Müşrik ve münkirleri mağlûb ve ilzam eden ve son sistem malzeme‑i cihadiye-i vahdâniyeyi hâvî ve câmi', kuvvet ve resâneti çelik, kıymet ve ehemmiyeti elmas ve cevâhir ve akik bir kale‑misâl olan Otuzuncu Söz’ü istinsaha muvaffak oldum.
Sabri
82
29. Sözler’le beraber olmaktan duyulan memnuniyet
Sözler sâyesinde şu bir seneyi mütecâviz bir müddetten beri şevk ile taallüm, inâyetle tefeyyüz, terğîb ile tenevvür, hâhişle telezzüz, işâretle tahalluk, tedrîcle tekemmül tarîkinde ilerlemeğe sâî bulunduğum bu muayyen müddetin bir gününe, sâbıkan geçirmiş olduğum umum hayatımın bile mukâbil olamayacağı kanâatindeyim.
Sabri
30. Sözler hâzık bir doktordur
İkinci bir Sabri olan Ali Efendi’nin bir fıkrasıdır
Sözler öyle hâzık bir doktordur ki, gözsüzlere hidayet‑i Hak ile göz, ve kalbsizlere inhidam‑ı kat'iyyeye uğramamış ise kalb, ve şuûrunda çatlaklık yoksa tenvir ile düşünceye sevk, ve “nereden, nereye, necisin?” suâl‑i müşkülün halli ile insanlığın iktiza ettiği insaniyeti bahşediyor.
Ali
83
31. Nur Fabrikasından her nevi teçhizatı almanın farz olduğunu bilmek
Yine Sabri’nin
Sözler nâmında olan bahr‑i muhît-i Nur’da iki seneyi mütecâviz bir zamandan beri, seyr ü seyahatimin semere ve neticesini görüp bilmek hususunda şimdiye kadar zemin ve zaman müsâid olmadığından, sermâye‑i ticâretimin ne derecelere çıktığında; daha doğrusu bir ticâret edinebildim mi, yoksa edinemedim mi, mütereddid ve mütehayyir idim. Hamden‑lillâh bu şehr‑i rahmet ve mağfirette, inâyet‑i Rabbâniye ve muâvenet‑i Peygamberiye ve himemât ve daavât‑ı Üstadâneleri berekâtıyla sermâye‑i ilmiye-i evveliye-i bendegânemin yüzde doksandokuz derece yükseldiğini fehmettim. O menâbi'‑i ilmiye ve temsîlât‑ı hakîkiye, meclislerimi o kadar tezyîn ve tenvir etmektedir ki, arzetmekten âcizim. Beşerin pek ziyâde ayağını kaydıran şu asırda, gayetle hàrika ve fevkalhad cihâzât ve malzemeyi neşreden Nur fabrikasından her nev'i techizâtı almak farz olduğunu bilip her türlü senâ ve sitâyişe bihakkın sezâ ve lâyık bulunan ve hiçbir sûretle riyâya hamli imkânsız olan müessese sâhib‑i a'zamına, ne derecelerde îfâ‑yı şükrân ve arz‑ı minnetdârî eylesem yine hakkıyla vazife‑i zimmetimi edâ etmiş olamayacağım.
Sabri
84
32. Yirmisekizinci Söz Hakkında Sabri Bey’in Hissiyâtı
Çoktan beri rûh‑i kemterânemin son derece müştâk bulunduğu ve her bir kelimesi birer elmas mahzeni olan şu Yirmisekizinci Risale‑i pür-nurlarını “lehü'l‑hamd” kırâat ve istinsaha muvaffak oldum. Şu altun‑misâl hurûfâttan mürekkeb elmas menba'ının derece‑i kıymet ve rağbet ve ehemmiyetini arz ve ifâde hususunda (mübâlağa olmasın) mümkün olsa idi, şu risale‑i kıymetdârînin hakàik‑ı nâmütenâhîsini muvazzıh ve câmi' bir çok kelimâtın vaz' ettirilmesine çalışacaktım ki, hakikat lâyıkıyla ifâde edilsin. Zîra Hàlık‑ı Âlem Hazretleri, şu mükevvenâtı halk ve icâd ve her birini birer vazife ile tavzif ve ecel‑i âlemin hulûlünde mes'ûliyet noktasında bu dünyada acz ve fakr ve za'f ve ihtiyacını fehm ve idrak ederek, kavânîn‑i ezelîye ve desâtir‑i Rabbâniyeye imtisal ve ittibâ' edenlere şu mevzû‑i bahs Cennet gibi bir ni'met ile i'zâz edecek ve ale'l‑husus Cennet’te en büyük ni'met, Cemâl‑i bâ-Kemâl-i Rabbâniyeyi müşâhede ve müşerrefiyet‑i uzmâ olduğundan, şu fânî âlemdeki herşey binnetice Cennet’e nâzır ve hayran olduğu ve şu hakàikın menba'ı olan Furkàn‑ı Mübîn ve Kur'ân‑ı Azîmin ebvâb‑ı müteaddidesini feth ve esrâr‑ı gûnâ-gûnuna ıttılâ' ile deryâ‑yı hakàika dalmak herkese müyesser olmadığından, beş suâl ve beş cevab miftâh‑ı hakîkisiyle o künûz‑u mütenevvia kapılarını açıp pek yakından ve kemâl‑i sarâhatle gösterilmesi ciheti, değil bu abd‑i âcizin kàsır aklı, belki oldukça yüksek zekâlara mâlik olanların bile takdirine hakkıyla şâyân olduğunu kàil ve kàni'im.
Sabri
33. Sözler'deki güzel üslûp ve gayelere duyulan hayranlık
Kemâl‑i ulviyet ve kıymet‑i bînihâyesini arz ve ifâdeden âciz bulunduğum şu Sözler’deki àlî ve azîm üslûb ve gayeler, bu abd‑i pür-kusuru ihyâ ve âdeta “ba'sü ba'de'l‑mevt” hâline getirdi ve “Siyah Dutun Bir Meyvesi” nâmıyla müsemmâ, Avrupa meftûnlarına endaht edilen altun topun elmas güllelerini gördüm, hayran oldum.
Sabri
85
34. Yirminci Mektub hakkında Sabri Bey’in Hissiyâtı
Yirminci Mektûb’u yazarken vaktimin adem‑i müsâadesi cihetiyle çabuk yazmağa fazlaca sa'y ettiğimden sathî bir nazar ve kırâat edildi. Derince düşünüp zihnimde takarrur ettiremedim ise de, müsâade‑i fâzılâneleri ile şu hakikati arza ictisâr ediyorum ki; bu Mektûb‑u azîmü'l-mefhûm, şimdiye kadar tesyâr buyurulan umum Nur Risalelerinin hülâsatü'l‑hülâsa zübdesi ve menba'‑ı amîki olduğuna müşâhedemle beraber; tafsilât ve teşrîhât hususunda dahi zevi'l‑akıl olanlar için İbare‑i Arabî ile tahrir buyurulan ve yedi fıkra‑i mânidâr ve Türkçe meâllerinde münderic olduğuna kanâat‑ı kâmilem mevcûd bulunduğunu arz ile başkaca bir arzu daha uyandırdı ve dedim:
“Âh, Hudâ‑yı Müteâl ve Vâhibü'l‑A'mâl Ve'l-Âmâl Hazretleri tevfikat‑ı Samedânîsini ihsân buyursa da, Üstad‑ı àlî-kadrimden ‘fenn‑i ilm-i kelâm’ı taallüm ile tefeyyüz edebilsem.” dedim. Ve bu arzu kalb‑i bendeleride ilelebed merkûz kalacaktır ki, bu da kıymet‑i bîpâyânını hissedip ulviyet ve kudsiyetini hakkıyla ifâdeden âciz bulunduğum Yirminci Mektûb‑u merğûbdan mütevelliddir.
Sabri
35. Birinci Söz’ün ne kadar manidar olduğunu insan olan hisseder
Hele Birinci Söz’de Besmelenin derece‑i ehemmiyeti ve sûret‑i temsîliyesi şâyân‑ı takdir ve hayrettir. Öteden beri her kitabın ibtidâsında “Besmele, Hamdele, Salvele”nin zikrinin vücûbu, hoca efendilerimiz tarafından beyân edilmiş ise de, bu gibi nefsi iskât edecek bir temsîl işitilmediğinden bu derece zihinde takarrur ve temerküz etmemişti. Şu temsîl, Besmele Sözü olan Birinci Söz’de ne kadar musîb ve mânidâr olduğunu insan olan takdir eder.
Sabri
86
36. Sözler'i okurken mücevher definesinde olduğunu hissetmek
Üç kitaptan Yirminci Söz’ü ilk defa okudum. Habl‑i Metîn-i İlâhî ve Kanun‑u Mübîn-i Rabbânî olan Kur'ân‑ı Azîmü'ş-Şân’da, şu son asırda vücûda gelen ve frenklerin medâr‑ı iftiharları bulunan tahte'l‑bahir, tayyare, vesâire gibi eşyaya, bin üçyüz küsûr sene mukaddem işâretle ifâde edildiğini öğrenerek Kitab‑ı Mübîn’in mâzi ve müstakbelden vermekte olduğu ihbarât‑ı gaybiye ve sâdıka ve beyânât‑ı hàrika, dost ve düşmanı meftûn ve hayretlerde bıraktığı cihetle bir kat daha i'câz‑ı Kur'ân’ı isbât ve te'yid etmiştir. Yirmiüç ve Otuzuncu Söz’lerin baş taraflarından üçer, beşer sahife okuyabildim. Mahzen ve medfen‑i mücevherâta rastgelmiş bir fakir gibi hangi cevheri alacağımı harîsâne düşünüyorum.
Sabri